Kolektif – Bitmeyen Hikâye (2022)

İnsanoğlunun salgınlarla macerasına tarihsel perspektiften bakan eşsiz bir derleme.

‘Bitmeyen Hikâye’, COVID-19’dan başlayarak insanlık tarihine damga vurmuş veba, cüzam, çiçek, kolera, frengi, sıtma, tüberküloz, influenza, trahom ve HIV gibi pek çok hastalığın izini sürüyor.

İki yılı aşkın süredir küresel salgın COVID-19 ile beraber yaşıyoruz.

Salgın gündelik hayatımıza karantina, seyahat sınırlamaları, sosyal mesafe, dezenfeksiyon ve maske kullanımı gibi alışkanlığa dönüşen yeni zorunlulukları dahil etti.

Hastalığın yayılma hızı ve ortamı, varyantların ortaya çıkışı, tedavi alternatifleri ve özellikle de aşı meselesi hala önemli bir gündem maddesi olarak zihinlerimizi meşgul etmekte.

Esasen hayatlarımızda yaşadığımız bu değişim, tarihsel perspektiften değerlendirildiğinde hiç de yeni değil.

Veba, cüzam, çiçek, kolera, frengi, sıtma, tüberküloz, influenza, trahom ve HIV gibi pek çok hastalık ortaya çıktığı ve yayılım gösterdiği zamanlarda, binlerce hatta milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine sebep olurken bir yandan da toplumsal ve bilimsel devrimlere öncülük etti.

Toplumsal Tarih dergisinde yayınlanan özel sayıyı temel alan bu derleme, yeni yazı ilaveleriyle salgın hastalıklar tarihini kamu sağlığı pratikleri perspektifinden bütüncül bir şekilde ele alırken, salgını tecrübe eden 21. yüzyıl bireylerinin “bitmeyen hikaye”nin bir parçası haline nasıl geldiklerini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kolektif – Bitmeyen Hikâye: Küresel Salgın Çağında Tarihe Yeniden Bakmak (Salgın Hastalıklar ve Kamu Sağlığı Pratikleri), editör: İsmail Yaşayanlar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 388 sayfa, 2022

Kolektif – Sabiha Sertel (2022)

Sabiha Sertel’in Türkiye sol tarihinde unutulmaz yeri var.

Bu çalışma da, Sertel’in entelektüel mirasını irdeleyen araştırmacıların metinleri ile Sertel’e dair kişisel tanıklıkları bir araya getiren çok değerli bir derleme.

Sertel 1895’te Selanik’te doğdu.

1919’da çıkan Büyük Mecmua’da “Türk Feminizmi”ni ilk kez ismiyle zikreden kendisidir.

Evliliği de sıra dışıydı.

İlk kez Yahudi Dönme cemaatinden bir kadın, cemaat dışında bir evlilik gerçekleştirdi.

Zekeriya Sertel ile evlilikleri İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yüksek düzeyde ilgisine mazhar oldu.

Dahası mahkemede yargılanan ilk Türk kadın gazetecidir.

Üstelik çok fazla bilinmese de Amerika’da sosyal hizmetler eğitimi alarak memleketin ilk sosyal hizmetler uzmanı vasfını kazandı.

Yazdığı yazılar nedeniyle basında sıkça polemiklerle karşı karşıya kaldı.

1937’de dönemin Cumhuriyet gazetesinin hedefindeydi.

Bu yazılarda kendisine “Bolşevik Dudu”, “vatan haini” bile dendi.

Dönmeliği ve Yahudi kökleri teşhir edildi.

Sabiha Sertel yine sözünü esirgemedi ve yazmaktan vazgeçmedi.

Sertel, “Fikre Artık Yeter Tahakkümünüz” başlıklı yazısını yazdığında tarih 5 Kasım 1945’i gösteriyordu, 50 yaşındaydı ve daha Tan Gazetesi’nin bir baskın sonucu talan edilmesi ve yıkıma uğratılmasına neredeyse bir ay vardı.

Türkiye Komünist Partisi üyesiydi.

Sürgüne gittikten sonra partiye yardımcı olmak için altı ülke (Fransa, Macaristan, Almanya, Çekoslovakya, Bulgaristan, Sovyetler Birliği) değiştirdi.

1968’de Bakü’de hayata gözlerini yumdu.

Bu derleme, onun farklı entelektüel alanlara yaptığı katkıları odağına alan araştırmacıların ve kişisel tanıklıkların ışığında kendisinin yaşamına başka açılardan bakmayı amaçlıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Mehmet Ö. Alkan, Aynur Soydan Erdemir, Nur Deriş, Barış Çatal, Bengü Aydın Dikmen, İnci Özkan Kerestecioğlu, Çiğdem Akanyıldız-Gölbaşi, Aylin Özman, Kadir Dede, Ömer Durmaz, Özlem Özkal, Hülya Öztekin, Korhan Atay ve Gül Benderli.

  • Künye: Kolektif – Sabiha Sertel: Hayatı ve Entelektüel Mirası, hazırlayan: Barış Çatal, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, inceleme, 252 sayfa, 2022

Kolektif – 1821 Yunan Devrimi (2022)

1821’de başlayan Yunan bağımsızlık savaşı üzerine çok zengin bir derleme.

Kitap, devrimin belli başlı dinamikleri ile farklı sosyal sınıfların devrime nasıl katkı sunduklarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Yunan bağımsızlık savaşının aktörleri ‘devrim’ ve ‘yerel ve ulusal kimlik’ gibi kavramları nasıl algılıyorlardı?
  • Yunan devriminin öncülerinin oynadıkları rol neydi ve kişisel güzergâhları nasıl şekillenmişti?
  • Farklı sosyal sınıflar devrime hangi saiklerle katılmışlardı?
  • Devrimin liderliği için siyasi mücadele ve çatışma mevcut muydu?
  • Yunan ulusal mücadelesinin enternasyonal bir etkisi var mıydı ve 19. yüzyılın uluslararası hareketleriyle ilişkisi neydi?
  • Avrupa’dan devrime katılan Filhelenler ne uğruna savaştılar?
  • Osmanlılar Yunan devrimine nasıl tepkiler verdiler?

Modern Yunan devletinde devrimin hafızası nasıl inşa edildi?

Bu sorulara aydınlatıcı yanıtlar veren kitap, aynı zamanda 200. yıldönümü vesilesiyle 1821 Yunan devrimine ilişkin çağdaş Yunan tarihyazımının yeni yaklaşımlarının örneklerini Türkiyeli okura ulaştırıyor.

Kitap, Yunan devrimiyle ilgili Türk tarihyazımında var olan boşluğu bir nebze doldurmaya çalışıyor.

Yunan devriminin Tepedelenli Ali Paşa’nın sonu ve yeniçerilerin imhası ile eş zamanlı olarak gerçekleşen ve Osmanlı topraklarındaki başka milli hareketlerin takip ettiği ilk ulusal devrim olduğunu düşünürsek bu boşluk daha da büyük önem kazanıyor.

Çalışma, Türkiyeli okura 1821 Yunan devrimini ve onun öznelerini, Güneydoğu Avrupa’nın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihini etkileyen dinamik bir değişim süreci olarak sunuyor.

  • Künye: Kolektif – 1821 Yunan Devrimi: Yunan Tarihyazımında Yeni Yaklaşımlar, hazırlayan: Konstantina Andrianapoulou ve Anna Vakali, çeviren: Fulya Aktüre, Aslı Damar-Çakmak, Güneş Fındıkoğlu, Defne Orhun, Ayşe Gülsevin Tamer ve Altuğ Yılmaz, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 325 sayfa, 2022

İ. Arda Odabaşı – Osmanlı Matbuat Kapitalizmi ve Milliyetçilik (2021)

Balkan Savaşları’yla birlikte Türk milliyetçiliğinin kitleselleşmesi, kapitalist yayıncılığın desteği sayesinde mümkün oldu.

Arda Odabaşı, 1913-1914 senelerinde gerek Osmanlı medya sisteminin dönüşümü gerekse Türkçülüğün yükselişi, Balkan Savaşları ve 1913-1914 Boykotu’nun statükoyu sarstığı koşullarda matbuat kapitalizmi ile Türkçülüğün nasıl etkileşime girdiğini ortaya koyuyor.

Bu zaman diliminde payitahtta gözlenen matbu canlanma, ifadesini en başta bir dergi patlamasında bulur.

Milliyetçi tonlar da içeren dergi furyası, Osmanlı matbuat kapitalizminin yeni atağını ve artık “Türk matbuat kapitalizmi” yoluna girişini temsil eder.

Milliyetçiliğin yükselişi bir yönüyle, kendileri milliyetçi ve hatta Türk olsun veya olmasın, kâr amacı güden yayıncıların dahliyle ilgilidir.

“Kitaphane/kütüphane” olarak anılan bu yayıncı kitapçılardan başka, genç yazarlar, matbuat emekçileri ve seyirci okurlar da sürecin dinamik unsurları olarak göze çarpar.

Kapitalist yayıncılığın geliştiği koşullarda görsellik, promosyon ve reklam gibi araçlar öne çıkarken piyasadaki rekabet, ifadesini giderek şiddetlenen polemiklerde bulur.

Kökeninde ticari çıkar ve rekabet yatan polemikler siyasi ve ideolojik kisvelere bürünür, ulvi ideallerle perdelenir.

Gazete, dergi, yıllık gibi süreli yayınların, her formda kitabın, panorama, albüm, fihrist, katalog, broşür, fotoğraf, kart, kartpostal, el ve duvar ilanı, afiş gibi matbu türlerin, dönemin yeni kitle iletişim aracı sinemanın toplamından müteşekkil “medya sistemi”, mücadelenin ve dönüşümün arenası olur.

  • Künye: İ. Arda Odabaşı – Osmanlı Matbuat Kapitalizmi ve Milliyetçilik (1913-1914), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 410 sayfa, 2021

Mesut Yolal – Osmanlı’da Kumar ve Şans Oyunları (2021)

Osmanlı’da kumar ve şans oyunları üzerine sağlam bir inceleme.

Mesut Yolal, sokaklarda, mezarlıklarda, kışlalarda, hapishanelerde, evlerde, kahvehanelerde, meyhanelerde, kulüplerde toplumun farklı kesimlerinin kayda geçen ilgi çekici kumar maceraları sunuyor.

Kumar, görülmek istenmeyen ve bir oyun sürecinden çok daha fazlasını içerisinde barındıran gizemli bir dünya.

Öyle ki, kazanma ve kaybetmenin çok daha ötesine geçen yaşanmışlıklar barındırır, öyle ki bir ucu aşka, bir ucu cinayete ve diğer ucu intihara uzanır.

Bireyi ve çevresini derinden etkileyen bir olgunun yaratmış olduğu derin izler kuşaktan kuşağa aktarılır.

Yolal’ın çalışması da, tam da bu tür hikâyelerin nitelikli bir dökümünü sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Mesut Yolal – Osmanlı’da Kumar ve Şans Oyunları (1800-1923), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 2021

Burcu Belli – Osmanlı’da Fuhuş (2021)

Osmanlı, uzun zaman görmezden geldiği fuhşu, nasıl oldu da aniden ajandasına aldı?

Burcu Belli, 1879 ve 1884 yıllarında yayınlanan iki nizamname ile Osmanlı’da meşru hale gelen kayıtlı kadın fuhşuna odaklanıyor.

Fuhuş, Osmanlı tarihyazımında son zamanlarda popüler olmaya başlayan konulardan biri.

Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminin anahtar kelimelerinden birisi olan modernliği fuhuş yaptırımları üzerinden analiz etmesiyle dikkat çekiyor.

Osmanlı ve Türk tarihyazımında en çok tartışılan konulardan birisi de II. Abdülhamid’in iktidar yılları.

Abdülhamid gibi muhafazakârlığı övünülen ya da yerilen bir padişahın kadın fuhşunu meşru hale getirmesi tartışmalı bir konu.

Bu çalışma modernlik, merkezileşme, bürokratikleşme gibi süreçleri kayıtlı kadın fuhşu üzerinden değerlendirdiği gibi, devletin modernleşme ile bürokratikleşme süreçlerinde karşılaştığı zorlukları da fuhuş üzerinden anlatıyor.

  • Künye: Burcu Belli – Osmanlı’da Fuhuş: Abdülhamid Dönemi’nde Kayıtlı Fuhuş / Devlet ve Modernlik (1876-1909), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 2021

İhsan Erdinçli – Keyif, Günah ve Suç Arasında (2021)

Osmanlı’da içki kültürü, meyhaneler ve müdavimleri üzerine çok iyi bir inceleme.

İhsan Erdinçli’nin çalışması, genel kanının aksine, Osmanlı’nın İstanbul’un bütününde içki tüketimi ve meyhaneleri kökten yasaklamaya dönük bir politika gütmediğini savunuyor.

Osmanlı’da içki; İslâm hukukunun etkisiyle şer‘en ve kanunen yasaklanmış, hatta padişahlar gerekli gördükleri zaman yayınladıkları fermanlar aracılığıyla genel içki yasağı getirmiş, meyhaneleri de kapatmıştı.

Özellikle içki ve meyhane yasakları uygulayan IV. Murat ve cezalandırılacağını bile bile padişahın karşısında içki içme cesareti gösteren Bekri Mustafa’nın hikâyesi, içki tüketimini yasaklama ve buna yönelik karşı çıkışların popüler anlatıdaki bir yansıması olarak konuya ilgi duyan herkesçe bilinir.

Devlet idaresi açısından yasak, dini bakımdan ise günah olmasına rağmen hem canlarını hem de ahretlerini tehlikeye atma pahasına Osmanlı toplumunun çeşitli kademelerinde yer alan Müslümanlar arasında içkiden uzak duramayanlar önceki ve sonraki yüzyıllarda da oldu.

On dokuzuncu yüzyılın ortalarına gelindiğindeyse cezalandırılma korkusu yaşamadan meyhanelere giden, mekân içerisinde yaşadığı sorunları dava edebilen, içki adabı konusunda edindiği tecrübeleri paylaşmaktan çekinmeyen kimselerle karşılaşmak olasıydı.

Dikkate alınması gereken önemli bir konu, gayrimüslim Osmanlı tebaasına yine İslâm hukuku çerçevesinde sınırlı bir serbestiyet tanınmış olması.

Üstelik genel içki ve meyhane yasakları her padişah tarafından uygulanmadı.

Hatta müdahalelerde bulunanlar dahi bir süre sonra genel yasakları kaldırmıştı.

O halde hukukî meşruiyeti olan içki tüketimine ve meyhanelere yönelik yasaklayıcı yaklaşımın mantığı nedir?

İşte bu çalışma, genel kanının aksine, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’un bütününde içki tüketimi ve meyhaneleri kökten yasaklamaya dönük bir politika gütmediğini ileri sürüyor.

Esasında Müslümanlara yasak olan içki ve meyhaneler; genel olarak asayiş ve düzen merkezli bir yaklaşımla geniş çaplı ihlaller ve tehditler yaşandığında geçici sürelerle genel yasak kapsamına alınmıştı.

Bunun dışında Osmanlı’da, 19. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren içki, saklanması gereken bir alışkanlık olmaktan çıkarak bazı kesimlerce modern görünmenin bir parçası haline gelmişti.

  • Künye: İhsan Erdinçli – Keyif, Günah ve Suç Arasında: Osmanlı’da Meyhaneler ve Müdavimleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 2021

Noriko Nakayama – Köy Kadını, Modernite ve İslam (2020)

Bir Japon sosyal bilimcinin gözünden, 1990’ların Türkiye’si üzerine muazzam bir antropolojik okuma.

90’larda Zonguldak Ereğli’de bir yıl kalmış Noriko Nakayama’nın çalışması, köy kadınının yaşamında gelenek ve modernitenin rolünü ayrıntılı bir bakışla resmediyor.

Sosyolojik, antropolojik çalışmaların büyük çoğunluğu, kadın ve İslam konusunda genellikle şehirli kadınların konumunu merkeze alarak tartışır.

Nakayama’nın incelemesi ise, yaşayan köy geleneğinin içinde İslam’ın, açık veya kapalı olmanın anlamını irdelemesiyle konuya farklı bir yerden bakıyor.

Kitabın asıl katkısı ise, Kemalist, muhafazakâr yahut liberal gibi özünde kutuplaşmaya sebebiyet veren söylemleri dışlayarak ele aldığı coğrafyadaki kadını olduğu gibi aktarabilmiş olması.

Özellikle Zonguldak Ereğli’nin bir köyünde kadınların modern yaşamın içinde Cumhuriyet’in kurumlarını, değişen toplumsal koşulları ve köyün özgün kültürünü nasıl birleştirdiklerini gözler önüne sermesiyle dikkat çeken çalışma, modern toplumsal gerçekliğin tek bir şablondan ziyade çok yönlü bir açıklama gerektirdiğini bir kez daha vurgulamasıyla önemli.

Köy kadınının gelenek ve modernite ile nasıl bir ilişki kurduğuna yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Noriko Nakayama – Köy Kadını, Modernite ve İslam: Bir Antropoloğun Gözünden 1990’ların Türkiyesi, çeviren: Tolga Özşen, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, antropoloji, 208 sayfa, 2021

Görkem Doğan – Neoliberalizm, İşçiler ve Direniş (2021)

12 Eylül 1980 darbesi, bütün olanaklarıyla üzerine gitmesine rağmen işçi hareketini boğamadı.

Bu sayede 1990 kışındaki, ikisi de birbirinden etkili Büyük Madenci Yürüyüşü ve onun öncesinde de 89 Bahar Eylemleri yaşanabildi.

Ve yine bu sayededir ki acımasız neoliberal politikaları uygulamaya koyan ANAP iktidarı, tarihin çöplüğündeki yerini aldı.

İşte Görkem Doğan’ın bu harikulade çalışması da, işçilerin 80’lerdeki bu protesto döngüsünü çok yönlü bir bakışla anlamlandırmasıyla önemli.

Görkem burada,

  • Seksenli yıllardaki işçi hareketinin, işçilerin altmışlı ve yetmişli yıllardaki deneyimlerinden ve hatta kadrolarından nasıl yararlandığını,
  • İşçi hareketinin seksenlerin tam sonuna denk gelen bu yükselişinin ardındaki dinamikleri,
  • Netaş Grevi’nden itibaren ortaya çıkan pek çok küçük grev ve başka işçi eylemlerinden oluşan protesto döngüsünün nasıl adım adım yükseldiğini,
  • Bunun dönemin siyasal süreçleriyle nasıl ilintili olduğunu,
  • Bu kitle seferberliğinin ANAP iktidarının devrilmesine ne gibi katkılarda bulunduğunu,
  • Ve bu hareketin canlılığını doksanlı yılların başından itibaren kamu emekçilerinin sendikalaşma hareketi ve öğrenci hareketine devredişini ayrıntılı bir bakışla izliyor.

Kitap, seksenlerdeki bu protesto döngüsünü irdelediği kadar, bu deneyimden ne gibi dersler çıkarabileceğimiz üzerine de düşünüyor.

  • Künye: M. Görkem Doğan – Neoliberalizm, İşçiler ve Direniş: Özal’a Karşı Geleneksel Sendikanın Mücadelesi (1986-1991), çeviren: Akın Emre Pilgir, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 325 sayfa, 2021

Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu (2021)

Göçebe koyun çobanı ve atlılardan oluşan Oğuz boyu, nasıl oldu da Anadolu’ya egemen oldu?

Claude Cahen, yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan bu kitabında, 11. yüzyıldan itibaren kadınlarıyla, çocuklarıyla, hayvanlarıyla, gelenekleriyle atalarının Orta Asya’sından Anadolu’ya göç etmeye başlayan Türklerin serüvenini izliyor.

Cahen, Malazgirt Savaşı’ndan sonra Alp Arslan’ın Bizans Anadolu’sunu fethetmek gibi bir arzusu, yahut belirli siyasi amacı olmadığını, fakat hiçbir askeri veya idari dirençle de karşılaşmadığını ortaya koyuyor.

Aynı zamanda Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kapsamlı bir tarihi olarak okunabilecek kitap, 13. yüzyıldan itibaren yeni gelen Türkmenlerin, yerli köylülerle iyi kötü barış içinde yaşayan bir grup olarak Anadolu’ya iyice yerleşmelerini sağlayan koşulları çok yönlü bir bakışla aydınlatıyor.

  • Künye: Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu, çeviren: Erol Üyepazarcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 420 sayfa, 2021