Toyin Falola — Sömürge Dönemi Afrika’sında Günlük Hayat (2026)

Bu kitap, sömürgeciliği yalnızca siyasal ve askerî bir egemenlik biçimi olarak değil, Afrikalıların gündelik yaşamını kökten dönüştüren kapsamlı bir toplumsal süreç olarak ele alıyor. Toyin Falola, 19. yüzyılın sonlarında Avrupa devletlerinin Afrika’yı paylaşmasıyla başlayan sömürge düzeninin, üretimden aile yapısına, dinden eğitime, kentleşmeden çalışma hayatına kadar uzanan etkilerini inceliyor. ‘Sömürge Dönemi Afrika’sında Günlük Hayat’ (‘Daily Life in Colonial Africa’), sömürgeleştirilen toplumları edilgen kurbanlar olarak değil, değişen koşullara uyum sağlayan, pazarlık eden ve direnen öznel aktörler olarak değerlendiriyor.

Eserin ilk bölümleri, sömürge öncesi Afrika toplumlarının ekonomik, siyasal ve kültürel çeşitliliğini ortaya koyarak Avrupa merkezli “tarihsiz Afrika” anlatısını reddediyor. Ardından Berlin Konferansı sonrasında kurulan sömürge yönetimlerinin yeni sınırlar çizerek farklı toplulukları aynı idari yapılar içinde bir araya getirdiğini, yerel siyasal dengeleri bozduğunu ve geleneksel otoriteleri kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirdiğini gösteriyor. Böylece gündelik hayat, sömürge devletinin vergi sistemi, hukuku ve bürokrasisi tarafından yeniden düzenlendi.

Falola, ekonomik dönüşümü kitabın merkezine yerleştiriyor. Geçimlik üretim yapan köylüler, sömürge ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda pamuk, kakao, kahve, yer fıstığı ve kauçuk gibi ticari ürünler yetiştirmeye yönlendirildi; zorla çalıştırma, vergilendirme ve ücretli emek sistemi milyonlarca insanın yaşamını değiştirdi. Demiryolları ve limanlar yerel kalkınmadan çok doğal kaynakların Avrupa’ya aktarılmasına hizmet ederken, kentler yeni iş olanaklarıyla birlikte toplumsal eşitsizliklerin de büyüdüğü mekânlara dönüştü.

Kitap ayrıca misyoner faaliyetlerinin eğitim, din ve kültür üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde ele alıyor. Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte geleneksel inançlar ve ritüeller baskı altına alınırken, misyoner okulları yeni bir eğitimli seçkinler kuşağı yetiştirdi. Kadınların toplumsal rolleri, aile ilişkileri, sağlık uygulamaları ve çocuk yetiştirme anlayışları da bu dönüşümden etkilendi.

Bununla birlikte Falola, Afrikalıların yeni dinî ve kültürel unsurları bütünüyle benimsemek yerine çoğu zaman yerel geleneklerle sentezlediklerini vurguluyor.

Son bölümde ise sömürge düzenine karşı gelişen direniş biçimleri inceleniyor. Silahlı ayaklanmaların yanı sıra gündelik yaşam içindeki küçük ölçekli itaatsizlikler, kültürel dayanışma ağları, sendikal hareketler ve milliyetçi örgütlenmeler bağımsızlık mücadelelerinin temelini oluşturdu. Falola’ya göre sömürgecilik Afrika’nın toplumsal dokusunda derin izler bırakmış olsa da, Afrikalılar kendi tarihlerini yalnızca sömürünün nesneleri olarak değil, değişime yön veren aktörler olarak yazmışlardır. Kitap, sömürge dönemini büyük siyasal olaylardan çok insanların gündelik deneyimleri üzerinden okuyarak Afrika tarihine daha insani, çok katmanlı ve eleştirel bir perspektif kazandırıyor.

Toyin Falola — Sömürge Dönemi Afrika’sında Günlük Hayat
Çeviren: Tevabil Alkaç • Alfa Yayınları
Tarih • 360 sayfa • 2026

Sally Mitchell — Victoria Dönemi İngiltere’sinde Günlük Hayat (2026)

Sally Mitchell’ın bu kitabı, 19. yüzyıl İngiltere’sinin gündelik yaşamını toplumsal, kültürel ve maddi yönleriyle ele aldığı kapsamlı bir sosyal tarih çalışması. Resmî olaylar ve siyasal gelişmeler yerine sıradan insanların günlük deneyimlerine odaklanan eser, romanlar, dergiler, görgü kitapları, gazeteler ve dönemin diğer yazılı kaynaklarından yararlanarak Victoria Çağı’nın gündelik ritmini yeniden kuruyor. Böylece okura, dönemin yalnızca nasıl göründüğünü değil, insanların nasıl yaşadığını, çalıştığını, eğlendiğini ve birbirleriyle ilişki kurduğunu gösteriyor.

‘Victoria Dönemi İngiltere’sinde Günlük Hayat’ (‘Daily Life in Victorian England’), sanayileşmenin ve kentleşmenin gündelik yaşam üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde inceliyor. Buhar gücü, demiryolları, telgraf ve modern ulaşım ağları gibi teknolojik yeniliklerin çalışma hayatını, haberleşmeyi, seyahati ve zaman algısını nasıl değiştirdiği ele alınırken, bilimsel gelişmelerin de toplum üzerindeki yankıları değerlendiriliyor. Özellikle Charles Darwin’in evrim kuramının din, eğitim ve insanın kendisini algılama biçimi üzerindeki etkileri, dönemin düşünsel dönüşümünün önemli bir parçası olarak ele alınıyor.

Mitchell, Victoria toplumunun gündelik alışkanlıklarını da geniş bir çerçevede inceliyor. Ev yaşamı, aile yapısı, çocukların yetiştirilmesi, eğitim, hizmetçilik, çalışma düzeni ve sınıfsal farklılıklar ayrıntılı örneklerle açıklanıyor. Giyim kuşam, görgü kuralları, yemek kültürü, alışveriş, boş zaman etkinlikleri ve popüler eğlenceler üzerinden farklı toplumsal kesimlerin yaşam tarzları karşılaştırılıyor. Böylece dönemin katı toplumsal hiyerarşilerinin, bireylerin günlük davranışlarını ve sosyal ilişkilerini nasıl biçimlendirdiği ortaya konuyor.

Eser, Victoria ahlakının en belirgin yönlerini de eleştirel bir bakışla değerlendiriyor. Flört, evlilik, cinsiyet rolleri, aile içi ilişkiler, yas tutma gelenekleri ve kamusal davranış kuralları, dönemin güçlü ahlaki beklentileriyle birlikte inceleniyor. Bunun yanı sıra suç, hukuk, yoksulluk, yardım kurumları ve toplumsal denetim mekanizmaları da gündelik hayatın ayrılmaz parçaları olarak ele alınıyor. Böylece Victoria İngiltere’sinin yalnızca disiplinli ve düzenli yönü değil, çelişkileri, gerilimleri ve toplumsal sorunları da görünür hâle geliyor.

Mitchell ayrıca spor, tiyatro, müzik, okuma kültürü ve popüler yayınlar gibi boş zaman faaliyetlerini inceleyerek dönemin kültürel dünyasını ayrıntılarıyla resmediyor. Farklı sınıfların eğlence anlayışları, tüketim alışkanlıkları ve kamusal yaşam deneyimleri karşılaştırılırken, sanayileşen toplumun yeni yaşam biçimleri de açıklanıyor. Böylece Victoria dönemi, yalnızca büyük siyasal ve ekonomik dönüşümlerin yaşandığı bir çağ olarak değil, gündelik hayatın her alanını yeniden şekillendiren kapsamlı bir toplumsal dönüşüm süreci olarak değerlendiriliyor.

Zengin kaynaklara dayanan eser, dönemin maddi kültürünü, toplumsal ilişkilerini ve zihniyet dünyasını birlikte ele alarak Victoria İngiltere’sinin canlı ve ayrıntılı bir panoramasını sunuyor. Tarihsel olayların arkasındaki sıradan insanların deneyimlerini merkeze alan bu çalışma, 19. yüzyıl İngiltere’sinin gündelik yaşamını bütün yönleriyle anlamak isteyen okurlar için temel başvuru kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor.

Sally Mitchell — Victoria Dönemi İngiltere’sinde Günlük Hayat
Çeviren: Tevabil Alkaç • Alfa Yayınları
Tarih • 512 sayfa • 2026

Charles Benn — Geleneksel Çin’de Günlük Hayat (2026)

Çin tarihinin en görkemli dönemlerinden biri kabul edilen Tang Hanedanlığı’nı yalnızca imparatorlar, savaşlar ve saray entrikaları üzerinden değil; gündelik yaşamın ayrıntıları üzerinden anlamaya çalışan kapsamlı bir çalışma. Charles Benn, 618 ile 907 yılları arasındaki Tang dünyasını sıradan insanların deneyimleri üzerinden yeniden kurarak, dönemin toplumsal atmosferini canlı ve somut bir biçimde görünür hale getiriyor. Kitap, aristokratlardan köylülere, keşişlerden tüccarlara kadar farklı toplumsal kesimlerin nasıl yaşadığını ayrıntılı biçimde inceliyor.

Eserde Tang Çin’inin siyasi gücü kadar kültürel çeşitliliği de öne çıkıyor. Başkent Chang’an, dönemin en büyük ve en kozmopolit şehirlerinden biri olarak resmediliyor. İpek Yolu sayesinde Orta Asya, Hindistan, Pers ve Arap dünyasıyla kurulan ilişkiler yalnızca ticareti değil; yemek kültürünü, müziği, dini yaşamı, modayı ve düşünce dünyasını da dönüştürüyor. Böylece Tang dönemi, dış dünyaya kapalı bir imparatorluk değil; farklı kültürlerin karşılaştığı devasa bir merkez olarak ortaya çıkıyor.

‘Geleneksel Çin’de Günlük Hayat’ta (‘Daily Life in Traditional China’) gündelik yaşamın maddi yönleri ayrıntılı biçimde ele alınıyor. İnsanların nasıl beslendiği, hangi kıyafetleri giydiği, evlerin nasıl düzenlendiği ve şehir yaşamının nasıl işlediği anlatılıyor. Çay kültürünün yaygınlaşması, ipekli kumaşların toplumsal statü göstergesine dönüşmesi ve büyük şehirlerde gelişen eğlence hayatı, dönemin sosyal dinamizmini gösteren önemli unsurlar arasında yer alıyor. Benn ayrıca şiirin, müziğin ve kaligrafinin yalnızca elitlerin uğraşı olmadığını; gündelik yaşamın estetik anlayışını da belirlediğini vurguluyor.

Tang toplumundaki sınıfsal farklılıklar da kitabın önemli meselelerinden biri. Aristokrat ailelerin lüks yaşamı ile kırsal bölgelerde çalışan köylülerin ağır hayat koşulları arasındaki fark açık biçimde ortaya konuyor. Buna rağmen kitap, Tang dünyasının yalnızca katı bir hiyerarşiyle tanımlanamayacağını; toplumsal hareketliliğin, bürokratik sınav sisteminin ve kent yaşamının yeni fırsatlar yarattığını da gösteriyor. Özellikle devlet memurluğu sınavları, eğitimli erkekler için yükselmenin en önemli yollarından biri haline geliyor.

Dinî yaşam da dönemin gündelik kültüründe merkezi bir yere sahip. Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsçülük aynı toplumsal alanda iç içe geçerken, tapınaklar yalnızca ibadet mekânı değil; aynı zamanda ekonomik ve kültürel merkezler olarak işlev görüyor. Benn, insanların ölüm, hastalık, kader ve doğaüstü güçlerle ilişkilerini aktararak Tang insanının zihinsel dünyasını da görünür kılıyor.

Sonuç olarak kitap, Tang Hanedanlığı’nı yalnızca Çin tarihinin “altın çağı” olarak idealize etmek yerine, bütün karmaşıklığıyla yaşayan bir toplum olarak ele alıyor. Gündelik hayatın ayrıntıları üzerinden büyük tarihsel dönüşümleri açıklayan eser, Çin uygarlığının sosyal dokusunu, kültürel zenginliğini ve çok katmanlı yapısını anlamak isteyen okurlar için güçlü bir tarihsel panorama sunuyor.

Charles Benn — Geleneksel Çin’de Günlük Hayat: Tang Hanedanlığı
Çeviren: Tevabil Alkaç • Alfa Yayınları
Tarih • 488 sayfa • 2026

George Lane — Moğol İmparatorluğu’nda Günlük Hayat (2026)

George Lane’in bu çalışması, Cengiz Han döneminde Moğol İmparatorluğu’nda yaşayan sıradan insanların gündelik hayatını ayrıntılı ve canlı bir biçimde ele alıyor. Kitap, Moğolları yalnızca savaşçı kimlikleriyle değil, gündelik pratikleri, inançları ve toplumsal düzenleriyle anlatıyor.

Eserin merkezinde göçebe yaşam tarzı yer alıyor. Yurt adı verilen taşınabilir çadırlarda sürdürülen hayat, iklim koşullarına uyumlu hareketli bir düzen içinde şekilleniyor. Moğolların kürk kıyafetleri, et ve yoğun alkol içecek ağırlıklı beslenmeleri gibi unsurlar, dışarıdan “sert” ya da “barbar” olarak algılanan yaşam biçimlerinin aslında çevresel koşullarla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.

Lane, Moğol toplumunda iş bölümünü ve özellikle kadınların rolünü de ayrıntılı biçimde inceliyor. Kadınlar yalnızca ev içi işlerle sınırlı kalmıyor; göç sırasında yük arabalarının düzenlenmesi, ekonomik faaliyetlerin yürütülmesi gibi kritik görevler üstleniyor. Bu durum, bozkır toplumunda kadınların görece güçlü bir konuma sahip olduğunu ortaya koyuyor.

‘Moğol İmparatorluğu’nda Günlük Hayat’ (‘Daily Life in the Mongol Empire’), Moğol ordusunun yapısına ve savaş deneyimine de ışık tutuyor. Onluk sistemle örgütlenen askeri yapı, disiplinli ve etkili bir savaş makinesi yaratıyor. Bunun yanı sıra Büyük Yasa gibi katı hukuk düzenlemeleri, imparatorluk içinde düzenin sağlanmasında önemli rol oynuyor.

Dini ve kültürel yaşam da eserde geniş yer buluyor. Şamanizm, hastalıkların tedavisinden ruhani rehberliğe kadar pek çok alanda etkili oluyor. Geleneksel tıp uygulamaları, ritüeller ve inançlar, Moğol dünyasının zihinsel haritasını anlamaya yardımcı oluyor.

Kitap, Moğol İmparatorluğu’nu yalnızca fetihler üzerinden değil, gündelik hayatın somut ayrıntıları üzerinden ele alarak daha bütünlüklü bir tablo sunuyor. Sıradan insanların deneyimlerine odaklanması sayesinde, bu büyük imparatorluğun arkasındaki toplumsal ve kültürel dokuyu görünür kılıyor.

George Lane — Moğol İmparatorluğu’nda Günlük Hayat
Çeviren: Tevabil Alkaç • Alfa Yayınları
Tarih • 488 sayfa • 2026

Enno Maessen — Modern İstanbul’un Yeniden Temsili (2026)

Enno Maessen’in bu çalışması, İstanbul’un modernleşme sürecini kentin en kozmopolit ve sembolik alanlarından biri olan Beyoğlu üzerinden inceliyor. Çalışma, Beyoğlu’nu yalnızca bir semt olarak değil, 20. yüzyıl boyunca İstanbul’un dünyayla kurduğu ilişkinin mekânsal ve kurumsal bir temsili olarak ele alıyor.

Maessen, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’e uzanan süreçte Beyoğlu’nun geçirdiği dönüşümü, özellikle uluslararası kurumlar, yabancı misyonlar, kültürel kuruluşlar ve diplomatik yapılar üzerinden analiz ediyor. Bu kurumların kentsel mekânın düzenlenmesinde, mimarinin biçimlenmesinde ve “modern İstanbul” imgesinin üretilmesinde oynadığı rol kitabın temel odak noktalarından biri.

‘Modern İstanbul’un Yeniden Temsili’ (‘Representing Modern Istanbul’), modernleşmeyi tek yönlü bir Batılılaşma hikâyesi olarak anlatmak yerine, müzakere, çatışma ve yeniden temsil süreçleri üzerinden okuyor. Beyoğlu’nda faaliyet gösteren yabancı okullar, hastaneler, kültür merkezleri ve uluslararası örgütler; yerel yönetimler, merkezi devlet ve kent sakinleriyle kurdukları ilişkiler bağlamında ele alınıyor. Bu etkileşimler, modern kentsel kimliğin nasıl inşa edildiğini ve sürekli yeniden tanımlandığını gösteriyor.

Maessen ayrıca Beyoğlu’nun imgesel boyutuna da odaklanıyor. Seyahat yazıları, planlama raporları, mimari projeler ve kurumsal belgeler aracılığıyla Beyoğlu’nun nasıl “Avrupai”, “kozmopolit” ya da “uluslararası” bir mekân olarak temsil edildiğini inceliyor. Bu temsillerin, İstanbul’un küresel kent olarak algılanmasında belirleyici olduğunu vurguluyor.

Eser, kentsel tarih, mimarlık, uluslararası ilişkiler ve kültürel çalışmalar alanlarını bir araya getiren disiplinlerarası bir yaklaşım sunuyor. ‘Modern İstanbul’un Yeniden Temsili’, Beyoğlu üzerinden İstanbul’un modernleşme deneyimini, uluslararası kurumların kent üzerindeki etkisini ve modernlik söyleminin mekânsal üretimini anlamak isteyen okurlar için önemli ve özgün bir kaynak niteliği taşıyor.

Enno Maessen — Modern İstanbul’un Yeniden Temsili
Çeviren: Tevabil Alkaç • Alfa Yayınları
Tarih • 288 sayfa • 2026

Jeffrey L. Singman – Ortaçağ Avrupa’sında Günlük Hayat (2025)

Jeffrey L. Singman’ın ‘Ortaçağ Avrupa’sında Günlük Hayat’ (‘The Middle Ages: Everyday Life in Medieval Europe’) adlı kitabı, Ortaçağ Avrupa’sında gündelik yaşamın nasıl sürdüğünü tarihsel belgeler, arkeolojik bulgular ve dönemin anlatıları üzerinden aktarıyor. Kitapta saray ve savaş odaklı klasik tarih anlatısından uzaklaşarak, sıradan insanların hayatına yoğunlaşıyor. Köylülerin ağır çalışma koşullarının, soyluların hiyerarşik ayrıcalıklarının ve kilisenin hayatın en temel alanlarını bile denetlediği sosyal düzenin iç içe nasıl işlediğini gösteriyor. Doğumdan ölüme uzanan yaşam döngüsünde aile düzeninin, çocuk yetiştirmenin, inanç pratiklerinin ve ritüellerin insanların dünyasını nasıl şekillendirdiğini görünür kılıyor.

Günlük hayatın maddi yönleri kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Evlerin nasıl inşa edildiğini, kıyafetlerin nasıl üretildiğini, yemek kültürünün coğrafya ve sınıfa göre nasıl farklılaşıyor olduğunu ayrıntılı biçimde açıklıyor. Ekonomik faaliyetlerin tarım, lonca sistemi ve ticaret ağlarıyla nasıl örgütleniyor olduğunu anlatıyor. Tarlada çalışan bir köylü ile bir zanaatkârın yaşam ritimlerinin ne kadar farklı olmasına rağmen aynı toplumsal düzenin parçası olarak birbirine bağlı kalıyor olduğunu vurguluyor. Seyahatlerin, hastalıkların ve doğal afetlerin kırılgan hayatlar üzerindeki etkisini de aktarıyor.

Kitap aynı zamanda insanların duygu dünyasına da bakıyor. İnanç, korku, umut, adalet ve kader gibi kavramların gündelik kararları nasıl yönlendiriyor olduğunu gösteriyor. Bayramlar, dinsel şölenler ve panayırlar sayesinde hayatın zorlukları karşısında toplumsal dayanışmanın nasıl güçleniyor olduğunu örnekliyor. Singman, okuyucunun Ortaçağ insanını egzotik bir yabancı gibi değil, kendi dünyasıyla benzer kaygılar taşıyan biri olarak görmesini sağlıyor. Böylece Ortaçağ yalnızca karanlık bir çağ olarak değil, karmaşık ve dinamik bir toplumsal deneyim olarak yeniden canlanıyor.

  • Künye: Jeffrey L. Singman – Ortaçağ Avrupa’sında Günlük Hayat, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2025

Mehrdad Kia – Osmanlı İmparatorluğu’nda Günlük Hayat (2025)

Mehrdad Kia’nın bu eseri, Osmanlı İmparatorluğu’nun gündelik hayatına dair zengin bir panoramayı gözler önüne seriyor. Yazar, siyasi ya da askeri tarihin ötesine geçerek sıradan insanların yaşamlarını, alışkanlıklarını, kültürel pratiklerini ve toplumsal ilişkilerini merkeze alıyor. Böylece Osmanlı toplumunun yalnızca saraydan ya da büyük olaylardan ibaret olmadığı, günlük hayatın farklı sınıflar ve kimlikler arasında çeşitlilik taşıdığı ortaya çıkıyor. ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Günlük Hayat’ (‘Daily Life in the Ottoman Empire’), kentin sokaklarından taşranın düzenine, dini ritüellerden aile içi ilişkilere kadar birçok boyutu ayrıntılarıyla inceliyor.

Kitapta Osmanlı şehirlerinin yapısı, kahvehanelerin sosyalleşme mekânı olarak işlevi, camilerin yalnızca ibadet değil aynı zamanda toplumsal dayanışma alanı olması gibi detaylar öne çıkıyor. Giyim kuşam alışkanlıkları, mutfak kültürü, eğlence anlayışı ve bayram ritüelleri üzerinden toplumun gündelik yaşam ritmi yansıtılıyor. Ayrıca kadınların toplumsal ve ailevi rollerine, eğitim ve çocuk yetiştirme pratiklerine, esnaf loncalarının ekonomik ve sosyal önemine geniş yer veriliyor. Kia, bu unsurları aktarırken Osmanlı toplumunun çok kültürlü yapısına da dikkat çekiyor; Müslüman, Hristiyan ve Yahudi toplulukların hem kendi geleneklerini sürdürdüklerini hem de bir arada yaşamanın dinamiklerini oluşturduklarını vurguluyor.

‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Gündelik Hayat’, Osmanlı tarihini büyük anlatıların ötesinde gündelik yaşantının ayrıntıları üzerinden kavramak isteyenlere önemli bir kaynak sunuyor. Bu eser, imparatorluğu sıradan insanların gözünden görmemize imkân tanıyarak tarihin insani yönünü görünür kılıyor.

  • Künye: Mehrdad Kia – Osmanlı İmparatorluğu’nda Günlük Hayat, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2025

Farhad Daftary – Alamut Efsaneleri (2025)

Farhad Daftary’nin bu eseri, Haşhaşiler olarak bilinen Nizârî-İsmaililer hakkındaki efsanelerin kökenlerini ve tarihsel gerçeklerle olan farklarını ele alıyor. ‘Alamut Efsaneleri: Haşhaşiler Hakkında Yanlış Bilinen Doğrular’ (‘The Assassin Legends: Myths of the Isma’ilis’), özellikle Orta Çağ’da Haçlı seferleri sırasında Avrupa’ya yayılan, suikast ve haşhaş kullanımıyla özdeşleşmiş anlatıların nasıl doğduğunu ve sonraki yüzyıllarda nasıl kalıcı bir mitolojiye dönüştüğünü inceliyor.

Daftary, Batılı tarihçilerin, gezginlerin ve düşmanlarının kaleme aldığı abartılı ve önyargılı metinlerin, Haşhaşileri gizemli, şeytani ve fanatik bir topluluk olarak betimlediğini gösteriyor. Bu mitlerin, aslında dönemin siyasî mücadeleleri ve mezhepsel çatışmalarının bir ürünü olduğunu vurguluyor. Kitapta Marco Polo’nun seyahatnamelerinden Batılı kronikçilere, Arap ve Fars kaynaklarına kadar geniş bir yazılı miras karşılaştırılıyor; böylece efsanelerin nasıl biçimlenip yayıldığı ortaya konuyor.

Yazar, Nizârî-İsmaililerin tarihsel gerçekliğini ise bu mitlerden ayırarak inceliyor. Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi’nin rolü, topluluğun siyasî-stratejik hedefleri ve dinî inançları, efsanelerdeki abartılı unsurların ötesinde açıklanıyor. Kitap, İsmaililerin ne sadece “korku imparatorluğu” kuran bir tarikat ne de yalnızca suikastlarla varlık gösteren bir grup olduğunu, aksine kendi dönemi içinde belirgin siyasî ve toplumsal motivasyonlara sahip bir hareket olduklarını ortaya koyuyor.

Sonuç olarak Daftary, bu eserinde Haşhaşi imgesinin nasıl Batı kültüründe kalıcı bir “öteki” figürüne dönüştüğünü açığa çıkarırken, tarih yazımındaki önyargıların ve mit yapılarının eleştirisini de yapıyor. Böylece hem İsmaili çalışmalarına hem de genel olarak tarihsel mitlerin işleyişine dair önemli bir katkı sunuyor.

  • Künye: Farhad Daftary – Alamut Efsaneleri: Haşhaşiler Hakkında Yanlış Bilinen Doğrular, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2025

Jonathan Harris – Bizans’ın Kayıp Dünyası (2024)

Hayatını Bizans’a vakfetmiş olan Jonathan Harris, bu yeni çalışmasında ne doğuyla ne batıyla kalıcı bir ittifak kurabilmiş, hem doğudan hem batıdan sıkıştırılmış, her şeye rağmen bin yıldan uzun bir süre ayakta kalabilmiş bu benzersiz imparatorluğun “kayıp tarihini” gün yüzüne çıkarmaya çalışıyor.

İmparatorları ve savaşları odağına alıp tarihsel bir özetle yetinen çalışmaların aksine bu çalışmada imparatorluğun toplumsal, siyasal, dinsel, kültürel ve sanatsal gelişimine tanıklık ediyor, o büyük miras karşısında hayrete düşüyoruz.

‘Bizans’ın Kayıp Dünyası’nda okur her yeni bölümle beraber tehlikeli simalara rastlıyor, komplolara dahil oluyor, tekinsiz yerlere dalıyor ve nihayet bu kayıp tarihin seyri değişiyor.

  • Künye: Jonathan Harris – Bizans’ın Kayıp Dünyası, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

Jonathan Harris – Bizans ve Haçlılar (2023)

 

Haçlı seferleri yahut Bizans ile Batı arasındaki ilişkiler konularını inceleyen hiç kimse bu kitabı göz ardı edemez.

Jonathan Harris, Haçlı Seferleri sırasında Bizans’taki gelişmeleri, yöneticilerinin bakış açısını sunuyor.

Bizans’ın Batı Avrupa, Haçlı Seferleri ve haçlı devletleri ile etkileşiminin ana anahtarlarından birinin, halklar arasındaki herhangi bir genel düşmanlıktan ziyade Bizans İmparatorluğu’nun doğasında ve onu destekleyen ideolojide bulunabileceğini savunuyor.

Çalışma, güncellenmiş bir notlar bölümü ve bibliyografyanın yanı sıra metne önemli yeni eklemeler içeriyor.

Harris, İstanbul ve Anadolu tarihinin belki de en çalkantılı dönemini anlatıyor.

Yaşlanmakta olan Bizans İmparatorluğu hem Batıdan hem de Doğudan gelen, aynı zamanda dost ve düşman olabilen akınlarla mücadele ederek “Kutsal Konstantinapolis”ini korumaya çalışıyor.

Tüm bunlarla mücadelesinde kendine özgü diplomasi tarzı ve stratejileriyle ortaçağın değişen dünyasında ayakta kalmaya çalışıyor.

Harris, “Haçlı Seferleri Bizans için dost muydu yoksa düşman mı?” sorusunu kitap boyunca çok boyutlu inceliyor.

Harris’in uzmanlığı, anlatımını olağanüstü sade ve sürükleyici kılıyor.

  • Künye: Jonathan Harris – Bizans ve Haçlılar, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2023