Reyhan Körpe – Tanıklarının Gözünden Troya Savaşı (2025)

Reyhan Körpe’nin kaleme aldığı bu eser, Troya efsanesinin ardındaki gerçek savaşı gün yüzüne çıkarıyor. Antik dünyanın iki önemli kaynağı olan Giritli Dictys Cretensis ve Troyalı Dares Phrygius’un aktardıkları metinler, yüzyıllar boyunca en güvenilir tanıklıklar olarak kabul edilmişti. Körpe, bu metinleri Türk okuyucusuyla ilk kez buluşturarak Troya Savaşı’nı yalnızca mitlerden ibaret bir öykü olmaktan çıkarıp, insanlık tarihinin en dramatik ve somut olaylarından biri olarak ele alıyor.

Eserde kahramanlık, diplomasi, strateji ve ihanet gibi unsurlar iç içe geçiyor. Körpe, savaşın perde arkasındaki gerçeklere ışık tutarken Akhilleus’un nasıl öldüğüne, Troya’nın düşüşünü hızlandıran ihanetlere ve destanların arkasında kalan insani boyutlara dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, Troya anlatılarını sadece mitolojik kahramanlık öyküleri değil, aynı zamanda toplumsal ve tarihsel bir dram olarak değerlendirme imkânı sunuyor.

Kitap, akademik bir titizlikle hazırlanmasına rağmen akıcı ve sürükleyici bir dil kullanıyor. Böylece yalnızca uzmanların değil, konuya ilgi duyan her okurun rahatlıkla takip edebileceği bir anlatı ortaya çıkıyor. Reyhan Körpe’nin çalışması, Troya Savaşı’nın ardındaki hakikati arayanlar için sarsıcı ve ikna edici bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

  • Künye: Reyhan Körpe – Tanıklarının Gözünden Troya Savaşı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 303 sayfa, 2025

Deniz Esemenli – İstanbul’da Osmanlı Mimarisi ve Hayatına Dair Düşünceler (2025)

Bu eser, Osmanlı âdabının İstanbul mimarisi, kültürü ve saray yaşantısına olan katkısını tarihsel bir perspektifle inceliyor. Kitap, Deniz Esemenli’nin düşünce ve yorumlarını yansıtan makalelerden oluşuyor. Osmanlı ideolojisinin İstanbul ve Boğaziçi mimarisine yansımasını ele alan makalelerle başlayan eser, Osmanlı sarayları üzerine ayrı bir kitapta toplanan makalelerle devam ediyor.

Yazarın “700. Kuruluş Yılında İstanbul’daki Osmanlı Mimari Eserleri” adlı kitaba yaptığı kapsamlı katkı, bu konudaki makalelerin temelini oluşturuyor. 16. yüzyılın önemli figürleri Mimar Sinan ve Barbaros Hayreddin Paşa’ya odaklanılıyor ve Osmanlı mimarisi ile Mimar Sinan hakkında bir yorum kitabı yazılıyor. Abdülaziz’in Avrupa seyahati ve Fransa İmparatoriçesi Eugenie’nin ziyareti inceleniyor.

“Mimari ve Üslup” başlığı altında, bazı külliyeler ve yapı tipleri ayrı metinler halinde ele alınıyor ve Osmanlı Barok üslubunun mimariye etkisi üzerinde duruluyor. Kronolojik olarak, Haliç iskeleleri ve Kadıköy hal binası makaleleriyle Cumhuriyet dönemine geçiliyor. “Keyif” başlığı altında ise Kapalıçarşı, Osmanlı sarayında ziyafet, tarihte yıkanma kültürü ve Osmanlı hamamının saraya yansıması gibi konulara yer veriliyor.

Eser, Osmanlı âdabının mimari ve kültürel mirasa etkilerini geniş bir yelpazede ele alarak, okuyucuya dönemin yaşam tarzı ve sanatsal anlayışı hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Deniz Esemenli – İstanbul’da Osmanlı Mimarisi ve Hayatına Dair Düşünceler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mimari, 791 sayfa, 2025

Serdal Akyurt – Mimari Şehir Arkeolojisi (2024)

Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki kent kurma deneyimleri, özellikle Bithynia bölgesindeki Nikaia şehri üzerinden incelendiğinde, antik çağ şehir planlamasının incelikleri ortaya çıkar.

Bu çalışma, Roma’nın planlama anlayışının kökenlerini, amacını, hukuki boyutunu ve teknik altyapısını mercek altına alıyor.

Nikaia örneğiyle, Roma’nın planlama sürecindeki tüm aşamalar, karşılaşılan sorunlar ve çözümler detaylı bir şekilde inceleniyor.

Özellikle, decumanus maximus ve kardo maximus gibi ana aksların kent ve bölge planlamasındaki rolü üzerinde duruluyor. Bu çalışma, Roma şehir planlamasının sadece teknik bir uygulama değil, aynı zamanda siyasi, sosyal ve kültürel bir süreç olduğunu gösteriyor.

Başka bir deyişle bu araştırma, Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’da kurduğu şehirlerden biri olan Nikaia’yı örnek alarak, antik çağın en gelişmiş şehir planlama anlayışlarından birini mercek altına alıyor. Roma’nın planlama ilkeleri, teknikleri ve şehirlerin fiziksel yapısına etkileri, Nikaia örneği üzerinden detaylı bir şekilde inceleniyor.

Çalışma, Roma’nın şehir planlamasında kullandığı yol ağları, su sistemleri, kamu binaları gibi altyapı unsurlarının yanı sıra, bu planların sosyal ve kültürel hayat üzerindeki etkilerini de ele alıyor. Böylece, Roma’nın şehir planlama anlayışının, modern şehir planlamasına olan etkileri de tartışılıyor.

  • Künye: Serdal Akyurt – Mimari Şehir Arkeolojisi: Anadolu’da Roma Dönemi Kent Planlama Uygulamaları ve Teknikleri -Nikaia Örneği-, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 151 sayfa, 2024

Çağatay Yücel, Bahar Çerioğlu – Zagros Bölgesi Tarih Öncesi Dönem Piedmont Yerleşimleri (2024)

Mezopotamya’nın Kuzeydoğusunda yer alan Zagros Dağları’ndaki tarih öncesi yaşamı derinlemesine inceleyen kapsamlı bir çalışma.

Bu kitap, Paleolitik Dönem’den Neolitik Dönem’e kadar uzanan geniş bir zaman diliminde Zagros coğrafyasının, ikliminin ve bölgedeki insan topluluklarının evrimini ele alır.

İlk bölümler, Zagros bölgesinin araştırma tarihçesine ve bu bölgedeki çeşitli Paleolitik kültürlere odaklanırken, sonraki bölümlerde Neolitik Dönem perleşimlerinin yapısı, tarımın ve hayvancılığın gelişimi detaylandırılıyor.

Kitap, aynı zamanda tarih öncesi sanat ve inanç sistemlerine dair önemli bulgulara ışık tutuyor.

Arkeolojiye ve tarih öncesi kültürlere ilgi duyan herkes için eşsiz bir başvuru kaynağı olan bu eser, Zagros’un benzersiz kültürel mirasını kapsamlı bir şekilde sunmaktadır.

  • Künye: Çağatay Yücel, Bahar Çerioğlu – Zagros Bölgesi Tarih Öncesi Dönem Piedmont Yerleşimleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 228 sayfa, 2024

Ali Umut Türkcan – Tanrıları Taştandı (2023)

Şanlıurfa Harran bölgesi Tek Tek Dağları’nda keşfedilen ve 1995’te kazılmaya başlanan sıra dışı tapınak yapıları ile Göbekli Tepe, Önasya’da Neolitik Çağ’ın başlangıcındaki basit avcı-toplayıcı toplulukların çok ötesinde, gelişkin soyutlaştırmalara ve standart bir simgecilik anlayışına dayanan dinî kurumlara sahip ve gelişkin yerleşim modelleri sunan bir toplum yapısı ile karşı karşıya olunduğunu göstermiştir.

Bu tapınaklar ve görülen standartlaşan zengin, eşine az rastlanır bir ikonografi anlayışının Mezopotamya’da yaklaşık 5000 sene sonra daha çok Uruk Dönemi’nin (Güney Mezopotamya’da) sonunda erken devlet biçimlerinin çıkışına kadar görülmeyişi de ilginçtir.

Bu olguların, dönemin anlayışı içinde kavranması ağır ilerlerken, tarihsel tartışma içinde konu ancak Göbekli Tepe’de ortaya çıkan sıra dışı ve anıtsal yapı grubu ile tartışmayı ivmelendirmiş ve 1990’ların ikinci yarısından sonra “söylemin” Göbekli Tepe’de rastlanan anıtsal işgücü ve kolektif organizasyonu gösteren bu anıtsal tapınak yapılarında görülen emek yoğunluğun, uzmanlaşma ve toplumsal örgütlenme örüntülerini açıklamakta yeterli olamadığı anlaşılmıştır.

Bugüne kadar hâlâ bu yapıların Schmidt ve Özdoğan tarafından tapınak olarak adlandırılmalarına rağmen, geçmişten gelen şüpheci ve kafa karışıklığının etkisiyle hâlâ Göbekli Tepe ve Nevalı Çori yapılarının “komünal yapı”, “kamu yapısı” ve bunun gibi sınıflandırmalar konunun anlaşılmasını zorlaştırmakta ve bir dikotomi oluşturmaktadır.

Ali Umut Türkcan bu 60 yıl içinde ortaya çıkan bulguları, artık tartışmasız olarak kabullenilmiş sonuçları, anıtsal yapıları, heykelleri, kabartmaları ve dikilitaşları bu kitapta bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak tanıtmaktadır.

Kitap, sıra dışı nesneleri yapma isteği ve zamanı olmadığını düşündüğümüz, inanç, büyü ve tılsımı kilden basit küçük heykelcikler ya da kayaları çiziktirdikleriyle gerçekleştirdiklerini düşündüğümüz “Neolitik topluluk” tanımının birkaç on yıl içinde nasıl olup da bu kadar değiştiğini yansıtmasıyla, çok önemli.

  • Künye: Ali Umut Türkcan – Tanrıları Taştandı: Yukarı Mezopotamya Neolitik Dönem Anıtsal Kült Yapıları ve Gelişimi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 312 sayfa, 2023

Mustafa Armağan – Göçebeliğin Etnoarkeolojisi (2024)

Göçebeliğin tarihsel serüvenini arkeolojik perspektifle ele alan bu kitap, göçebeliğin dünyasına farklı pencereler açmayı hedeflemiş arkeoloji biliminin süzgecinden bir göçebe dünyası resmetmiştir.

İnsanlık tarihini şekillendiren yaşam biçimlerinden biri olan göçebeliğin; nasıl ortaya çıktığı, nasıl değişim ve dönüşüm gösterdiği, coğrafi ve kültürel farklılaşmaya nelerin etken olduğu, kültürel farklılıkların maddi ve manevi kültüre olan yansımalarının neler olabileceği gibi sorulara verilecek cevaplar insanlık tarihine, doğrudan insana ışık tutacak nitelikte.

Bu bağlamda yapılan çalışmalar pek çok bilimsel disiplinin farklı penceresinden yürütülse de arkeoloji biliminin bu doğrultuda söyleyecekleri ayrıca önemlidir.

Kitapta göçebe yaşamın; göçerlik stratejisinin maddi kültüre yansımasının neler olduğu, arkeolojik perspektiften nasıl yorumlanabileceği ve göçebeliğin araştırılmasında arkeolojik metodolojinin yaşadığı sorunlara yönelik genel bir çalışma yürütülmüş, etnoarkeolojik yöntemler kullanılarak saha araştırmaları yapılmış.

Bu saha araştırmaları kapsamında; Konya-Karaman-Mersin illerinin kırsalında göçebe yaşamı kadim geleneklerle sürdüren Sarıkeçili göçebeleri incelenmiş.

Yapılan bu araştırmayla göçebe arkeolojisi kavramına farklı pencereler açılarak göçebeliğin bilimsel çerçevede daha iyi anlaşılması ve yorumlanmasına katkı sunulmuş.

Kitap Sarıkeçili göçerlerinin tanıtımının ötesinde, göçebe yaşamın kavramsal kurgusu ile etnoarkeolojisini de öne çıkartmış, farklı tanım ve yaklaşımları da tanıtmış.

Kitapta göçebe arkeolojisi ile etnoarkeoloji gibi çoğu kez göz ardı edilen konuların gündeme taşınmış olması sevindirici.

  • Künye: Mustafa Armağan – Göçebeliğin Etnoarkeolojisi (Sarıkeçililer), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 168 sayfa, 20224

Sabahattin Türkoğlu – Tarih Boyunca Anadolu’da Giyim-Kuşam (2024)

İnsan yaşamındaki önemli fenomenlerden biri olan giyim-kuşamın Anadolu’daki geçmişi on bin yıl öncesine kadar uzanır.

Bir kural olarak, tarih boyunca kıyafetler, iklim ve doğa koşullarına uygun biçimde oluşmakta ve biçimlenir.

Bu süreçte elbette insanoğluna özgü, karşı cinsin hoşa gitme içgüdüsü de rol oynar.

Yıl içinde dört mevsimi dolu dolu yaşayan, farklı doğal oluşumları içinde barındıran ve dünya tarihinin en önemli dönemlerinde, çeşitli ulusların yaşadığı bu topraklarda binlerce yıldan beri çok zengin bir giyim kuşam repertuvarının oluşması doğaldır.

Böyle bir repertuvarın elbette ulusal, yöresel ve tarihsel farklılıkları vardır ve bu durum ona çok renkli bir içerik kazandırır.

Ülkemizde giyim kuşamda batılılaşma, 19. yüzyıldan sonra başlar.

Yirminci yüzyılda ise bütün batı ülkelerinde moda olgusuyla beraber küreselleşme eğilimi ortaya çıkar.

Türkiye küreselleşme akımına 1940’lardan sonra büyük şehirlerden başlayarak yavaş yavaş ayak uyduran ilk Doğulu ve Müslüman ülkelerin başında yer alır.

Böyle bir gelişmeyi sağlayan faktörlerin kaynağında elbette ülkemizin tekstil potansiyelinin gücü vardır.

Ortak giyim kuşama yönelim böylece bütün dünyada yayılırken ulusal ve yerel kıyafetlerimiz, estetik çizgileri ve görkemli içerikleriyle anneannelerimizin çeyiz sandıklarında, özel kolleksiyonlarda ve müzelerde saygıdeğer yerlerini almışlardır.

Konuyla ilgili araştırmacı ve kurumlara düşen, ulusal kültürümüzün bu gurur verici simgesel değerlerinin bilimsel envanterini yapmak ve onları, yeni tasarımlarda kaynak olarak kullanmaktır.

  • Künye: Sabahattin Türkoğlu – Tarih Boyunca Anadolu’da Giyim-Kuşam, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2024

Fariz Öncü – Persler Dönemi’nde Anadolu’da Ekonomi (2023)

Akhaimenid Perslerinin Eskiçağ tarihindeki yaklaşık iki yüzyıllık serüveni (MÖ yak. 547-330) özellikle son dönemlerde çok sayıda bilim insanının ve okurun dikkatini cezbetti.

Bu yoğun ilgi beraberinde döneme ilişkin çok sayıda çalışmanın ortaya çıkmasını sağladı.

Yapılan çalışmaların ortaya koyduğu birikimle dönemin politik, kültürel, idari ve sanatsal yapısı hakkındaki bilgilerimizde büyük bir ilerleme kaydedildi.

Buna karşın dönemin iktisadi koşullarını merkeze alan bütüncül bir çalışmanın varlığından söz etmek pek de mümkün değil.

Bu durum Pers krallarının hâkimiyetindeki Anadolu için de geçerli.

Nitekim Anadolu coğrafyasının farklı merkezlerindeki iktisadi faaliyetler üzerinde Pers egemenliğinin zamanla nasıl bir etki yarattığı hususu halen önemli, karmaşık ve zor bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Anadolu’nun önemli merkezlerinin MÖ 6. ve 5. yüzyıllardaki iktisadi koşullarını odak noktasına alan bu eser, Pers İmparatorluğu’nun buradaki toprak yönetimini, vergi sistemini, işgücü hareketlerini, askerî düzenini, denetim sistemini, sikke politikasını ve ticari faaliyetlerini Pers krallarının Anadolu’da uyruklarıyla kurdukları ekonomik-politik ve idari ilişkiler bakımından ele alıyor.

  • Künye: Fariz Öncü – Persler Dönemi’nde Anadolu’da Ekonomi (MÖ 6. ve 5. Yüzyıllar), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 568 sayfa, 2023

Murat Baykent – Antik Roma’da Mühendislik (2023)

Vitruvius’tan günümüze kadar gelen inşaat uygulama kılavuzlarının yorumlanarak açıklığa kavuşturulması, Nîmes kentinin su tevzi düzeneği castellum divisorium’un hidrolik hesap sırrının çözülmesi için bilim insanı Trevor Hodge’un yaptığı çağrı, Roma kadastroculuğunun akıl almaz hassasiyetteki örnekleri, uzay tekniklerinin arkeolojiye katkısı…

Bu konulardan büyülenerek yola çıkan Murat Baykent, ‘Antik Roma’da Mühendislik’ kitabında, antik çağ mühendisliği sırlarına bugünkü bilgilerle ışık tutuyor.

Bu çalışma, hem akademisyen, öğrenci ve araştırmacılara zengin bir kaynak sunuyor hem de alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Murat Baykent – Antik Roma’da Mühendislik: Yapı Teknikleri, Kadastro Çalışmaları, Hidrolik Projeler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 416 sayfa, 2023

Abdulhalik Bakır – Eskiçağda Parfüm, Gıda, İlaç Endüstrisi ve Ticareti (2023)

Parfüm, gıda ve ilaç eskiçağlarda insanların en çok ihtiyaç duydukları maddelerin başında yer alıyordu.

Bir kere parfüm kullanmak dinsel hayatın vazgeçilmezlerinden biriydi.

Ayrıca birçok parfüm çeşidinin hem ilaç hem de yiyecek maddesi olarak kullanıldığı bilinen bir gerçek.

Gıda, insanoğlunun, yeryüzündeki macerasının başlangıcından beri hayatını idame etmesinin en önemli kaynağını teşkil ediyor.

Zira yeme içme, yani beslenme olmadan hiçbir varlığın bu dünyada yaşaması mümkün değildir.

Anılan bu iki maddenin (yani parfüm ve gıda) bir nevi tamamlayıcısı olan ilaç ise tarihin en eski devirlerinden beri insanların hastalıklara karşı sağlıklarını korumak uğruna ihtiyaç duydukları önemli bir nesne.

Üstelik gıda maddelerinin birçoğu, tedavide ilaçlar kadar önemli fonksiyonlara sahip bulunuyor.

Bu önemli çalışma söz konusu üç olgunun (parfüm, gıda ve ilaç) birbirleriyle ilişkisini irdeliyor.

  • Künye: Abdulhalik Bakır – Eskiçağda Parfüm, Gıda, İlaç Endüstrisi ve Ticareti, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 492 sayfa, 2023