Kevser Taşdöner — Marcus Antonius (2026)

‘Marcus Antonius: Güç, İttifak, İhanet’, Roma tarihinin en tartışmalı siyasetçilerinden birini geleneksel anlatıların ötesinde yeniden değerlendiriyor. Kevser Taşdöner, Antonius’un tarih boyunca çoğu zaman VII. Kleopatra’nın etkisinde hareket eden, ihtirasları yüzünden Roma’yı felakete sürükleyen bir figür olarak sunulduğunu hatırlatırken, bu portrenin ne ölçüde Augustus döneminin siyasal propagandasıyla şekillendiğini sorguluyor. Böylece biyografiyi yalnızca bir yaşam öyküsü olmaktan çıkararak tarih yazımının iktidarla ilişkisini de tartışmaya açıyor.

Kitap, Marcus Antonius’un aristokrat kökenlerinden başlayarak Roma Cumhuriyeti’nin son yüzyılındaki yükselişini izliyor. Sezar’ın en yakın komutanlarından biri hâline gelişi, askerî ve siyasî kariyerindeki dönüm noktalarıyla birlikte ele alınıyor. Sezar’ın öldürülmesinin ardından yaşanan iktidar boşluğunda Antonius’un üstlendiği rol, Cumhuriyet’in geleceğini belirleyen mücadelelerin merkezinde inceleniyor.

Çalışmanın önemli bölümlerinden biri, İkinci Triumvirlik dönemine ayrılıyor. Antonius’un Octavianus ve Lepidus’la kurduğu güç paylaşımı, Roma’daki iç savaşlar ve Cumhuriyet kurumlarının çözülüşü ayrıntılı biçimde değerlendiriliyor. Taşdöner, bu dönemi yalnızca kişisel rekabetlerin değil, Roma’nın siyasal yapısını kökten değiştiren dönüşümlerin yaşandığı bir süreç olarak yorumluyor.

Eser, Antonius’un Doğu eyaletlerindeki faaliyetlerine ve VII. Kleopatra ile kurduğu siyasal ortaklığa da geniş yer veriyor. Bu ilişkinin yalnızca romantik bir hikâye olarak değil, Doğu Akdeniz’de yeni bir güç dengesi oluşturmayı amaçlayan stratejik bir ittifak olduğu gösteriliyor. Böylece Antonius’un politikalarının, antik kaynaklarda çoğu zaman abartılan kişisel tutkularla değil, dönemin jeopolitik koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor.

Kitap, Actium Savaşı’nı ve ardından gelen yenilgiyi de yeniden yorumluyor. Antonius’un düşüşünün yalnızca askerî bir başarısızlık olmadığı, aynı zamanda Augustus’un yeni rejimini meşrulaştıran güçlü bir propaganda anlatısına dönüştüğü ortaya konuyor. Antik tarihçilerin aktardıkları bilgiler karşılaştırılarak, kazananların yazdığı tarihin Antonius’un imajını nasıl biçimlendirdiği eleştirel biçimde inceleniyor.

Sonuçta eser, Marcus Antonius’u ne kusursuz bir kahraman ne de geleneksel anlatılardaki trajik bir hain olarak sunuyor. Onu, Roma Cumhuriyeti’nin çöküşü ile imparatorluk düzeninin doğuşu arasındaki büyük dönüşümün merkezinde yer alan karmaşık bir devlet adamı olarak değerlendiriyor. Böylece kitap hem Antonius’un gerçek tarihsel konumunu hem de tarihin siyasal iktidarlar tarafından nasıl yeniden inşa edildiğini anlamak isteyen okurlar için kapsamlı ve eleştirel bir bakış sunuyor.

Kevser Taşdöner — Marcus Antonius: Güç, İttifak, İhanet
• Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Biyografi • 216 sayfa • 2026

Ebru Turhan — Şifa Tası (2026)

Şifa arayışı, insanlık tarihinin en eski ve en evrensel deneyimlerinden biridir. Ebru Turhan ‘Şifa Tası: Sanat, Sembolizm, İnanç’ adlı bu çalışmasında, yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda kullanılan şifa taslarını yalnızca birer gündelik eşya olarak değil; inançların, ritüellerin, sanatsal üretimin ve sembolik düşüncenin kesişiminde yer alan kültürel miras unsurları olarak ele alıyor. Kitap, bu özel nesnelerin taşıdığı tarihsel ve manevi anlam katmanlarını görünür kılarak, insanın sağlık, korunma ve umut arayışına ışık tutuyor.

Eser, şifa taslarının farklı inanç gelenekleri içinde üstlendikleri işlevleri, üzerlerindeki yazılar, motifler ve semboller aracılığıyla inceliyor. Su ile birlikte anlam kazanan bu objelerin, yalnızca iyileşme beklentisinin değil, aynı zamanda kutsalla kurulan ilişkinin ve koruyucu ritüellerin de önemli bir parçası olduğunu ortaya koyuyor. Böylece kitap, şifa taslarının işlevsel özelliklerinin ötesinde, onları biçimlendiren estetik anlayışı ve düşünsel dünyayı da kapsamlı biçimde değerlendiriyor.

Tarihsel süreç içinde farklı kültürlerde gelişen uygulamaları karşılaştıran çalışma, sanat ile inanç arasındaki güçlü etkileşimin bu nesneler üzerinde nasıl somutlaştığını gösteriyor. Geleneksel ritüellerden günümüze uzanan sürekliliği izlerken, şifa taslarının toplumların ortak hafızasında ve kültürel mirasında nasıl kalıcı bir yer edindiğini de gözler önüne seriyor.

Turhan Müzesi koleksiyonunda yer alan özgün örneklerden hareketle hazırlanan ‘Şifa Tası’, tarih, sanat tarihi, kültürel miras ve inanç araştırmalarını bir araya getiren disiplinlerarası bir bakış sunuyor. Geçmişten günümüze uzanan bu yolculukta, şifa taslarının ardındaki sembolik evreni keşfetmeye davet ederken, sanatın, ritüelin ve inancın insanlık tarihindeki ortak dilini yeniden düşünmeye çağırıyor.

Ebru Turhan — Şifa Tası: Sanat, Sembolizm, İnanç
• Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Sanat Tarihi • 172 sayfa • 2026

Şemsihan Kaya — Luristan (2026)

Luristan bronzları, bugün dünyanın farklı müze ve koleksiyonlarında yer alan, İran arkeolojisinin en dikkat çekici ve en çok tartışılan buluntuları arasında bulunuyor. Bu eserler, Orta Zagros’ta yaşayan toplulukların sanatsal üretimini, inanç dünyasını ve sembolik anlatımını yansıtırken; insan, hayvan ve mitolojik figürleri özgün kompozisyonlar içinde bir araya getirerek Demir Çağı’nın zengin görsel kültürüne ışık tutuyor. Batı İran’daki Luristan bölgesinde ortaya çıkan bu bronzlar, Mezopotamya ile İran Platosu arasındaki tarihsel etkileşimlerin de önemli tanıkları olarak değerlendiriliyor.

Şemsihan Kaya’nın bu çalışması, Luristan’ın Demir Çağı geçmişini yalnızca eserlerin biçimsel özellikleri üzerinden değil, onları ortaya çıkaran tarihsel ve toplumsal koşullar çerçevesinde yeniden ele alıyor. Arkeolojik verilerin büyük ölçüde mezarlıklardan gelmesi, çok sayıda eserin antika piyasasına bağlamından koparak dağılması ve sahte eser tartışmaları nedeniyle oluşan kronolojik belirsizlikleri kapsamlı biçimde değerlendiriyor. Böylece Luristan bronzlarının kökeni, gelişimi ve tarihlendirilmesine ilişkin temel sorunları bütüncül bir bakışla tartışmaya açıyor.

Eser, tipolojik sınıflandırmaların ötesine geçerek bronz üretimini hammadde kaynakları, metal işleme teknolojileri, üretim organizasyonu ve bölgesel ticaret ağlarıyla birlikte inceliyor. Zagros’un çevresel özellikleri, mevsimsel hareketlilik, göçebe ve yarı göçebe yaşam biçimleri ile toplumsal örgütlenme modelleri arasındaki ilişkileri değerlendirerek, Luristan bronzlarının yalnızca estetik değeri yüksek sanat eserleri değil, aynı zamanda Demir Çağı toplumlarının ekonomik, kültürel ve siyasal yapısını anlamaya imkân veren önemli arkeolojik belgeler olduğunu ortaya koyuyor. Böylece kitap, Luristan bronzlarını ait oldukları tarihsel bağlam içinde yeniden yorumlayarak, Orta Zagros’un Demir Çağı dünyasına ilişkin kapsamlı ve güncel bir değerlendirme sunuyor.

Şemsihan Kaya — Luristan: Orta Zagrosların Demir Çağı
• Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Arkeoloji • 336 sayfa • 2026

Reyhan Körpe – Tanıklarının Gözünden Troya Savaşı (2025)

Reyhan Körpe’nin kaleme aldığı bu eser, Troya efsanesinin ardındaki gerçek savaşı gün yüzüne çıkarıyor. Antik dünyanın iki önemli kaynağı olan Giritli Dictys Cretensis ve Troyalı Dares Phrygius’un aktardıkları metinler, yüzyıllar boyunca en güvenilir tanıklıklar olarak kabul edilmişti. Körpe, bu metinleri Türk okuyucusuyla ilk kez buluşturarak Troya Savaşı’nı yalnızca mitlerden ibaret bir öykü olmaktan çıkarıp, insanlık tarihinin en dramatik ve somut olaylarından biri olarak ele alıyor.

Eserde kahramanlık, diplomasi, strateji ve ihanet gibi unsurlar iç içe geçiyor. Körpe, savaşın perde arkasındaki gerçeklere ışık tutarken Akhilleus’un nasıl öldüğüne, Troya’nın düşüşünü hızlandıran ihanetlere ve destanların arkasında kalan insani boyutlara dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, Troya anlatılarını sadece mitolojik kahramanlık öyküleri değil, aynı zamanda toplumsal ve tarihsel bir dram olarak değerlendirme imkânı sunuyor.

Kitap, akademik bir titizlikle hazırlanmasına rağmen akıcı ve sürükleyici bir dil kullanıyor. Böylece yalnızca uzmanların değil, konuya ilgi duyan her okurun rahatlıkla takip edebileceği bir anlatı ortaya çıkıyor. Reyhan Körpe’nin çalışması, Troya Savaşı’nın ardındaki hakikati arayanlar için sarsıcı ve ikna edici bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

  • Künye: Reyhan Körpe – Tanıklarının Gözünden Troya Savaşı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 303 sayfa, 2025

Deniz Esemenli – İstanbul’da Osmanlı Mimarisi ve Hayatına Dair Düşünceler (2025)

Bu eser, Osmanlı âdabının İstanbul mimarisi, kültürü ve saray yaşantısına olan katkısını tarihsel bir perspektifle inceliyor. Kitap, Deniz Esemenli’nin düşünce ve yorumlarını yansıtan makalelerden oluşuyor. Osmanlı ideolojisinin İstanbul ve Boğaziçi mimarisine yansımasını ele alan makalelerle başlayan eser, Osmanlı sarayları üzerine ayrı bir kitapta toplanan makalelerle devam ediyor.

Yazarın “700. Kuruluş Yılında İstanbul’daki Osmanlı Mimari Eserleri” adlı kitaba yaptığı kapsamlı katkı, bu konudaki makalelerin temelini oluşturuyor. 16. yüzyılın önemli figürleri Mimar Sinan ve Barbaros Hayreddin Paşa’ya odaklanılıyor ve Osmanlı mimarisi ile Mimar Sinan hakkında bir yorum kitabı yazılıyor. Abdülaziz’in Avrupa seyahati ve Fransa İmparatoriçesi Eugenie’nin ziyareti inceleniyor.

“Mimari ve Üslup” başlığı altında, bazı külliyeler ve yapı tipleri ayrı metinler halinde ele alınıyor ve Osmanlı Barok üslubunun mimariye etkisi üzerinde duruluyor. Kronolojik olarak, Haliç iskeleleri ve Kadıköy hal binası makaleleriyle Cumhuriyet dönemine geçiliyor. “Keyif” başlığı altında ise Kapalıçarşı, Osmanlı sarayında ziyafet, tarihte yıkanma kültürü ve Osmanlı hamamının saraya yansıması gibi konulara yer veriliyor.

Eser, Osmanlı âdabının mimari ve kültürel mirasa etkilerini geniş bir yelpazede ele alarak, okuyucuya dönemin yaşam tarzı ve sanatsal anlayışı hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Deniz Esemenli – İstanbul’da Osmanlı Mimarisi ve Hayatına Dair Düşünceler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mimari, 791 sayfa, 2025

Serdal Akyurt – Mimari Şehir Arkeolojisi (2024)

Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki kent kurma deneyimleri, özellikle Bithynia bölgesindeki Nikaia şehri üzerinden incelendiğinde, antik çağ şehir planlamasının incelikleri ortaya çıkar.

Bu çalışma, Roma’nın planlama anlayışının kökenlerini, amacını, hukuki boyutunu ve teknik altyapısını mercek altına alıyor.

Nikaia örneğiyle, Roma’nın planlama sürecindeki tüm aşamalar, karşılaşılan sorunlar ve çözümler detaylı bir şekilde inceleniyor.

Özellikle, decumanus maximus ve kardo maximus gibi ana aksların kent ve bölge planlamasındaki rolü üzerinde duruluyor. Bu çalışma, Roma şehir planlamasının sadece teknik bir uygulama değil, aynı zamanda siyasi, sosyal ve kültürel bir süreç olduğunu gösteriyor.

Başka bir deyişle bu araştırma, Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’da kurduğu şehirlerden biri olan Nikaia’yı örnek alarak, antik çağın en gelişmiş şehir planlama anlayışlarından birini mercek altına alıyor. Roma’nın planlama ilkeleri, teknikleri ve şehirlerin fiziksel yapısına etkileri, Nikaia örneği üzerinden detaylı bir şekilde inceleniyor.

Çalışma, Roma’nın şehir planlamasında kullandığı yol ağları, su sistemleri, kamu binaları gibi altyapı unsurlarının yanı sıra, bu planların sosyal ve kültürel hayat üzerindeki etkilerini de ele alıyor. Böylece, Roma’nın şehir planlama anlayışının, modern şehir planlamasına olan etkileri de tartışılıyor.

  • Künye: Serdal Akyurt – Mimari Şehir Arkeolojisi: Anadolu’da Roma Dönemi Kent Planlama Uygulamaları ve Teknikleri -Nikaia Örneği-, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 151 sayfa, 2024

Çağatay Yücel, Bahar Çerioğlu – Zagros Bölgesi Tarih Öncesi Dönem Piedmont Yerleşimleri (2024)

Mezopotamya’nın Kuzeydoğusunda yer alan Zagros Dağları’ndaki tarih öncesi yaşamı derinlemesine inceleyen kapsamlı bir çalışma.

Bu kitap, Paleolitik Dönem’den Neolitik Dönem’e kadar uzanan geniş bir zaman diliminde Zagros coğrafyasının, ikliminin ve bölgedeki insan topluluklarının evrimini ele alır.

İlk bölümler, Zagros bölgesinin araştırma tarihçesine ve bu bölgedeki çeşitli Paleolitik kültürlere odaklanırken, sonraki bölümlerde Neolitik Dönem perleşimlerinin yapısı, tarımın ve hayvancılığın gelişimi detaylandırılıyor.

Kitap, aynı zamanda tarih öncesi sanat ve inanç sistemlerine dair önemli bulgulara ışık tutuyor.

Arkeolojiye ve tarih öncesi kültürlere ilgi duyan herkes için eşsiz bir başvuru kaynağı olan bu eser, Zagros’un benzersiz kültürel mirasını kapsamlı bir şekilde sunmaktadır.

  • Künye: Çağatay Yücel, Bahar Çerioğlu – Zagros Bölgesi Tarih Öncesi Dönem Piedmont Yerleşimleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 228 sayfa, 2024

Ali Umut Türkcan – Tanrıları Taştandı (2023)

Şanlıurfa Harran bölgesi Tek Tek Dağları’nda keşfedilen ve 1995’te kazılmaya başlanan sıra dışı tapınak yapıları ile Göbekli Tepe, Önasya’da Neolitik Çağ’ın başlangıcındaki basit avcı-toplayıcı toplulukların çok ötesinde, gelişkin soyutlaştırmalara ve standart bir simgecilik anlayışına dayanan dinî kurumlara sahip ve gelişkin yerleşim modelleri sunan bir toplum yapısı ile karşı karşıya olunduğunu göstermiştir.

Bu tapınaklar ve görülen standartlaşan zengin, eşine az rastlanır bir ikonografi anlayışının Mezopotamya’da yaklaşık 5000 sene sonra daha çok Uruk Dönemi’nin (Güney Mezopotamya’da) sonunda erken devlet biçimlerinin çıkışına kadar görülmeyişi de ilginçtir.

Bu olguların, dönemin anlayışı içinde kavranması ağır ilerlerken, tarihsel tartışma içinde konu ancak Göbekli Tepe’de ortaya çıkan sıra dışı ve anıtsal yapı grubu ile tartışmayı ivmelendirmiş ve 1990’ların ikinci yarısından sonra “söylemin” Göbekli Tepe’de rastlanan anıtsal işgücü ve kolektif organizasyonu gösteren bu anıtsal tapınak yapılarında görülen emek yoğunluğun, uzmanlaşma ve toplumsal örgütlenme örüntülerini açıklamakta yeterli olamadığı anlaşılmıştır.

Bugüne kadar hâlâ bu yapıların Schmidt ve Özdoğan tarafından tapınak olarak adlandırılmalarına rağmen, geçmişten gelen şüpheci ve kafa karışıklığının etkisiyle hâlâ Göbekli Tepe ve Nevalı Çori yapılarının “komünal yapı”, “kamu yapısı” ve bunun gibi sınıflandırmalar konunun anlaşılmasını zorlaştırmakta ve bir dikotomi oluşturmaktadır.

Ali Umut Türkcan bu 60 yıl içinde ortaya çıkan bulguları, artık tartışmasız olarak kabullenilmiş sonuçları, anıtsal yapıları, heykelleri, kabartmaları ve dikilitaşları bu kitapta bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak tanıtmaktadır.

Kitap, sıra dışı nesneleri yapma isteği ve zamanı olmadığını düşündüğümüz, inanç, büyü ve tılsımı kilden basit küçük heykelcikler ya da kayaları çiziktirdikleriyle gerçekleştirdiklerini düşündüğümüz “Neolitik topluluk” tanımının birkaç on yıl içinde nasıl olup da bu kadar değiştiğini yansıtmasıyla, çok önemli.

  • Künye: Ali Umut Türkcan – Tanrıları Taştandı: Yukarı Mezopotamya Neolitik Dönem Anıtsal Kült Yapıları ve Gelişimi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 312 sayfa, 2023

Mustafa Armağan – Göçebeliğin Etnoarkeolojisi (2024)

Göçebeliğin tarihsel serüvenini arkeolojik perspektifle ele alan bu kitap, göçebeliğin dünyasına farklı pencereler açmayı hedeflemiş arkeoloji biliminin süzgecinden bir göçebe dünyası resmetmiştir.

İnsanlık tarihini şekillendiren yaşam biçimlerinden biri olan göçebeliğin; nasıl ortaya çıktığı, nasıl değişim ve dönüşüm gösterdiği, coğrafi ve kültürel farklılaşmaya nelerin etken olduğu, kültürel farklılıkların maddi ve manevi kültüre olan yansımalarının neler olabileceği gibi sorulara verilecek cevaplar insanlık tarihine, doğrudan insana ışık tutacak nitelikte.

Bu bağlamda yapılan çalışmalar pek çok bilimsel disiplinin farklı penceresinden yürütülse de arkeoloji biliminin bu doğrultuda söyleyecekleri ayrıca önemlidir.

Kitapta göçebe yaşamın; göçerlik stratejisinin maddi kültüre yansımasının neler olduğu, arkeolojik perspektiften nasıl yorumlanabileceği ve göçebeliğin araştırılmasında arkeolojik metodolojinin yaşadığı sorunlara yönelik genel bir çalışma yürütülmüş, etnoarkeolojik yöntemler kullanılarak saha araştırmaları yapılmış.

Bu saha araştırmaları kapsamında; Konya-Karaman-Mersin illerinin kırsalında göçebe yaşamı kadim geleneklerle sürdüren Sarıkeçili göçebeleri incelenmiş.

Yapılan bu araştırmayla göçebe arkeolojisi kavramına farklı pencereler açılarak göçebeliğin bilimsel çerçevede daha iyi anlaşılması ve yorumlanmasına katkı sunulmuş.

Kitap Sarıkeçili göçerlerinin tanıtımının ötesinde, göçebe yaşamın kavramsal kurgusu ile etnoarkeolojisini de öne çıkartmış, farklı tanım ve yaklaşımları da tanıtmış.

Kitapta göçebe arkeolojisi ile etnoarkeoloji gibi çoğu kez göz ardı edilen konuların gündeme taşınmış olması sevindirici.

  • Künye: Mustafa Armağan – Göçebeliğin Etnoarkeolojisi (Sarıkeçililer), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 168 sayfa, 20224

Sabahattin Türkoğlu – Tarih Boyunca Anadolu’da Giyim-Kuşam (2024)

İnsan yaşamındaki önemli fenomenlerden biri olan giyim-kuşamın Anadolu’daki geçmişi on bin yıl öncesine kadar uzanır.

Bir kural olarak, tarih boyunca kıyafetler, iklim ve doğa koşullarına uygun biçimde oluşmakta ve biçimlenir.

Bu süreçte elbette insanoğluna özgü, karşı cinsin hoşa gitme içgüdüsü de rol oynar.

Yıl içinde dört mevsimi dolu dolu yaşayan, farklı doğal oluşumları içinde barındıran ve dünya tarihinin en önemli dönemlerinde, çeşitli ulusların yaşadığı bu topraklarda binlerce yıldan beri çok zengin bir giyim kuşam repertuvarının oluşması doğaldır.

Böyle bir repertuvarın elbette ulusal, yöresel ve tarihsel farklılıkları vardır ve bu durum ona çok renkli bir içerik kazandırır.

Ülkemizde giyim kuşamda batılılaşma, 19. yüzyıldan sonra başlar.

Yirminci yüzyılda ise bütün batı ülkelerinde moda olgusuyla beraber küreselleşme eğilimi ortaya çıkar.

Türkiye küreselleşme akımına 1940’lardan sonra büyük şehirlerden başlayarak yavaş yavaş ayak uyduran ilk Doğulu ve Müslüman ülkelerin başında yer alır.

Böyle bir gelişmeyi sağlayan faktörlerin kaynağında elbette ülkemizin tekstil potansiyelinin gücü vardır.

Ortak giyim kuşama yönelim böylece bütün dünyada yayılırken ulusal ve yerel kıyafetlerimiz, estetik çizgileri ve görkemli içerikleriyle anneannelerimizin çeyiz sandıklarında, özel kolleksiyonlarda ve müzelerde saygıdeğer yerlerini almışlardır.

Konuyla ilgili araştırmacı ve kurumlara düşen, ulusal kültürümüzün bu gurur verici simgesel değerlerinin bilimsel envanterini yapmak ve onları, yeni tasarımlarda kaynak olarak kullanmaktır.

  • Künye: Sabahattin Türkoğlu – Tarih Boyunca Anadolu’da Giyim-Kuşam, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2024