Fuat Durmuş ve Aslı Aksoy – Etnoarkeolojik Yaklaşımlarla Troya’nın Prehistorik Dönem Dokuma Aletleri (2020)

Prehistorik dönemin yüz akı kentlerinden Troya’nın tekstil ve dokuma kültürü üzerine usta işi bir çalışma.

Fuat Durmuş ve Aslı Aksoy, Troya’nın muazzam tekstil mirasını etnoarkeolojik bir yöntemle yeniden canlandırıyor.

Troya, Prehistorik Dönem’de Kafkasya’dan Yakın Doğu’ya, Anadolu platosundan Avrupa’ya ticari ulaşımın birleşik noktasıydı.

Görkemli yapıları ve eşsiz buluntularıyla Tunç Çağı’nın kültürel bir bileşkesiydi.

Efsanelerin, hazinelerin ve arkeolojik ilklerin kenti Troya’nın taş, keramik, kemik, diş ve boynuz endüstrisi, aslında Troya’nın ilişkisi bugüne kadar kurulamamış tekstil ve dokuma kültürüyle olan bağlantısına işaret eder.

Bu kitapta da, Troya’nın trajik öyküsü altında kalmış muazzam tekstil mirası etnoarkeolojik yöntemlerle yeniden canlandırılıyor, ayrıca Troya’nın aynı zamanda bir tekstil merkezi olduğunu arkeolojik bulgularla ortaya koyuyor.

  • Künye: Fuat Durmuş ve Aslı Aksoy – Etnoarkeolojik Yaklaşımlarla Troya’nın Prehistorik Dönem Dokuma Aletleri, editör: Rüstem Aslan, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 248 sayfa, 2020

Plutarkhos – Artakserkses (2021)

Plutarkhos’un kaleminden, Pers Kralı Artakserkses II Mnemon üzerine altın değerinde bir biyografi.

Plutarkhos, bu Pers kralına duyduğu özel hayranlığı gizlemiyor.

Sevgi Sarıkaya’nın girişi, çevirisi ve notlarıyla sunulan eser, Plutarkhos’un ‘Paralel Yaşamlar’ külliyatından veya derlemesinden günümüze kadar eksiksiz olarak gelen dört ‘tek Yaşamlar’dan MÖ 405/404 yılından 359/358 yılına kadar hüküm sürmüş Pers kralı Artakserkses II Mnemon’un biyografisi.

Artakserkses, tek Yaşam biyografileri arasında yerini almakla birlikte, eserin diğer Hayatlar’dan kendine özgü farklılığı ise biyografi yazarının seçkisini, bu iki uygarlığı birleştirmek için Hellen ve Romalı kişilerden oluştururken bir istisna uygulayıp Pers kralının hayatını da Paralel Yaşamlar yapıtının bir parçası haline getirmesi.

Artakserkses biyografisi, Plutarkhos’un “Tarihin Babası” Herodotos’u barbar severlikle (philobar-baros [φιλο-βάρβα-ρος]) itham ederken bizzat kendisinin de bu Pers kralına özel bir hayranlık duyduğunun kanıtı olarak okunabilir.

  • Künye: Plutarkhos – Artakserkses, giriş, çeviri ve notlar: Sevgi Sarıkaya, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, biyografi, 147 sayfa, 2021

Ceyhun Berkol – Ayak İzinin 10.000 Yıllık Öyküsü ve Osmanlı Uygarlığında Ayakkabı (2021)

10 bin yıldan fazla tarihi bulunan ayakkabının izini, arkeolojik buluntulardan da yararlanarak süren özgün bir çalışma.

Ceyhun Berkol, yazının icadından önceki dönemlerden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanarak ayakkabının tarih içindeki dönüşümünü kayıt altına alıyor.

Soğuktan korunma ve örtünme gereksinimleriyle başlayan giyim kuşam zaman içinde insanoğlunun ayırt edici özelliği haline dönüştü.

Bunlardan kuşkusuz en önemlisi de, insanın her türlü doğa koşullarına uyum ve dayanıklılığını sağlayan, yaşamına konfor katan ayakkabıdır.

Berkol da bu çalışmasında, ayakkabının, tıpkı giysi ve kostüm gibi, bireyin içinde yaşadığı dönem, toplum, ustalık, etkileşim ve ticaretle ilgili bize ne gibi bilgiler vereceğini irdeliyor.

Şimdilerde, üniversitede moda ve kostüm tarihiyle ilgili dersler veren Berkol, yerli ve yabancı kaynaklardan edindiği bilgileri arkeolojik kazılardan elde ettiği malzemelerle harmanlayarak zengin bir ayakkabı tarihi meydana getirmiş.

Kitap, Sinop il merkezinde yer alan Roma dönemi buluntularından Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuna değin dokuma, kostüm, ayakkabı ve giyim aksesuarlara, oradan Balatlar Kilisesi Kazılarında gün ışığına çıkarılan buluntulara uzanarak tarihsel süreci 10 bin yıl öncesinden başlayan ayakkabının, deri sanatının keşfi ile birlikte nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Ceyhun Berkol – Ayak İzinin 10.000 Yıllık Öyküsü ve Osmanlı Uygarlığında Ayakkabı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 184 sayfa, 2021

Senem Dinç – Hellenistik ve Roma Çağı Anadolu Okul Vakıfları (2021)

Eskiçağ’daki vakıf kavramı, bu dönemde görülen tüm vakıf türleri ve onların nasıl işletildiği hakkında aydınlatıcı bir çalışma.

Senem Dinç, günümüz vakıflarının öncüleri sayılabilecek, ancak onlardan çok farklı bir dinî inanış ve toplum anlayışının ürünü olarak ortaya çıkmış ve şekillenmiş Hellenistik ve Roma çağlarına ait vakıfları çok yönlü bir bakışla izliyor.

Eski Yunan dünyasında Klasik Çağ’dan itibaren uygulanan, Hellenistik ve Roma çağlarında da kendilerine yaygın bir kullanım alanı bulmuş bu kurumlar, gelir getirecek taşınabilir veya taşınmaz değerlerin bağışlandığı ve günümüz vakıflarına teorik olarak benzemekle birlikte pratikte çok farklı olan kurumlardı.

Örneğin günümüz vakıflarından ayrılan en önemli yönleri, kent devletinin denetimi altında olmalarına rağmen günümüzdekiler gibi tüzel bir kişilik olarak tanımlanmamış olmalarıydı.

Kitap, yazarının klasik vakıflar olarak tanımladığı bu vakıfları çok yönlü bir bakışla ele aldığı gibi, vakıf türleri içerisinde Hellen ve Roma toplumlarında eğitimin nasıl finanse edildiğine de odaklanıyor.

Özellikle vakıf, eğitim ve gymnasion’ların idaresi konularına ilgi duyan okurların çokça faydalanabileceği bir eser.

  • Künye: Senem Dinç – Hellenistik ve Roma Çağı Anadolu Okul Vakıfları, Arkeoloji Sanat Yayınları, tarih, 184 sayfa, 2021

Shane Brennan – On Binler’in İzinde (2020)

‘On Binler’in İzinde’, Pers tahtına oturma hevesindeki Genç Kyros ile askerlerinin izinden giderek okurunu Türkiye, Suriye ve Irak boyunca sürükleyici bir yolculuğa çıkarıyor.

Shane Brennan’ın bu harikulade çalışması, 2500 yıl önce yaşanmış bir seferin anlatıldığı Ksenophon’un ‘Anabasis’inin çok iyi bir özeti.

2000-2001 zaman aralığında bu coğrafyayı adeta adım adım kat eden Brennan, Ksenophon’un yolculuğuna tanıklık etmiş anıtlar, kentler ve yeryüzü şekillerinin izini sürerek gezi edebiyatının benzersiz bir örneğini oluşturuyor.

Çalışma, hem tarihsel konular hakkında bilgilendiriyor, hem yolculuğun getirdiği mutlulukları ve zorlukları yalın bir şekilde tasvir ediyor, hem de bölgenin coğrafyası ve kültürü hakkında sağlam gözlemler barındırıyor.

  • Künye: Shane Brennan – On Binler’in İzinde: Adım Adım Türkiye, Suriye ve Irak, çeviren: Nihal Naiboğlu, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2020

Nurgül Yıldırım – İnsanoğlunun Ebediyet Arayışına Sumerliler’den Edebi Bir Armağan: Gılgameš Destanı (2020)

İnsanın ölümsüzlüğü arayışının ve kadim dostluğun destanı Gılgamış, yazılışının üzerinden binlerce yıl geçtiği halde bizi çarpıcı bir şekilde etkilemeye devam ediyor.

Nurgül Yıldırım’ın bu çalışması da, destan, destanın yazıldığı dönem ve destanın farklı versiyonları üzerine aydınlatıcı bir inceleme.

Yıldırım çalışmasına, Mezopotamya’da Sümerlere kadar olan uygarlık izlerini irdeleyerek başlıyor ve devamında da,

  • Sümerlerde siyasi ve sosyo-kültürel yapı,
  • Sümer coğrafyasında ilk Sami izleri,
  • Sümer dili ve dil eğitimi,
  • Sümer inanç sistemi,
  • Tarihsel bir kişilik olarak Gılgamış,
  • Destanlaşma sürecinde Gılgamış anlatıları,
  • Gılgamış, Enkidu ve yeraltı dünyası,
  • Gılgamış destanına ait Akad, Babil ve Asur versiyonlarından örnekler,
  • Gılgamış destanı ve tufan,
  • Gılgamış destanının mitolojik unsurları ve bu destanda işlenen kültürel değer motifleri,
  • Ve Gılgamış destanının yazın dünyasındaki izdüşümleri gibi ilgi çekici konuları irdeliyor.

Gılgamış destanı konusunda aydınlanmak isteyen okurların kaçırmak istemeyecekleri bir çalışma.

Bu ünlü destandan bir alıntı:

“Nereye koşuyorsun böyle Gılgamış

Eline geçmeyecek aradığın yaşam.

Tanrılar insanoğlunu yarattıklarında

Yalnız ölüm oldu ona verdikleri,

Kendi ellerinde tuttular yaşamı…”

  • Künye: Nurgül Yıldırım – İnsanoğlunun Ebediyet Arayışına Sumerliler’den Edebi Bir Armağan: Gılgameš Destanı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mitoloji, 232 sayfa, 2020

Tansu Salman – Galaterra (2010)

Tansu Salman, ‘Galaterra’da, Büyük İskender’in ölümünden sonra hızla yol alan Galyalıların Orta Avrupa’dan Anadolu’ya uzanan hikâyesini anlatıyor.

Büyük İskender’in ölümüyle beraber, iktidar kavgaları başlamıştır.

Bu savaşlar, büyük imparatorluğu yok olmaya doğru götürürken, Orta Avrupa’da Kelt asıllı Galyalılar, Makedonya ve Anadolu’daki otorite boşluğunu fırsat bilerek Doğu’ya doğru büyük bir göç hareketine başlar.

Bu göç sonrasında, Galyalılar’ın Makedonya ve Trakya’yı işgal edişleri, M. Ö. 278 yılında boğazları geçerek Küçük Asya’ya gelişleri ve nihayet, Anadolu’da Galatya adını verdikleri bir bölgede yurt edinmeleri, romanın omurgasını oluşturuyor.

  • Künye: F. Tansu Salman – Galaterra: Galya’dan Galatya’ya, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, roman, 228 sayfa

Mehmet Özdoğan – 1967 Yılı Van-Hakkâri Araştırmaları (2019)

Mehmet Özdoğan’ın bu eseri, çok ama çok önemli.

Bir defa, 1967 yılında, Van-Hakkâri bölgesi tarihöncesi kültürleriyle ilgili bilgilerin yok denecek kadar az olduğu bir dönemi yansıtıyor.

Ve ikinci olarak da, elli yıl önceki arkeolojisinin bir fotoğrafını veren, çok özel bir belge.

Özdoğan, bir kısmını Muvaffak Uyanık’la birlikte, bir kısmını ise tek başına yaptığı Van-Hakkâri bölgesi yüzey araştırması ve gezisi ile ilgili yazdığı raporu, uzun bir aradan sonra farklı bir gözle elden geçirerek kitaba dönüştürmüş.

Özdoğan, raporunu kitaba dönüştürürken de, iki bölüm eklemiş.

Bu bölümün ilkinde, Muvaffak Uyanık (1905-1975) kişilik olarak ele alınıyor ve onun öncülük ettiği Tirşin araştırmalarının yanı sıra Cumhuriyet’in ilkelerine adanmış kişiliği ve Türkiye’nin eğitim sisteminin geliştirilmesi için yaptığı katkılar anlatılıyor.

Rapora eklenen ikinci kısımda ise, Mehmet Özdoğan’ın günümüzün bakış açısıyla 1967 yılı çalışmalarının bir değerlendirmesi olarak kaleme aldığı “Giriş” yazısı yer alıyor.

Özdoğan burada da, daha çok 1967 yılı çalışmalarının şimdiye kadar dışa pek yansımayan, arka plandaki öyküsünü ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

  • Künye: Mehmet Özdoğan – 1967 Yılı Van-Hakkâri Araştırmaları (Tirşin Kaya Resimlerinin Bulunuşu: Arkeoloji, Etnografya ve Doğal Çevre), Arkeoloji Sanat Yayınları, arkeoloji, 180 sayfa, 2019

Nihan Naiboğlu – Anadolu Kent Modelinin Yayılımı (2019)

Nihan Naiboğlu’nun bu enfes çalışması, MÖ 3. binyılda Batı Anadolu, Ege Adaları ve Balkanlar’da kentleşme üzerine çok önemli bir inceleme.

Bilhassa son dönemde yapılan kazılar, Batı Anadolu, Ege ve Balkan coğrafyasındaki yerleşimlerin, çok kendine has özelliklere sahip olduklarını gösterdi.

Örneğin Batı Anadolu, Ege dünyasının kentleri, çapı 100 m’yi ancak bulan, kalabalık nüfusları, işlik yerlerini ve büyük depo alanlarını barındırmayan, Suriye-Mezopotamya kentleriyle karşılaştırılamayacak kadar küçük ve mütevazı görünümü olan yerleşim yerleriydi.

Bununla birlikte, Anadolu İlk Tunç Çağı yerleşimleri önceki Neolitik ve Kalkolitik Çağ yerleşimlerinden olan farklılıklarıyla da öne çıkıyordu.

Örneğin Çatalhöyük ve Aşıklı Höyük gibi bazı Neolitik yerleşimleri, Troia, Demircihöyük, Thermi ya da Poliochni gibi İlk Tunç Çağı merkezlerinden çok daha kalabalık bir nüfusu barındırmış, daha geniş bir alanı kaplamıştı.

İşte Nihan Naiboğlu’nun incelemesi, hem Anadolu kent modelini ayrıntılandırıyor hem de bunun Mezopotamya kent modelinden farklılıklarını ortaya koyuyor.

Naiboğlu bununla da yetinmeyerek Batı Anadolu, Ege dünyasında ortaya çıkan yapılanmanın Balkan Yarımadası’na yaptığı etkiyi de izliyor.

  • Künye: Nihan Naiboğlu – Anadolu Kent Modelinin Yayılımı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 236 sayfa, 2019

Mehmet Özdoğan – Hammaddeden Ustalara (2019)

Türkiye’de arkeoloji alanında yaptığı çalışmalarla haklı bir üne sahip Mehmet Özdoğan’ı, aynı zamanda, 1980 yılından itibaren verdiği “Malzeme Bilgisi” dersiyle de biliriz.

Özdoğan’ın 2010 yılına kadar sürekli geliştirerek verdiği söz konusu dersinin asıl önemi, arkeolojik buluntuların yalnız biçimsel yönleriyle değil, hammadde özellikleri ve yapım teknolojisi bilgisiyle birlikte ele alınması gerektiği gerçeğinden yola çıkmasıydı.

İşte Özdoğan’ın hem bu dersinin hem de Yakındoğu arkeolojisinde tarihöncesi alanında araştırma, kazı, yayın, eğitim ve koruma alanındaki çalışmalarından edindiği deneyimle hazırladığı elimizdeki kitabı, tarihöncesi dönemlerde kullanılan buluntu türlerini ve bunların yapım yöntemlerini kapsamlı bir şekilde açıklıyor.

Bilhassa arkeoloji öğrenimine yeni başlayan öğrencilere çok yardımı dokunacak çalışma, tarihin her döneminde kullanılmış başlıca hammadde türlerinin özelliklerini, bunların işlenmesinde kullanılan yöntemleri ve adı sıkça geçen bazı buluntu türlerini de ele alıyor.

Kitap, Türkiye’de ilk kez malzeme ile hammadde ve teknoloji ilişkisi üzerine çeviri olmayan Türkçe terimlerin kullanıldığı bir başvuru kaynağı oluşuyla ayrıca önemli.

  • Künye: Mehmet Özdoğan – Hammaddeden Ustalara: Tarihöncesi Arkeolojisinde Malzeme (Yontmataş, Sürtmetaş, Boynuz, Diş, Kil, Çanak Çömlek), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 299 sayfa, 2019