Kolektif – Belgesel Sinema Kitabı (2021)

Belgeselle ilgilenenlerin kaçırmak istemeyeceği bir başvuru kaynağı.

Brian Winston’un derlediği 752 sayfalık bu çalışma, belgeselin tarihçesinden belgeselde yeni teknolojilere konuyu zengin bir bağlamda irdeliyor, bunu yaparken de tam da olması gerektiği gibi, belgeselin etik, estetik, siyaset gibi konularla ilişkisi konusunda da çok önemli değerlendirmeler barındırıyor.

  • Künye: Kolektif – Belgesel Sinema Kitabı, derleyen: Brian Winston, yayıma hazırlayan: Seda Salman, Ayrıntı Yayınları, sinema, 752 sayfa, 2021

Graham Farmelo – Evren Sayılarla Konuşur (2021)

Matematik ve fizik arasında çiçek açan ilişkinin bütün kavrayışımızda nasıl büyük bir devrim yarattığı üzerine harikulade bir çalışma.

Graham Farmelo, son kırk yılda fizikte çığır açmış fikirlerin bizi gerçekliğin kalbinde yatan derin matematiğe götürdüğünü söylüyor.

Matematikle teorik fizik arasındaki hareketli dansın geçmişini ustalıkla serimleyen Farmelo, Newton’dan Einstein’a uzanarak matematik ve fizik arasındaki tarihsel ilişkiyi çarpıcı saptamalar eşliğinde görünür kılıyor.

Kitabı, bu iki alanın geçmişiyle veya bugünüyle ilgilenenler kadar, doğanın temel yasalarını keşfetmek isteyen bütün okurlara öneriyoruz.

  • Künye: Graham Farmelo – Evren Sayılarla Konuşur: Modern Matematik Tabiatın En Gizli Sırlarını Ortaya Çıkarıyor, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, bilim, 304 sayfa, 2021

Harun Aykut Göker – Yaratıcılık ve Yenilikçilik (2021)

Doğu toplumları tarihte birçok önemli buluş ve yeniliklere imza attıkları halde, bugün yaratıcılıklarını ve yenilik potansiyellerini ortaya koymada Batı toplumu karşısında neden geri kaldılar?

Harun Aykut Göker, niçin yeterince yenilikçi ve yaratıcı olamadığımızın ekonomik, kültürel ve tarihsel kökenlerini aydınlatıyor.

Göker, Doğu ile Batı kültürleri arasında kalan Türkiye toplumunun, sahip olduğu yetkinlikleri / yetenekleri bilgi toplumu ölçütlerine uygun bir yaratıcılığa dönüştürmekte neden zorlandığını irdeliyor.

Yazar, eğitim anlayışımızın, dini yorumlayış biçimimizin, politik, sosyal, ekonomik ve coğrafik olguların ve kimi öğrenilmiş, kimisi de kalıtımsal beşeri özelliklerimizin bu durumdaki sorumlulukları üzerine derinlemesine düşünüyor.

Yazar bunun yanı sıra, sanayileşme ve kentleşmenin kendiliğinden yenilikçilik kültürünü geliştirmeye yeterli olup olmadığını tartışıyor, daha da önemlisi eğitim, kültür, siyaset, sanayi ve iş dünyası gibi farklı alanlarda yapılacak dönüşümlerin bu alandaki potansiyeli geliştirmede nasıl başarılı olabileceği konusunda ufuk açıcı öneriler sunuyor.

  • Künye: Harun Aykut Göker – Yaratıcılık ve Yenilikçilik: Kültürel Kökenleri ve Bizim Toplumumuz, Ayrıntı Yayınları, bilim, 496 sayfa, 2021

Zygmunt Bauman – Kültür Teorisinde Eskizler (2021)

Zygmunt Bauman’ın 1968’de ülkesi Polonya’dan sınır dışı edilmesi sürecinde kaybolduğunu sandığı ‘Kültür Teorisinde Eskizler’, düşünürün daha sonraki fikirlerine zemin oluşturan çok önemli bir eser.

Sıkı bir teorik tefekkür olan bu kitabında Bauman, kitle kültürünün durumu, pedagojinin talepleri ve kırsal bölgelerdeki değişimler gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Kitapta,

  • Kültürel antropolojinin krizini,
  • Yapısalcılıkla sibernetiğin potansiyellerini,
  • Göstergebilimsel kültür teorisini,
  • Göstergebilimin kültür teorisindeki araştırma sorunlarını,
  • Toplumun kültürel ve kültür dışı örgütlenmesini,
  • Toplumların ekonomisi ile kültürleri ve tipolojileri arasındaki girift ilişkiyi,
  • Çağdaş eğitimin problemlerini,
  • Ve kültürün sosyolojik işlevi gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

‘Kültür Teorisinde Eskizler’, gerek tarihi gerekse içinde sunulan fikirlerin değeri bakımından, ayrıca 1960’larda sosyal bilimlerde yaşanan dönüşümlerin çok önemli bir incelemesi olarak muhakkak okunmalı.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Kültür Teorisinde Eskizler, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 400 sayfa, 2021

Kolektif – Pandemi, Neoliberalizm, Medya (2021)

Covid-19 pandemisi, bize alternatif medyanın ne kadar önemli bir görevi yerine getirdiğini bir kez daha hatırlattı.

Zira halkın yanında olması gereken ana akım medya kurumlarının bu süreçte habercilik yapmaktan ziyade kendilerine verilen bilgileri haberleştirmekle yetindiklerine yakından tanık olduk.

Bu usta işi derleme de, pandeminin ağırlıklı olarak medyaya yansımalarını farklı açılardan irdeliyor.

Kitapta,

  • Pandemi döneminde iletişim ve medyanın nasıl bir işlev üstlendiği,
  • Medyada nasıl bir pandemi anlatısı kurulduğu,
  • Pandemi sürecinde yeni medyanın ve kamusal iletişimin rolü,
  • Pandemide yalan haberin etkileri ve bu süreçte doğru bilgiye erişimin hayati önemi,
  • İzolasyon ve şiddet sarmalında pandemide kadın ve çocuk olmanın ne anlama geldiği,
  • Ve Amerikan medyasının koronavirüs ile nasıl bir sınav verdiği gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yasemin İnceoğlu, Savaş Çoban, Faruk Bildirici, Bermal Aydın, Can Ertuna, İsmail H. Polat, Şevket Uyanık, Sarphan Uzunoğlu, Tirşe Erbaysal Filibeli, Elgiz Yılmaz Altuntaş, Tuğçe Duygu Köksal, Gülin Çavuş, Mert Can Yılmaz, Sinan Aşçı, Sevgi Kesim Güven, Menekşe Tokyay ve Aslı Tunç.

  • Künye: Kolektif – Pandemi, Neoliberalizm, Medya, derleyen: Yasemin İnceoğlu ve Savaş Çoban, Ayrıntı Yayınları, medya, 336 sayfa, 2021

Atilla Özsever – Mesele Teslim Olmamakta (2021)

Türkiye’nin yakın tarihi, devrimci serüveni, darbeler tarihi, dalgalı siyaseti ve gazetecilik dünyası üzerine çok iyi bir tanıklık.

12 Mart döneminde piyade üsteğmeni iken siyasi görüşleri nedeniyle re’sen emekliye sevk edilmiş, 2.5 yıl cezaevinde kalmış, 68 kuşağından gazeteci ve akademisyen Atilla Özsever hocaya kulak veriyoruz.

Kitabın ilk bölümü, Özsever’in askerlik ve 12 Mart dönemi üzerine anılarından oluşuyor.

Kitabın devamı ise Özsever’in gazetecilik yılları ve akademik yaşamına dair tanıklığını sunuyor.

Özsever kitabında, Devrimci Subaylar Örgütü, askeri okullarda eğitim, Mahir Çayan ve Sinan Cemgil gibi dönemin öne çıkan devrimci kişilikleri, OYAK bildirisi, Ziverbey Köşkü’nde işkence, Deniz’lerin idamı, cezaevi yılları, TRT’ye giriş ve TRT’den atılma, sendika uzmanlığı, kanlı 1977 Mayıs’ı, 12 Eylül Darbesi’nde yaşananlar, Hürriyet’te Çetin Emeç ve Ertuğrul Özkök çekişmesi, öğretim üyeliği yılları, üniversitelerde sözleşme sorunu, Gezi direnişi ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi, hem kişisel hayatında, hem de Türkiye yakın tarihinde iz bırakmış pek çok kişi ve olayı anlatılıyor.

  • Künye: Atilla Özsever – Mesele Teslim Olmamakta: Asker Kökenli Bir 68’linin 12 Mart, Gazetecilik ve Akademisyenlik Anıları, Ayrıntı Yayınları, anı, 320 sayfa, 2021

Michael Stolleis – Yasanın Gözü (2021)

İnsan gözü herhalde tüm kültürlerin zihninde dinî, felsefi, sosyal ve nihayet hukuki bağlamları olan mucizevi bir şeydir.

Örneğin nazarlıklarda kullanılan göz simgesi Eski Mısır’ın adaleti temsil eden hem Tanrı hem Kral Osiris’in asasındaki gözdür, ama aynı zamanda ve hatta enteresan bir şekilde Fransız Devrimi’nin de adalet simgesi olmuştu.

İşte hukuk tarihçisi Michael Stolleis’ın yeniden basılan bu güzel çalışması da, yasaların egemenliğinin simgesi “her şeyi gören göz”ün tarih içinde taşıdığı anlamları hukuk açısından inceliyor.

Stolleis burada, tarihten güçlü ve çarpıcı alıntılarla en eski çağlardan bugünkü hukuk devletine kadar “yasa” kavramının temelinde görmek, gözlemek ve denetim düşüncesinin yattığını gözler önüne seriyor ve bunun geçirdiği evreleri canlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitap, “yasanın gözü”nün tarih içinde nasıl bir dönüşüm geçirdiğine yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Michael Stolleis – Yasanın Gözü: Bir Metaforun Tarihi, çeviren: Arif Çağlar, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 112 sayfa, 2021

Faruk Bildirici – Medyanın Ombudsmanı, Saray’ın Medyası (2021)

Gazeteciliğe 1980 yılında Cumhuriyet’te başlamış Faruk Bildirici’nin, meslek hayatının en zor yılları, 2010 tarihinden Mart 2019 tarihine kadar yürüttüğü Hürriyet gazetesinin Okur Temsilciliği (Ombudsman) göreviydi.

Zira bu dönemde iktidar, basın özgürlüğüne büyük darbe vurmuş, ele geçiremediği son kalelerden biri olan Hürriyet de teslim bayrağını çekmiş, gazetede Bildirici gibi birkaç isim dışında, iktidara muhalefet eden kimse kalmamıştı.

İşte Bildirici elimizdeki bu kitabında, Hürriyet’teki okur temsilciliği yıllarına dair tanıklığını Enis Berberoğlu’nun genel yayın yönetmenliği döneminden başlayarak Sedat Ergin, Fikret Bila ve Vahap Munyar’ın genel yayın yönetmenliği sürecine uzanarak anlatıyor.

Kitap, Bildirici’nin henüz çocukken gazeteci olmaya karar vermesine vesile olan bir dönüm noktasını ve gazeteci olduktan sonra basın camiasında yıllara yayılan deneyimini anlattığı bir sunuşla açılıyor.

Türkiye basının yakın tarihi hakkında bir başvuru kaynağı niteliğindeki çalışma, gazeteciliğin içinin nasıl yavaş yavaş boşaltıldığının, gerçek gazetecilerin nasıl öcüleştirildiğinin ve bunun sonucunda gazetelerin adeta iktidarın basın bülteni haline getirilişinin trajik ve kesinlikle çok öğretici hikâyesi olarak okunabilir.

Bildirici anılarını anlatırken, bir yandan da “ombudsmanlık” mesleğinin Türk medyası içindeki yerine ve gelişim sürecine, Hürriyet gazetesinin Doğan Grubu’ndan Demirören Grubu’na geçiş sürecine ve bu süreçte yaşananlara, siyaset ve medya ilişkisine, Türk siyasetinin medya üzerindeki baskısına haber, örnek ve belgeler sunarak eğiliyor.

Bildirici’nin gazetecilik yaşamı, yazışmaları, anı, tecrübe ve gözlemlerinden hareketle Türk gazeteciliğinin 1980’lerden 2020’lere uzanan serüveni eleştirel bir bakışla yeniden değerlendiriliyor bu kitapta.

  • Künye: Faruk Bildirici – Medyanın Ombudsmanı, Saray’ın Medyası: Hürriyet’teki Etik Kavgasının Bilinmeyenleri, Ayrıntı Yayınları, anı, 352 sayfa, 2021

Peter Drucker – Sapkın (2021)

Lezbiyen/gey özgürleşmesi ve lezbiyen/gey çalışmaları, kırk yıldan fazla bir geçmişe sahip.

Queer çalışmalarda 21. yüzyılın başta gelen Marksist bilim insanlarından biri olarak öne çıkan Peter Drucker de, bu zengin deneyimin antikapitalist mücadeleyle nasıl harmanlanabileceğini irdeliyor.

Kapitalizm ile heteroseksüel norm arasındaki ve sınıf ile cinsel politika arasındaki bağlantılar üzerine çok iyi bir kitap olarak okunabilecek ‘Sapkın’, solun günümüzde hâlâ queer’i dışlamaya eğilimli olmasını eleştirerek, sol ile queerlerin anti-kapitalizm şemsiyesi altında bir araya gelmelerinin neden hayati derecede önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Drucker kitabına, gey normalleşmesinin kökenlerini aydınlatarak başlıyor ve devamında da, neoliberalizmin cinsel politikası ile neoliberalizmde gey normalleşmesini ve queer bir cinsel politikanın imkânları ve karşılaşacağı sorunları çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Kitaptan çarpıcı bir alıntı:

“Sekülerleşme yolunda farklı hızlarda gerçekleşen ilerlemeler de LGBT toplulukların daha hızlı ya da daha yavaş ortaya çıkmasında bir başka etkendi. ABD’de aşırı tutucu Protestanlar ile Latin Amerika’da Katolik Kilisesi’nin, sürecin Kuzey Avrupa’daki en seküler toplumların gerisinde kalmasında payı oldu. Bununla birlikte, Belçika ve İspanya gibi isimde Katolik olan ülkeler, isimde Lüterci İskandinavya’yı hızla yakaladı. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye kentleri örneği, İslam dünyasında LGBT kimliklerin ortaya çıkışında sekülerleşmenin (Türkiye örneğinde sömürge karşıtı devrimin bir sonucudur) önemini gösterdi. Bu ülkedeki ticari faaliyet alanlarının ve örgütlenme çabalarının, ta 1990’ların sonlarına değin, Kahire ve Karaçi gibi belli başlı metropollerde bile bir benzeri görülmedi.”

  • Künye: Peter Drucker – Sapkın: Gey Normalleşmesi ve Queer Antikapitalizm, çeviren: Ege Acar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 656 sayfa, 2021

Pierre Broué – Almanya’da Devrim (2021)

1917’den 1923’e kadar, devrimcilerin Almanyası’nda mücadele, sokak savaşlarıyla, barikat saldırılarıyla yürüdü.

Fakat aynı zamanda ve özellikle fabrikalarda, madenlerde, halk evlerinde, sendikalarda ve partilerde, mitinglerde ve komite toplantılarında, politik-ekonomik grevlerde, sokak gösterilerinde, fikir savaşlarında, kuramsal tartışmalarda kendini gösterdi.

Daha önce ‘İspanya’da Devrim ve İç Savaş‘ adında çok önemli bir yapıtına da yer verdiğimiz Pierre Broué’nun bu eşsiz çalışması da, Almanya’daki işçi sınıfının bağrındaki bu kıyasıya kavgayı başından sonuna değin izliyor.

Tam 869 sayfalık bu oylumlu kitap, o dönemde Alman devrimcilerinin “solculuk” ile “oportünizm”, “bağnazlık” ile “revizyonizm”, “aktivizm” ile “eylemsizlik” arasında geleceğe doğru giden zorlu yollarının kapsamlı bir dökümünü yapıyor, Rus yoldaşlarının başarılı deneyimlerinden de yola çıkarak kendi ülkelerinde iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesini sağlama almanın yollarını keşfetme çabasını ele alıyor.

  • Künye: Pierre Broué – Almanya’da Devrim 1917-1923, çeviren: Şule Çiltaş, Ayrıntı Yayınları, tarih, 896 sayfa, 2021