Marcello Musto – Marx’ın Dirilişi (2025)

Marcello Musto’nun bu kitabı, Karl Marx’ın düşüncelerini 21. yüzyılın toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunları ışığında yeniden değerlendiren kapsamlı bir derleme. Musto, kitabında Marx’a dair yaygın yanlış anlamaları sorgularken, onun fikirlerinin günümüz dünyasında neden hâlâ geçerli olduğunu ayrıntılı biçimde tartışıyor. ‘Marx’ın Dirilişi: Temel Kavramlar ve Yeni Yorumlar’ (‘Marx Revival: Key Concepts and New Interpretations’), Marx’ın ekonomi politik, tarih anlayışı, yabancılaşma, sınıf mücadelesi ve ekoloji gibi temel kavramlarını çağdaş araştırmalarla yeniden yorumluyor. Bu sayede, Marx’ın yalnızca 19. yüzyıl kapitalizmini değil, günümüz küresel kapitalizmini de çözümleyebilecek bir düşünsel araç sunduğunu gösteriyor.

Kitap, tek bir anlatı yerine farklı araştırmacıların katkılarından oluşan bir kolektif çalışma olarak yapılandırılmış. Her bölüm, Marx’ın metinlerinin modern teorik çerçevelerle ilişkisini ele alıyor: Ekolojik kriz, dijital emek, postkolonyalizm ve toplumsal cinsiyet gibi güncel alanlarda Marx’ın kavramlarının nasıl yeniden üretildiği tartışılıyor. Musto, Marx’ın dogmatik değil, sürekli gelişen bir düşünür olduğunu vurguluyor; onun teorisinin, değişen tarihsel koşullara göre yeniden okunması gerektiğini savunuyor.

Eleştirel ama canlandırıcı bir tonla yazılan ‘Marx’ın Dirilişi’, Marksizmin donmuş bir ideoloji olmadığını, tersine günümüz krizlerini anlamak için güçlü bir teorik çerçeve sunduğunu gösteriyor. Musto’nun çalışması, Marx’ı geçmişin değil, geleceğin düşünürü olarak konumlandırıyor ve modern dünyada adalet, emek ve eşitlik mücadelesine yeniden teorik bir derinlik kazandırıyor.

  • Künye: Marcello Musto – Marx’ın Dirilişi: Temel Kavramlar ve Yeni Yorumlar, çeviren: Pınar Meltem Üstündağ, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 544 sayfa, 2025

Des Fitzgerald, Nikolas Rose – Kentsel Beyin (2025)

Des Fitzgerald ve Nikolas Rose’un kaleme aldığı bu kitap, şehir yaşamının zihinsel sağlık üzerindeki etkilerini derinlemesine inceliyor. Yazarlar, modern kentlerin yalnızca ekonomik ve sosyal yapıların değil, aynı zamanda psikolojik deneyimlerin de şekillendiği mekânlar olduğunu öne çıkarıyor. Kentleşme sürecinin insan zihnini nasıl dönüştürdüğünü anlamak için disiplinlerarası bir yaklaşım benimseyen eser, psikiyatri, nörobilim, sosyoloji ve kentsel çalışmalar arasında bir köprü kuruyor.

‘Kentsel Beyin: Dirimsel Kentte Akıl Sağlığı’ (‘The Urban Brain: Mental Health in the Vital City’), şehirlerin yoğunluğu, kalabalığı ve sürekli değişen yapısının bireylerde stres, kaygı ve depresyon risklerini nasıl artırdığını tartışıyor. Ancak mesele yalnızca olumsuzluklarla sınırlı kalmıyor; şehirlerin sunduğu kültürel çeşitlilik, sosyal bağlantılar ve yenilik potansiyeli de zihinsel sağlık için fırsatlar yaratıyor. Fitzgerald ve Rose, bu ikili yapıyı ele alarak kentin hem tehdit hem de imkân olduğunu gösteriyor.

Yazarlar, “kentsel beyin” kavramını ortaya koyarak, insan zihninin biyolojik bir yapı olmanın ötesinde sosyal ve mekânsal bağlamlarla şekillendiğini savunuyor. Beynin, kentin ritmi, gürültüsü, yoğunluğu ve ilişkisel ağlarıyla birlikte nasıl yeniden biçimlendiği titizlikle analiz ediliyor. Bu yaklaşım, ruh sağlığı politikalarının yalnızca klinik düzeyde değil, kentsel planlama ve sosyal yaşam stratejileriyle birlikte düşünülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

‘Kentsel Beyin’, modern şehirlerde ruh sağlığına dair yeni bir bakış açısı sunarken, kentsel yaşamın zihinsel boyutunu anlamak isteyen okurlar için vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Des Fitzgerald, Nikolas Rose – Kentsel Beyin: Dirimsel Kentte Akıl Sağlığı, çeviren: Ercan Tugay Akı, Ayrıntı Yayınları, psikoloji, 368 sayfa, 2025

Daniel Finn – IRA (2025)

Daniel Finn bu kitabında, İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA) yirminci yüzyıl boyunca geçirdiği dönüşümü politik bir çerçevede ele alıyor. IRA’nın yalnızca silahlı bir örgüt değil, aynı zamanda bir ideoloji ve hareket olarak nasıl şekillendiğini anlatıyor. ‘IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu)’ (‘One Man’s Terrorist: A Political History of the IRA’), sömürgecilik karşıtı mücadelenin ve İrlanda milliyetçiliğinin dinamiklerini anlamak için önemli bir perspektif sunuyor.

Finn, IRA’nın kökenlerini, 1916 Paskalya Ayaklanması’ndan başlayarak inceliyor. Ardından İrlanda’nın bölünmesi, bağımsızlık mücadelesi ve Kuzey İrlanda’daki “Sorunlar” dönemine kadar uzanan tarihsel süreci ayrıntılı biçimde aktarıyor. Bu süreçte örgütün stratejik dönüşümlerini, silahlı direnişten politik alana kayışını ve Sinn Féin ile kurduğu ilişkiyi inceliyor. Özellikle 1970’lerde yükselen şiddet dalgası ve buna karşı geliştirilen karşı stratejiler kitapta önemli bir yer tutuyor.

Kitap, IRA’yı yalnızca bir terör örgütü olarak değil, bir toplumsal hareket ve politik aktör olarak analiz ediyor. İdeolojik çerçevenin, katılım motivasyonlarının ve meşruiyet arayışlarının nasıl şekillendiğini gösteriyor. Finn, aynı zamanda İngiltere’nin ve uluslararası aktörlerin rolünü değerlendirerek, barış sürecinin nasıl mümkün hale geldiğini tartışıyor. Böylece, çatışma ve müzakere arasındaki karmaşık ilişki gözler önüne seriliyor.

Kitap, İrlanda tarihi, şiddet ve siyaset ilişkisi ile ulusal hareketlerin dönüşümünü anlamak isteyenler için kapsamlı ve analitik bir kaynak.

  • Künye: Daniel Finn – IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu), çeviren: S. Erdem Türközü, Ayrıntı Yayınları, tarih, 240 sayfa, 2025

Ian Rutledge – Çalkantılı Deniz (2025)

Ian Rutledge bu kapsamlı çalışmasında, 18. yüzyıl ortalarından Birinci Dünya Savaşı’na uzanan süreçte Avrupa’nın İslami Akdeniz üzerindeki hâkimiyet mücadelesini inceliyor. ‘Çalkantılı Deniz: Avrupa’nın İslami Akdeniz’i Fethi ve Birinci Dünya Savaşı’nın Kökenleri’ (‘Sea of Troubles: The European Conquest of the Islamic–Mediterranean and the Origins of the First World War c.1750–1918’), Osmanlı İmparatorluğu ve Kuzey Afrika devletlerinin karşı karşıya kaldığı ekonomik, siyasi ve askeri baskıları derinlemesine analiz ediyor. Bu bağlamda Avrupa güçlerinin yayılmacı politikalarının nasıl şekillendiğini ve Akdeniz’in stratejik öneminin neden sürekli arttığını gözler önüne seriyor.

Rutledge, Napolyon’un Mısır seferinden başlayarak İngiltere, Fransa ve İtalya gibi güçlerin bölgeye yönelik çıkar hesaplarını anlatıyor. Osmanlı topraklarının parçalanma süreci, kapitülasyonların yarattığı ekonomik bağımlılık ve yeni ticaret yollarının ortaya çıkışı, bu dönüşümün temel dinamikleri arasında yer alıyor. Ayrıca Avrupa devletlerinin bölgedeki rekabeti, sadece diplomatik düzeyde değil, askeri müdahaleler ve sömürgeci girişimlerle de belirginleşiyor.

Kitapta öne çıkan bir diğer tema, Osmanlı’nın modernleşme çabalarının Batı baskısıyla nasıl şekillendiği. Reform hareketleri, Tanzimat ve ıslahat süreçleri, Avrupa sermayesinin artan etkisiyle birlikte ele alınıyor. Rutledge, bu gelişmeleri sadece politik düzeyde değil, toplumsal sonuçlarıyla da değerlendiriyor.

Eserin sonunda Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, Akdeniz’in artık bir Avrupa gölüne dönüşmüş olduğu vurgulanıyor. Kitap, küresel güç dengelerinin kökenini anlamak isteyen tarih meraklıları ve uluslararası ilişkiler alanında çalışanlar için güçlü bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

  • Künye: Ian Rutledge – Çalkantılı Deniz: Avrupa’nın İslami Akdeniz’i Fethi ve Birinci Dünya Savaşı’nın Kökenleri, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, tarih, 496 sayfa, 2025

Zygmunt Bauman – Parçalar Halinde Hayatım (2025)

Zygmunt Bauman, ‘Parçalar Halinde Hayatım’ (‘My Life in Fragments’) adlı bu kitabında yaşamının farklı dönemlerinden anılar, fikirler ve izlenimlerle örülü bir anlatı kuruyor. Kitap bir otobiyografiden çok, düşünsel bir günlük gibi ilerliyor. Bauman, yaşamını bütüncül bir hikâye olarak değil, parçalı ve geçişli bir deneyim ağı olarak sunuyor. Bu nedenle her bölüm, bir yaşam kırıntısına, bir zihinsel dönemeç ya da tarihsel bir kesite işaret ediyor. Sürgünlük, belirsizlik ve kimlik temaları, kitabın temel yapı taşlarını oluşturuyor.

Polonya’daki çocukluk yılları, Nazizm’den kaçış, savaş döneminde yaşadığı deneyimler ve sosyalizme duyduğu geçici inanç, anlatıda belirgin şekilde yer alıyor. Bu yaşanmışlıklar, onun sosyolojik bakışını şekillendiriyor. Göçlerle, sınırlarla, kimlik krizleriyle örülü hayatı, modernliğin çelişkilerini anlamasında etkili oluyor. Bauman, yerleşikliğin değil, hareketin ve geçiciliğin insan üzerindeki etkisini irdeliyor.

Kitap boyunca, özel olanla kamusal olan sürekli iç içe geçiyor. Bir birey olarak yaşadıklarıyla, teorik olarak ele aldığı kavramlar arasında sıkı bir bağ kuruluyor. Aile ilişkileri, akademik çevrelerle hesaplaşmaları, Doğu Avrupa’nın çelişkili siyaset iklimi ve Batı’daki entelektüel hayatın yüzeysel yönleri üzerine kişisel notlar aktarıyor. Bauman, bu parçalı yapı sayesinde hem kendini açıyor hem de düşünsel mirasını sorguluyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Parçalar Halinde Hayatım, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, anı, 240 sayfa, 2025

Zygmunt Bauman, Keith Tester – Bauman ile Sohbetler (2025)

Zygmunt Bauman ile Keith Tester’in söyleşilerini bir araya getiren bu kitap, modern toplumun kırılgan yapısını, bireyin çağdaş dünyadaki konumunu ve değişen değer sistemlerini derinlemesine inceleyen bir diyalog. Bauman’ın sosyolojik bakışı, Tester’in dikkatli ve sezgisel sorularıyla yön buluyor; bu söyleşilerde modernlik, postmodernlik, etik, kimlik ve toplumsal sorumluluk gibi ana kavramlar canlı ve samimi bir dille tartışılıyor.

Bauman, modern dünyanın bireyi özgürleştirme vaadini sorgularken, bu özgürlüğün aynı zamanda yalnızlık, güvencesizlik ve sürekli seçim baskısıyla örülü olduğunu vurguluyor. “Akışkan modernlik” kavramını ayrıntılandırırken, bireyin sabit kimliklerden uzaklaşarak sürekli kendini yeniden inşa etmek zorunda kaldığını, bunun da insanı köksüz ve tedirgin bir varlık hâline getirdiğini dile getiriyor. Bu bağlamda tüketim toplumunun birey üzerindeki etkisi, artık yalnızca ekonomik değil, varoluşsal bir mesele olarak ele alınıyor.

Tester ile olan söyleşilerde Bauman, etik sorumluluğu da merkeze alıyor. Bireyin ötekiyle kurduğu ilişki, özgürlükle sorumluluk arasındaki gerilim ve insanlığın ortak kaderi üzerine yaptığı yorumlar, kitabın en dokunaklı bölümlerini oluşturuyor. Etik, onun için sistemin değil, bireysel vicdanın ve karşılaşmanın alanıdır. Bu nedenle Bauman, modern kurumların insanı anonimleştiren doğasına karşı kişisel sorumluluğu savunuyor.

‘Bauman ile Sohbetler’ (‘Conversations with Zygmunt Bauman’) , Bauman’ın sadece bir düşünür olarak değil, aynı zamanda bir tanık olarak konuştuğu bir zemin sunuyor. Nazizm, Holokost, göç ve küreselleşme gibi tarihsel travmalar üzerinden bireyin tarih karşısındaki çaresizliğini ve direncini işliyor. Kitap, sadece sosyolojiye değil, çağımızın insani durumuna dair derinlikli bir iç görü sunan bir söyleşi kitabı.

  • Künye: Zygmunt Bauman, Keith Tester – Bauman ile Sohbetler, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, söyleşi, 192 sayfa, 2025

Gilbert Achcar – Gazze Felaketi (2025)

Gilbert Achcar’ın bu kitabı, Gazze’deki çatışmayı ve İsrail’in eylemlerini “soykırım” kavramı çerçevesinde, geniş bir tarihsel bağlam içinde inceliyor. ‘Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak’ (‘The Gaza Catastrophe: The Genocide in World Historical Perspective’), bu çatışmanın köklerini modern siyasi tarihe, sömürgecilik sonrası döneme ve uluslararası güç dengelerine dayandırarak, olayın sadece bölgesel bir sorun olmadığını, küresel bir adalet ve insan hakları meselesi olduğunu savunuyor. Kitap, Gazze’deki insani krizin, uluslararası hukukun ve ahlaki sorumluluğun nasıl göz ardı edildiğini eleştirel bir dille ortaya koyuyor.

Achcar, “soykırım” terimini kullanırken, bunun sadece fiziksel yok etmeyi değil, aynı zamanda bir grubun yaşam koşullarını kasıtlı olarak yaşanmaz hale getirmeyi de kapsayan uluslararası hukuktaki tanımına atıfta bulunuyor. Gazze’nin abluka altındaki durumu, halkının maruz kaldığı şiddet, yerinden edilme ve temel yaşam kaynaklarına erişim kısıtlamaları gibi faktörleri, bu tanım çerçevesinde değerlendiriyor. Yazar, bu durumun, Filistin halkına yönelik uzun süreli bir baskı ve mülksüzleştirme politikasının bir devamı olduğunu ileri sürüyor.

Kitap, Gazze’deki durumu, dünya tarihindeki diğer soykırım veya soykırım benzeri olaylarla karşılaştırarak, uluslararası toplumun bu tür durumlara karşı sessizliğini ve çifte standartlarını sorguluyor. Achcar, Batılı güçlerin ve uluslararası kurumların, İsrail’in eylemlerine karşı yeterince tepki vermemesini veya desteklemesini, jeopolitik çıkarlar ve tarihsel sorumlulukların karmaşık bir birleşimi olarak açıklıyor. Eser, bu krizin temelinde yatan güç ilişkilerini, ideolojik argümanları ve uluslararası ilişkilerdeki ikiyüzlülüğü açığa çıkarmayı hedefliyor.

  • Künye: Gilbert Achcar – Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2025

Gilbert Achcar – Yeni Soğuk Savaş (2025)

Gilbert Achcar’ın bu kitabı, Kosova Savaşı’ndan Ukrayna Savaşı’na uzanan süreçte Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin arasındaki ilişkileri yeni bir Soğuk Savaş bağlamında analiz ediyor. ‘Yeni Soğuk Savaş: Birleşik Devletler, Rusya ve Çin Kosova’dan Ukrayna’ya’ (‘The New Cold War: The United States, Russia and China From Kosovo to Ukraine’), bu üç büyük gücün küresel arenadaki rekabetini, çatışma noktalarını ve iş birliği alanlarını tarihsel bir perspektifle ele alıyor. Kitap, 1990’lardaki tek kutuplu dünya düzeninin ardından Rusya ve Çin’in yükselişiyle birlikte ABD hegemonyasının nasıl sorgulanmaya başladığını ve bu durumun yeni bir jeopolitik gerilim dönemini tetiklediğini savunuyor. Yazar, Balkanlar, Ortadoğu ve Doğu Avrupa gibi bölgelerdeki çatışmaları bu büyük güçlerin rekabetinin yansımaları olarak yorumluyor.

Achcar, yeni Soğuk Savaş’ın klasik Soğuk Savaş’tan farklı özellikler taşıdığını vurguluyor. İdeolojik bir kutuplaşmanın yerini ekonomik rekabetin ve bölgesel nüfuz mücadelelerinin aldığını belirtiyor. Ancak, nükleer silahların varlığı ve büyük güçler arasındaki potansiyel çatışma riskinin hala önemli bir tehdit oluşturduğunu da göz ardı etmiyor. Kitap, Ukrayna Savaşı’nı bu yeni Soğuk Savaş’ın kritik bir aşaması olarak değerlendiriyor ve bu savaşın küresel güç dengelerini nasıl daha da değiştirebileceği üzerine öngörülerde bulunuyor. Achcar, bu karmaşık jeopolitik ortamda uluslararası ilişkilerin geleceği ve barışın korunması için yapılması gerekenler üzerine de düşüncelerini paylaşıyor.

Kitap, günümüz dünya politikasını anlamak için önemli bir çerçeve sunuyor. Achcar, büyük güçlerin arasındaki rekabetin sadece bölgesel çatışmaları değil, aynı zamanda küresel ekonomi, uluslararası kurumlar ve insan hakları gibi alanları da nasıl etkilediğini gösteriyor. Kitap, okuyucuyu bu karmaşık ve tehlikeli yeni dönemin dinamikleri hakkında derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Gilbert Achcar – Yeni Soğuk Savaş: Birleşik Devletler, Rusya ve Çin Kosova’dan Ukrayna’ya, çeviren: Ahmet Aybars Çağlayan, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 272 sayfa, 2025

Andrés Mourenza – Sınırlar (2025)

Andrés Mourenza’nın ‘Sınırlar’ (‘Sinora’) adlı kitabı, Avrupa’nın sınır bölgelerinde yaşayan insanların hikâyelerini anlatan bir eser.

Yazar, bu bölgelerdeki yaşamları, zorlukları ve umutları okuyucuya aktarırken, sınırların sadece coğrafi çizgiler olmadığını, aynı zamanda insan hayatlarını derinden etkileyen karmaşık yapılar olduğunu vurguluyor.

Kitap, farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen insanların sınırlarla nasıl başa çıktıklarını, kimliklerini nasıl koruduklarını ve hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor.

Mourenza, sınır bölgelerindeki sosyal, ekonomik ve politik dinamikleri incelerken, bu bölgelerde yaşayan insanların seslerini duyurmayı ve onların hikayelerini görünür kılmayı amaçlıyor.

Kitap, göç, mültecilik, kimlik, aidiyet ve sınır kavramlarını derinlemesine ele alırken, insanlığın ortak deneyimlerine odaklanıyor.

Yazar, sınırların ötesindeki insan hikayelerini anlatarak, okuyucuyu empati kurmaya ve farklı perspektiflerden bakmaya davet ediyor.

‘Sınırlar’, sınırların insan hayatları üzerindeki etkilerini anlamak ve Avrupa’nın sınır bölgelerindeki yaşamları keşfetmek isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

Kitap, sınırların ötesindeki insan hikayelerini anlatarak, okuyucuyu empati kurmaya ve farklı perspektiflerden bakmaya davet ediyor.

  • Künye: Andrés Mourenza – Sınırlar: Türk-Yunan Sınırından İnsan Hikâyeleri, çeviren: Andrés Mourenza, Ezgi İrgil, yakın tarih, 192 sayfa, 2025

Maurizio Gribaudi, Michèle Riot-Sarcey – 1848: Unutulmuş Devrim (2025)

Maurizio Gribaudi ve Michèle Riot-Sarcey’nin ‘1848: Unutulmuş Devrim’ (‘La Révolution Oubliée’) adlı kitabı, 1848 Fransız Devrimi’ni geleneksel tarih yazımının ötesine geçerek yeniden ele alan bir eserdir. Yazarlar, bu kitapta, devrimin sadece siyasi bir olay olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir dönüşüm süreci olduğunu savunuyorlar.

Kitapta, 1848 Devrimi’nin farklı boyutları ele alınıyor. Yazarlar, devrimin nedenlerini, aktörlerini, olaylarını ve sonuçlarını inceliyorlar. Ancak, geleneksel tarih yazımından farklı olarak, devrimin sadece Paris’teki olaylarla sınırlı olmadığını, taşradaki ve işçi sınıfı arasındaki hareketleri de inceliyorlar. Ayrıca, devrimin sadece erkeklerin değil, kadınların da katılımıyla gerçekleştiğini ve kadınların devrimdeki rollerini vurguluyorlar.

Yazarlar, 1848 Devrimi’nin sadece bir başarısızlık olarak görülmemesi gerektiğini, aynı zamanda toplumsal ve siyasi değişim için bir potansiyel taşıdığını da öne sürüyorlar. Devrimin, işçi sınıfının ve kadınların hakları için mücadele etme bilincini artırdığını ve gelecekteki toplumsal hareketlere ilham verdiğini savunuyorlar. Kitap, 1848 Devrimi’nin sadece geçmişte kalmış bir olay olmadığını, aynı zamanda günümüzdeki toplumsal ve siyasi mücadeleler için de bir ders olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Maurizio Gribaudi, Michèle Riot-Sarcey – 1848: Unutulmuş Devrim, çeviren: Beyza Başer, Ayrıntı Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2025