Boris Groys – Sanat Eserine Dönüşmek (2024)

  • Modern çağda sanat nedir?
  • Sanatçı kimliği ne anlama gelir?
  • Kendimizi bir sanat eserine dönüştürmek mümkün mü?

Boris Groys, bu sorulara ‘Sanat Eserine Dönüşmek’ adlı cesur kitabında cevap arıyor.

Groys, modern ve çağdaş sanatın tarihini inceleyerek sanatın geleneksel tanımlarının artık geçerli olmadığını savunuyor.

Artık sanat, sadece müze ve kütüphanelerde sergilenen nesnelerden ibaret değildir.

Dijital çağda sanat, her yerde ve her şeyde olabilir.

Groys’un kapsamlı birikimi ve keskin gözlem yeteneği, bu kitapta sanatın dönüşümünü ve sanatçının kendi varoluşunu sanat eserine nasıl yansıttığını inceliyor.

Sanatçının kendisini bir sanat eseri haline getirme süreci, modern ve çağdaş sanatın temelindeki kavramsal kaygıları aydınlatıyor.

Groys, bu kitapta bize sanatın artık bir dış nesne değil, bir iç deneyim olduğunu gösteriyor.

Bir sanat eserine dönüşmek için, kendimizi sürekli olarak yeniden ve yeniden tasarlamamız gerekir.

Bu, kimliğimizi, bedenimizi ve ilişkilerimizi sorgulamayı gerektiren zorlayıcı bir süreçtir.

Groys’un ustalıklı analizi, sanatın sınırlarını ve potansiyelini keşfetmek isteyen herkes için ilham verici bir kaynak olacak.

  • Künye: Boris Groys – Sanat Eserine Dönüşmek, çeviren: Feyza Yazıcı, Ayrıntı Yayınları, sanat, 80 sayfa, 2024

Adam Phillips – Vazgeçmek Üzerine (2024)

Hüsranımız arzumuzun anahtarıdır; bir şeyi ya da birini istemek onun yokluğunu hissetmektir; dolayısıyla bir eksiği fark ve kabul etmek her türlü hazzın ve tatminin önkoşulu gibi görünür.

  • Vazgeçmek ya da vazgeçmemek?

Kaçınılmaz gibi görünen bu sorunun yanıtı hiçbir zaman basit olmamıştır.

Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek bir şeydir fakat toptan hayatın kendisinden vazgeçmek bambaşka.

Fedakârlığın bir biçimi, hayran olunacak ve ilham alınacak olumlu hisler uyandırırken, diğeri derinden rahatsız eder, ya da etkin olarak arzulanan bir şey değildir.

Belli ki iyi ve kötü fedakârlık her zaman vardır fakat ilk elden hangisinin hangisi olduğunu bilemeyiz.

Bir şeyden vazgeçeriz çünkü mevcut koşullarla devam edemeyeceğimizi biliriz.

Bu anlamda vazgeçmek kritik bir seçimdir, farklı bir geleceğe atılmış bir adım denemesidir.

Adam Phillips ‘Vazgeçmek Üzerine’de vazgeçmenin birçok çeşidi arasındaki boşlukları ve bağlantıları aydınlatarak elzem bir soruya işaret etmemizi sağlıyor: Daha yaşam dolu hissetmek için neden vazgeçmeliyiz?

  • Künye: Adam Phillips – Vazgeçmek Üzerine, çeviren: Elif Ersavcı, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2024

Enzo Traverso – Faşizmin Yeni Yüzleri (2024)

Yirminci yüzyılın soykırımlar, savaşlar ve sömürgecilikle dolu tarihinden sonra düşmanlıkların yeni kılıflara büründüğü, ideolojilerin artık eski anlamlarını yitirdiği, kısacası hemen her şeyin kabına sığmadığı ve aynı zamanda kabuk değiştirdiği bir yüzyıldayız.

Kaynayan bu kazanda, geçen yüzyıldaki gelişmeleri, akımları tanımlamak için kullanılan kavramlar da buharlaşıyor.

Soykırım ve faşizm tarihçisi Enzo Traverso, tam da bu bağlamda, Avrupa’da her geçen gün kendisini daha da gösteren ve dünyanın başka yerlerinde ise farklı şekillerde beliren yeni sağ hareketleri merceğine alıyor.

Avrupa içinde bile birçok farklılık gösteren mezkûr hareketlerin “faşizm” ile açıklanamayacağını iddia eden Traverso, bu hareketlerin yarattığı heterojen ve karma duruma dikkat çekerek “post-faşizm” kavramını öneriyor.

Bu hareketlerin nevi şahsına münhasır unsurlarına, kendilerini geçmiş faşist ideolojilerden nasıl ayırdıklarına dikkat çeken Traverso, günümüz dünyasını etkileyen yabancı düşmanlığının yanında İslamofobi, antisemitizm gibi birçok meseleyi de tartışmanın merkezine alıyor.

Elinizdeki kitabın Fransızca yayımlandığı tarihten bugüne kadar geçen sürede aşırı sağ hareketlerin Avrupa siyasetinin kalbine yerleşmesi ve adından daha fazla söz ettirmesi, Enzo Traverso’nun analiz ve tespitlerinde ne kadar keskin ve hassas olduğunu gözler önüne serdi.

Röportaj formatında hazırlanmış bu eser, akıcı üslubu ve analitik tartışmalarıyla bugünün dünyasına dair en net fotoğraflardan biri.

Haliyle, daha da büyüyecek gibi görünen aşırı sağın yarattığı birçok sorunu ve ilgili kavramları anlamamıza yardımcı olacak derinliğe ve güncelliğe sahip.

Kitap Türkiye’yi doğrudan mesele edinmese bile, bir ayna olarak tutulduğunda, Türkiye’deki tabloyu da hakkıyla gösterecek parlaklıkta bir perspektife sahip.

  • Künye: Enzo Traverso – Faşizmin Yeni Yüzleri, çeviren: Kadir Filiz, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 128 sayfa, 2024

Hasan Kılıç – Devlet ve Borçla Yönetmek (2024)

‘Devlet ve Borçla Yönetmek’, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından başlayarak Türkiye’de tabiyet ilişkisini, birbirini besleyen ve bir ağ şeklinde genişleyen iki kavramı inşa ederek açıklıyor: borç ve güvenlik devleti.

Foucault’dan ödünç alınan dispositif kavramını, borç ve güvenlik devletini Türkiye’deki tabiyet ilişkisinin yeni biçimini anlamak için başarılı bir biçimde kullanan çalışma; yurttaşın hem borçlu hem de potansiyel tehdit olarak nasıl kurulduğunu, bu iki dispositifin pratik işleyişi ile açıklıyor.

Siyasal bir kategori olarak yurttaşın yerine siyasal taleplerinden çekilip çıkarılan borçlu insanın güvensizlik içindeki yeni tabi konumunu anlamak için bir anahtar sunuyor.

2000’li yılların iki ana eğilimini, finansallaşma ve güvenlik devletini tabiyet ilişkilerini kuran iki yönetim tertibatı olarak konumlandıran kitap okurunu her biri kendi başına önemli iki litaratürle buluşturmakla kalmıyor; yeni yönetim formunun yarattığı yeni öznellik biçimlerinin pratikte nasıl ortaya çıktığını tartışarak politik bir mücadele eksenine de işaret ediyor.

  • Künye: Hasan Kılıç – Devlet ve Borçla Yönetmek, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2024

Daniel Guérin – Burjuvazi ve Çıplak Kollular (2024)

Daniel Guérin’in Fransız Devrimi sırasında Fransa’daki sınıf gerilimlerini incelediği çalışması ‘Burjuvazi ve Çıplak Kollular’, 31 Mayıs 1793 yılında Jirondenler’in düşmesinden itibaren ilk modern sınıf çatışmasının ortaya çıkışına tanıklık etmemize yardımcı oluyor ve burjuva devriminin jakoben liderlerine karşı baldırı çıplaklar tarafından yönetilen proleter bir devrimin tohumlarının atıldığını gösteriyor.

Eser, burjuva olarak kabul edilen önde gelen siyasi figürler ile Parisli çıplak kollular olarak adlandırdığı işçi kesim militanlar arasındaki bağlantılara dikkat çekiyor ve “tabandan terör” ile “tepeden terör” kavramlarına ışık tutuyor.

Bu şekilde Guérin, devrimi tamamlamak için baskı önlemleriyle çıplak kolluları kullanan burjuva bu figürlerin Thermidor’da nasıl düştüğünü anlamamızı kolaylaştırıyor.

Fransız Devrimi tarihine getirilen bu yeni bakış açısı, burjuva demokrasisi ile proleter demokrasi arasındaki temel farklılıkları vurgulayarak “fikir birikimimizi yeniden inşa etmemize”, “eşitlik ve özgürlük fikirlerinin gerekli sentezini” yeniden düşünmemize imkân tanıyor.

Claude Guillon’un önsözü ise komünist tarihçilerden çok sert eleştiriler alan eseri çeşitli tarihçilerin çalışmalarından yararlanarak yirminci yüzyılın ideolojik ve tarih yazımı tartışmaları içine yerleştiriyor.

  • Künye: Daniel Guérin – Burjuvazi ve Çıplak Kollular: Fransız Devrimi’nde Toplumsal Mücadeleler (1793-1795), çeviren: Beyza Başer, Ayrıntı Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2024

David Pavón Cuéllar, Ian Parker – Psikanaliz ve Devrim (2024)

Freud, psikoloji dünyasıyla eleştirel ve şüpheci bir ilişki içindeydi.

O, psikolojiyi, nesnel bir biçimde bilinebilecek; belirli, gerçek, tamamen açık ve her insanda her zaman aynı olabilecek bir olgu olarak görmedi.

Bütün bunlar, Freud’un insan acısının doğasının tarihsel bağlamına ve acının diyalektik bir sürecin içinde kendini semptomlarda gösterdiğine dair değerli çıkarımlar yapmasını sağlamıştır.

Bu çıkarımlar aynı zamanda kavrayış ve özgürleşme arasındaki ilişkiye de ışık tutmaktadır.

Tarihi ve psikanalizi sevsek de sevmesek de tarihin kendisi mevcut düzeni alaşağı etme girişimlerinin ve bunların yenilgilerinin tekrar ettiği bir süreçtir.

Bir kalemde yinelemeyi bırakıp başarılı olamayız; çünkü tarihi kendi seçtiğimiz koşullarda yazamayız.

Verili koşullar içerisinde ve sömürücü yabancılaştırıcı üretim ve tüketim koşullarını oldukları yerde tutan farklı baskı örüntülerine göre hareket ederiz.

Bu örüntülerin çok önemli bir işlevi vardır ki o da hayati gereksinimler olan kolektif öz-örgütlenmelerin inşasına engel olmaktır.

Bu manifesto özgürlük hareketleri için, daha iyi bir dünya için hazırlandı.

Günümüzün baskıcı, sömürücü, yabancılaştırıcı gerçekliğiyle mücadele eden birey ve gruplara hitaben ve onlar için yazıldı.

Bu manifesto bugünkü yaşamın sefil dış gerçekliği ve adına “psikoloji”miz denebilecek, derinlerde “içimizde” olduğunu hissettiğimiz, sıklıkla gerçekliğe teslim olan ya da umuyoruz ki ona isyan eden “içsel” yaşamlarımızın karşılıklı ilişkisi üzerinedir.

Manifesto, psikanalizin toplumsal hareketler için ne denli güçlü bir müttefik olduğunu anlatıyor.

Yazarlar psikanalizin dört temel kavramının -bilinçdışı, yineleme, dürtü, aktarım- dünyayı değiştirmeye çalışan toplumsal hareketlere de rehberlik edecek potansiyeli olduğunu ve bu amaçla bu kavramları yeniden yapılandırdıklarını ifade ediyor.

  • Künye: David Pavón Cuéllar, Ian Parker – Psikanaliz ve Devrim: Özgürleşme Hareketleri İçin Eleştirel Psikoloji, çeviren: Ayçe Feride Yılmaz, Baran Şengül, Eda Kaya, Müyesser İrem Temel, Pelşin Ülgen Kurtul, Y. Can Derdiyok, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 160 sayfa, 2024

Dean Rickles – Hayat Kısa (2024)

Zamanın en büyük para birimi olduğu ve aldığımız her nefesin bizi kaçınılmaz sona yaklaştırdığı bir dünyada anlamlı bir hayat yaşamak mümkün mü?

Dean Rickles, bu kısa ve öz kitabında, her nefesimizin bizi kendi sonluluğumuzla yüzleştirmesine rağmen hâlâ nasıl devam etmeye değer bir yaşam inşa edebileceğimizin izlerini sürüyor.

Yaşamın bütün geçiciliğiyle kucaklanabilmesinin yolunun ölüm fikrini ondan ayırmamakla mümkün olduğunu ileri süren Rickles, hepimizin kaygılandığı hayatın anlamı sorusunu, tam da onun sınırlılığı ve sonluluğuyla cevaplıyor.

Hayat Kısa, otantik bir anlamın ise buradan doğacak bir zaman kavrayışıyla nasıl şekilleneceğinin anahtarını sunuyor okuruna.

Kendi ölümlülüğünün farkında canlılar olarak yaşadığımız kaygıların, modern dünyanın hızıyla iyice ivme kazandığı bir zamanın kitabıdır ‘Hayat Kısa’.

Yazar, seçim yapmanın da tıpkı ölmek gibi, yaşayacağımız başka senaryoların ortadan kaldırılması sırasında deneyimlediğimiz kararsızlık olduğuna odaklanıyor.

Ölüm korkusuna benzer bir kaygıyla hiçbir seçenekten vazgeçmeyerek söz konusu olanakları bütün hayatlarına yayabilmek için sürekli bir kararsızlık içerisinde yaşama eğilimi karşısında, nasıl bu tuzaklara düşmeden anlamlı bir hayat inşa edebileceğimizin yollarını arıyor.

Rickles bu tuzaklardan kaçarken yer yer Stoa felsefesinin kavramlarından ve düşünme biçimlerinden de yararlanıyor.

‘Hayat Kısa’, ne kadar az vaktimizin kaldığını değil de hayatlarımızı anlamlandırmak için aslında hiç vaktimizin olmadığını bize göstererek her anın yaratıcı gücünü hatırlamamızı sağlıyor.

  • Künye: Dean Rickles – Hayat Kısa: Daha Anlamlı Bir Hayat İçin Kısa Bir Rehber, çeviren: Seray Soysal, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2024

Mark Stoll – Kâr (2024)

En basit haliyle, bir ürün veya hizmetten harcadığından fazlasını kazanmak anlamına gelen kâr, odunda bulunan enerjiyi çıkarmayı, toprağı ehlileştirip ondan istifade etmeyi, ekosistemlerin düzenini altüst etmeyi öğrenmiş homo sapiens zekâsının esas ürünüdür.

Uygarlık geliştikçe, insanlara bir iş yaptırmak için onları çoğu kez çeşitli acımasız yöntemlerle disipline edip gezegenden daha fazla kâr elde etmenin farklı yollarını bulduk.

Tarihçi Mark Stoll, kapitalizmin bu süreci nasıl tırmandırdığını ortaya koyuyor ve bunun çevreye maliyetinin izlerini sürüyor.

Ortaçağ İtalya’sının mali sisteme getirdiği yenilikler Avrupa’nın Amerika kıtasını keşfiyle milyonlarca köle ve Amerikan yerlisinin canı pahasına, muazzam kâr ve kapsamlı toplumsal değişikliklere olanak sağlayan ticaret ağlarını yarattı.

Sanayi Çağı ticaretle insanları bir araya getirdi ve yaşamı değiştiren bir enerji devrimine sebep oldu.

Toplum, üretimin verimli bir hal kazanmasıyla ürünlere boğulunca da bireyin sonsuz tüketim döngüsünde yaşamasına dayalı yeni bir kapitalizm türü ortaya çıktı.

Yaratıcılık ve kötülüğün inanılmaz hikâyesi Ortaçağda, Venedik doçunun sarayında başlıyor ve Jeff Bezos’un kendi uzay aracına binişiyle sona eriyor.

Mark Stoll’un devrim niteliğindeki anlatısı kapitalizmin gelişiminin merkezine çevresel etmenleri yerleştiriyor ve sistemin yarattığı feci sonuçların uzun süreli etkilerini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Mark Stoll – Kâr: Kapitalizmin Tarihine Ekolojik Bakış, çeviren: Zeynep Demir, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 400 sayfa, 2024

Bruno Munari – Meslek Olarak Sanat (2024)

‘Meslek Olarak Sanat’, endüstriyel tasarım kategorisinde değerlendirebileceğimiz bir kitap.

Yazarın Il Giorno gazetesi için yazdığı makalelerinin yanı sıra kitabın teması için uygun gördüğü başka yazılarını da içeriyor.

İlk baskısı 1966’da yapılan ve Laterza yayınevinin çeşitli dizilerinde yer alan bu eser, günümüze kadar yirmiden fazla baskı yaptı.

Endüstriyel tasarım, reklamcılık, grafik tasarım, gündelik nesnelerin estetiği, kullanım nesneleri ve sanat, görsel iletişim alanlarında vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.

Munari burada, yıldız sanatçı mitini yerle bir edip onun yerine tasarımcı figürünü koyuyor.

Munari, tasarımın, tasarımın çeşitli uzmanlıklarının son derece kapsamlı bir sunumunu sunuyor: görsel tasarım, endüstriyel tasarım, grafik tasarım…

İtalyan yazar, sanatçı ve tasarımcı Bruno Munari, sanat, tasarım ve grafik alanlarında 20. yüzyılın en önemli temsilcilerinden biri.

Görsel ve dokunsal deneyleriyle gerçekleştirdiği formun yapısal olanaklarına dair araştırmaları yaratıcılığını emsalsiz hale getirdi.

  • Künye: Bruno Munari – Meslek Olarak Sanat, çeviren: Betül Parlak, Ayrıntı Yayınları, sanat, 224 sayfa, 2024

Ernst Bloch – Thomas Münzer (2024)

Yirminci yüzyıla yön veren filozoflardan Ernst Bloch, yola koyuluşun, hareketin, direncin ve öngörü bilincinin düşünürüydü.

Onun umut, dimdik yürüme ve somut ütopya ana-motifleri çalkantılı 1960’ların tartışmalarına da nüfûz etti.

Bloch’la birlikte, felsefi düşüncenin keşfedilenin haritasını çıkarmaktan daha fazlasını ifade ettiğini öğrenebiliriz.

Yaşanan ânın karanlığı ve henüz-olmamanın ontolojisi, “bir tür” aklın kural-koyucu düzenlemesine izin vermeyen ve çağdaş toplumdaki derin değişimler karşısında yeni bir ışıkta ortaya çıkan düşünce kategorilerini ifade eder.

Bloch’u (tekrar) okumanın zamanı geldi.

Felsefenin temel soruları ile toplumun ve kültürün sorunları üzerine ortaya koyduğu düşünceler sizi bunu yapmaya davet ediyor.

‘Thomas Münzer’, alışılagelmiş bir biyografi değil kesinlikle.

Bloch’un izini sürdüğü büyük Alman köylü savaşında Münzer’in somut teolojik talebi, coşkulu, radikal demokratik ve geleceğe ait, henüz sırası gelmemiş bir tarihselliği içerir.

Yenilgiye rağmen umudun yaşadığı, resmî kiliselerle karşılaştırıldığında önümüzü meşale gibi aydınlatan bir karizmada belirginleşen somut bir ütopya.

  • Künye: Ernst Bloch – Thomas Münzer: Devrimin Teoloğu, çeviren: Tarık Kayakan, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 224 sayfa, 2024