Daniel Speak — Kötülük Problemi (2026)

Daniel Speak, felsefenin en eski ve en güçlü sorularından birini irdeliyor: Eğer Tanrı mutlak iyi, mutlak güçlü ve her şeyi bilen bir varlıksa, dünyada neden kötülük ve acı vardır? Yazar, bu soruyu yalnızca teolojik bir mesele olarak değil, çağdaş analitik felsefenin merkezindeki kavramsal bir problem olarak ele alıyor. ‘Kötülük Problemi’ (‘The Problem of Evil’), özellikle son elli yıl içinde gelişen tartışmaları sistemli bir biçimde sunarak okura kötülük probleminin temel argümanlarını ve bu argümanlara verilen yanıtları tanıtıyor. Speak’in amacı kesin bir çözüm önermekten çok, farklı yaklaşımların mantıksal yapısını açık hâle getirmek.

Kitabın ilk bölümlerinde kötülük kavramının ne anlama geldiği tartışılıyor. Yazar, ahlaki kötülük ile doğal kötülük arasında ayrım yapıyor. Ahlaki kötülük, savaşlar, cinayetler ve zulüm gibi insan eylemlerinden kaynaklanan acıları kapsarken; doğal kötülük depremler, salgınlar, hastalıklar ve doğal felaketler gibi insan iradesinden bağımsız olayları ifade ediyor. Bu ayrım önem taşıyor çünkü Tanrı’nın varlığına yönelik eleştiriler çoğu zaman her iki kötülük türünü de açıklama yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakıyor.

Speak daha sonra kötülük problemine ilişkin klasik mantıksal argümanları inceliyor. Bu yaklaşım, Tanrı’nın belirli özellikleri ile kötülüğün varlığının mantıksal olarak bağdaşmadığını savunuyor. Özellikle modern tartışmalarda önemli bir yere sahip olan bu argümanlar, Tanrı’nın kötülüğü önlemek istemesi ve bunu yapabilecek güce sahip olması durumunda kötülüğün neden var olduğunu sorguluyor. Ancak yazar, çağdaş din filozoflarının büyük bölümünün bu katı mantıksal çelişki iddiasının başarılı biçimde savunulmasının zor olduğunu düşündüğünü belirtiyor. Özellikle özgür irade savunusu gibi yaklaşımlar, kötülüğün varlığı ile Tanrı’nın varlığının mantıksal olarak uyumlu olabileceğini göstermeye çalışıyor.

Kitabın önemli bir kısmı kanıtsal kötülük problemine ayrılıyor. Bu yaklaşım, kötülüğün Tanrı’nın varlığını mantıksal olarak imkânsız kılmadığını kabul ediyor; ancak dünyadaki acının miktarının ve dağılımının Tanrı’nın varlığına karşı güçlü bir kanıt oluşturduğunu ileri sürüyor. Özellikle görünürde hiçbir daha büyük iyiliğe hizmet etmeyen veya gereksiz görünen acılar bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Speak, bu argümanların çağdaş din felsefesinde neden mantıksal kötülük probleminden daha etkili kabul edildiğini ayrıntılı biçimde açıklıyor.

Yazar ayrıca ilahi gizlilik problemine de yer veriyor. Bu görüşe göre Tanrı gerçekten insanlarla ilişki kurmak istiyorsa, varlığını çok daha açık biçimde göstermesi beklenir. Buna rağmen birçok insanın Tanrı’nın varlığından emin olamaması veya samimi arayışlarına rağmen inanç geliştirememesi yeni bir felsefi sorun ortaya çıkarıyor. Speak, ilahi gizlilik tartışmalarını kötülük problemiyle ilişkilendirerek Tanrı’nın görünürdeki sessizliğinin nasıl yorumlandığını inceliyor.

Kitap boyunca özgür irade savunusu, ruh geliştirme yaklaşımı ve insan bilgisinin sınırlılığına vurgu yapan görüşler gibi çeşitli teistik yanıtlar da değerlendiriliyor. Speak bu yaklaşımların güçlü ve zayıf yönlerini tarafsız biçimde ele alıyor. Hiçbir çözümün tüm sorunları ortadan kaldırmadığını, ancak her birinin problemin belirli yönlerini açıklamaya çalıştığını gösteriyor.

Sonuç olarak ‘Kötülük Problemi’, dünyadaki acı ve kötülüğün dini inanç açısından neden bu kadar önemli bir meydan okuma oluşturduğunu açıklayan kapsamlı bir giriş niteliği taşıyor. Daniel Speak, karmaşık felsefi tartışmaları sade ve sistematik bir dille sunarken, okuru kesin cevaplardan çok eleştirel düşünmeye yönlendiriyor. Kitap, kötülük olgusunun yalnızca teolojiyle ilgili değil, insanın anlam, adalet ve varoluş hakkındaki en temel sorularıyla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Bu yönüyle eser, çağdaş din felsefesinin en canlı tartışmalarından birine kapsamlı ve dengeli bir giriş sunuyor.

Daniel Speak — Kötülük Problemi
Çeviren: Bekir Aşçı • Say Yayınları
Felsefe • 200 sayfa • 2026

Todd May – Varolma(ma)nın Felsefesi (2025)

Todd May, bu kışkırtıcı kitabında insanlığın varoluşunu ahlaki bir sorgulamayla ele alıyor: İnsan türü, dünyadaki varlığıyla gerçekten olumlu bir etki mi yaratıyor, yoksa gezegenin ve diğer canlıların geleceği için bir tehdit mi oluşturuyor? Kitap, bu soruyu yanıtlamak için hem felsefi hem de etik temelli bir düşünce yürütmesi sunuyor. ‘Varolma(ma)nın Felsefesi: Dayanılması Zor Zamanlar İçin Felsefi Bir İkilem’ (‘Should We Go Extinct?’), türümüzün doğrudan ve dolaylı etkilerini tartışırken, insanmerkezci yaklaşımları da sorguluyor.

İnsanlık, sanayi devriminden bu yana doğal yaşam üzerinde büyük bir yıkım yaratmış durumda. Ekolojik çöküş, türlerin kitlesel yok oluşu, iklim değişikliği ve hayvanlara uygulanan sistematik zulüm, insan faaliyetlerinin karanlık yüzünü ortaya koyuyor. May, bu gerçekler ışığında “insan türü yeryüzünden silinse daha mı iyi olurdu?” sorusunun yalnızca spekülatif değil, etik açıdan da düşünülmesi gerektiğini savunuyor.

Ancak kitap salt karamsar bir tablo çizmez. May, insanın aynı zamanda yaratıcı, dayanışmacı ve ahlaki bir varlık olduğuna da dikkat çeker. Sanat, bilim, sevgi ve adalet gibi değerler insan türünün yıkıcılıkla sınırlı olmadığını gösterir. Dolayısıyla, türümüzün yok olması gerektiği fikri ne kadar radikal olsa da, bu düşünce bizi sorumluluklarımızla yüzleşmeye zorlar.

Kitap, insanlığın doğa içindeki rolünü yeniden düşünmeye, yıkıcı alışkanlıklarımızı sorgulamaya ve ahlaki pusulamızı gözden geçirmeye çağıran bir felsefi provokasyon. May, insan olmanın yalnızca haklara değil, ağır sorumluluklara da işaret ettiğini hatırlatır. Kitap, çarpıcı bir soru etrafında, umutla karışık derin bir sorgulama sunar.

  • Künye: Todd May – Varolma(ma)nın Felsefesi: Dayanılması Zor Zamanlar İçin Felsefi Bir İkilem, çeviren: Bekir Aşçı, İrene Kitap, felsefe, 152 sayfa, 2025

Todd May – Özen (2025)

Todd May’in “Özen: Olduğumuz Kişi Üzerine Düşünceler’ adlı eseri, felsefe ve etik alanında önemli bir yere sahip. May, bu çalışmasında, genellikle ihmal edilen bir kavram olan “özen”i merkeze alarak, insanın kimliğini, ilişkilerini ve ahlaki değerlerini sorguluyor.

Yazar, özenin sadece biyolojik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda insan olmanın temel bir yönü olduğunu savunuyor. Özen eylemi, başkalarına karşı duyulan ilgi, şefkat ve sorumluluk duygusunu ifade ediyor. May, bakımın, bireylerin kendi kimliklerini inşa etmelerinde ve toplumsal bağlarını güçlendirmelerinde kilit bir rol oynadığını vurguluyor.

Kitapta, özenin farklı boyutları inceleniyor. May, özenin sadece aile içi ilişkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve siyasi alanda da büyük önem taşıdığını belirtiyor. Yazar, özenin, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi temel değerlerle nasıl ilişkili olduğunu tartışıyor.

May, özen kavramını, geleneksel felsefe ve etik teorileriyle ilişkilendirirken, aynı zamanda bu teorilere yeni bir bakış açısı sunuyor. Yazar, özenin, bireycilik ve toplumsal sorumluluk arasındaki dengeyi kurmada önemli bir anahtar olduğunu savunuyor.

  • Künye: Todd May – Özen: Olduğumuz Kişi Üzerine Düşünceler, çeviren: Bekir Aşçı, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 144 sayfa, 2025

Todd May – Kırılgan Bir Yaşam (2022)

Bu koca dünyanın eziyetleri karşısında dinginlik ve metanetle duran, bize de bunu nasıl yapacağımızı öğreten Buddha’yı, Chuang Tzu’yu, Marcus Aurelius’u ya da Epikuros’u düşünün.

Ne de olsa ideal olan, ıstıraptan arınmış bir yaşam değil midir?

Hepimiz böyle bir yaşamı arzulamaz mıyız?

Çağımızın en ünlü post-yapısalcı düşünürlerinden Todd May buna karşı çıkarak basit ama sert bir gerçeği ortaya koyuyor: Fiziksel ya da ruhsal olsun, acı çekmek kaçınılmazdır.

‘Kırılgan Bir Yaşam’, kırılganlığımızın ve acı çekme yeteneğimizin aslında insanlığımızın en önemli yönlerinden biri olduğunu ve ıstıraplarımızla nasıl kucaklaşmamız gerektiğini anlatırken, dünya üzerindeki varoluş tarzımıza yönelik yeni bir bakış açısı ortaya koyuyor.

Rasyonel bir evren fikri çoğumuza yabancıdır.

Rasyonel olmaktan ziyade, en iyi ihtimalle kayıtsız veya keyfidir.

Hem doğal hem de insan kaynaklı kötülükler var.

Trajedi, kaza, adaletsizlik ve anlamsız zulüm var.

Doğanın kendisi, canlıların kendilerine direnemeyenleri avlayarak yaşamlarını sürdürdükleri bir duyarsızlığın hükümdarlığı sanki.

Rasyonel bir evren fikrini benimsemek, felsefi bir bilgelik alıştırmasından çok iradi bir cehalet edimine benzer.

  • Künye: Todd May – Kırılgan Bir Yaşam: İncinebilirliğimizi Kabullenmek, çeviren: Bekir Aşçı, İrene Kitap, felsefe, 232 sayfa, 2022