Funda Sönmez Öğütle – Sanayisizleşme, Konut Siyaseti, Orta Sınıf (2024)

Funda Sönmez Öğütle, neoliberalizm deyip geçilen pratiğin kentleri nasıl değiştirdiğini ve kentler üzerinden hayatı nasıl dönüştürdüğünü, titiz bir bakışla inceliyor.

  • Kentler, nasıl bizzat kültürel sermaye ve beğeninin nesnesi haline geldiler?
  • “İyi yaşam arzusu”, nasıl konut ve inşaat “rüyalarına” bağlandı?
  • Orta sınıf “ideali” nasıl kabul gördü?
  • Toplumsal gruplar, kâh kendi benzerleriyle aynı mekânda bir arada yaşamaya yönelerek, kâh dahil olmak istedikleri gruplara-sınıflara mekânsal olarak yakınlaşmayı özleyerek nasıl ayrıştılar?

Kitap, kentleşmenin önemli bir boyutu olarak sanayisizleşmeye de eğiliyor. Hâkim kent ve konut politikasının, sanayisizleşmenin doğurduğu çöküntünün etkilerinin hazmedilmesini, onunla yüzleşilmesini engelleyen bir etkisi var. Kentsel hafızayı tahrip eden, kentsel karakter erozyonuna yol açan bir etki, bu. Çalışmanın sahasını oluşturan Zonguldak, bu bakımdan tipik ve çarpıcı bir örnek.

‘Sanayisizleşme, Konut Siyaseti, Orta Sınıf’ sadece kentsel manzaralarımızın değil, hayat tarzı manzaralarımızın da bir etüdü…

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitap sanayisizleşme ve kentsel yeniden yapılanmanın iç içe geçtiği bir Türkiye kentleşme sürecinde bir mahallenin, orta sınıfların tüketim pratikleri üzerinden yaşam tarzı farklılaşması ve statü ayrımıyla şekillenen bir kültürel alan olarak nasıl inşa olduğunu ortaya koyuyor. Bu aynı zamanda 2000 sonrası merkezî iktidarın taşraya sızan konut siyasetinin bir kenti, orta sınıfların algı ve pratikleri üzerinden nasıl yeniden yapılandırdığının öyküsüdür.”

  • Künye: Funda Sönmez Öğütle – Sanayisizleşme, Konut Siyaseti, Orta Sınıf, İletişim Yayınları, sosyoloji, 206 sayfa, 2024

Frieda Afary – Sosyalist Feminizm (2024)

Frieda Afary, Hegel’den Butler’a çok geniş bir düşünce hazinesinden yararlanarak günümüzün meselelerini, otoriter sağ popülizmi, kadın düşmanlığını, homofobiyi, ırkçılığı birlikte ele alabilecek bir sosyalist feminizmin ana hatlarını çiziyor.

Bugün içinde yaşadığımız felaketlerin kapitalizmin egemen kıldığı yabancılaşmış emek olgusuyla bağlantılarını kuruyor ve nesnel ile öznel arasındaki mesafeyi kapatıyor.

‘Sosyalist Feminizm: Yeni Bir Yaklaşım’, “tahakkümü yenmek” için, “kapitalist-ırkçı-homofobik ataerkilliğin 21. yüzyıldaki tezahürlerine hümanist bir alternatif” geliştirmek için sosyalist feminist örgütlenmenin perspektiflerini tartışıyor.

Hem sosyalist feminist geleneğin birikimine aşina olmak hem de bugünü böyle bir ışıkta görmek için güçlü bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitapta incelenen pek çok olgu, yaşadığımız sıkıntının hem nesnel hem de öznel olduğunu, sınıf ayrımının, ırkçılığın, cinsiyetçiliğin, heteroseksizmin ve yabancılaşmanın köklü yapılarıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Kadınlara, beyaz olmayanlara ve toplumsal cinsiyet ikiliğine uymayanlara yönelik saldırılar ara vermeden devam ediyor…”

  • Künye: Frieda Afary – Sosyalist Feminizm: Yeni Bir Yaklaşım, çeviren: Gül Varlı Karaarslan, İletişim Yayınları, feminizm, 272 sayfa, 2024

André Comte-Sponville – Ateizmin Ruhu (2024)

“Tanrı olsun olmasın, sayılamayacak kadar vahşet var. Bu, bize din üzerine değil, ne yazık ki insanlık üzerine bir şeyler öğretiyor.”

  • Dinden vazgeçilebilir mi?
  • Tanrı var mıdır?
  • Ateistler maneviyatı reddeder mi?

André Comte-Sponville, ‘Ateizmin Ruhu’nda bu soruları açık yüreklilik ve cesaretle yanıtlıyor.

İlahiyatçıların ve felsefecilerin Tanrı’nın varlığına dair sunduğu kanıtları ele alıp kendi ateizminin temellerini ortaya koyuyor.

Laiklik, sevgi ve hoşgörünün insanları birleştirecek asli zemin olduğunu savunuyor, bizi kendi varlığımızda hakikati bulmaya çağırıyor.

Düşünür, manevi yaşama da bu dünyaya da açık, sorgulayan, insani değerlere ve sevgiye kök salmış, adaleti ve merhameti temel alan bir ateizmi savunuyor.

Hem köktenciliğe hem de fanatizme karşı açık bir tavır alan Comte-Sponville, tanrısız ve dogmasız bir maneviyat arayışını ilan ediyor, özgün bir ateizm manifestosu sunuyor.

  • Künye: André Comte-Sponville – Ateizmin Ruhu: Tanrısız Bir Maneviyata Giriş, çeviren: Mehmet Moralı, İletişim Yayınları, din, 176 sayfa, 2024

Anna D’Errico – Mükemmel Duyu (2024)

Koku alma, diğer duyularımızın yanında “üvey” evlat muamelesi görür.

Gündelik rutinler açısından düşünürsek, örneğin görmemenin daha büyük engeller çıkaracağı açıktır kuşkusuz, fakat pandemi zamanlarından hatırlanacağı gibi koku duyusunun kaybı diğer pek çok problemin yanında ciddi bir sorundu ama o kadar da önemsenmedi.

Nörobilimci Anna D’Errico’nun ‘Mükemmel Duyu’su bir yandan burnun üvey evlatlık statüsünü fiziksel yapısını titizlikle ortaya koyarak tartışıyor.

Öte yandan burnun hatıralarla iç içeliğine, tat ile bağına, sözgelimi kızarmış ekmek kokusunun kişiyi anılarda çıkardığı yolculuğa, o kokuyu bir mekân veya olayla eşleştirmeye değiniyor.

Kokunun toplumsal rolünü de hesaba katıyor.

Kötü ve hoş kokulara ilgi duyan, kokuları neden duyduğumuzu merak eden, koku bilimiyle ilk defa karşılaşan, belki de bir tutku ya da bir heves nedeniyle öncesinde bu bilimle tanışmış ve daha fazlasını öğrenmek isteyen herkese hitap eden bir inceleme.

Kitaptan bir alıntı:

“Silinip gitmiş ve en kötü muameleye maruz kalmış olan bu duyumuzun nasıl ve hangi nedenle aynı zamanda en mahrem ve en vahşi duyu olduğunu anlamak için burnumuz ve koku zekâmızın yeteneklerini kateden keşif dolu bir yolculuk yapmayı öneriyorum size. Amaç, örneğin bir koku aldığımızda neler olduğuna dair genel bir bakış açısı sunmak ve son yapılan bilimsel araştırmalar ışığında günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz birtakım gerçekleri basit şekilde açıklamaktır.”

  • Künye: Anna D’Errico – Mükemmel Duyu: Burnunuzu Asla Küçümsemeyin, çeviren: Nilay Kanarya, İletişim Yayınları, bilim, 239 sayfa, 2024

Erik Jan Zürcher – Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e (2024)

Erik Jan Zürcher’in ‘Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e’ kitabı, modern Türkiye’nin neredeyse her tartışma başlığı için derin bir kavrayışa temel teşkil edebilecek makalelerden oluşuyor.

Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan dönemi karşılaştırmalı ve detaycı bir biçimde ele alıp özgüllükleri, süreklilik ve kopuşları anlamaya imkân tanıyor, tarihyazımına dair tartışmaları zenginleştiriyor.

Meslekten tarihçiler ve öğrenciler kadar Türkiye’nin güncel meseleleriyle meşgul olan her okura hitap eden bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Osmanlı ve Türkiye tarihini, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce yaşanan devrimler tarihinin ya da imparatorlukların çöküşünün ve anti-emperyalist mücadele tarihinin bir parçası olarak gördüğümüzde, yaşanan olaylar anlam kazanır ve bunca zamandır Türk tarihyazımına egemen olan istisnacılıktan kurtulmuş oluruz.”

  • Künye: Erik Jan Zürcher – Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e: Tarih, Toplum ve Siyaset, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2024

César Rendueles – Sosyofobi (2024)

İletişim teknolojileri, moderniteden arta kalan sorunları aşacak bir araç mı, yoksa sermayenin tahakkümünün yeni araçlarla sürdürülmesinin farklı biçimi mi?

İletişim teknolojisindeki yenilikler, uzun zaman boyunca toplumsal hayatı olumlu yönde değiştirebilecek ütopik bir unsur olarak görüldü.

Bilhassa Avrupa solu, genel olarak teknolojinin, özel olaraksa internetin ekonomik ve siyasi koşulların eşitlikçi bir yeniden inşasına zemin hazırladığı fikrinde ısrarcı oldu.

César Rendueles, beklentilerin aksine iletişim teknolojilerinin sosyal gerçekliği ve işbirliğini artırmak yerine sınırlandırdığını ileri sürüyor.

Dayanışmanın ve geleneksel topluluk ilişkilerinin gereksiz olduğu konusundaki yaygın inanca karşı çıkan ‘Sosyofobi’, neoliberalizmin yarattığı sosyal tahribattan yola çıkarak teknolojinin çözüme dönük iddialarının gerçekliğini sorguluyor.

Öte yandan, teknolojideki gelişmelerle eşitlikçi bir gelecek perspektifini yan yana getiren siber ütopyacı yaklaşıma şüpheyle yaklaşan yazar, kemer sıkma politikaları karşıtı İspanyol 15-M hareketi örneği üzerinden yeni toplumsal olanakları sorgularken, siber fetişizme yönelik toplumsal tepkinin boyutlarını inceliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Aslında dijital iletişim araçlarının yarattığı toplumsal coşku asılsızdır, dekoratiftir. Ortak varoluşumuzun teşvik etmesi gereken şeyi, yani birbirimize gösterdiğimiz ilgiyi teşvik etmeye faydası yoktur. Aynı şey eşitlikçilik 2.0, yani toplumsal farkın Ağ’da en aza indiği duygusu için de geçerli. Radikal demokrasi evrensel bir müşteri-hizmet hattı değildir. Eğer durup düşünürseniz bunun biraz saçma olduğu anlaşılacaktır.”

  • Künye: César Rendueles – Sosyofobi: Dijital Ütopya Çağında Siyasal Değişim, çeviren: Alev Türker, İletişim Yayınları, siyaset, 232 sayfa, 2024

Ayşen Uysal – Sokakta Siyaset (2024)

 

Sokak gösterileri, kamusal alandaki protesto eylemleri son yıllarda bütün dünyada yaygın.

Türkiye’de de bu küresel eğilime koşut bir gelişme varken, son yıllarda sokakta siyaset -özellikle muhalif siyaset- gitgide “tehlikeli” hale geldi.

Hatta bu temel yurttaş hakkını kriminalize eden bir tutum hâkimiyet kazandı.

Elinizdeki kitap İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Adana, Mersin’den farklı saiklere ve taleplere dayanan deneyimleri gözleyerek, Türkiye’de sokak siyasetinin “doğasını” araştırıyor.

  • Protestocuların toplumsal profili nasıl çizilebilir?
  • Ne istiyorlar?
  • Eylem repertuarı nasıl biçimleniyor, nasıl çeşitleniyor?

Polisin eylemlere ve eylemcilere bakışını, zihniyet ve davranış kalıplarını da göz ardı etmiyor çalışma.

Karşılıklı geliştirilen stratejileri sokak siyasetinin bir dinamiği olarak ele alıyor.

Ayşen Uysal bu kapsamlı incelemesiyle sokak gösterilerini ve protestolarını hem anlamaya katkıda bulunuyor hem de onları meşru ve “normal” bir siyasal-toplumsal faaliyet olarak kabul etmeye…

Kitaptan bir alıntı:

“Sokak, çatışma, müzakere ve temsil alanıdır. Sokak, mevcut hakları korumanın, yeni hak taleplerinde bulunmanın, kamu politikalarına müdahale etmenin aracı ve mekânıdır. Sokak, siyasal düşünceyi dışa vurmanın, düşünceyi simgesel düzeyde açıklamanın aracıdır. Düşünceler sokakta pankartlar, dövizler, semboller, ritüeller, grafitiler, mizah, kılık kıyafetler, aksesuarlar aracılığıyla açıklanır. Temsili demokrasilerde seçimden seçime aktif hale gelen yurttaşın, iki seçim arası dönemde de etkin olmasını sağlayan kolektif eylemler, özelde de sokak eylemleri, demokrasinin yaygınlaştırılmasının ve derinleştirilmesinin yollarından biridir.”

  • Künye: Ayşen Uysal – Sokakta Siyaset: Türkiye’de Protesto Eylemleri, Protestocular ve Polis, İletişim Yayınları, siyaset, 324 sayfa, 2024

Kolektif – Asiler Devri (2024)

İmparatorlukların yıkılıp ulus-devletlerin kurulduğu 20. yüzyıla varan süreçte Osmanlı, Habsburg, Romanov ve Kaçar imparatorluklarının sınırlarına büyük bir hareketlilik hâkimdi.

Kalıplaşmış siyasi hayat baştan aşağıya değişiyordu.

‘Asiler Devri’, bu süreçte Balkanlar’dan Kafkasya ve Ortadoğu’ya uzanan geniş bir coğrafyayı şiddet yoluyla şekillendiren eşkıyaların, isyancıların, çetecilerin ve eylemcilerin izini sürüyor.

Ramazan Hakkı Öztan ve Alp Yenen’in derlediği çalışma, Kafkas eşkıyalar ile Balkan devrimcilerin, İranlı çeteciler ile İttihatçıların kurulu düzeni ihlal etmelerine yol açan koşulları ve eylemlerinin sonuçlarını, çeşitli vakalar üzerinden tarihsel ve biyografik yaklaşımlarla ele alıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kapsayıcı ve kullanışlı bir kategori olarak ‘asiler’ söz konusu mudur? Ve özellikle yaygın oldukları veya özellikle önemli bir rol oynadıkları bir dönemi anlamlı bir şekilde tanımlayabilecek bir şey –bir ‘asiler devri’– mevcut mudur? […] Bir anlamda, imparatorlukların cephelerinde ihlalci siyaset yapan marjinal figürler olabilirlerdi, fakat tarihsel anlamda hiç de marjinal değillerdi. Tam tersine, imparatorluğun sona ermesinde ve bir dizi ardıl devletin ortaya çıkmasında çok önemli bir rol oynadılar.”

Kitaba katkıda bulunan yazarla şöyle: Jack A. Goldstone, Alp Yenen, Ramazan Hakkı Öztan, Houri Berberian, Jeronim Perovic, Olmo Gölz, Anna Vakali, Toygun Altıntaş, İlkay Yılmaz, Aline Schlaepfer, Benjamin C. Fortna, Jordi Tejel, Erik Jan Zürcher.

  • Künye: Kolektif – Asiler Devri: İmparatorluk Cephelerinde İsyancılar, İhtilalciler ve Çeteciler, derleyen: Ramazan Hakkı Öztan, Alp Yenen, çeviren: Emrullah Ataseven, İletişim Yayınları, tarih, 469 sayfa, 2024

Fasih Dinç – Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum (2024)

Modernleşme ve merkezileşme yönelimiyle birlikte toplum ve daha önce pek de hesaba katılmayan toplumsal gruplar daha okunabilir, daha tahmin edilebilir kılınmak istenmiş, bu da ister istemez yöneticilerin bizatihi toplumsal kurumlarla ilişki kurma biçimlerini dönüştürmüştür.

Fasih Dinç, ‘Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum’ kitabında aşiretler, cemaatler, sınır ve yerel elitler gibi kavram ve olgular üzerinden esasen bu dönüşümün dinamiklerini inceliyor.

Osmanlı’nın İran sınırındaki iki önemli toplumsal grupla, Caf aşireti ve Nasturî cemaatiyle ilişkisinin hem bir modernleşme programı bağlamında iç dinamiklerle hem de 19. yüzyıldan 20. yüzyılın başına bir dizi önemli dış dinamikle beraber dönüşümünü ele alıyor.

İdare tekniğinin değişimiyle sınır algısının nasıl dönüştüğünü gösterirken devlet-toplum ilişkilerine de bu dürbünden bakabilen önemli bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin bir savunma projesi olan merkezileşme programı, o güne dair var olan devlet-toplum ilişkilerinin ve toplumun kendi içindeki ilişkilerin yanı sıra birçok kavram ve olgunun anlam ve fonksiyonunu yeniden şekillendirdi. Bu bağlamda Osmanlı-İran sınırında bulunan Caf aşireti ile Nasturî cemaati ise meydana gelen gelişmelerin pasif nesneleri olmaktan ziyade en azından kendi bölgelerindeki gelişmelerin gidişatını etkileyen birer aktif aktördüler.”

  • Künye: Fasih Dinç – Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum: Caf Aşireti ve Nasturî Cemaati (1839-1914), İletişim Yayınları, tarih, 300 sayfa, 2024

Kolektif – Piyasa, Sandık ve Başkan Arasında (2024)

‘Piyasa, Sandık ve Başkan Arasında’, Türkiye ekonomisinin AKP iktidarı dönemindeki dönüşüm-tıkanma diyalektiğini inceliyor.

Hem, rejimin genel ekonomi-politik niteliğini analiz eden, hem de söz konusu sürecin özgül cephelerine eğilen bir inceleme bu.

Ekonominin farklı cepheleri ve sorunsalları; ihale rejimi ve kayırmacılık; savunma sanayiinin gelişimi ve kendince bir “başarı hikâyesi” oluşturan işlevi; refah devletinin performansı, sosyal yardımlar ve yoksulluk; eğitimin dönüşümü ve “kalite” sorunu; kadınların eğitim ve istihdamındaki gelişmelerle cinsiyet eşitliğindeki gerileme arasındaki ikilem ve tabii otoriter keyfîliğin etkileri.

Türkiye ekonomisinin AKP iktidarı dönemindeki yapısal analizine, büyük genellemelerin ve ezberlerin ötesine geçen, eleştirel, dikkatli bir bakış.

Hasan Tekgüç ve Alper H. Yağcı’nın hazırladığı derlemede ayrıca Serkant Adıgüzel, Pelin Akyol, Güneş A. Aşık, Melike Bozkurt, Gözde Çörekçioğlu İshakoğlu, Mustafa Kaba, H. Emrah Karaoğuz, Murat Koyuncu’nun yazıları yer alıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“AKP iktidarı, kendinden önceki hükümet döneminde tasarlanan IMF destekli ekonomik programı miras edinerek uyguladı ancak erken döneminden itibaren bu mirası kendine uyarlama çabaları ve akabinde önemli kırılmalar gösterdi. 2009 küresel krizinden sonra ise gevşeyen para politikası ve kredi genişlemesine dayalı bir model, uluslararası kuruluşların çıpaları olmadan takip edildi ve AKP’nin en uzun ekonomik büyüme dönemi (2010-2017) aslında bu model altında gerçekleşti.”

  • Künye: Kolektif – Piyasa, Sandık ve Başkan Arasında: Türkiye’de Ekonomik Dönüşüm ve Tıkanma, derleyen: Hasan Tekgüç, Alper Yağcı, İletişim Yayınları, siyaset, 261 sayfa, 2024