Erdoğan Özmen – Freud ve Lacan (2025)

Günümüz dünyasında toplumların “çocuklaştığı” ve güçlü figürlere duyduğu ihtiyacın sıkça tartışıldığı bir dönemdeyiz. Tam da bu nedenle çocukluk, babalık ve annelik kavramlarını yeniden düşünmek büyük önem taşıyor. Erdoğan Özmen bu kitapta, politik meselelerin kişisel sorunlara indirgenmesinin aksine, kişisel olanın politik yüzünü ortaya koyuyor. Okura, bireyin yalnızca “tekil” bir varlık olmadığını hatırlatıyor ve kimliğin çok katmanlı doğasını gösteriyor.

Kitap, Freud ve Lacan’ın düşüncelerinden yola çıkarak psikanalizin kavramlarını derinlemesine inceliyor. Arzu, zevk, kimlik gibi gündelik yaşamda sıkça karşılaşılan kavramlara psikanalitik bir perspektif sunuyor. Böylece bireyin içsel dünyasını anlamanın, toplumsal ilişkiler ve iktidar yapılarıyla nasıl iç içe geçtiğini açıklıyor.

Özmen’in yaklaşımı, “kendi olma” deneyimini sorgularken, bu deneyimin kişisel sınırların ötesine geçerek politik bir boyut kazandığını ortaya koyuyor. Kitap, hem psikanalitik teoriyi anlamak isteyenler hem de kişisel olan ile toplumsal olan arasındaki görünmez bağları keşfetmek isteyenler için güçlü bir rehber niteliği taşıyor.

  • Künye: Erdoğan Özmen – Freud ve Lacan: Oidipus Karmaşası, Narsisizm, Arzu, Zevk, İletişim Yayınları, psikanaliz, 472 sayfa, 2025

Kenan Erçel – ABD’ye Özgü Kavramlar Sözlüğü (2025)

Kenan Erçel’in kaleme aldığı bu eser, Amerika Birleşik Devletleri’nin kendine özgü kültürel ve siyasal yapısını anlamak için bir rehber niteliğinde. “Amerikan İstisnacılığı” olarak bilinen ve ülkenin dünya sahnesindeki ayrıcalıklı konumuna işaret eden kavramdan yola çıkan yazar, ABD’ye özgü 27 farklı terimi inceliyor. Kitapta, bireysel silahlanmayı anayasal bir hak olarak temellendiren İkinci Değişiklik, göçmenlere sığınma imkânı tanıyan Sanctuary şehirleri, hatta eyalet petrol gelirlerini vatandaşlarla paylaşan Alaska Daimi Fonu gibi sıra dışı uygulamalar yer alıyor.

Eserde yalnızca hukuk ve siyaset değil, kültürel fenomenler de mercek altına alınıyor. Örneğin, birinin kendi isteğiyle mizah yoluyla eleştirildiği “Roast” geleneği gibi unsurlar, ABD toplumunun özgün yapısını anlamak açısından önemli ipuçları sunuyor. Bu kavramların çoğunun Türkçe karşılığı bulunmadığı için, kitap okuyucuya yalnızca bilgisel değil, dilsel bir keşif olanağı da sağlıyor.

Erçel, bu terimler üzerinden ABD’nin nasıl bir zihniyet dünyasına sahip olduğunu, bireycilik, özgürlük anlayışı ve ekonomik düzenle olan bağlarını açıklıyor. Kitap, yalnızca kavramların bir listesi değil; aynı zamanda bu kavramların nasıl ortaya çıktığını ve Amerikan yaşam tarzını nasıl şekillendirdiğini gösteren bir analiz. ABD’nin küresel etkisini ve kendi kimliğini nasıl kurduğunu merak edenler için bu çalışma hem bilgilendirici hem de keyifli bir okuma vaat ediyor.

  • Künye: Kenan Erçel – ABD’ye Özgü Kavramlar Sözlüğü, İletişim Yayınları, sözlük, 184 sayfa, 2025

Ahmet Yaşar Ocak – Farklı Bir İslam Tarihi (2025)

Ahmet Yaşar Ocak, İslam zihniyeti, kültür tarihi ve heterodoks akımları üzerine yaptığı çalışmalarıyla biliniyor. Bu kitapta ise alışılmış anlatıların ötesine geçerek farklı bir İslam tarihi perspektifi sunuyor. Yazar, eleştirisiz ve hamasî tarih yazımına karşı çıkarak, sorular sormaya ve derinlikli bir anlama çabasına davet ediyor. Teferruatın ardındaki büyük dalgalara, tarihsel kırılmaların köklerine bakıyor.

Eserde, Müslüman toplulukları yüzyıllar boyunca etkileyen kritik dönemeçler ele alınıyor. Hilafetin monarşiye dönüşümü, iç savaşların yarattığı çatışmalar, siyasal gücün Türklere geçişi, Moğol istilasının sarsıcı sonuçları kitapta dikkatle inceleniyor. Ayrıca fetihlerin etkisi, mevalî sınıfının yükselişi, mezheplerin ortaya çıkışı ve Mehdi inancı gibi konular derin bir analizle değerlendiriliyor. Tasavvufun düşünsel ve toplumsal hayattaki rolü de yazarın bakış açısından önemli bir yer tutuyor.

Ocak, bu tarihsel meseleleri aktarırken sadece olayların kronolojisini sunmuyor, aynı zamanda tarihsel sosyoloji ve sosyal psikoloji perspektifini kullanarak İslam tarihinin zihniyet dünyasını yorumluyor. Böylece yalnızca İslam’ın tarihini değil, İslam tarih yazımının da eleştirel bir çözümlemesini ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, okura ezberlerin ötesinde bir kavrayış kazandırıyor ve İslam tarihine dair farklı bir ufuk açıyor.

Farklı Bir İslam Tarihi, merakı diri tutan, düşünmeye teşvik eden ve İslam tarihine yeni bir gözle bakmak isteyenler için kapsamlı bir başvuru niteliği taşıyor.

  • Künye: Ahmet Yaşar Ocak – Farklı Bir İslam Tarihi: Siyasal, Toplumsal, Kültürel Kırılmalar ve Dönüşümler Işığında, İletişim Yayınları, tarih, 552 sayfa, 2025

Michael Freeman – İnsan Hakları (2025)

Michael Freeman’ın bu kitabı, insan haklarının tarihsel gelişimini, felsefi temellerini ve günümüzdeki uygulama sorunlarını derinlemesine inceliyor. Yazar, insan haklarının yalnızca hukuki belgelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda kültürel, politik ve ahlaki boyutları olan evrensel bir kavram olduğunu vurguluyor. ‘İnsan Hakları’ (‘Human Rights (4th Edition)’), Aydınlanma düşüncesinden başlayarak modern insan hakları fikrinin köklerini, farklı medeniyetlerdeki hak anlayışlarını ve bu fikirlerin küresel ölçekte nasıl evrildiğini anlatıyor. Freeman, hakların mutlak değil, tarihsel koşullar ve güç ilişkileri içinde şekillendiğini belirtiyor.

Eserde ayrıca Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’nin doğuşu, uluslararası hukuk mekanizmaları ve bölgesel insan hakları sistemleri detaylı biçimde ele alınıyor. Yazar, bu mekanizmaların başarısının, devletlerin iradesi ve sivil toplumun etkinliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu savunuyor. Kitap, ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, azınlık hakları, ekonomik ve sosyal haklar gibi alanlarda yaşanan ihlallerin hem yerel hem de küresel dinamiklerini inceliyor.

Freeman, insan hakları savunusunun gelecekte karşılaşacağı zorluklara da değiniyor. Küresel eşitsizlikler, iklim krizi, göç hareketleri ve dijital çağın getirdiği mahremiyet sorunlarının, hak anlayışını yeniden tanımlayabilecek güçte olduğunu öne sürüyor. Kitap, okuyucuya insan haklarının yalnızca teorik bir ideal değil, günlük yaşamın her alanında mücadele edilmesi gereken canlı bir pratik olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: Michael Freeman – İnsan Hakları: Yaklaşımlar, Kazanımlar, Sorunlar, çeviren: Kıvanç Koçak, İletişim Yayınları, siyaset, 295 sayfa, 2025

Karl Polanyi – Büyük Dönüşüm (2025)

Karl Polanyi, modern kapitalizmin ortaya çıkışını ve 19. yüzyılın ekonomik düzenini inceleyerek, piyasa ekonomisinin toplumsal yapı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Kitap, özellikle sanayi devrimi sonrası dönemde piyasanın kendi kendini düzenleyen bir mekanizma olarak görülmesinin nasıl derin toplumsal dönüşümlere yol açtığını gösteriyor. Polanyi, ekonominin tarihin büyük kısmında toplumsal ilişkilerin içine gömülü olduğunu, ancak 19. yüzyılda bunun tersine çevrilerek toplumun piyasa kurallarına göre yeniden şekillendirildiğini savunuyor.

Yazar, bu dönüşümün “büyük dönüşüm” adını verdiği süreçle gerçekleştiğini, serbest piyasa ilkesinin emek, toprak ve parayı da metalaştırarak insan yaşamının temel unsurlarını piyasaya tabi kıldığını belirtiyor. Bu durum, toplumsal istikrarsızlık, yoksulluk ve krizlere zemin hazırlıyor. Polanyi, devletin bu süreçte pasif bir gözlemci olmadığını, aksine serbest piyasayı kurmak ve sürdürmek için aktif politikalar uyguladığını vurguluyor.

‘Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri’ (‘The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time’), 20. yüzyılda ortaya çıkan ekonomik ve siyasi krizlerin, piyasa güçleri ile toplumsal koruma mekanizmaları arasındaki çatışmadan doğduğunu ileri sürüyor. Polanyi, toplumların piyasaların yıkıcı etkilerine karşı kendilerini korumak için sosyal politikalar geliştirdiğini, ancak bu koruma refleksinin siyasi kutuplaşmayı da tetiklediğini aktarıyor. Eser, kapitalizmin yalnızca ekonomik değil, derin bir toplumsal proje olduğunu göstererek, piyasa ve toplum arasındaki dengenin yeniden düşünülmesi gerektiğini öne sürüyor.

  • Künye: Karl Polanyi – Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri, çeviren: Ayşe Buğra, İletişim Yayınları, iktisat, 432 sayfa, 2025

Ulus Baker – Makine-Dil (2025)

Makine, yalnızca sanayiyi ya da teknolojiyi temsil eden soğuk bir aygıt değil; modernliğin derinliklerine kök salmış, insan varoluşuna dair düşünme biçimimizi baştan sona dönüştüren bir metafor olarak öne çıkıyor. Gözün yerini alan kamera, dilin sınırlarını zorlayan algoritmalar, duyguyu şekillendiren devreler, arzuyu yönlendiren sistemler… Bunların her biri hem mecazi birer imge hem de yaşamın gündelik akışına doğrudan müdahale eden gerçek yapılar olarak karşımıza çıkıyor.

Ulus Baker’in düşünce evreninden süzülmüş, kimi zaman gözden kaçmış kimi zaman da bir yerlerden “bulunmuş” yazılardan oluşan bu derleme, odağına bu karmaşık makine imgesini alıyor. Kitap boyunca makine, yalnızca teknik bir varlık olarak değil, aynı zamanda insanın ifade gücünü, anlam üretimini ve algı biçimlerini dönüştüren bir özne gibi ele alınıyor.

‘Makine-Dil’, okuru estetikten sinemaya, felsefeden sosyolojiye uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Her kavşakta, dili yeniden kurmanın ve düşünceyi dönüştürmenin olasılıklarını araştırıyor. Bu kitap, sadece makinelerle ilgili değil; aynı zamanda insanın nerede başlayıp nerede bittiğine, dili kullanırken neleri kurup neleri yitirdiğine dair bir sorgulama daveti. Bir çiçek dürbünü gibi: Her çevirdiğinizde başka bir açı, başka bir renk, başka bir anlam…

  • Künye: Ulus Baker – Makine-Dil, derleyen: Ege Berensel, İletişim Yayınları, felsefe, 243 sayfa, 2025

Menekşe Tokyay – Karnım Zil Çalıyor! (2025)

Menekşe Tokyay’ın ‘Karnım Zil Çalıyor!: Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği’ adlı kitabı, yalnızca çocukların beslenme yetersizliğine dikkat çeken bir çağrı değil; aynı zamanda eğitimde eşitliğin, sosyal adaletin ve kalkınma politikalarının da merkezine yerleştirilmesi gereken bir meseleyi gündeme taşıyor. Tokyay, çocukların aç karnına okula gitmek zorunda bırakıldığı, temiz suya erişimde bile ciddi eşitsizliklerin yaşandığı bir ülkede bu durumun artık “çözülmesi gereken acil bir sorun” olduğunu güçlü verilerle ortaya koyuyor.

Yetersiz beslenmenin yalnızca fiziksel gelişimi değil, zihinsel performansı da derinden etkilediğini hatırlatan yazar, bu sorunun bireyin hayatı boyunca sürecek bir eşitsizliğe dönüştüğünü vurguluyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin gıdaya erişiminin yalnızca ailesinin ekonomik gücüne bağlı olmasının hem ahlaki hem de yapısal bir adaletsizlik yarattığını belirtiyor. Bu tablo, yalnızca çocukların değil, toplumun genel refahını da tehdit ediyor.

Tokyay kitabında, dünya genelindeki çeşitli okul yemeği uygulamalarını inceliyor; finansman modellerinden yasal düzenlemelere kadar pek çok boyutla konuyu masaya yatırıyor. Ancak esas katkısı, bu politikaların Türkiye’de nasıl uygulanabileceğine dair somut ve uygulanabilir öneriler geliştirmesi. Ücretsiz okul yemeğinin yalnızca bir sosyal destek değil, bir hak olarak tanınması gerektiğini savunurken, bunun eğitimde fırsat eşitliğini artıracağını ve uzun vadede ülke kalkınmasına önemli katkı sağlayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor. Kitap, karar vericilere olduğu kadar, her yurttaşa da bir vicdan çağrısı yapıyor.

  • Künye: Menekşe Tokyay – Karnım Zil Çalıyor!: Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği, İletişim Yayınları, inceleme, 246 sayfa, 2025

Marcel Gauchet – Yurttaşını Arayan Demokrasi (2025)

 

Marcel Gauchet ‘Yurttaşını Arayan Demokrasi’ (‘La Démocratie contre elle-même’) adlı bu kitabında, modern demokrasinin çelişkilerini derinlemesine analiz ediyor. Ona göre demokrasi, bireyin özerkliğini önceleyerek geleneksel otoriteleri zayıflatıyor. Ancak bu özgürleşme süreci, toplumun kolektif kimliğini ve siyasal bağlarını da aşındırıyor. Demokrasi, kendi başarısıyla kendini zorlayan bir rejime dönüşüyor.

Kitapta Gauchet, özellikle Batı demokrasilerindeki bireycilik artışının, kurumlara olan güveni nasıl erozyona uğrattığını açıklıyor. Bireysel haklar güçlenirken, kamusal sorumluluk duygusu zayıflıyor. Bu da siyasetin temsili doğasını sorgulanır hale getiriyor. İnsanlar artık hem temsil edilmek istiyor hem de temsilcilerin otoritesini tanımıyor.

Gauchet, demokrasinin kendine karşı işleyen doğasını tarihsel bağlamda inceliyor. Fransız Devrimi’nden günümüze uzanan süreçte, özgürlük ve eşitlik ideallerinin kurumsal çerçeveyle nasıl çatıştığını gösteriyor. Toplum, bir yandan devleti denetlemek istiyor, diğer yandan ondan sürekli müdahale bekliyor. Bu da demokrasi içinde paradokslar yaratıyor.

Sonuç olarak kitap, demokrasiyi yıkmak isteyenlerden çok, onu fazla isteyenlerin yarattığı gerilimlere odaklanıyor. Gauchet, demokrasinin kendi içindeki krizlerini anlamadan geleceğine dair sağlıklı bir yön çizilemeyeceğini savunuyor. Eleştirel ama yapıcı bir dille, demokrasiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Marcel Gauchet – Yurttaşını Arayan Demokrasi, derleyen ve çeviren: Zeynep Savaşçın, İletişim Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2025

Didier Eribon – Halktan Bir Kadının Yaşamı, Yaşlılığı ve Ölümü (2025)

Didier Eribon’un bu kitabı, yazarın annesinin hayatı üzerinden Fransa’nın işçi sınıfına, yaşlılığa, toplumsal cinsiyete ve sınıfsal eşitsizliklere dair kişisel ve politik bir sorgulama yapıyor. Eribon, annesinin ölümüyle birlikte onu sadece bir anne figürü olarak değil, aynı zamanda toplumun en alt katmanlarında yaşamış bir kadın olarak anlamaya çalışıyor. Bu çaba, kişisel bir yas sürecinden ziyade sosyolojik ve politik bir yüzleşmeye dönüşüyor.

Kitap boyunca Eribon, annesinin hayatını işçilik, yoksulluk, cinsiyetçilik ve sessizlik içinde geçen bir ömür olarak betimliyor. Onun hikâyesi, sadece bireysel bir kader değil, aynı zamanda bir sınıfın kolektif deneyimi olarak karşımıza çıkıyor. Kadınların toplumda üstlendikleri görünmeyen emek, bakıcılık ve itaat rollerinin nasıl nesilden nesle aktarıldığını sorguluyor. Annesinin yaşlılığında maruz kaldığı yalnızlık ve sağlık sistemiyle olan sorunlar, sosyal devletin gerilemesinin etkilerini açıkça ortaya koyuyor.

Eribon, annesinin yaşamını anlatırken kendi geçmişiyle, sınıf atlamasıyla ve entelektüel kimliğiyle hesaplaşıyor. Annesiyle olan mesafesini, zamanla oluşan duygusal kopuşu ve bunun yarattığı suçluluğu açık yüreklilikle paylaşıyor. Bu kişisel anlatı, aynı zamanda Fransa’daki neoliberal politikaların, sağlık ve bakım sistemindeki dönüşümlerin alt sınıfları nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor.

‘Halktan Bir Kadının Yaşamı, Yaşlılığı ve Ölümü’ (‘Vie, vieillesse et mort d’une femme du peuple’), sadece bir hayat hikâyesi anlatmıyor; unutulmuş, görünmeyen ve susturulmuş hayatların bir toplumu nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Eribon, annesinin sessizliğinde, tüm bir sınıfın susturulmuş tarihini duyulabilir kılmaya çalışıyor.

  • Künye: Didier Eribon – Halktan Bir Kadının Yaşamı, Yaşlılığı ve Ölümü, çeviren: İmre Özkoray, İletişim Yayınları, anlatı, 231 sayfa, 2025

Zafer Yılmaz – Sağın Kasveti (2025)

Zafer Yılmaz’ın ‘Sağın Kasveti: Otoriter Liderler ve Çalınan İsyan’ adlı kitabı, günümüz dünyasında yükselen otoriter rejimleri anlamlandırmaya çalışan kalıplaşmış kavramlara eleştirel bir bakış sunuyor. Trump’tan Erdoğan’a, Bolsonaro’dan Orbán’a kadar pek çok liderin temsil ettiği siyasal çizgiyi sadece popülizm ya da otoriteryanizm gibi dar tanımlar içine hapsetmenin yetersiz kaldığını savunuyor. Kitap, bu liderlerin yükselişini, sıradan bir dönemsel sapma olarak değil, kapitalizmin ve modern devlet formunun uzun vadeli krizlerinin güncel bir yansıması olarak yorumluyor.

Yazar, bugünün krizinin tek bir eksende açıklanamayacak kadar çok katmanlı olduğunu vurguluyor. İktisadi dalgalanmalar, kültürel parçalanmalar, maneviyat arayışı ve post-materyal değerler gibi faktörlerin iç içe geçerek günümüz toplumunu yeniden biçimlendirdiğini gösteriyor. Krizlerin tarihsel akış içinde hep var olduğunu, ancak içinde yaşarken bu krizleri anlamlandırmanın zorlaştığını ifade ediyor.

Kitap, yalnızca mevcut durumu açıklamakla yetinmiyor, aynı zamanda eleştirel düşüncenin kendisinin de bu kriz düzeninin bir parçası hâline nasıl geldiğini gösteriyor. Yılmaz, entelektüel konfor alanlarını sarsan ve hâkim bilimsel çerçevelerin dışına çıkmaya cesaret eden bir perspektif sunuyor. Okura, mevcut kavram setlerini sorgulama ve yeni bir siyasal tahayyül inşa etme çağrısı yapıyor. ‘Sağın Kasveti’, krizleri yeniden düşünmek isteyenler için cesur bir tartışma alanı açıyor.

  • Künye: Zafer Yılmaz – Sağın Kasveti: Otoriter Liderler ve Çalınan İsyan, İletişim Yayınları, siyaset, 206 sayfa, 2025