Philipp Sarasin – 1977 (2025)

Philipp Sarasin’in bu eseri, 1977 yılını modern çağın başlangıcı olarak ele alan ve bu yılın siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel olaylarını derinlemesine inceleyen bir çalışmadır. ‘1977: Bugünün Kısa Tarihi’ (‘1977- Eine kurze Geschichte der Gegenwart’), 1977’de yaşanan Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun eylemleri, enerji krizi, neoliberal politikaların yükselişi, yeni sosyal hareketlerin ortaya çıkışı ve kültürel değişimler gibi çeşitli olguları bir araya getirerek, günümüz dünyasının şekillenmesinde bu yılın ne kadar kritik bir rol oynadığını gözler önüne seriyor. Kitap, 1977’yi sadece bir takvim yılı olarak değil, aynı zamanda günümüzdeki pek çok sorunun ve eğilimin köklerinin bulunduğu bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor.

Sarasin, 1977’deki olayları ve gelişmeleri analiz ederken, farklı coğrafyalardaki benzer ve farklı dinamiklere odaklanıyor. Batı Almanya’daki Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun eylemleri, İngiltere’deki punk rock hareketi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhafazakar yükseliş ve İran’daki İslam Devrimi’nin ilk işaretleri gibi birbirinden farklı görünen olayların, aslında küresel bir dönüşümün parçaları olduğunu savunuyor. Kitap, 1977’de atılan adımların, günümüzdeki küreselleşme, neo-muhafazakarlık, popüler kültür ve kimlik politikaları gibi alanlardaki etkilerini detaylı bir şekilde inceliyor.

Kitap, sadece tarihsel bir anlatı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda günümüz dünyasını anlamak için de önemli bir çerçeve çiziyor. Sarasin, 1977’de yaşananların günümüzdeki siyasi kutuplaşmalar, ekonomik eşitsizlikler, kültürel çatışmalar ve teknolojik gelişmeler üzerindeki uzun vadeli etkilerini sorguluyor. Marksist filozof Ernst Bloch, siyah kadın insan hakları savunucusu Fannie Lou Hammer, “cinsellik devrimcisi” Anaïs Nin, gerçeküstücü şair Jacques Prévert, neoliberal iktisadın öncü uygulayıcılarından Ludwig Erhard. Beşi de 1977 yılında hayatını kaybeden bu şahsiyetlerin düşünce dünyalarından ilhamla Philipp Sarasin, “hakikatin kurallarının” değiştiği bir büyük dönüşümü inceliyor.

  • Künye: Philipp Sarasin – 1977: Bugünün Kısa Bir Tarihi, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, tarih, 391 sayfa, 2025

Ömer Obuz – Üfürükçüler, Cinciler, Falcılar (2025)

Ömer Obuz’un bu eseri, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’in ilk yıllarına ve hatta günümüze kadar uzanan geniş bir zaman diliminde, üfürükçü, cinci ve falcı gibi figürlerin toplumdaki yerini ve etkilerini detaylı bir şekilde inceliyor.

Yazar, bu kişilerin toplumsal statülerini, saygınlıklarının kaynaklarını ve günlük yaşamdaki rollerini titiz bir araştırmayla ortaya koyuyor. Kitap, rejim değişikliklerine rağmen toplumsal ve kültürel alanda pek değişmeyen unsurlara dikkat çekerek, batıl inançların ve hurafelerin insanların duygularını nasıl manipüle ettiğini, toplumsal ve siyasal hayattaki rollerini ve iktidarın bu konulara karşı tutumunu ele alıyor.

Trajik, absürt, komik, dramatik ve fantastik hikâyelerle zenginleştirilmiş bu çalışma, yüzyıllardır süregelen bir sorunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Üfürükçü takımı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e insanların mahremine ustalıkla sızmayı ve sayısız mağdura rağmen ardıllarına yeni fırsatlar sunmayı nasıl başarmışlardı? İnsanlar akıl almaz iddia ve yöntemlerine rağmen nasıl olup da neredeyse her sorunlarında kendilerini cinci, büyücü, falcı ve türevlerine teslim edebilmişlerdi? Bu güvenin kaynağı neydi ve insanların motivasyonunu ne sağlıyordu?”

  • Künye: Ömer Obuz – Üfürükçüler, Cinciler, Falcılar: Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e, İletişim Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2025

Yağmur Çetgin – Sonsuz Mekân – Formsuz Mimarlık (2025)

Yağmur Çetgin’in bu özgün çalışması, yirminci yüzyılın iki sıra dışı figürünü, sürrealizmin sınırlarını zorlayan Georges Bataille ile mimarinin geleneksel kalıplarına meydan okuyan Frederick Kiesler’i odağına alarak, sürrealizmin eleştirel mimarlık anlayışına yeni bir ışık tutuyor. Yağmur Çetgin, bu incelemesinde, Bataille’ın çığır açan “formsuz mimarlık” kavramı ile Kiesler’in devrim niteliğindeki “sonsuz mekân” düşüncesini derinlemesine ele alarak, sürrealizmin mimarlık disiplinine getirdiği özgün eleştirel perspektifi aydınlatmayı amaçlıyor.

Çetgin’in de belirttiği gibi, sürrealist hareketin önde gelen isimleri, rasyonalizmin ve onun yaşam üzerindeki tartışmasız egemenliğinin bir yansıması olarak gördükleri egemen mimarlık anlayışına yazıları aracılığıyla güçlü bir şekilde karşı çıkmışlardır. Ancak, bu eleştirel duruşlarına rağmen, sürrealistler genel olarak alternatif bir mimarlık arayışına doğrudan girişmemişlerdir.

Tam da bu noktada, Frederick Kiesler, Çetgin’in çalışmasında vurguladığı üzere, önemli bir istisna teşkil etmektedir. Kiesler’in geliştirdiği “sonsuz mekân” kavramı, yerleşik ve kabul görmüş mimarlık anlayışının temelden sökülmesinde ve yeniden düşünülmesinde hayati bir rol oynamıştır. Çetgin’in analizine göre, Georges Bataille’ın radikal “formsuzluk” düşüncesi, Kiesler’in “sonsuzluk” arayışını tamamlayıcı bir nitelik taşımaktadır. Bu iki vizyoner isim, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yeniden canlanan avangard sanat ve düşünce akımları içerisinde, başta etkili Sitüasyonist Enternasyonal olmak üzere, mimarlığı ve şehircilik pratiklerini mevcut kalıplarından çıkarma ve dönüştürme çabalarında öncü bir rol üstlenmişlerdi. Çetgin’in bu çalışması, Bataille ve Kiesler’in bu öncü katkılarını detaylı bir şekilde inceleyerek, sürrealizmin mimarlık ve şehircilik alanındaki kalıcı etkisini anlamamıza olanak tanıyor.

  • Künye: Yağmur Çetgin – Sonsuz Mekân – Formsuz Mimarlık, İletişim Yayınları, mimari, 98 sayfa, 2025

Jessamy Hibberd – Sahtekârlık Sendromundan Kurtulmak (2025)

Yeni bir işe başlarken, bir eğitim programına kabul edilince veya işyerinde terfi alınca, sevinçten önce derin bir rahatsızlık ya da endişe duyduğunuz oldu mu? İşte bu hile yapıyor olma duygusuna, sahtekârlık sendromu deniyor.

‘Sahtekârlık Sendromundan Kurtulmak’ (‘The Imposter Cure’), sahtekârlık sendromu olarak bilinen yaygın psikolojik durumu ele alıyor. Jessamy Hibberd, bu sendromun ne olduğunu, neden ortaya çıktığını ve nasıl üstesinden gelinebileceğini açıklıyor. Kitap, sahtekârlık sendromunun sadece yetersizlikle ilgili olmadığını, aynı zamanda mükemmeliyetçilik, korku ve güvensizlik gibi derin köklü inançlarla da bağlantılı olduğunu vurguluyor.

Hibberd, sahtekârlık sendromunun üstesinden gelmek için pratik ve etkili stratejiler sunuyor. Kitapta, okuyucuların kendilerini daha iyi tanımalarına, olumsuz düşünce kalıplarını kırmalarına ve özgüvenlerini geliştirmelerine yardımcı olacak egzersizler ve teknikler yer alıyor. Hibberd, sahtekârlık sendromunun üstesinden gelmenin bir süreç olduğunu ve zaman alabileceğini belirtiyor. Ancak, doğru araçlar ve yaklaşımlarla herkesin bu durumdan kurtulabileceğini vurguluyor.

Kitapta, sahtekârlık sendromunun farklı türleri ve belirtileri de ele alınıyor. Hibberd, her bireyin bu sendromu farklı şekillerde deneyimleyebileceğini ve bu nedenle kişiselleştirilmiş bir yaklaşımın önemini vurguluyor. Kitap, okuyucuların kendi deneyimlerini anlamalarına ve onlara uygun stratejileri belirlemelerine yardımcı olacak rehberlik sunuyor.

‘Sahtekârlık Sendromundan Kurtulmak’, sahtekârlık sendromuyla mücadele eden herkes için değerli bir kaynak. Hibberd’in samimi ve destekleyici yaklaşımı, okuyucuların kendilerini daha iyi anlamalarına ve daha özgün bir yaşam sürmelerine yardımcı oluyor. Kitap, sadece sahtekârlık sendromuyla mücadele edenler için değil, aynı zamanda özgüvenini geliştirmek ve potansiyelini keşfetmek isteyen herkes için de ilham verici bir okuma sunuyor.

  • Künye: Jessamy Hibberd – Sahtekârlık Sendromundan Kurtulmak: Kendine İnanma ve Başarıyı İçselleştirme Rehberi, çeviren: Mercan Yurdakuler, İletişim Yayınları, psikoloji, 288 sayfa, 2025

Antonio Gramsci – Hapishaneden Mektuplar (2025)

Antonio Gramsci’nin ünlü hapishane mektupları, Cemal Erez ve Meral Erez’in titiz çalışmalarıyla, tamamı ilk kez Türkçe yayımlanıyor.

Antonio Gramsci’nin ‘Hapishaneden Mektuplar’ (‘Lettere dal carcere’), İtalyan Marksist düşünür ve siyasetçi Antonio Gramsci’nin 1926-1937 yılları arasında hapishaneden yazdığı mektuplardan oluşan bir derleme. Bu mektuplar, Gramsci’nin düşünce dünyasını, kişisel yaşamını ve dönemin İtalyan toplumunu anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde.

Mektuplar, Gramsci’nin Marksist teoriye ilişkin düşüncelerini, özellikle de “hegemonya” kavramını nasıl geliştirdiğini gösterir. Gramsci, hegemonya kavramıyla, egemen sınıfın toplumu sadece zorla değil, aynı zamanda kültürel ve ideolojik araçlarla da nasıl kontrol altında tuttuğunu açıklar. Mektuplar, Gramsci’nin ailesiyle, arkadaşlarıyla ve yoldaşlarıyla olan ilişkilerini, hapishane koşullarıyla mücadelesini ve sağlık sorunlarını yansıtır. Gramsci’nin mektupları, onun entelektüel derinliğinin yanı sıra, insani yönünü ve duygusal zenginliğini de ortaya koyar.

Mektuplar, dönemin İtalyan toplumu, siyaseti ve kültürü hakkında keskin gözlemler ve analizler içerir. Gramsci, faşist rejimin yükselişini, Mussolini’nin iktidarını ve İtalyan toplumunun yaşadığı dönüşümleri yorumlar. Mektuplarda, popüler kültür, edebiyat, sanat ve medya gibi konulara da değinilir. Gramsci’nin kültürel eleştirileri, onun hegemonya kavramını nasıl geniş bir perspektiften ele aldığını gösterir.

‘Hapishaneden Mektuplar’, İtalya’nın faşizm dönemine ışık tutan önemli bir tarihsel belgedir. Gramsci’nin mektupları, dönemin toplumsal ve siyasi atmosferini anlamak için değerli bilgiler sunar. Kitap, Marksist teoriye yaptığı katkılarla günümüzde de etkisini sürdüren bir düşünsel mirastır. Gramsci’nin hegemonya kavramı, medya çalışmaları, kültür eleştirisi ve siyaset teorisi gibi alanlarda hala önemli bir referans noktasıdır. Mektuplar, Gramsci’nin kişisel mücadelesini, ailesine olan sevgisini ve dostlarına olan bağlılığını gösteren dokunaklı bir insani belgedir. Gramsci’nin mektupları, onun düşüncelerinin ve değerlerinin ne kadar derin ve samimi olduğunu ortaya koyar.

Sonuç olarak, ‘Hapishaneden Mektuplar’, Antonio Gramsci’nin düşünce dünyasını, kişisel yaşamını ve dönemin İtalyan toplumunu anlamak için önemli bir kaynaktır. Bu mektuplar, Gramsci’nin entelektüel mirasının yanı sıra, onun insani yönünü ve duygusal zenginliğini de gözler önüne serer.

  • Künye: Antonio Gramsci – Hapishaneden Mektuplar, çeviren: Cemal Erez, Meral Erez, İletişim Yayınları, siyaset, 717 sayfa, 2025

Yiğit Akın – Cihan Harbi’nin Cephe Gerisi (2025)

Yiğit Akın’ın ‘Cihan Harbi’nin Cephe Gerisi’ (‘The Ottoman Home Front during World War I’) adlı eseri, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş esnasındaki sosyal, ekonomik ve politik koşullarını inceleyen önemli bir çalışma. Akın, savaşın Osmanlı toplumunu nasıl etkilediğini, cephedeki askerlerin ve geride kalan sivillerin yaşadığı zorlukları, savaş ekonomisinin çöküşünü ve toplumsal dönüşümleri detaylı bir şekilde ele alıyor.

Kitap, Osmanlı Devleti’nin savaşa giriş nedenlerini ve savaşın başlangıcındaki genel durumu özetleyerek başlıyor. Ardından, savaşın ilan edilmesiyle birlikte toplumun seferberlik ruhuyla nasıl etkilendiğini anlatıyor. Akın, savaşın ilk dönemlerinde görülen coşkunun zamanla nasıl yerini yorgunluğa, umutsuzluğa ve açlığa bıraktığını vurguluyor.

Eser, savaşın Osmanlı ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkilerini ayrıntılı olarak inceliyor. Savaş harcamalarını karşılamak için uygulanan politikaların enflasyona, işsizliğe ve kıtlığa yol açtığını gösteriyor. Akın, Osmanlı ekonomisinin savaş süresince nasıl çöktüğünü, altyapının nasıl zarar gördüğünü ve ticaretin nasıl sekteye uğradığını belgelerle ortaya koyuyor.

Kitap, savaşın Osmanlı toplumunun farklı kesimlerini nasıl etkilediğini de mercek altına alıyor. Cephedeki askerlerin yaşadığı zorluklar, cephe gerisindeki kadınların ve çocukların karşılaştığı güçlükler, savaş zengini olarak bilinen bazı kesimlerin yükselişi ve yoksullukla mücadele edenlerin çaresizliği canlı bir şekilde anlatılır. Akın, savaşın toplumsal eşitsizlikleri nasıl artırdığını ve toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü vurguluyor.

Eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş sırasındaki politikalarını ve yönetim şeklini de ele alıyor. İttihat ve Terakki Partisi’nin savaş politikaları, savaşın yönetimi, propaganda faaliyetleri ve azınlıkların durumu gibi konulara değinilir. Akın, savaşın Osmanlı siyasetini nasıl radikalleştirdiğini ve otoriterleşmeye yol açtığını gösteriyor.

Özetle ‘Cihan Harbi’nin Cephe Gerisi’, Osmanlı toplumunun I. Dünya Savaşı sırasındaki deneyimlerini anlamak için önemli bir kaynak. Akın’ın titiz araştırması ve detaylı analizi, savaşın Osmanlı toplumu üzerindeki derin ve kalıcı etkilerini gözler önüne seriyor. Kitap, tarihçiler, akademisyenler ve Osmanlı tarihiyle ilgilenen herkes için değerli bir okuma sunuyor.

  • Künye: Yiğit Akın – Cihan Harbi’nin Cephe Gerisi, çeviren: Uğur Zekeriya Peçe, İletişim Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2025

Murat Beşer – Nesrin Sipahi (2025)

Murat Beşer’in kaleme aldığı “Nesrin Sipahi: Sahnelerin, Radyoların, Plakların Hanımefendisi’, Türk müziğinin zarif ve unutulmaz sesi Nesrin Sipahi’nin sadece müzikal yolculuğunu değil, aynı zamanda bir dönemin kültürel dokusunu da aydınlatan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Yeşilköy’ün sakin sokaklarından başlayıp, radyoların büyülü dünyasına, plak kayıtlarının ölümsüz seslerine, görkemli turnelere ve ışıltılı gazinolara uzanan bu muazzam başarı öyküsü, Sipahi’nin hayatının sadece bilinen yönlerini değil, aynı zamanda onun derin ve çoğu zaman gizli kalmış yönlerini de gün yüzüne çıkarıyor.

Kitap, sanatçının kariyerinin zirvelerinden, kurduğu samimi dostluklara, sıkı sıkıya bağlı olduğu aile ilişkilerinden, hayatının renkli ve unutulmaz anılarına kadar geniş bir yelpazede detaylar sunarak, okuyucuyu adeta bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Bu yolculuk, sadece Nesrin Sipahi’nin hayatının bir portresini çizmekle kalmıyor, aynı zamanda bir dönemin kültürel portresini de gözler önüne seriyor.

Burhan Felek’in “müziğimizin yüz akı” olarak tanımladığı Nesrin Sipahi’yi yakından tanıyanlar için bu kitap, nostaljik bir zevk sunarken, yeni nesiller için de ilham verici bir müzikal yolculuk vaat ediyor. Sipahi’nin hayatı, sadece müzikle değil, aynı zamanda bir dönemin sosyal ve kültürel yaşamıyla da iç içe geçmiş bir hikâye olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Bu kitap, Nesrin Sipahi’nin sadece bir sanatçı olarak değil, aynı zamanda bir insan olarak da ne kadar özel ve değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:
“Nesrin Sipahi, hem radyoda, hem plak dünyasında, hem de sahnelerde gerçek bir yıldızdı. (…) Tüm yeteneğine rağmen son derece mütevazı ve sakin bir karaktere sahipti. Ekolünün yegâne temsilcisi ve bir daha benzeri gelmeyecek biriydi o.”

  • Künye: Murat Beşer – Nesrin Sipahi: Sahnelerin, Radyoların, Plakların Hanımefendisi, İletişim Yayınları, biyografi, 184 sayfa, 2025

Uğur Ümit Üngör – Paramilitarizm (2025)

Uğur Ümit Üngör’ün bu eseri, dünya genelinde sıkça karşılaşılan paramilitarizm olgusunu derinlemesine inceleyen önemli bir akademik çalışma. Üngör, bu kitabında paramilitarizmin tarihsel gelişimini, farklı coğrafyalardaki tezahürlerini ve devletlerle olan karmaşık ilişkilerini karşılaştırmalı bir yaklaşımla analiz ediyor.

Yazar, paramilitarizmi sadece silahlı gruplar olarak değil, aynı zamanda devletin resmi güçlerinin dışında hareket eden, ancak devlet politikalarını destekleyen veya onlardan yararlanan, kitlesel şiddet eylemlerine başvuran örgütler olarak tanımlıyor. Üngör, paramilitarizmin sadece devletlerin zayıflığına değil, aynı zamanda güçlü devletlerin de sıklıkla başvurduğu bir araç olduğunu vurguluyor.

Kitapta, paramilitarizmin nedenleri, amaçları ve sonuçları üzerine derinlemesine bir inceleme yapılıyor. Üngör, paramilitarizmin genellikle siyasi istikrarsızlık, ekonomik eşitsizlik ve toplumsal gerilimler gibi faktörlerin bir sonucu olarak ortaya çıktığını belirtiyor. Paramiliter örgütlerin, devletlerin otoritesini sarsmak, siyasi rakiplerini etkisiz hale getirmek veya belirli toplumsal gruplara karşı şiddet uygulayarak baskı kurmak gibi amaçlarla kullanıldığını vurguluyor.

Üngör, kitabında farklı coğrafyalardaki paramilitarizm örneklerini inceleyerek, bu olgunun evrensel özelliklerini ve yerel bağlamlardaki farklılıklarını ortaya koyuyor. Latin Amerika, Afrika ve Asya’daki örneklerle, paramilitarizmin tarihsel ve siyasi koşullara göre nasıl şekillendiğini gösteriyor.

Kısacası, ‘Paramilitarizm’ adlı eser, paramilitarizmin karmaşık yapısını ve tarihsel gelişimini kapsamlı bir şekilde inceleyen önemli bir akademik çalışma. Üngör, bu kitabı ile okuyuculara, paramilitarizmin sadece bir askeri olgu değil, aynı zamanda siyasi, sosyal ve ekonomik bir olgu olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Uğur Ümit Üngör – Paramilitarizm: Devletin Gölgesinde Kitlesel Şiddet, çeviren: Zeynep Şarlak, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2025

Helen L. Parish – Reformasyon’un Kısa Tarihi (2025)

‘Reformasyon’un Kısa Tarihi’ adlı eseri, 16. yüzyılda Avrupa’yı derinden sarsan ve Hristiyanlığın tarihini sonsuza dek değiştiren Reformasyon hareketini kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Yazar, bu karmaşık ve çok yönlü süreci, basit bir anlatımla ve güncel araştırmalara dayanarak okura sunuyor.

Helen L. Parish, Reformasyon’un tek bir olay veya fikir etrafında şekillenmediğini, aksine birbirini etkileyen çok sayıda sosyal, siyasi ve dini faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını vurguluyor. Kitapta, Martin Luther’in 95 teziyle başlayan bu hareketin Avrupa’nın farklı bölgelerindeki etkileri, yeni mezheplerin ortaya çıkışı, Katolik Kilisesi’nin tepkileri ve reform hareketlerinin uzun vadeli sonuçları detaylı bir şekilde inceleniyor.

Yazar, Reformasyon’u sadece dini bir hareket olarak değil, aynı zamanda toplum, siyaset ve kültür üzerinde derin etkileri olan bir dönüşüm süreci olarak ele alıyor. Kadınların konumu, evlilik gibi sosyal kurumlar, ruhani otorite ve devlet arasındaki ilişkiler gibi konular, Reformasyon’un etkisi altında nasıl değiştiği inceleniyor. Ayrıca, matbaanın gelişimi gibi teknolojik faktörlerin Reformasyon’un yayılmasındaki rolü de vurgulanıyor.

Parish, Reformasyon’un farklı yorumlarını ve tartışmalarını da kitabında yer veriyor. Bu sayede okuyucu, konuya farklı perspektiflerden bakma imkânı buluyor. Yazar, karmaşık tarihsel süreçleri sade bir dille anlatırken, aynı zamanda akademik bir titizlikle konuya yaklaşıyor.

Kısacası, ‘Reformasyon’un Kısa Tarihi’, bu önemli tarihi olayın farklı yönlerini kapsayan, güncel araştırmalara dayanan ve okunması kolay bir eser. Hem tarih meraklıları hem de öğrenciler için değerli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Helen L. Parish – Reformasyon’un Kısa Tarihi, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2025

Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi (2025)

Türkiye toplumu muhafazakârlaşıyor mu, yoksa aksine aslında sekülerleşiyor mu veya “dinden soğuma” mı var? Kürt Sekülerleşmesi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde çok tartışılan bu konuya yeni Kürt kuşakları örneğinde mercek tutuyor.

Yusuf Ekinci, Diyarbakır’da farklı çevrelerden gençlerle yaptığı derinlemesine görüşmelere de dayanarak, sekülerleşme sürecinin değişik veçhelerine bakıyor. Din ve ibadetlere bakış, “başörtüsü yorgunluğu”, alkol kullanımı, kadına bakış, LGBT “meselesi”, kılık kıyafet, isim tercihi, flört, evlilik-boşanma, yaşlı-genç hiyerarşisi gibi birçok özgül konuyu ele alarak, sekülerleşme deneyiminin somut görünümlerini önümüze seriyor.

Kuşaklar arası değişimi vurgulamanın yanında iki dinamiğe dikkat çekiyor, Kürt Sekülerleşmesi: Birisi, Kürt sol hareketinin etkilediği politik sekülerleşme; ikincisi, “Bunlar Müslümansa ben değilim” diye özetlenen tepkisel sekülerleşme. Yusuf Ekinci, Kürt sekülerleşmesinin, hem niteliği hem hızı bakımından radikal bir sekülerleşme örneği olarak, özgün bir yönünün olduğu kanısında.

Çoğu zaman sınırlı gözlemlere, izlenimlere dayanarak konuşulan sekülerleşme konusunu saha deneyimiyle “yere indiren” bir çalışma.

  • Künye: Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi: Kürt Solu ve Kuşakların Dönüşümü, İletişim Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2025