Brigitte Studer – Dünya Devriminin Gezginleri (2022)

Kimi insanlar, niçin hayatlarını kaybetme veya tutuklanma ve işkence görme tehlikesini göze alarak uluslararası profesyonel devrimci olmayı seçtiler?

Brigitte Studer, Moskova tarafından görevlendirilerek veya finanse edilerek, toplumsal ve siyasi koşulları devrimcileştirmeyi umdukları yerlere siyasi görevle gönderilen profesyonel devrimcilerin çalışma koşullarını ve mesleki ve özel gündelik hayatlarını sorguluyor.

‘Dünya Devriminin Gezginleri’, bir yandan, Komünist Enternasyonal’in (Komintern) belli başlı “harekâtlarının” hikâyesini anlatıyor: Bakü ve Taşkent üzerinden devrimi Doğu’ya taşıma girişimi; uzun süren Çin devrimi girişimi; İspanya iç savaşı…

Bu süreçte, Komintern’in anti- emperyalist “görevinin” nasıl serpildiğini de gösteriyor.

Kitabın bir başka kesitinde, Komintern’in ördüğü ulus-aşırı ağların ve bu ağ örgüsü içinde Avrupa’da düğüm noktası işlevi gören metropollerdeki deneyimlerin hikâyesi yer alıyor.

Kitap bu hikâyelerin içinden, Komintern görevlilerinin hayat tarzına, profillerine ve bu arada o zamanlar bir “mesele” olmayan toplumsal cinsiyet ayrımlarına eğiliyor.

Arka planda, uluslararası komünist hareketin ufkunu karartan bürokratikleşme ve dogmatikleşme eğiliminin pekişmesini izliyoruz.

Studer, sürekli illegal koşullarda, “toplanmış bavullarla” yaşayan bir kuşağın portreleriyle, bir tür Komintern etnografisi ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu Komintern ajanları, siyasi adanmışlığın, hem kendi hayatını ortaya koymak bakımından hem de amaçların araçları haklı kıldığı anlayışı bakımından ne kadar ileri gidebileceğini gösterirler. Yeni siyasi pratikleri dünya çapında dolaşıma soktular ve yerelde kapıyı açanların varlığı sayesinde sürekli farklı siyasi ortamlara ve âlemlere nüfuz ettiler. Kendilerini mekânın ve zamanın üzerindeki bir adalet fikrinin aracıları olarak görüyorlardı. Lakin bu fikir ve kendi seçtikleri bu misyon, gitgide bir partinin ve bir devletin çıkarlarıyla, Stalin’in Sovyetler Birliği’yle bütünleşti. Burada portreleri çizilenlerin bu gelişmeye gösterdiği tepkiler farklıydı… gerçi hadiselerin ırmağında sürüklendiler ama farklı rotalar izlediler – kimisi akıntıyla beraber, kimisi akıntıya karşı.”

  • Künye: Brigitte Studer – Dünya Devriminin Gezginleri: Komünist Enternasyonal’in Bir Global Tarihi, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2022

Kolektif – Huzursuz Bir Ruhun Panoraması (2022)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan düşünce ve siyaset tarihimizin, edebiyat dünyası içerisindeki en önemli simalarındandır.

Bu usta işi derleme de, Yakup Kadri’yi ve edebiyatını zengin bir pencereden izliyor.

‘Huzursuz Bir Ruhun Panoraması’, Cumhuriyet döneminin kanonik yazarlarından Karaosmanoğlu’nun o verimli huzursuzluğuna aynalar tutuyor.

Onun aşka, inkılâba, Batı’ya, kadınlara, mekâna, millete, siyasete, Atatürk’e, dine, Bektaşiliğe ve daha birçok şeye -mesela can sıkıntısına- bakışına tutulan aynalar, bunlar.

Bu geniş bakış, cumhuriyet tarihinin zihniyet dünyasında kapsamlı bir keşif turu anlamına geliyor.

Kitapta,

  • Yakup Kadri’nin Batı görüşü,
  • Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatıyla ilişkisi,
  • Yakup Kadri’nin toplum tasavvuru,
  • Yakup Kadri edebiyatında kadınlık,
  • Yakup Kadri romanlarında Birinci Dünya Savaşı,
  • Yakup Kadri’nin hikâyelerinde azınlıklar,
  • Yakup Kadri’de Atatürk ve İnönü ayrımı,
  • Bektaşi aynasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun romanlarında mekânın politiği,
  • Yakup Kadri’nin ‘Hüküm Gecesi’nde İttihatçılar ve İttihatçılık,
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun romanlarında modernleşmenin ataerkil dili,
  • Yakup Kadri’nin romanlarında pozitivist söylem,
  • Ve Yakup Kadri’nin romanlarında nesil çatışmasının mekân üzerinden okunması gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yalçın Çakmak, Özge Dikmen, Başak Acınan, Demo Ahmet Aslan, Esra Dicle Başbuğ, Emre Bayın, Murat Belge, Tanıl Bora, Murat Cankara, Funda Şenol Cantek, Hasan Cuşa, Yavuz Çobanoğlu, Deniz Depe, Hakan Kaynar, Erol Köroğlu, Haluk Öner, Mehmet Özden, Barış Özkul, Can Şahin, Burcu Şahin, İbrahim Şahin, Zeynep Uysal, Gaye Belkız Yeter Şahin, Sabanur Yılmaz ve Gül Mete Yuva.

  • Künye: Kolektif – Huzursuz Bir Ruhun Panoraması: Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Edebiyat ve Düşünce Dünyası, derleyen: Yalçın Çakmak ve Özge Dikmen, İletişim Yayınları, inceleme, 495 sayfa, 2022

Kolektif – Çerkeslerin 21. Yüzyılı (2021)

Günümüz Çerkes sosyolojisi, kültürü, politikaları ve gelecek yönelimleri hakkında muhteşem bir derleme.

Çalışma, Türkiye’deki demokrasi tartışmalarına Çerkesler ve Çerkes diasporası penceresinden büyük katkı sunacak türden.

Kitapta yer alan yazılar zaman zaman tarihe ve Çerkeslerin kült persona non grata’sı Çerkes Ethem’e göndermeler yaparak Çerkeslerin toplumsal tarih içerisinde edindikleri ama pek de tekin olmayan, ikircikli pozisyonlarına ve bu pozisyonun “dışarıdan” nasıl göründüğüne eğiliyor; Çerkeslerin, kendilerine ve dışarıya nasıl baktıklarına ilişkin değerlendirmelerini ve tanıklıklarını paylaşıyor.

Çerkeslerin 1864’ten bu yana siyasi faaliyetleri, örgütlenmeleri ve mücadeleleri kitabın odak noktaları arasında. Çerkes milliyetçiliğinin ve “Çerkes kadını” imajının gölgesindeki kadın sorunu ise toplumsal cinsiyet ilminin verimini kitaba taşıyor.

Diasporada asimilasyon ve gençlerin gelecek öngörülerini tartışan söyleşiler kitaba zenginlik katan öğelerden biri.

Kitap ayrıca, Çerkeslerin Osmanlı döneminden günümüze kadar diasporadan anayurda dönüş girişimlerini özetliyor, dönüş fikrinin gelişimini izliyor ve bir siyasal pratik olarak dönüşün anlamı üzerinde duruyor.

Abhazya Cumhuriyeti’nin dönüş ve kabul politikalarını ve dönüşün hukuki prosedürü üzerine ayrıntılı bir sunuyu da içeren kitap, Türkiye ve Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya politikalarının karşılaştırmalı analizine yer veriyor.

Çerkes diasporasının Türkiye’nin Kuzey Kafkasya politikalarına katkısının neler olabileceğini, ayrıca emperyal güçlerin bölgedeki ağırlıkları ve politik tasarruflarını mercek altına alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Anıt Baba (Papba), Bahar Ayça Okçuğoğlu, Behice Bağ Özveri, Birgül Asena Güven, Bülent Jane, Cahit Aslan, Can Nart, Cumhur Bal, Denef Işık, Elmas Zeynep Arslan, Erdoğan Aydın, Ergün Özgür, Erol Köroğlu, Erol Taymaz, Eylem Akdeniz Göker, Filiz Çelik, Georgy Chochiev, Merih Cemal, Muhittin Tolga Özsağlam, Murat Özçelik, Setenay Nil Doğan, Tanıl Bora, Ulaş Sunata ve Yaşar Güven.

  • Künye: Kolektif Çerkeslerin 21. Yüzyılı: Kimlik, Anayurt ve Siyaset, derleyen: Merih Cemal Taymaz ve Sevda Alankuş, Dipnot Yayınları, inceleme, 468 sayfa, 2021

Hans Magnus Enzensberger – Hayatta Kalma Sanatçıları (2021)

Yirminci yüzyıl, devletin terörüne ve tasfiyelerine rağmen hayatta kalan yazarlar bakımından parlak bir çağdı.

Tabii bu bekanın beraberinde getirdiği ahlâkî ve siyasî ikilemlerle birlikte.

Bu sırada neler oldu onlara?

İktidara teslim olmayacak kadar sapasağlam durdular mı yerlerinde?

Şair ve yazar Hans Magnus Enzensberger, kimisi kahramanca kimisi utandırıcı yollarla, ama esas olarak eseriyle hayatta kalabilmiş, bütün dünyadan yazarların kısa portrelerini çiziyor.

Aralarında Hamsun, Gorki, Colette, Jaroslav Hašek, Ezra Pound, Ivo Andriç, Céline, Breton, Brecht, Neruda, Baldwin, İsmail Kadare gibi meşhurlar da var, o kadar fazla bilinmeyenler de.

Bu arada, Orhan Veli Kanık da var.

Kadri bilinmeyenler de var, şöhretle şişirilmiş olanlar da.

Komünistler, faşistler ve “renksizler” var.

Hırs küpleri de var, inzivaya çekilmiş olanlar da.

Fikri bir yana zikri bir yana saçılanlar da var, tutarlılar da.

Enzensberger, bilgiye dayanan sağlam bir tasvirle beraber öznel yorumunu da esirgemeden, 20. yüzyılın kalburüstü 99 yazarını anlatıyor.

Kitap büyüklük hummasına kapılan, gümbürtülü başarılar kazanan, sonradan görmeler gibi böbürlenen ve gıcırtılı bir yoksulluk içinde batıp giden yazarları bir araya getiriyor.

  • Künye: Hans Magnus Enzensberger – Hayatta Kalma Sanatçıları: 20. Yüzyıldan 99 Edebî Vinyet, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, anlatı, 321 sayfa, 2021

Norman Ohler – Harro ile Libertas (2021)

Nazi diktatörlüğüne karşı mücadele etmiş bir çiftin aşk ve direnişle iç içe geçen hikâyesi.

Norman Ohler, yıllar içinde çevrelerinde yüzden fazla kişi toplaşmış ve parlak bir şebeke meydana getirmiş Harro ve Libertas Schulze-Boysen’in görkemli hayatını anlatıyor.

‘Harro ile Libertas’, Nazi iktidarına karşı yürütülmüş bir direniş mücadelesini anlatıyor.

Yasadışı bildiri dağıtarak, anti-faşist müttefik güçler için istihbarat toplayarak, hayati tehlikede olanlara yardım ederek rejime direnen, daha sonra “Kızıl Orkestra” diye adlandırılacak bir grup…

Son derece esnek, karmakarışık bir ilişki ağı: Muhafazakârlar, milliyetçiler var, liberaller, sosyal demokratlar, komünistler var, belirli bir siyasi fikre bağlı olmayanlar var.

Aristokratlar, akademisyenler, sanatçılar, memurlar, subaylar, işçiler var.

Yaşlılar var, gençler var.

Kadın-erkek, yaklaşık yarı yarıya.

Direniş ağının merkezinde, ikisi de milliyetçi-muhafazakâr aile ve muhitlerden gelen tutkulu bir genç̧ adam ve tutkulu bir genç kadın yer alıyor: Kitaba adlarını veren Harro ile Libertas’tır bunlar.

Direniş hikâyesi, ikisinin aşk hikâyesiyle iç içe geçiyor.

İşte Norman Ohler bu trajik hikâyeyi geniş bir dokümantasyona dayanarak, roman akıcılığında anlatıyor.

  • Künye: Norman Ohler – Harro ile Libertas: Bir Aşk ve Direniş Hikâyesi, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 376 sayfa, 2021

Emilio Gentile – Faşist Kimdir? (2021)

 

Bir kişinin, iktidarın faşist oluşunun ölçütü nedir?

Emilio Gentile, İtalya’nın faşizm yıllarını merkeze alarak, faşizm özgül örgütsel, kültürel ve kurumsal boyutlarını açıklıyor.

Kitap, Tanıl Bora’nın Türkiye’de faşizm sıfatının serencamını izlediği bir makaleyle de zenginleşmiş.

Kime faşist, kime antifaşist denir; İtalya’nın Mussolini iktidarı faşizm hakkında bize neler söyler ve 20. yüzyılda faşist olmanın ne anlama geldiği gibi konuları aydınlatan Gentile, aynı zamanda faşizm kavramının genel bir hakaret sözcüğüne dönüşmesinin neden sakıncalı olduğunu da tartışıyor.

  • Künye: Emilio Gentile – Faşist Kimdir?, çeviren: Betül Parlak, İletişim Yayınları, siyaset, 168 sayfa, 2021

Tanıl Bora – Hasan Âli Yücel (2021)

“Gençlik terbiyesinde biyografi en tesirli vasıtalardan biridir. Ne yapalım ki, onda da fakiriz.”

Hasan Ali Yücel, 23 Ocak 1957 tarihli bir gazete makalesinde böyle yazmıştı.

Tanıl Bora’nın uzun çabalarının ürünü olan bu çalışma ise, modern Türkiye’nin en uzun süre görev yapmış eğitim ve kültür bakanı olmuş, daha da önemlisi Köy Enstitülerinin ve Kemalizmin en büyük simgelerinden biri olmuş Hasan Âli Yücel’in sağlam bir biyografisini sunuyor.

Bora’nın eseri, özellikle belirtmek gerekir ki, Yücel’i romantize etmeden, onu olduğu gibi anlamaya çalışmasıyla dikkat çekiyor.

Örneğin burada, “hümanist kültür adamı” olarak etiketlenmiş olan Yücel’in hayli tutkulu milliyetçiliğiyle de; seküler muhitlerde geçiştirilen, muhafazakâr muhitlerdeyse son yıllarda bir “barışma” imkânı olarak sarılınan dindarlığıyla da yüzleşiyoruz.

Bora ayrıca, Türkiye’de sol düşmanlığının, Yücel imgesi kullanılarak nasıl inşa edildiğini ve başlı başına bir Kemalist ikon olan Yücel’in Kemalizm’i yorumlama biçimini de inceliyor.

Yücel’in hayatı ve düşünce dünyasına yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Tanıl Bora – Hasan Âli Yücel, İletişim Yayınları, biyografi, 532 sayfa, 2021

Kolektif – Türkiye’nin 1970’li Yılları (2020)

Türkiye’nin bugüne nasıl geldiğini daha iyi kavramak için, ülkenin 70’li yıllarına daha yakından bakmamız gerekir.

1120 sayfalık bu derleme de, Türkiye’nin 1970’li yıllarını, başka bir deyişle Cumhuriyet’in 12 Mart ile başlayıp, 12 Eylül ile biten, iki darbe arasına sıkışmış yıllarını farklı yönleriyle izliyor.

12 Mart dönemi anayasa değişikliklerinden 70’li yıllarda gecekondu direnişlerine, Fatsa deneyiminden Çorum ve Maraş katliamlarına, yetmişli yıllarda Türkiye’de protest müzikten sinemaya ve dönemin Kürt hareketine pek çok konunun ele alındığı kitap, aynı zamanda Demirel, Ecevit, Nihat Erim, Erbakan ve Türkeş gibi dönemin önde gelen aktörlerini de irdeliyor.

Bu yıllara iç politik gelişmelerden spora, uluslararası ilişkilerden sanata, iktisattan müziğe, emek ve kadın hareketlerinden gündelik hayata, görsel sanatlara kadar oldukça geniş bir perspektifle bakan kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Sevgi Adak, Emel Akal, Pınar Akarçay, İsmet Akça, Mehmet Ö. Alkan, Murat Arslan, Sernaz Arslan, Şükrü Aslan, Gökhan Atılgan, İlker Aytürk, Tanıl Bora, Funda Şenol-Cantek, Yalçın Çakmak, Aziz Çelik, Kadir Dede, Veysel Dinler, Selçuk Duran, Evren Eken, Arda Ercan, Çağdaş Görücü, Veysel Ergüç, Çimen Günay-Erkol, Bora Gürdaş, Kerem Hocaoğlu, Süleyman İlaslan, Mete Kaan Kaynar, Nurettin Kalkan, Nuray Keskin, Bayram Koca, Selçuk Koca, Bilsay Kuruç, Murat Meriç, Levent Odabaşı, Asım Öz, Gencer Özcan, Celal Oral Özdemir, Hüseyin Özel, Güven Gürkan Öztan, Selman Saç, Ayşem Sezer-Şanlı, Burcu Sümer, Tuncay Şur, Anıl Varel, Kerem Yavaşça, Yavuz Yıldırım, Mete Yıldız, Mehmet Yüce ve Yelda Yürekli.

Künye: Kolektif – Türkiye’nin 1970’li Yılları, derleyen: Mete Kaan Kaynar, İletişim Yayınları, siyaset, 1120 sayfa, 2020

Wilhelm Schmid – Dokunmanın Gücü Üzerine (2020)

Madem pandemi sürecinde hepimiz köşelerimize çekildik, tam da şimdi dokunmanın anlamı üzerine düşünmenin vaktidir.

Yaşam filozofu Wilhelm Schmid de, hayatımıza anlam katacak bir dokunma sanatının olanakları üzerine düşünüyor.

“Şeylerin ve ilişkilerin gitgide daha fazla dijitalleştiği bir zamanda, analog olan, dokunulabilir olan, tekrar ilginç hale geliyor. Dijital duyusuzlaşma, aletlerin ötesindeki duyusallığı yeniden keşfetmeye sevk ediyor.” diyen Schmid, insan için hem biyolojik hem sosyal açıdan hayati bir kavram olan dokunmayı çok yönlü bir perspektifle inceliyor.

Schmid bunu yaparken de, zorla dokunmanın neden bir şiddet eylemi olduğunu, birinin ruhuna dokunmanın ne anlama geldiğini, bebek ve çocuk gelişiminde dokunmanın hayati önemini, kucaklaşmanın kişinin bağışıklık sistemini nasıl kuvvetlendirdiğini, bir başkasına zihinsel olarak dokunmanın yollarını, korkarken ya da telaşlıyken neden farkında olmadan yüzümüze dokunduğumuzu ve bunun gibi pek çok ilginç konuyu ele alıyor.

Kitaptan diğer bir alıntı:

“Dokunmanın gücü, aynı anda hem tüy gibi hafif hem son derece tesirlidir, çünkü taze bir yaşama cesareti aşılar.”

  • Künye: Wilhelm Schmid – Dokunmanın Gücü Üzerine, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, kişisel gelişim, 57 sayfa, 2020

Ernst Fraenkel – İkili Devlet (2020)

Sosyalist hukukçu Ernst Fraenkel, Nazilerin iktidara geldiği dönemde yeraltı direniş gruplarına katkıda bulunmuştu.

1939’da Amerika’ya iltica eden Fraenkel’in, ilk olarak 1941’de yayımlanmış ‘İkili Devlet’i de, totaliterlik, otoriterlik ve faşizm araştırmaları alanında bugün tam bir klasiktir.

Fraenkel burada, Nazi iktidarını norm devleti ve önlem devleti gibi ikili özellikler arasında gidip gelen bir devlet organizasyonu şeklinde tanımlayarak analiz ediyor.

Buna göre norm devleti, kendi koyduğu yasa ve kurallara uyar yahut en azından uymaya çalışırken önlem devleti de, keyfi kararlarla hareket eden, hatta çoğu zaman kendini herhangi bir normla bağlı saymayan devlet anlamına geliyor.

Nazi iktidarında bu iki devlet yaklaşımı sürekli birbirinin ayağına dolanıyor, birbirleriyle rekabet ediyorlardı.

Fraenkel, bu çifte yapının Naziler iktidarında her zaman önlem devleti lehine geliştiğini ve böylece yurttaş güvencelerini adım adım zayıflatan bir düzene nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Carl Schmitt’in siyaset ve hukuk felsefesinin derinlemesine bir eleştirisini sunmasıyla da dikkat çeken kitap, nasyonal sosyalist devletin hukuki karakterini çarpıcı bir şekilde betimlemesiyle büyük önem arz ediyor.

  • Künye: Ernst Fraenkel – İkili Devlet: Diktatörlük Teorisine Bir Katkı, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2020