Kudret Emiroğlu – Kısa Osmanlı-Türkiye Tarihi (2015)

Osmanlı’dan bu yana Türkiye tarihinin çerçevesini oluşturmuş Padişahlık Kültürü’nün eleştirel bir okuması.

Osmanlı modernizminin sınıf siyasetiyle ilişkisi, yönetici zümrenin iktisadi temeli, devlet-halk ilişkisinin biçimlenişi, Osmanlı ve Cumhuriyet bürokrasisinin devamlılığı, Kudret Emiroğlu’nun enine boyuna tartıştığı kimi konular.

Emiroğlu’nun çalışmasını nemli kılan bir başka husus da, tarihe tepeden değil, aşağıdan, yani ezilenlerin çerçevesinden bakması.

  • Künye: Kudret Emiroğlu – Kısa Osmanlı-Türkiye Tarihi, İletişim Yayınları

Sema Erder – Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye (2018)

Türkiye tarihini, ülkenin iskân politikaları ekseninde yeniden okuyan ve bu bağlamda toplum mühendisliğini, bizzat bunun en etkili araçlarından biri olarak kullanılagelen iskân politikaları ekseninde tartışan çok önemli bir eser.

İşçi göçü, gettolaşma, gecekondulaşma, çocuk göçü, uluslararası göç, insan ticareti, yerel siyaset, kentsel gerilim gibi konularda yaptığı değerli araştırmalarıyla bildiğimiz Sema Erder, kitabında başlangıç olarak, iskân kurumunun, zorunlu göç aracılığıyla “toplum, devlet ve mekân” ilişkilerini nasıl yönettiğini irdeliyor.

Kitabın devamında ise şu konular tartışılıyor:

  • Osmanlı döneminde iskân kurumunun oluşumu, kurumsallaşması, işleyişi ve etkileri,
  • İskân kurumunun Osmanlı toplumunda savaşta ve barışta nasıl uygulandığı, kozmopolit toplumu nasıl ürettiği ve bunun toplumsal yaşamı ve farklı toplumsal kesimleri nasıl etkilediği,
  • Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki iskân kurumu ve uygulamalarının Batı Anadolu ve Doğu Anadolu’da farklılaşan karakteri,
  • Balkan göçü bağlamında iskân kurumunun dış göç kurumu olarak anlamı,
  • İç iskân uygulamaları bağlamında 1950’den bu yana değişen iskân anlayışı,
  • Afetler veya kamu yatırımları nedeniyle yerinden edilip mülksüzleştirilenler,
  • Yeni iskân kanununun inşaat sektörünün “kolaylaştırıcısı” olma işlevleri…

Künye: Sema Erder – Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye: Türkiye’de Değişen İskân Politikaları, İletişim Yayınları, kent çalışmaları, 312 sayfa, 2018

Uwe Neumahr – Miguel de Cervantes (2018)

Miguel de Cervantes Saavedra, Avrupa edebiyatında bir olaydır.

Yazar, ‘Don Kişot’ ile romanın tarihini başka herkesten daha fazla değiştirdi.

Fakat Cervantes’in kendi hayatı da maceralı ve âdeta roman gibidir.

Birkaç örnek:

Bir düello sonucunda İspanya’dan kaçtı.

İnebahtı Deniz Savaşı’nda cesaretiyle ün saldı, ancak sol eli parçalandı.

Daha sonra Berberi korsanlara esir düştü, gözü pek firar girişimlerinde bulundu ve serbest bırakıldıktan sonra, kısa bir süre Kral II. Felipe’nin istihbarat servisine çalıştı.

Aforoz edildi ve bir cinayet suçlamasıyla hapse düştü.

Zaman zaman karanlık kişilerle ahbaplık ettiğinden, yeraltı dünyasının kötü kokularına bulaştı.

Taklitçi bir yazara karşı kendini savunmak zorunda kaldı ve edebiyat dünyası içinde de efsanevi düşmanlıkları oldu.

Ve tabii en önemlisi de, romanın tarihini başlatmış ‘Don Kişot’ eserini yazdı.

İşte Uwe Neumahr imzalı bu muhteşem kitap, bu sıra dışı kişinin hayatının dönüm noktalarını sunuyor.

Cervantes’in hayatı ve görkemli eserleri hakkında eşsiz bir kaynak olarak öneriyoruz.

  • Künye: Uwe Neumahr – Miguel de Cervantes: Delidolu Bir Hayat, çeviren: Erol Özbek, İletişim Yayınları, biyografi, 392 sayfa, 2018

M. Ertan Kardeş – Schmitt’le Birlikte Schmitt’e Karşı (2015)

Carl Schmitt kavramsallaştırmaları liberalizmin, modern dünyanın, uluslararası hukukun, devletin ve en önemlisi de politikanın neliğinin sorgulanmasına dair radikal imkânlar barındırır.

İşte bu kitap da, Schmitt’in eleştirel bir okuması ve onu çağdaş politik felsefe sorunları içerisinde düşünme girişimi olarak dikkat çekiyor.

Ertan Kardeş’in kitabında, Schmitt’in alımlanmasındaki belli başlı sorunlar, Schmitt düşüncesinde teoloji-politik meselesi, Schmitt’te devlet ve hukuk ilişkisi ve Schmitt’in Kantçı gelenekle kavgası gibi ilgi çekici konular irdeleniyor.

  • Künye: M. Ertan Kardeş – Schmitt’le Birlikte Schmitt’e Karşı, İletişim Yayınları

Emrah Polat – Köpek Adamlar (2015)

 

Emrah Polat ilk romanı ‘Köpek Adamlar’da, Ankara’nın kenar mahallelerinin, kaybedenlerin, köpek dövüşleriyle geçimlerini sağlayanların gerçekçi, ürkütücü dünyasına iniyor.

Romanın başkahramanı Timur, para kazanma hırsıyla zehirlendiğinden, yaptığı işlerin ahlaki sorumluluğunu düşünmekten ve bunu yüklenmekten acizdir.

Bu işlerden biri de, köpek dövüşlerinde bahis oynamaktır.

Genç adam, bahis oynamaya başladıktan kısa bir süre sonra, dövüştürülen köpeklerin içler acısı durumuna; dövüşleri organize eden köpek sahipleriyle bahis oynatanların yozlaşmışlıklarına tanık olacaktır.

Özellikle Paşa ve Tatar isimli iki köpeğin dövüşünde, Paşa’nın ölümcül darbeler alması, Timur’un vicdan azabının baskısıyla hem kendini hem de etrafındakileri şiddetle cezalandırmasını beraberinde getirecektir.

Polat’ın duyarlı romanı, okuru, insanoğlunun vahşi ve kötücül zevklerine kurban edilen masum köpeklerin acılarını görmeye davet ediyor.

  • Künye: Emrah Polat – Köpek Adamlar, İletişim Yayınları, roman, 156 sayfa

Sebastian Haffner – Bir Alman’ın Hikâyesi (2018)

Sebastian Haffner, Naziler adım adım iktidara gelirken, “Bize dokunmazlar”, “Tadımız kaçmasın” veya “Başka ne yapabilirler ki!” diyen, pek çok sıradan Alman vatandaşlarından biriydi.

Fakat, daha sonra korkunç şeyler oldu.

Haffner ve onun gibi olup bitenleri köşesinden izleyen, suya sabuna dokunmayan birçok insanın asla tahayyül edemeyecekleri pervasızlıkta hem de.

İşte Haffner’ın elimizdeki anıları da, bu totaliter Nazi iktidarının nasıl herkese ve hayatın her alanına dokunduğunu ve günün birinde kendilerine de uzanacak şekilde hayatı nasıl cehenneme çevirdiğini gözler önüne seriyor.

O dönemde politik olmayan ve sertleşen siyasi mücadeleyi uzaktan izlemekle yetinmiş Haffner’in kitabı, hem harika üslubu hem o dönemde yaşanan dönüşümleri zengin ayrıntılarla ortaya koymalarıyla ve daha da önemlisi, faşizmin tam olarak ne anlama geldiğini çok açık bir biçimde ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Devlet, münferit kişiden, arkadaşlarından kopmasını, sevgilisini terk etmesini, kendi fikirlerinden vazgeçip önüne konan fikirleri benimsemesini, insanları alıştığından farklı bir şekilde selamlamasını, hoşlandığından farklı şeyler yemesini ve içmesini, boş zamanını nefret ettiği birtakım faaliyetler için heba etmesini, bütünüyle reddettiği maceralar için kendisini emre amade kılmasını, geçmişini ve benliğini reddetmesini ve bütün bunları yaparken her an yoğun bir coşku ve minnettarlık göstermesini, korkunç tehditler savurarak talep eder. Münferit şahıs bir kahraman olarak doğmamıştır, hele şehit olmak aklından bile geçmez. Sıradan bir insandır, birçok zaafı vardır… Ama kendisinden talep edilenleri istemez, bu nedenle düelloyu kabul eder – pek heyecanlı değildir, daha ziyade omuzlarını silkerek kabul eder düelloyu, ama diğer taraftan sessiz bir kararlılık içindedir de, yılmayacaktır.”

  • Künye: Sebastian Haffner – Bir Alman’ın Hikâyesi: Hatırladıklarım (1914-1933), çeviren: Hulki Demirel, İletişim Yayınları, anı, 270 sayfa, 2018

Kolektif – Türkiye’de Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı: Şehir Hastaneleri (2018)

Kamu-Özel Ortaklığı’nın talan yoluyla sermaye birikim aracı olarak nasıl kullanıldığı

Son zamanlarda, Kamu-Özel Ortaklığı (KÖO) ile iktidarın yandaşlarına nasıl ülke kaynaklarını ustaca yandaşlarına peşkeş çektiğine dair haberler çıkıyor.

Bu kitapta bir araya gelen yazarlar ise, iktidarın Kamu-Özel Ortaklığı yoluyla ortaya koyduğu performansı yeni şehir hastanelerinin kuruluşu bağlamında gözler önüne seriyor.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı, Prof. Dr. Raşit Tükel’e kulak verelim:

“Kamu özel ortaklığı finansman yöntemiyle yurttaşların cebinden küresel sermayeye kaynak aktarılıyor. Bu sistemde, şehrin içinde yer alan kolay ulaşılabilir hastanelerin kapatılması hastalar açısından sağlık hizmetlerine erişim zorluğu getiriyor ve dolayısıyla halkın sağlık hakkının engellenmesine neden olabiliyor.”

Görüldüğü kadarıyla, Kamu-Özel Ortaklığı ile yapılan şehir hastaneleri, doğrudan sağlığımızı etkileyecek denli önemli.

Birebir Ankara, Mersin, Adana, Yozgat şehir hastaneleri örneklerinden yola çıkarak şehir hastaneleri olgusunun çok yönlü bir bakışla değerlendirildiği elimizdeki kitapta,

  • Kamu-Özel Ortaklığı’nın neden verimsiz ve pahalı bir finansman olduğu,
  • Kamu-Özel Ortaklığı’nın talan yoluyla sermaye birikim aracı olarak nasıl kullanıldığı,
  • Kamu-Özel Ortaklığı ile şehir hastanelerinin piyasalaştırılması,
  • Şehir hastanelerinde çalışanların istihdam koşulları,
  • Şehir hastanelerinde çalışanlar ile hastaları nelerin beklediği,
  • Ve şehir hastaneleriyle ilgili açılan davaların seyri gibi pek çok konu tartışılıyor.

Çalışmanın, şehir hastaneleriyle ilgili güncel durumu ortaya koymasının yanı sıra, Kamu-Özel Ortaklığı’nın aslında bütün ülkenin geleceğini ipotek altına alan nasıl büyük bir sorun olduğunu da gözler önüne seriyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Eriş Bilaloğlu, Sedat Çal, Uğur Emek, Özgür Erbaş, Bayazıt İlhan, Ali İhsan Ökten, T. Sabri Öncü, Kayıhan Pala, Mustafa Sönmez, Çiğdem Toker, Raşit Tükel, Ful Uğurhan, Cavit Işık Yavuz ve Halis Yerlikaya.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı: Şehir Hastaneleri, derleyen: Kayıhan Pala ve Türk Tabipleri Birliği Şehir Hastaneleri İzleme Grubu, İletişim Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2018

Selahattin Yıldırım – Gramsci’yi Okumak (2018)

Antonio Gramsci, 20. yüzyılın ilk yarısındaki düşünsel, siyasal, toplumsal ve kültürel mücadeleleri içinde yoğun etkinlik gösteren en özgün düşünür ve eylem insanlarından biridir.

Kendisi yılmaz bir direnişçi olduğu kadar, siyasal ve düşünsel dünyamıza getirdiği yeni açılım ve yaklaşımlarla özgün ve etkili bir düşünürdür.

İşte Selahattin Yıldırım’ın elimizdeki özenli eseri de, bu çok yönlü şahsiyetin hayatına ve düşünce dünyasına girmek konusunda bir başucu kitabı.

Yıldırım, kitabının ilk bölümünde, Gramsci’nin kendisinin, kendi hakkında söylediklerinden ve yazdıklarından, ardından Gramsci hakkındaki görüşlerden yararlanarak Gramsci’nin, bir insan ve düşünür olarak portresini sunuyor.

Kitabın ikinci bölümü, Gramsci’nin dili ve Gramsci’yi hangi arka plan üzerinden okuyabileceğimizi ele alıyor.

Üçüncü bölümde, bizzat Gramsci’nin metinlerinden yola çıkarak düşünürün temel kavramları ve görüşleri açıklanıyor.

Dördüncü bölüm, Gramsci’nin kişisel, düşünsel ve siyasal ilişki içinde bulunduğu, ancak dünyada ve Türkiye’de nispeten az tanınan kimi insanları tanıtıyor.

Beşinci bölüm, Gramsci’nin hayatı, mücadelesinin evrimi ve döneminin kronolojisine yer veriyor.

Yıldırım’ın anlaşılabilir bir tarzda kaleme aldığı kitabı her seviyeden okura hitap ettiği gibi, Gramsci’ye ait birçok metni barındırmasıyla konunun uzmanlarının da fazlasıyla ilgisini çekebilecek nitelikte.

  • Künye: Selahattin Yıldırım – Gramsci’yi Okumak, İletişim Yayınları, felsefe, 336 sayfa, 2018

Ali Fuat Bilkan – Osmanlı Zihniyetinin Oluşumu (2018)

Ali Fuat Bilkan ‘Osmanlı Zihniyetinin Oluşumu’nda, Anadolu’nun Türkler tarafından mekân tutulmasından Fatih dönemine kadarki süreçte kaleme alınan Türkçe telif ve çeviri eserlerin Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemindeki zihniyet dünyasını şekillendirmedeki rolünü irdeliyor.

Söz konusu eserlerin satır aralarında gizlenen mesajların izini süren ve bunları diğer tarihi kaynaklarla karşılaştırarak dönemin ruhunu inceleyen Bilkan,

  • Bu dönemde ulus bilincinin oluşumu ve Türkçenin gelişimini,
  • Osmanlıcanın doğuşunu,
  • İlk sözlüklerin ortaya çıkışını,
  • Kültürel aktarımı,
  • Tercüme ve şerh çalışmalarını,
  • Anadolu’da ilk Türkçe eserleri,
  • Kur’an’ın ilk tercüme ve tefsir çalışmalarını,
  • Siyer, yüz hadis ve mevlid gibi dini edebiyatın ilk ürünlerini,
  • Anadolu Aleviliğinin bu dönemdeki yazılı eserlerini,
  • Devletin din siyasetini,
  • Anadolu’da ilk medreseleri,
  • Osmanlı’nın tarih kurgusunu,
  • Osmanlı’nın tarih kurgusunda menkıbenin gücünü,
  • ‘Muhammediye’, ‘Envârü’l-Âşıkîn’ ve ‘Müzekki’n-Nüfûs’ gibi, o dönemde yayınlanmış halk kitaplarını,
  • Anadolu’da tasavvufun gelişimini ve Anadolu’da ilk tarikatları,
  • Dinin ve tasavvufun toplum hayatındaki yerini,
  • İsyancı tarikatları,
  • Anadolu’da Fars kültürünün etkilerini,
  • Bu dönemdeki tıp tercümeleriyle bilim dilinin oluşumunu,
  • Ve bunun gibi birçok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Osmanlı zihniyet ikliminin oluşumunun tarihsel, siyasi, kültürel ve dini dinamiklerini daha iyi kavramak için bu kitap çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Ali Fuat Bilkan – Osmanlı Zihniyetinin Oluşumu: Kuruluş Döneminde Telif ve Tercüme, İletişim Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2018

Gün Zileli – Kentlerde (2018)

Türkiye sol hareketinin önemli isimlerinden biri olan Gün Zileli politik ve kişisel hikâyesini, daha önce yayınlanan ‘Yarılma’, ‘Havariler’, ‘Sapak’, ‘Ev’, ‘Sığınmacılar’ adlı kitaplarında ayrıntılı bir bakışla bizimle paylaşmıştı.

Zileli’nin 2000-2013 arasını kapsayan hayat hikâyesini son kısmı olan ‘Kentlerde’ ise, kendisinin siyasi sığınmacı olarak bulunduğu İngiltere ve İsviçre günleriyle, daha sonra döndüğü Türkiye’de yaşadıklarına dair deneyimlerini barındırıyor.

Daha önce yayınlanan beş kitaplık otobiyografi çalışmalarında da gördüğümüz gibi, Gün Zileli yalnızca hayatının dönüm noktalarını anlatmakla kalmayıp, aynı zamanda geçmişteki kimi politik tercihlerini de eleştiriyor.

Dolayısıyla bu otobiyografi, bizdeki benzer türdeki çalışmalardan bu yönüyle ayrılıyor.

Bu saptamayı Zileli’nin elimizdeki kitabı için de söyleyebiliriz.

‘Kentlerde’, hem özgün bir kişisel tanıklık hem de Türkiye’nin 2000’den bu yana yaşadığı büyük toplumsal ve siyasi dönüşümlerin sağlam bir belgeseli.

  • Künye: Gün Zileli – Kentlerde (2000-2013), İletişim Yayınları, otobiyografi, 526 sayfa, 2018