Thomas Dixon, Adam Shapiro – Bilim ve Din (2024)

Bilim-din çatışması hep gündemde.

Evrimden aşı karşıtlığına, müfredat tartışmalarından bilim inkârcılığına dek birçok güncel konu ve sorun dinin emirleri ile bilimin yöntem ve ilkeleri arasında kurulan zıtlığa sıkıştırılabiliyor.

Bu kitaptaysa Thomas Dixon ve Adam R. Shapiro can alıcı bir soru sorarak konuyu ele alıyor: Bilim-din gerilimini belirleyen asıl mesele ne?

Bu ezeli ve çetrefil ikiliğe dair peşin hükümleri felsefi açıdan sorgulayan yazarlar, tıpkı Galileo’nun meşhur davasında olduğu gibi, bilim-din ihtilafının birtakım iktidar ve hâkimiyet mücadelelerini nasıl örtbas edebildiğini –sırasında Avrupa merkezli perspektifin dışına çıkıp sömürgecilik tarihiyle de hesaplaşmaya çalışarak– gözler önüne seriyorlar.

  • Künye: Thomas Dixon, Adam R. Shapiro – Bilim ve Din, çeviren: Gamze Doğan, İş Kültür Yayınları, bilim, 176 sayfa, 2024

Erich Neumann – Büyük Ana (2024)

Jung psikolojisinin temel kavramlarından olan arketip her bireyin bilinçdışında var olan evrensel, kolektif imge ve örüntülerdir.

Jung’un en ünlü öğrencilerinden Erich Neumann bu kitabında “Büyük Ana” arketipinin yapısını çok sayıda görsel temsilden yola çıkarak tarif etmeye çalışırken dinler tarihi, arkeoloji, etnoloji gibi alanlardan müthiş zengin bir malzemeyi yorumluyor.

‘Büyük Ana’ arketipi zaman ve mekânda var olan somut bir imge değil insan ruhsallığında faaliyet gösteren içsel bir imgedir.

Hem bireyde ve grupta hem de kadında ve erkekte yaşar.

Bu sebeple de Neumann’ın bu eserini bir arkeoloji, sanat tarihi veya mitoloji kitabı olarak düşünmemek gerekir.

Yazarın amacı ruhsallıkta temel bir yeri olan Dişil arketipinin insanlığın eserlerinde ve mitlerdeki simgesel dışavurumunu anlaşılır kılmak ve modern insan için de geçerli olan bilinçdışı sembolizminin bir tahlilini yapmak.

  • Künye: Erich Neumann – Büyük Ana: Dişilin İmge ve Simgeleri, çeviren: Zehra Aksu Yılmazer, İş Kültür Yayınları, psikoloji, 512 sayfa, 2024

M. Talha Çiçek – Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri (2024)

Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyıldaki reform çabaları içinde merkezi devletin güçlendirilmesi temel amaçlar arasındaydı.

Bu proje bağlamında devletin Arap göçerleriyle ilişkisi ayrı bir öneme sahipti çünkü Arap eyaletlerinde ve özellikle hudut bölgelerinde devlet otoritesini güçlendirmek bu ilişkiden geçiyordu.

Talha Çiçek, Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri, 1840-1914’te “uzun” 19. yüzyıl boyunca, yani Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar bu ilişkinin nasıl geliştiğini gözler önüne seriyor.

Merkezi devlet ile aşiretler arasındaki ilişkinin, “devlet emreder, siz yaparsınız” anlayışından ibaret olmadığını gösteren Çiçek, tam tersine karmaşık, son derece akışkan ve hiç kesilmeyen bir müzakere sürecinin söz konusu olduğunu çok zengin bir arşiv çalışmasıyla belgeliyor.

Ayrıca, Osmanlı reform çağında aşiret toplumlarının varlığını sürdürüp ağırlığını korumasının ve merkezi devletle ilişkilerinin Ortadoğu’da daha sonraki dönemler ve günümüz politikası üzerinde de etkili olduğunu unutmamak gerekiyor.

Talha Çiçek’in çalışması, önerdiği yeni perspektifle, alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

Genellikle göçerler ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkinin tek yönlü bir yol olduğu varsayılır: Devlet buyurur, aşiretler de ya isyan ya da itaat eder.

Talha Çiçek’in kitabı ise gerçeğin çok daha karmaşık ve ilginç olduğunu gösteriyor.

Kitap, 19. yüzyılda Osmanlı devleti ile Arap göçerler arasındaki karmaşık ilişkiyi gözler önüne seren öncü bir çalışma.

Tanzimat sonrası Arap göçerlere ilişkin Osmanlı politikalarına bakışta taze bir perspektif.

  • Künye: M. Talha Çiçek – Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri (1840–1914), çeviren: Tansel Demirel, İş Kültür Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2024

Krates ve Diğer Kinikler – Kinik Felsefe Fragmanları 2 (2024)

Kinik felsefenin kurucuları sayılan Diogenes ve Antisthenes’ten kalan fragmanları içeren ‘Kinik Felsefe Fragmanları 1’ eserinin devamı niteliğindeki ‘Kinik Felsefe Fragmanları 2, Diogenes’ten sonra yaşamış diğer Kinik filozoflardan kalan fragmanlara yer veriyor.

Bu ciltte yer alan Kinik filozoflar Astypalailı Onesikritos, Aiginalı Philiskos, Kinik Menandros, Sinoplu Hegesias, Syrakusailı Monimos, Thebailı Krates, Maroneialı Hipparkhia, Maroneialı Metrokles, Kinik Thrasillos ve Kinik Menedemos’tur.

‘Kinik Felsefe Fragmanları 2’, Diogenes’ten sonraki Kiniklerin en ünlüsü sayılabilecek Krates’i merkeze alır.

Sahip olduğu her şeyi bırakarak Kinik yaşamı seçen Krates, antik dünyada pek az rastlanan kadın filozoflardan Maroneialı Hipparkhia’yla yaptığı ünlü “köpek evliliği”yle de diğer Kiniklerden ayrılır.

Bu evlilik, antik dönemde evliliğin felsefeyi engelleyip engellemeyeceği meselesine dair tartışmalarda sıklıkla anılır.

‘Kinik Felsefe Fragmanları 2’ eseriyle etkisi günümüzde dahi süren Kinik felsefenin antik literatürdeki fragmanları iki ciltte tamamlanmış oluyor.

  • Künye: Krates ve Diğer Kinikler – Kinik Felsefe Fragmanları 2, çeviren: C. Cengiz Çevik, İş Kültür Yayınları, felsefe, 88 sayfa, 2024

Daniel M. Haybron – Mutluluk (2024)

  • Mutluluk tanımlarınız nelerdir?
  • Mutluluğu nasıl ölçersiniz?
  • Mutluluğun kaynakları nelerdir?

Bu soruların yanıtlarını vermek basit gibi görünse de gerçekte mutluluğu tanımlamak biraz güçtür.

Evet, mutluluk sık kullandığımız bir terimdir ve elbette çoğumuz mutlu olmak için didiniriz.

Ancak mutluluğun ne olduğunu ve onu nelerin sağladığını göz önünde bulundurabilmek, insanların uğruna didinip durdukları şeyi kavramak adına başlı başına yeterli olmayabilir.

Aynı zamanda mutluluğun ahlaki bir yaşamla nasıl bağdaştığı üzerine düşünmeyi de ihmal etmemek gerekir.

Yazar Daniel M. Haybron bu kitapta mutluluğun mahiyetini araştırırken, kavramı felsefi ve psikolojik yönlerden ele alarak, aynı zamanda onun hakkında tarihsel ve çağdaş düşüncelere genel bir bakış atma fırsatı sağlıyor.

Mutluluğun ne anlama geldiğini, yaşamımızdaki önemini, onun peşinde nasıl koştuğumuzu ve neden koşmamız gerektiğini inceleyerek çeşitli disiplinlerde mutluluk üzerine geliştirilen güncel düşünceleri özlü şekilde irdeliyor.

Mutluluğa giden değişik yolları gösteren Haybron, iyi bir yaşam arayışıyla ilgili fikirlere kafa yoruyor, sosyal bağlamın memnuniyetimiz ve iyi oluşumuz üzerindeki etkisini değerlendiriyor.

  • Künye: Daniel M. Haybron – Mutluluk, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, İş Kültür Yayınları, inceleme, 72 sayfa, 2024

Roland Barthes – Albüm (2024)

Roland Barthes’ın yüzüncü doğum yılını kutlama vesilesiyle hazırlanan ‘Albüm’, genel hatlarıyla kronolojik sıraya göre düzenlenmiş mektuplaşmalardan bir seçkiyle birlikte, Barthes’ın daha önce yayınlanmamış bir dizi metnini barındırıyor.

‘Albüm’de Raymond Queneau, Maurice Blanchot, Jean Genet, Michel Foucault, Claude Lévi-Strauss, Georges Perec, Michel Butor, Julia Kristeva ve Jean Starobinski gibi isimlerden oluşan bir dayanışma ve mektup  arkadaşlığı ağının yarım yüzyıllık düşün tarihine, Barthes’ın dünyayla temasına ışık tuttuğu da görülebilir.

  • Künye: Roland Barthes – Albüm: Yayınlanmamış Yazışmalar ve Metinler, çeviren: Yunus Çetin, İş Kültür Yayınları, mektup, 468 sayfa, 2024

Belinda Jack – Okumak (2024)

  • Okumak eylemi var olmasaydı uygarlık mümkün olur muydu?
  • Yaygın okuma becerisinin yokluğunda toplumsal kurumlar hayal edilebilir miydi?
  • Okumanın ilham verici, harekete geçirici, aydınlatıcı, bilgi verici gücünün toplumlara ve bireylere etkileri nelerdir?
  • Okumak farklı zamanlarda ve farklı mekânlarda hangi anlamlara geldi?
  • Giderek dijitalleşen bir çağda okumanın rolü nedir?

Okumanın ne olduğunu bildiğimizi düşünsek de aslında bu eylem, birçok yönden epey gizemli bir süreçler dizisi olmaya devam ediyor.

Okumanın sunduğu fırsatlar, bir taraftan siyasi amaçlar için desteklenmesine yol açarken, diğer taraftansa bazı iktidar odakları tarafından yıkıcı fikirlerle ilişkilendirilmiş; bu da tarih boyunca birçok yönden sansüre ve şiddete olanak tanıdı.

Okumanın önüne engeller getirmek isteyen odaklar insanların eğitimsiz bırakılması, yayıncılığın baskı altına alınması, kütüphanelerin ve eserlerin yok edilmesi, hatta yazarların ve yayıncıların öldürülmesi gibi yollara başvurdular.

Yazar Belinda Jack, tüm bu bastırma girişimlerine karşın okumanın, yazar ile okur arasında işbirliğine dayalı bir eylem olduğunu ve asla tamamen kontrol edilemeyeceğini son derece sürükleyici bir dille göstermektedir.

  • Künye: Belinda Jack – Okumak, çeviren: Azade Aslan, İş Kültür Yayınları, inceleme, 156 sayfa, 2024

Melih Duygulu – Cumhuriyet ve Müzik (2024)

Cumhuriyet ve Müzik, Cumhuriyetin yüz yıllık müzik serüvenini demokrasi, çoğulculuk, çok kültürlülük gibi temel kavramlar üzerinden ele alıyor.

Siyaset, eğitim, toplumsal değişim, ekonomi, popüler kültür başlıklarıyla dönemin gelişim ve dönüşümünü sorguluyor.

Melih Duygulu, Cumhuriyetin kültür politikalarını geniş bir perspektiften ele aldığı çalışmasında, müzik üzerinden gelenekçiler ile modernlerin mücadelesinin toplumsal farklılıkları nasıl belirginleştirdiğini belge ve tanıklıklarla aktarıyor.

1923’ten itibaren onar yıllık periyotlarla tüm gelişmeleri, müzik ve sanat akımlarını, türleri, kurumları, müzik sektörünü ve zamanına damga vuran sanatçıların çalışmalarını inceliyor ve toplumsal sonuçlarını ortaya koyuyor.

Bu çalışma yalnızca müzisyenlere ve müzik eğitimi alan öğrencilere değil, cumhuriyet döneminde ses kültürünün geçirdiği evreleri anlamak isteyen geniş okur kitlesine de sesleniyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Cumhuriyet yeni sosyolojik modelle beraber yeni müziği yaratmak durumundaydı. Bu hem zorunluluktu hem de gereklilikti. Bu yenileşme hareketi; yeni bir yönetici sınıfını, yeni bir insan tipini, yeni bir ideolojiyi ve yeni bir müziği yaratırken Avrupa kültürüne eklemlenmeyi de beraberinde getirdi.”

  • Künye: Melih Duygulu – Cumhuriyet ve Müzik, İş Kültür Yayınları, müzik, 408 sayfa, 2024

Amélie Kuhrt – Eski Çağ’da Yakındoğu (2024)

Amélie Kuhrt’un doğuda İran ve Afganistan’dan batıda Doğu Akdeniz ve Anadolu’ya, kuzeyde Karadeniz’den güneyde Mısır’a kadar uzanan geniş bir coğrafi alanın yaklaşık üç bin yıllık tarihini incelediği bu eser, kendi alanındaki en önemli başvuru kaynaklarından biri, belki de birincisidir.

En eski yazılı belgeler ile Büyük İskender’in fetihleri arasında kalan bu uzun ve insanlık tarihi açısından can alıcı dönemi, son arkeolojik bulgulara, metin çözümlemelerine, eksiksiz denebilecek bir bibliyografyaya dayanarak anlatan Kuhrt, ayrıca çeşitli yorum ve metodoloji sorunlarını da mercek altına alıyor.

Daha önce iki cilt halinde basılan bu eser, tarih bölümü öğrencileri için olduğu kadar, üzerinde yaşadığımız toprakların ve bölgenin, Mezopotamya’nın, Hititler’in, Mısır’ın ve daha birçok uygarlığın tarihi hakkında bilgilenmek isteyen okurlar için de vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.

Kitap, hatırı sayılır karmaşıklıktaki bir konuda yapılmış ve geniş bir kaynakça ile birçok dipnotun eşlik ettiği üst düzey akademik bir çalışmanın gayet rahat bir şekilde okunabileceğini de kanıtlıyor.

Çalışma, Amerikan Tarih Derneği James Henry Breasted Ödülü Komitesi tarafından 1997 yılında İngilizce yazılmış en iyi tarih kitabı ödülüne de layık görüldü.

  • Künye: Amélie Kuhrt – Eski Çağ’da Yakındoğu (M.Ö. 3000-330), çeviren: Dilek Şendil, İş Kültür Yayınları, tarih, 808 sayfa, 2024

Luke Russell – Kötülük (2024)

  • Kötülük nedir?
  • Korkutucu ve anlaşılmaz mıdır, yoksa sıradan bir edim midir?
  • Kötülüğün psikolojisi nedir, kötülük yapanlar hepimizden farklı bir psikolojik özellik mi taşıyor?
  • Kötülüğün sıradan yanlışlara sığmayan, yanlışın ötesine taşan niteliği ne?
  • “Kötülük” sözcüğünü kullandığımızda, iyilik ile kötülük şeklinde iki kozmik gücün karşı karşıya geldiği bir dünya görüşüne mi inanmış oluyoruz?
  • Acaba günümüzde kötülük, modası geçmiş bir mit haline mi geldi?
  • Şiddet içeren sayısız saldırı, tecavüz ve cinayetle medyadaki haberlerin iç karartıcı bir geçit törenine dönüştüğü bugün, kötülük dünyamızın korkutucu ölçüde gerçek bir özelliği mi?

Filozofların, Hannah Arendt gibi siyaset bilimcilerin bu sorulara verdiği yanıtları aktaran yazar Luke Russell kötülüğün sistematik bir analizine girişerek, kavramı toplumsal içerimleriyle beraber felsefi ve psikolojik açıdan çözümlüyor.

Seri katiller, teröristler, savaş suçluları gibi ünlü “kötülük” örneklerini irdeleyerek aşırı kötülüğü sıradan kötülükten ayıran sınırların keşfine çıkıyor.

Kitap, bizi kötülüğü daha derinlikli şekilde anlamaya yönlendiriyor.

  • Künye: Luke Russell – Kötülük, çeviren: Bülent O. Doğan, İş Kültür Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2024