Emmanuelle Loyer – Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi (2022)

 

Avrupa’da ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren şekillenen kültürel temsilleri ve pratikleri, önemini hâlâ koruyan on üç tema çerçevesinde derleyen bu kitap kıta ölçeğinde bir kültür tarihi sentezi sunuyor.

Emmanuelle Loyer her bölümde bir sorunsalı ortaya çıkarmaya ve “Avrupa denilen çiçek dürbününü avcumuzda çevirip o ana kadar kendini göstermeyen yeni gerçekliklerin farkına varmamızı sağlayan tarihyazımsal bir aracı kullanmaya” çalışıyor: Garlar, kafeler ve bulvarlar gibi mekânlar etrafında şehre özgü yeni zaman algısının ve deneyim sisteminin nasıl şekillendiğini gözler önüne sermek için kent kültürüne eğiliyor.

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında serpilmeye başlayan “gazete uygarlığı”nın, tiyatronun burjuvalaşma sürecinin hikâyesini anlatıyor.

1914-45 arasında Avrupalı toplumlara damgasını vuran savaş kültürünün toplumsal yaşama nasıl sızdığını ve sömürgeci kültür denen düşünsel yapıda kendini nasıl sürdürdüğünü gösteriyor.

Avrupa monarşilerinin karşısında oluşan sivil toplumun bayraktarlığını yapan entelektüel figürünün geçirdiği dönüşüme, 1968’le baş gösteren yeni hareketlilik tarzlarına odaklanıyor.

Son olarak, dijital kültür, kitle turizmi gibi daha güncel olgulara da değinen Loyer, yirmi beş yıllık okumalarının ve derslerinin ürünü olan ‘Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi’ni özel hayatın yakın tarihine göz atarak tamamlıyor.

  • Künye: Emmanuelle Loyer – Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi, çeviren: Alp Tümertekin, İş Kültür Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2022

Phillip Cole – Kötülük Miti (2022)

Kötülük fikrinin insan davranışını anlama, eleştirme veya ıslah etmedeki yararına kuşkuyla yaklaşan Phillip Cole, kötülüğü dini veya ahlaki değil mitolojik bir kavram olarak düşünmeyi öneriyor.

Kitabı Mukaddes’teki Şeytan’dan popüler film ve romanlardaki “şeytani” karakterlere, cadı mahkemelerinden 18. yüzyılın “vampir salgınına” kadar çok çeşitli felsefi, tarihi ve edebi temayı ele alan yazar, metafizik kötülük problemiyle uğraşırken bir yandan da kötülüğün politik felsefesini yapmayı amaçlıyor.

‘Kötülük Miti’, çok yönlü ve katmanlı bir kitap: Tarih boyunca en büyük kötülük timsalinin “içimizdeki düşman” olduğunu, en çok, bizim gibi görünüp konuşanların tekinsizliğinden korktuğumuzu savunan Cole, bu özel korku türünün politik toplulukların kimlik inşasında oynadığı merkezi rolü tartışıyor.

Şeytanlaştırmanın, günümüzün moda tabiriyle “ötekileştirmenin” politik bir taktik olarak kullanımını sorgulamayı da ihmal etmiyor.

  • Künye: Phillip Cole – Kötülük Miti, çeviren: Reha Kuldaşlı, İş Kültür Yayınları, mitoloji, 312 sayfa, 2022

Luc Ferry – Gençler İçin Yunan Mitolojisi (2022)

Son on yıldır Türkiyeli okuyucunun canlı ilgisine mazhar olan ‘Gençler İçin Batı Felsefesi ’nin devamı niteliğindeki bu kitabında Luc Ferry yine aynı berrak ve akıcı üslubuyla Yunan mitolojisinin anlamını, zamana meydan okuyan mesajını sorguluyor.

Dünyanın nasıl ortaya çıktığı, insanın kökeni gibi öteden beri zihinleri meşgul etmiş soruları konu edinen mitoloji aslında “ne bir masallar ve efsaneler derlemesidir ne de sadece eğlendirmeyi amaçlayan az çok olağanüstü bir dizi hikâyecikten oluşur.”

Pek çoklarının sandığı gibi insanlığın, günümüzde bilimin konusu haline gelmiş sorulara çocukluk döneminde verdiği ilkel ve naif cevaplar manzumesi de değildir.

Yazara göre mitoloji insanın kozmos içindeki yerini ve rolünü anlamlandırma, iyi hayatın ne olduğunu düşünme çabasıdır ve bu anlamda felsefeyle bir süreklilik içerisindedir.

Ferry’nin Yunan mitolojisinin en bilinen metinlerinde cevher halinde bulunan felsefi özü bulup çıkarmaya çalıştığı bu kitabı ‘Gençler İçin Batı Felsefesi’ gibi nitelikli bir eser.

  • Künye: Luc Ferry – Gençler İçin Yunan Mitolojisi, çeviren: Murat Erşen, İş Kültür Yayınları, mitoloji, 352 sayfa, 2022

Peter Hopkirk – Büyük Oyun (2022)

Tüm 19. yüzyıl boyunca dünyanın iki büyük gücü, Britanya İmparatorluğu ile Çarlık Rusyası arasında Orta Asya’nın ıssız geçitlerinde, çöllerinde, doruklarından kar ve buz hiç eksik olmayan yüksek dağlarında gizli bir savaş sürmüştü.

Dev Asya kıtasındaki nüfuz alanlarını genişletmek ve ellerindekileri korumak amacıyla hareket eden iki imparatorluktan Rusya, bir yandan Kafkasya ve Orta Asya’daki topraklarını genişletirken, diğer yandan da Britanya İmparatorluğu’nun en büyük sömürgesi olan, “alt-kıta” Hindistan’a giden yollara ve geçitlere hâkim olma yarışında adım adım ilerlemeye çalışıyordu.

Britanya ise Afganistan, Özbekistan, İran ve Kafkasya gibi pek çok coğrafyada Rusya’yı stratejik olarak “çevrelemeye” gayret ediyor; bölge, yerel hanların kalelerine varıncaya dek, iki tarafın temsilcileri arasında amansız bir mücadeleye sahne oluyordu.

Bu gizli savaşın aktörleri tarafından söz konusu mücadeleye konan “Büyük Oyun” adı, ünlü yazar Rudyard Kipling tarafından ‘Kim’ adlı romanında ölümsüzleştirilmişti.

Peter Hopkirk’ün artık klasikleşmiş kitabı ‘Büyük Oyun: Orta Asya’da Gizli Savaş’, bu mücadeleyi Britanya ve Rusya tarafındaki genç subayların ve görevlilerin soluk kesici maceraları üzerinden anlatıyor: Kılık değiştirip derviş veya at tüccarı kılığına girenler, gizli geçitlerin haritasını çıkarmak için hayatlarını tehlikeye atanlar, astığı astık güçlü hanların karşısında pazarlık masasına oturanlar…

  • Künye: Peter Hopkirk – Büyük Oyun: Orta Asya’da Gizli Savaş, çeviren: Renan Akman, İş Kültür Yayınları, tarih, 632 sayfa, 2022

Koray Durak, Nevra Necipoğlu ve Tolga Uyar – Türkiye’de Bizans Çalışmaları (2022)

Türkiye’de 1990’lı yılların sonunda itibaren ivme kazanan Bizans çalışmaları, yeni açılan yüksek lisans programları ve araştırma merkezlerinin yanı sıra sayısı artan konferanslar ve akademik yayınlar ile günümüzde çok daha geniş bir kitleye hitap ediyor.

Bu artan çeşitlilik karşısında Bizans tarihi, sanat tarihi ve arkeolojisi alanlarında yapılan güncel çalışmaların paylaşılacağı ortak bir platformun eksikliği son yıllarda iyice görünür bir hal aldı.

Elinizdeki kitap, Boğaziçi Üniversitesi Bizans Çalışmaları Araştırma Merkezi’nin bu eksikliği gidermek amacıyla 2016 yılında düzenlediği “Türkiye’de Bizans Çalışmaları: Yeni Araştırmalar, Farklı Eğilimler” başlıklı konferansın sonucunda ortaya çıkmıştır.

Giriş yazısı ve 30 makaleden oluşan kitapta, son yıllarda Bizantoloji dalının farklı disiplinlerinde yazılı, sanat tarihsel ve arkeolojik kaynaklar ışığında yürütülmüş çalışmalardan zengin bir seçki 7 ana bölüm altında sunuluyor.

Anadolu coğrafyası maddi kültürünün analizinin öne çıktığı makalelerde, birincil kaynak kullanımı ve malzeme sınıflandırma temelli farklı metodolojik soru(n)lar irdelenirken, bir yandan da özellikle kent, kırsal alan, adalar, deniz ve peyzaj çalışmaları gibi sahalardaki yeni araştırmalara yer veriliyor.

Geç Antikçağ’dan Ortaçağ’a ve Bizans’tan Osmanlı’ya geçiş temasının vurgulandığı kitabın ilk ve son bölümleri ise, Türkiye’de Bizantologların devamlılık ve değişim perspektifine olan özel ilgisini gösteriyor.

  • Künye: Koray Durak, Nevra Necipoğlu ve Tolga Uyar – Türkiye’de Bizans Çalışmaları (Yeni Araştırmalar, Farklı Eğilimler), İş Kültür Yayınları, tarih, 592 sayfa, 2022

Frédéric Lenoir – Öngörülemeyen Bir Dünyada Yaşamak (2022)

Covid-19 salgını hayatımızın her alanında köklü değişikler yarattı, en temel özgürlüklerimizi kısıtladı ve yakın geleceği dahi planlamayı olanaksız kılan bir belirsizlikle bizleri karşı karşıya bıraktı.

Mekânla ve zamanla olan ilişkimizi dönüştürdü, küreselleşmiş dünyanın kırılganlığını ve istikrarsızlığını açıkça gözler önüne serdi.

Fransız düşünür Frédéric Lenoir “hayatta kalmaya ve olgunlaşmaya dair” bir kılavuz olarak tasarladığı bu kitabında pandemiden yola çıkarak daha genel bir soruna, kriz zamanlarında nasıl daha iyi yaşanabileceğine odaklanıyor.

Stoacılar, Montaigne, Spinoza gibi geçmiş zaman filozoflarından aldığı ilhamla sinirbilim ve psikoloji kaynaklı daha çağdaş düşünceleri bir araya getirerek şu sorulara karşılık arıyor:

“Gittikçe daha kaotik ve öngörülemez hale gelen bir dünyada nasıl sakin, hatta mutlu kalmaya çalışabiliriz?

İstikrarımızı, dengemizi bozan bir gerçekliğe mümkün olduğunca olumlu bir şekilde uyum sağlamak için kendimizi nasıl değiştirebilir veya bakış açımızı nasıl dönüştürebiliriz?”

  • Künye: Frédéric Lenoir – Öngörülemeyen Bir Dünyada Yaşamak, çeviren: Murat Erşen, İş Kültür Yayınları, felsefe, 72 sayfa, 2022

Joseph Mazur – Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi (2022)

Pek çoğumuz artı, eksi, eşittir gibi basit matematik sembollerini sık sık kullansak da çok azımız bu sembollerin 16. yüzyıldan önce var olmadıklarını bilir.

Peki, bunun öncesinde matematikçiler ne yapıyordu?

Matematik bugün bildiğimiz haline nasıl evrildi?

‘Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi’nde Joseph Mazur matematiksel notasyon sistemimizin gelişiminin ardındaki büyüleyici hikâyeyi bizlere anlatıyor.

Sembollerin ilk kez nasıl kullanıldığını, zaman içinde sembollerin nasıl değişim geçirdiğini ve yazılı matematiğin sembol öncesi ve sonrası dönemde nasıl uygulandığını ayrıntılarıyla açıklıyor.

On altıncı yüzyıldan önce nesir ya da nazım şeklinde kaleme alınan, hatta rakamların bile yazıyla gösterildiği metinlerle yapılan retorik cebir, semboller sayesinde bir dönüşüm geçirir.

Bu sadece şeklen değil, matematiksel düşünceyi, yaklaşımı, anlamı, anlamayı ve iletişimi de değiştiren psikolojik bir dönüşümdür.

Semboller benzerlik, ilişkilendirme, özdeşlik, çağrışım ve tekrarlanan imgeler yoluyla bizi etkiler, bilinçaltı çağrışımlarla yeni fikirlere kapı açar, deneyim ile bilinmeyen arasında bağlantılar kurulmasını sağlar ve temel matematik bilgisinin yayılmasını kolaylaştırır.

Matematiğin kelimelerden kısaltmalara, oradan sembollere uzanarak bugün bildiğimiz haline ulaşma serüveni ‘Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi’nde çarpıcı tarihi anekdotlar eşliğinde okurunu bekliyor.

Bir alıntı:

“Bu kitap matematikteki yerleşik sembollerin kökenlerinin ve evriminin izini sürmektedir. Esasen bir matematik sembolleri tarihidir, ancak aynı zamanda sembollerin matematiksel düşünüşü nasıl etkilediklerinin ve nasıl geniş ve kalıcı bir bilinçaltı esin yelpazesi uyandırdıklarının da keşfidir.”

  • Künye: Joseph Mazur – Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi, çeviren: Barış Gönülşen, İş Kültür Yayınları, bilim, 360 sayfa, 2022

Anthony J. Bryant – Samuraylar (2022)

Tarihteki en büyük savaşçılar olan samuraylar tamamen savaşa yönelik bir sosyal düzenin ürünüydüler.

Hem at sırtında hem de yayan çarpışmada ustaydılar.

Yaşam biçimlerini belirleyen “Bushido” ya da “savaşçı yaşamı”nın kurallarıydı.

En güçlü ailelerin üstünlük için çatıştığı Ortaçağ Japonya’sında hüküm süren şiddetli klan ve hanedan savaşlarında, gözler hep büyüleyici, çok renkli zırhları içindeki samuraylarda olurdu.

Bu tarz muharebe sanatı onlar için biçilmiş kaftandı.

Bryant, bu elit savaşçıları zihnimizde canlandırmamızı sağlayan çarpıcı bir bakış sunuyor.

Tarihin en büyük savaşlarının ayrıntılı dökümleri, hasım kuvvetlerin stratejileri, taktikleri, askerî harekâtın düğüm noktaları.

Japonya’da Samuray geleneği, savaşçılar, teçhizatlar, kostümler, silahlar ve daha fazlası, burada.

  • Künye: Anthony J. Bryant – Samuraylar, çeviren: Füsun Tayanç ve Tunç Tayanç, İş Kültür Yayınları, tarih, 72 sayfa, 2022

Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker – Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları (2022)

Türkiye’de botanik, zooloji, jeoloji ve paleontolojinin tarihsel gelişimi üzerine eşsiz bir çalışma.

Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi bilim insanlarının dünyasına iniyor.

‘Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları’nda Sabuncuoğlu Şerefeddin’in meşhur tiryakından Darüşşifaların botanikçileri Saydalân ve Aşşâblar’a, Arslanhaneler’den Bursa korvetinin mühendisi Faik Bey’in pantanal kedisine, Çırağan Sarayı’nın Londra’da unutulan limonluğundan bankacı Pierre-JulienRene du Parquet’nin Eyüp’te Mısır akbabası avına, Mehmet Tahir Münif Paşa’nın doldurulmuş ayısından Namık Kemal’in baykuşlarına, Hamamizade İhsan Bey’in Hamsinamesi ’nden Sait Faik Abasıyanık’ın dülgerbalığına, Karl Eduard Hammerschmidt’in trilobitlerinden Walther Penck ve Hamit Nafiz Pamir’in Darülfünûn’da ilk jeoloji ve paleontoloji derslerine, Reichstag yangınından 1933 Üniversite Reformu’na, Süleymaniye Biyoloji ve Yüksek Ziraat enstitülerinden Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’ne Türkiye’de botanik, zooloji, jeoloji ve paleontolojinin tarihsel gelişimi, insanlar, mekânlar ve anılar penceresinden anlatılıyor.

Kitaptaki Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi bilim insanlarının ortak noktasının “sistematik yaratıcı düşünme” olduğu görülüyor.

Öğreticiler olarak adlandırılabilecek bu insanlar, doğada meydana gelen olayları merak etme ve sorgulama niteliklerini taşıyor.

Öğreticiler –muallim, müderris, öğretmen ve üniversite öğretim elemanı– için “doğru bilgi” ön plandadır ve doğa bilimleri eğitimi ve öğretiminde “yenilenme ve yaratıcılık” temel hedefleri arasındadır.

Başta Kıta Avrupası olmak üzere dünya üzerindeki doğa tarihi müzeleri ile hayvanat ve botanik bahçelerindeki izlenimlerini, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi okuryazar kitlesi ve öğrencilerine seyahat notlarıyla aktaran elçi, aydın, yazar ve gazeteciler de unutulmuyor.

Jeoloji ve paleontolojinin Çekiç’i, botanik ve zoolojinin Mercek’i, doğa bilimcilerin Yelkovankuşları ile tarihte bir bilimsel yolculuk sizleri bekliyor…

  • Künye: Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker – Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları: Türkiye’nin Doğa Bilimleri Tarihinden İnsanlar, Mekânlar ve Anılar, İş Kültür Yayınları, inceleme, 464 sayfa, 2022

Christopher Lane – Utangaçlık (2022)

Utangaçlık gibi son derece normal bir davranış, nasıl oldu da çağımızın bir numaralı psikososyal sorunu haline geldi?

Christopher Lane’in bu kitabı, ilaç endüstrisinin kirli oyunlarını gözler önüne seriyor.

Amerikalı psikiyatrlardan oluşan küçük bir grup 1980’li yıllarda geniş kapsamlı bir konsensusa vardı: Utangaçlık ve ona benzer pek çok kişilik özelliği aslında kaygı ve kişilik bozukluğuydu; psikolojik çatışmalardan ya da toplumsal gerilimlerden değil, beyindeki kimyasal bir dengesizlikten ya da sinirsel ileticilerdeki işlev bozukluğundan kaynaklanıyordu.

Psikiyatristlerin temel başvuru kitabı sayılan Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders’ın (DSM) [Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı] üçüncü (1980 ve 1987) ve dördüncü (1994) basımları onlarca yeni ruhsal bozuklukla beraber yayımlandı.

Ve bu başvuru kitabı ilaç endüstrisinin ve yönlendirilen sağlık hizmetlerinin yardımıyla, dünyanın ruhsal bozukluklara bakışını dönüştürmeye başladı.

Christopher Lane Amerikan Psikiyatri Kongresi’nin yayımlanmamış ve son yıllara kadar erişime kapalı durumda kalmış geniş arşivinden yararlanarak yazdığı bu kitabında, DSM’nin üçüncü ve dördüncü basımlarının hazırlanmasında önemli rol oynamış kişilerin mektuplaşmalarını ve bu kişilerle bizzat yaptığı röportajları da kullanarak bu yetersiz tanımlanmış, esrarengiz kaygı bozukluğunun, sosyal fobinin nasıl çağımızın bir numaralı psikososyal sorunu haline geldiğini açıklıyor.

  • Nüfuzlu psikiyatrlar, ilaç firmalarıyla ortaklık kurarak (ya da onların sponsorluğunda) her ülkede insanların sadece küçük bir yüzdesine acı veren bir sorunu abarttılar mı?
  • Neden utangaçlık gibi, zorlayıcı da olsa sıradan bir duygu durumunu, ilaçla tedaviyi gerektiren bir beyin kimyası bozukluğu olarak tarif ettiler?

Lane, bu sorulara çarpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Christopher Lane – Utangaçlık: Normal Bir Davranış Tarzı Nasıl Hastalık Haline Geldi, çeviren: Gamze Varım, İş Kültür Yayınları, psikiyatri, 312 sayfa, 2022