Ann V. Murphy – Şiddet ve Felsefi İmgelem (2025)

Ann V. Murphy’nin adlı kitabı, şiddetin felsefede yalnızca ele alınan bir konu değil, düşüncenin kendisini biçimlendiren bir hayal gücü yapısı olduğunu savunuyor. Murphy, felsefi metinlerde şiddetin nasıl temsil edildiğini, hangi metaforlar ve imgeler aracılığıyla normalleştirildiğini ve düşüncenin sınırlarını nasıl çizdiğini inceliyor.

‘Şiddet ve Felsefi İmgelem’ (‘Violence and the Philosophical Imaginary’), özellikle modern Batı felsefesine odaklanarak, akıl, egemenlik, özne ve düzen kavramlarının şiddetle kurduğu örtük ilişkiyi açığa çıkarıyor. Murphy’ye göre felsefe, çoğu zaman şiddeti dışsal bir sapma olarak sunarken, aslında kendi kavramsal düzenini kuruyor ve dışlama, bastırma ve tahakküm biçimlerini yeniden üretiyor. Bu durum, felsefi hayal gücünün görünmez ama etkili bir şiddet alanı yarattığını gösteriyor.

Murphy, Arendt, Foucault, Derrida ve Levinas gibi düşünürlerle eleştirel bir diyalog kuruyor. Bu düşünürlerin şiddeti nasıl kavramsallaştırdığını, hangi noktalarda ona karşı etik bir direnç geliştirdiklerini ve hangi noktalarda istemeden yeniden ürettiklerini tartışıyor. Kitap, şiddetin yalnızca fiziksel değil, dilsel, simgesel ve epistemik boyutları olduğunu vurguluyor.

‘Şiddet ve Felsefi İmgelem’, şiddetin düşüncenin dışında değil, düşüncenin kurucu imgeleri içinde yer aldığını göstererek, etik ve politik felsefeye eleştirel ve rahatsız edici bir bakış sunuyor.

  • Künye: Ann V. Murphy – Şiddet ve Felsefi İmgelem, çeviren: Itır Güneş, Fol Kitap, felsefe, 192 sayfa, 2025

Kolektif – Kimlik (2022)

Kimlik üzerine yürütülen tartışmalar, Sokrates’in “Kendini tanı” deyişine kadar götürülebilir.

Bu enfes derleme de, kamusal alanda kimlikten kimlik siyasetine ve kimliğin söylemsel inşasına konuyu geniş bir çerçeveden irdeliyor.

Kimlik temelli tanımlayıcı ontolojik ve epistemolojik zemin arayışını herhangi bir tekil insanın ya da grubun kendisini ayırt edici şekilde konumlandırabilmek amacıyla bir “fark” ilişkisi kurma çabası olarak değerlendirebiliriz.

Bu bağlamda, tanımlayıcı bir ontolojik ve epistemolojik zemin olarak kimlik, bu fark ilişkisinin ürünü olarak görülebilir, etik ve siyasetin de bu fark ilişkisi üzerine kurgulandığı söylenebilir.

Ne var ki, sözü edilen fark ilişkisinin dile getirilen farkı görünür kılmak için dışsal bir varlık kategorisi ile ilişki halinde olma zorunluluğu fark’ın ontolojik, epistemolojik ve buna bağlı olarak etik ve politik temellerini de kaçınılmaz olarak sarsar.

Bu, dile getirilen ilişkinin sonuçlarını zorunluluktan olumsallığa dönüştüren bir sarsıntıdır. Bu sarsıntının sonucunda, tanımlayıcı özellik olarak tasavvur edilen kimlikler sahicilik niteliklerini yitirirler, saydamlık ve geçişkenlik kazanırlar.

İşte bu kitaptaki yazılar da, bu saydamlık ve geçişkenliği farklı boyutlarıyla ele alıyor ve kimlik sorununa dair tartışmaların kapsamının zihnimizde tasarlayabileceklerimizin ötesinde olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Melike Durmaz, Fahriye Didem Acar, Erol Esen, Kutlu Tuncel, Zeynep Savaşçın, Muharrem Açıkgöz, Eray Yağanak, Murat Bayram, Aziz Ardıç, Rabia Çepik, Umut Kesikkulak, Itır Güneş ve Yavuz Selim Alkan.

  • Künye: Kolektif – Kimlik: Kapsam, Bağlam, Sınırlar, editör: Muharrem Açıkgöz ve Eray Yağanak, Nika Yayınevi, inceleme, 294 sayfa, 2022