Gül Yaşartürk – Sinema ve Toplumsal Cinsiyet (2022)

Sinema kadına, dişil kimliğiyle farklı bir birey olma hakkı tanımaz.

Gül Yaşartürk, 2010-2020 arasında çekilmiş on filme odaklanarak sinemada patriyarkanın ve kadına dair verili kodların nasıl yeniden ve yeniden üretildiğini ortaya koyuyor.

‘Sinema ve Toplumsal Cinsiyet’in ana temaları patriyarka, kadının özne olarak varlığı, kadın emeği, anne kız ve kız kardeş ilişkileri.

Söz konusu filmlerin bazılarında görünür ve somut, bazılarındaysa görünmeyen ve anlatı dışında bırakılan bir babaya duyulan özlem, baba eksikliğinden kaynaklanan sorunlar söz konusu.

Babayı kamusal alan ve özgürlükle, anneyi ise çocukla yakın ilişkiden sorumlu kılan yapı, anneye “kadın” olarak dişil kimliği ile farklı bir birey olma hakkı tanımaz.

Kitapta, kadın karakterlerin bakış, ses ve taşra özelinde mekânda varoluşları üzerinden özne olma olasılıkları tartışılıyor, patriyarkal yapı, emek gücü içerisindeki konumları, anne-kız ilişkileri göz önüne alınarak filmlere dair bütünlüklü bir çerçeve oluşturuluyor.

  • Künye: Gül Yaşartürk – Sinema ve Toplumsal Cinsiyet: Türk Sinemasında Ev, Emek, Cinsiyet ve İktidar İlişkileri, Nika Yayınevi, sinema, 176 sayfa, 2022

Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın (2022)

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler hepimizi korkutmalı.

Serpil Sancar, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alarak kadınların hayatta kalma mücadelesinin neden özünde bütün bir toplumun varlık mücadelesi olduğunu ortaya koyuyor.

Günümüzde, din, siyaset ve kadın, kamusal tartışmaların en çok yoğunlaştığı başlıklar arasında.

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de kamusal alanda din, laikliğin aldığı yeni biçimler, kadınların toplumsal yaşama katılımı ve dinsel şiddet gibi konular pek çok toplumsal ve siyasal çatışmanın ana belirleyeni durumunda.

Son yıllarda tüm dünyada dinin artan etkisi, bu tartışmalarda daha belirgin bir konum kazanmasına neden oluyor.

Kadınlar, bu tartışmalarda ve çatışmalarda ya pasif bir “nesne” olarak ele alınıyor ya da erkek egemen bu tartışmaların ve çatışmaların mağduru oluyor.

Özellikle İslam toplumlarında kadınlar üzerinden yürüyen laiklik tartışması, erkek egemen sistemin tüm baskıcı unsurlarını taşıyor.

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler, toplumun bütününün yaşamının her alanını ilgilendiren bir hal almış durumda.

Sancar, ‘Din, Siyaset ve Kadın’ kitabında, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alıyor.

Sancar’ın temel tartışma noktası, içeriği ve biçimi değişen erkek egemen siyasi yapılanmalar ve din arasında kalan kadınların varlık mücadelesi.

Kadınların hayatta kalma mücadelesi elbette tüm toplumun varlık mücadelesi halini alıyor.

Din ve siyaset ilişkisi, toplumsal yaşamın belirlenmesi bağlamında eski dönemlerden bu yana tartışmalı ve çatışmalı bir biçimde sürerken, günümüzde laiklik ve din ilişkisi daha karmaşık ve demokratik mekanizmaları korumak için yoğun bir mücadele gerektiren bir hal alıyor.

Sancar, İran İslam Devrimi öncesi ve sonrasında kadınların, toplumsal ve siyasal yaşama katılımı, ortaya çıkardıkları örgütlenmeler, yayınlar ve yaptıkları eylemleri incelerken, dinin kamusal alandaki yeri konusunda tartışmaların yaşandığı pek çok ülkedeki sorunlar konusunda da ufuk açıcı örnekler sunuyor.

Sancar’ın İran üzerinden yürüttüğü tartışma, Türkiye gibi günümüzde bu sorunları her yönüyle daha yoğun bir şekilde yaşamaya başlayan ülkelerdeki tartışmalara ışık tutuyor.

Sancar, kadınların özgürlük mücadelesinin, bütün bir halkın özgürlükler dünyası için nasıl kilit bir role sahip olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın: İran Devrimi, Nika Yayınevi, inceleme, 284 sayfa, 2022

Kolektif – Dert Yükü Mekânlar (2022)

İçinde yaşadığımız kentler büyük birer sorun yumağı olmaya devam ediyor.

Bu zengin derleme ise, kentlerin güncel meselelerini farklı yönleriyle masaya yatırarak kent çalışmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Adından da anlaşılacağı üzere, kitap kentlerin yeni ve eskimeyen sorunlarını odağına almış.

Böyle bir ele alışın pragmatik bir mantığı var, gerisinde de gizil bir strateji olduğu söylenebilir.

Kentin yönetiminden sorumlu olanlara, sorunların çözümünde yoğunlaşmalarını söylüyor, salık veriyor denilebilir.

Unutulmamalı ki, bu sorunların taşıyıcıları kentin hemşerileridir.

Yani bizleriz…

Bu sorunlar bireyin öznelliklerine dayandırılarak saptanıyorsa bunlar anlık ve görelidir, bu nedenle bir bilimsel araştırma konusu olamayacaktır.

Ama bu sorun özneller arası ortak saptamalara konu oluyorsa, ya da nesnel gözlemlere dayandırılıyorsa bilimsel araştırmalara konu olabilecektir.

Nitekim eldeki kitaptaki çalışmalar da bu nitelikte.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlhan Tekeli, Nurşen Adak, Aksu Akçaoğlu, Taner Artan, Ayşe Gönüllü Atakan, Aslı Çoban, Hasan Hüseyin Aygül, Eylem Beyazıt, Esra Burcu Sağlam, Aykut Çalışkan, Efnan Dervişoğlu, Emine Dündar, Tuğba Elmacı, Çağrı Elmas, Tahire Erman, Ali Ekber Gülersoy, Tule Gültekin, Nevzat Gümüş, Muharrem Güneş, Gazanfer Kaya, Melis Oğuz, Emre Özcan, Salman Özüpekçe, Ayşe Şahin, Nuray Şahin, Aziz Şeker, Levent Taş, Seda Tekeli, Mehmet Devrim Topses, İsmail Tufan, Asuman Türkün, Sinem Burcu Uğur, Nil Uzun, Fikriye Yılmaz ve Sezer Yudulmaz.

  • Künye: Kolektif – Dert Yükü Mekânlar: Kentlerin Yeni ve Eskimeyen Sorunları, editör: Gazanfer Kaya ve Aziz Şeker, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 680 sayfa, 2022

David Harvey – Sermayenin Sınırları (2022)

‘Sermayenin Sınırları’, Marx’ın ‘Kapital’inin fikri mimarisi hakkında altın değerinde bir çalışma.

David Harvey bugün klasikleşmiş bu yapıtında çarpıcı şekilde ‘Kapital’i, Marksist kuramın gelişimini merkeze alarak anlatıyor.

Kapitalist gelişmenin tarihine ve coğrafyasına dair en güçlü kuramsal yaklaşımlardan birini geliştiren Harvey, ufuk açıcı metnini günümüzde dünya pazarlarında hakim olan karışıklığa dair kapsamlı bir tartışmayla güncelliyor.

“Kurgusal sermaye” ve “eşitsiz coğrafi gelişme” gibi kavramları derinleştiren Harvey, okuru, Marx’ın kâr oranının düşmesiyle ilgili çok tartışılan argümanıyla başlayıp Marx’ın çalışmalarının jeopolitik ve coğrafi içerimlerine zamanlıca bir girişle kapanan bir yolculuğa çıkarıyor ve aynı zamanda “kurgusal sermaye” ve “eşitsiz coğrafi gelişme” gibi kavramları derinleştirerek, okuru krizin formasyonunun katmanlarından adım adım geçiriyor.

‘Sermayenin Sınırları, üç açıdan okura yeni fırsatlar sunuyor.

Birincisi ve en önemlisi, eser, ‘Kapital’in ele aldığı temel konuları günümüz okuru için anlaşılır kılmayı amaçlıyor.

Bu sayede, Kapital’in fikri mimarisini anlamamıza yardımcı oluyor.

İkincisi, ‘Sermayenin Sınırları’, yirminci yüzyılda Marksist düşünürlerin yaptıkları katkıları özetliyor. Eser, yüz elli yılı aşkın bir süreçte oluşmuş kuramsal dağınıklığı, ‘Kapital’i merkeze alarak toparlıyor ve kuramsal gelişmeleri okura sunuyor.

Son olarak Harvey, birikim kuramına ilişkin özgün fikirlerini de okurla paylaşıyor.

Harvey’in daha yakın tarihli eserlerinde sıklıkla kullandığı birçok kavramın bu eserde yaptığı ‘Kapital’ okuması sayesinde ortaya çıktığı söylenebilir.

  • Künye: David Harvey – Sermayenin Sınırları, çeviren: Utku Balaban, Nika Yayınevi, iktisat, 594 sayfa, 2022

Kolektif – Kimlik (2022)

Kimlik üzerine yürütülen tartışmalar, Sokrates’in “Kendini tanı” deyişine kadar götürülebilir.

Bu enfes derleme de, kamusal alanda kimlikten kimlik siyasetine ve kimliğin söylemsel inşasına konuyu geniş bir çerçeveden irdeliyor.

Kimlik temelli tanımlayıcı ontolojik ve epistemolojik zemin arayışını herhangi bir tekil insanın ya da grubun kendisini ayırt edici şekilde konumlandırabilmek amacıyla bir “fark” ilişkisi kurma çabası olarak değerlendirebiliriz.

Bu bağlamda, tanımlayıcı bir ontolojik ve epistemolojik zemin olarak kimlik, bu fark ilişkisinin ürünü olarak görülebilir, etik ve siyasetin de bu fark ilişkisi üzerine kurgulandığı söylenebilir.

Ne var ki, sözü edilen fark ilişkisinin dile getirilen farkı görünür kılmak için dışsal bir varlık kategorisi ile ilişki halinde olma zorunluluğu fark’ın ontolojik, epistemolojik ve buna bağlı olarak etik ve politik temellerini de kaçınılmaz olarak sarsar.

Bu, dile getirilen ilişkinin sonuçlarını zorunluluktan olumsallığa dönüştüren bir sarsıntıdır. Bu sarsıntının sonucunda, tanımlayıcı özellik olarak tasavvur edilen kimlikler sahicilik niteliklerini yitirirler, saydamlık ve geçişkenlik kazanırlar.

İşte bu kitaptaki yazılar da, bu saydamlık ve geçişkenliği farklı boyutlarıyla ele alıyor ve kimlik sorununa dair tartışmaların kapsamının zihnimizde tasarlayabileceklerimizin ötesinde olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Melike Durmaz, Fahriye Didem Acar, Erol Esen, Kutlu Tuncel, Zeynep Savaşçın, Muharrem Açıkgöz, Eray Yağanak, Murat Bayram, Aziz Ardıç, Rabia Çepik, Umut Kesikkulak, Itır Güneş ve Yavuz Selim Alkan.

  • Künye: Kolektif – Kimlik: Kapsam, Bağlam, Sınırlar, editör: Muharrem Açıkgöz ve Eray Yağanak, Nika Yayınevi, inceleme, 294 sayfa, 2022

Jo Boaler – Konumuz Matematik (2021)

Matematik eğitimindeki yeni yaklaşımlar ve bu yaklaşımların sınıfta nasıl uygulanacağı hakkında çok iyi bir rehber.

‘Konumuz Matematik’, öğretmenlerin olduğu kadar ebeveynlerin de ilgisini çekecek nitelikte.

“Çocuğumun en iyi matematik eğitimini almasını istiyorum”

“Çocuğumun matematik dersinden çok başarılı olmasını istiyorum,” gibi cümleleri neredeyse her veli kurmuştur.

  • “En iyi” matematik eğitimi nedir?”
  • “Böyle bir eğitim mümkün müdür?”
  • “Matematikte nasıl ‘başarılı’ olunur?”
  • “Matematik öğretmenlerinin derslerde yaklaşımları nasıl olmalıdır?”
  • “Her eğitim-öğretim yaklaşımı her çocuk için uygun mudur?”

Bütün bu sorular matematik eğitimi deyince hepimizin aklına gelen sorulardan bazıları…

Boaler, bilimsel araştırmalarına dayandırdığı bu kitabında matematik eğitimindeki yeni yaklaşımlardan ve bu yaklaşımların sınıflarda nasıl etkisi olabileceğinden bahsediyor.

Kitap bu yönüyle öğretmenlere ve velilere ve onların matematik eğitimi anlayışına yeni bir bakış açısı kazandıracak türden.

  • Künye: Jo Boaler – Konumuz Matematik, çeviren: Boğaç Karçıka, Ezgi Kantarcı Oğuz, Merve Atasay Sunay ve Emrah Sercan Yılmaz, Nika Yayınevi, eğitim, 265 sayfa, 2021

Benno Teschke – Uluslararası Tarihsel Sosyoloji (2021)

Uluslararası İlişkilere politik Marksizm perspektifinden bakan çok iyi bir çalışma.

Benno Teschke, Uluslararası İlişkiler teorisinde egemen olan rasyonalizm, yapısalcılık ve pozitivizme alternatif bir uluslararası tarihsel sosyolojinin ana hatlarını çiziyor.

‘Uluslararası Tarihsel Sosyoloji’, Politik Marksizmin Uluslararası İlişkiler disiplinindeki kilit öncülerinden Benno Teschke’nin Uluslararası Tarihsel Sosyoloji (UTS) ile ilgili görüşlerini içeriyor.

Marksist UTS, Dünya Sistemleri Perspektifi, neo-Gramscici Uluslararası Politik Ekonomi, Amsterdam Okulu, Politik Marksizm, neo-Leninizm ve Post-Kolonyal Teoriyi de içeren çeşitli ve zengin geleneklerden beslenir.

Politik Marksizm görüşünden yola çıkan Teschke de, ana akım Uluslararası İlişkiler teorisinde hâkim olan rasyonalizm, yapısalcılık ve pozitivizme alternatif bir UTS’nin ana hatlarını çiziyor.

Teschke yaklaşımını Marksizmin hümanist fail bazlı yorumlarıyla bilimselci yapısalcı yorumları arasındaki tartışmanın eksenine yerleştirerek, toplumsal mülkiyet ilişkilerine dayanan fail bazlı bir Marksist UTS’nin temel savlarını savunuyor.

Teschke’nin asıl hedefi ise Justin Rosenberg tarafından Uluslararası İlişkilere uygulanan Eşitsiz ve Birleşik Gelişme (EBG) Teorisinin yapısalcı görüşler.

Faruk Yalvaç ise, bu kitap için kaleme aldığı giriş yazısında, Marksizmin eleştirel gerçekçi bir yorumundan yola çıkarak, Teschke’nin görüşlerinin temelini oluşturan ve Marx’ın erken çalışmalarıyla geç çalışmaları arasındaki farka dayanan “hümanist” ve “bilimsel” Marksizmin ayrımının hatalı olduğunu belirtiyor.

Yalvaç, Marx’ın ne tamamen hümanist ne de tamamen yapısalcı olduğunu, fakat iki unsurun da bir arada bulunduğu bir toplumsal teori geliştirdiğini ve Marksist bir UTS’nin bu temellerde geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

  • Künye: Benno Teschke – Uluslararası Tarihsel Sosyoloji, çeviren: Oğulcan Köksal, Nika Yayınevi, sosyoloji, 128 sayfa, 2021

Menderes Çınar – Siyasal Bir Sorun Olarak İslamcılık (2021)

Siyasal İslamcılığın nasıl bir çıkmaz olduğunu görmek için Türkiye’nin son 20 yılına bakmak dahi yeter de artar.

Menderes Çınar, 40 yıl önceki Milli Görüş hareketinden bugüne uzanarak siyasal İslamcılığın demokrasiye ve siyasete indirdiği ağır darbeleri gözler önüne seriyor.

Çınar’ın çalışması, siyasetin konjonktür, mekan ve ajan üçlüsünün eklemlenmesi ile yarattığı ivmeyi 40 yıl öncesine giden Milli Görüş hareketinden başlatarak son

19 yılın siyasal ve sosyal evrenini tamamen kaplayan İslamcı bir siyaset özelinde tartışıyor.

Çınar, son dönem iktidarlarının siyasete indirdiği ağır yaralayıcı darbelerin ülke insanında yarattığı umutsuzluğu da yas tutmadan, açıklayıcı ve umut verici bir tartışmayla ele alıyor.

  • Künye: Menderes Çınar – Siyasal Bir Sorun Olarak İslamcılık: AKP’nin 20 Yılı, Nika Yayınevi, siyaset, 264 sayfa, 2021

Funda Çoban – Dostoyevski Politikasının Sorunları (2021)

Dostoyevski edebiyatını siyasal sosyoloji bağlamında yeniden yorumlayan özgün bir inceleme.

Funda Çoban, Aristotelesçi politikadan Bahtinyen karnavaleske uzanarak Dostoyevskiyan dünyaya yakından bakıyor.

‘Dostoyevski Politikasının Sorunları’, Platon’un sempozyumundan Aristotelesçi politika ve Bahtinyen karnavaleske; kapitalizm, modernite, ilerleme sarmalından isyan ve ütopyaya; cinsellik söyleminden keşişler, soytarılar ve budalalara Dostoyevskiyan bir yolculuğa davet ediyor.

Çalışma, yazarın Raskolnikov, Nastasya Filippovna, Ivan Karamazov, Yeraltı Adamı, Gruşenka, Prens Mişkin, Stavrogin ve daha nice karakterin oluşturduğu dünyalar içinden geçerek modern sorunları yeni bir bakışla okuyor.

“İlle de dekadans” diyordu Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı.

Dekadans çağında edebiyat ve siyasetin yaratıcı yıkımına atfen, eser hem Dostoyevski severleri hem de siyaset sosyolojisi ve tarihle ilgilenen okurlar için önemli bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“Fransızların dediği gibi her şey mistik olarak başlar, politik olarak sona erer. Bunu doğrularcasına gizemli bir tutkuyla bağlı olduğum sanatçı dostu Dostoyevski’den yola çıkıp felsefeye, siyaset bilimine, edebiyat eleştirisine ve sosyolojiye gönül vermiş olanlara sesleniyorum. İncelemeyi bitirdikten sonra elinize (yeniden) bir Dostoyevski eseri almaya heves duymanızsa en büyük temennim. Çünkü Dostoyevski tüm karanlığı ve ışıltısı ile kaldırıldığı kitap rafından bize bakmaya devam ediyor.”

  • Künye: Funda Çoban – Dostoyevski Politikasının Sorunları, Nika Yayınevi, inceleme, 384 sayfa, 2021

Howard S. Becker – Kanıt (2021)

Sosyal bilim araştırmalarının nasıl yapılması gerektiği konusunda eşsiz bir kaynak.

Howard Becker’in uzun yıllarını emeklerinin ürünü olan bu kitabı, bir araştırma yapma ve anlama kılavuzu olduğu kadar, gündelik hayatımızın hakikatini aramada bize rehberlik edecek türden bir eser.

“Hakikat sonrası” bir çağda yaşadığımıza dair pervasız iddiaların yükselişi ve bunların yalnızca bilimi değil aynı zamanda demokrasiyi ve ortak insanlığımızı itibardan düşürmesi karşısında kitabın zamanlaması tek kelimeyle muhteşem.

‘Kanıt’, sosyal bilim araştırmasının nasıl yapılması gerektiğine dair incelikli bir değerlendirme ve Becker burada, veri toplarken ve bu veriyi kanıta dönüştürürken yöntemin pratik yönlerine dair düşünmenin önemini gösteriyor.

Çalışma, sahte haberlerin ve aşı karşıtı retoriğin hâkim olduğu günümüz dünyasında bu ve benzeri konular hakkında nasıl düşünmemiz gerektiğini gösteren, tam da bu dönemde çıkmasıyla çok önemli.

Becker’e göre, sosyal bilimciler, verilerinin, öne sürdükleri fikirleri için kanıt olarak ne kadar kullanışlı oldukları konusundaki soruları yeterince ciddiye almamaktadırlar.

‘Kanıt’, pek çok örnekten yola çıkarak, hiçbir veri toplama yönteminin tümüyle güvenilir bir bilgi üretmeyeceğini, bu nedenle araştırma işinin büyük bir kısmının hatalardan kurtulmak olduğunu güçlü bir şekilde vurguluyor.

Okurlar Becker’in bu son kılavuz kitabının her türden sosyal bilimci için kullanışlı bir araç sunduğunu görecekler.

  • Künye: Howard S. Becker – Kanıt, çeviren: Şerife Geniş, Nika Yayınevi, sosyoloji, 368 sayfa, 2021