Kolektif – Sosyal Hizmet Etiği (2020)

Sosyal hizmet, sosyal adaleti ve toplumsal barışı sağlamayı hedefleyen bir bilim dalı ve meslektir.

Huzurevleri, sevgi evleri, bakım merkezleri, sosyal hizmet merkezleri, kreşler, aile danışma merkezleri gibi birçok kurumda doğrudan müracaatçılara hizmet sunan sosyal hizmet uzmanlarının yetkinliği, bu nedenle hayati derecede önemlidir.

İşte bu derleme de, sosyal hizmet uzmanlarının mesleğini icra ederken, daha doğrusu kişilerin yaşamını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilecek kararları alırken hangi mesleki değer ve etik ilkelerle hareket etmeleri gerektiğini farklı yönleriyle irdeliyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Bekir Güzel, Kaan Sevim, Yunus Bayram, Durdu Baran Çiftci, Taner Artan, Aylin Arıcı, Aydın Olcay Özkan, Melek Zubaroğlu Yanardağ, Hatice Nuhoğlu, Umut Yanardağ, Zeki Karataş, Merve Kaya, Yavuz Aslan, Kıvanç Uzun, Zeynep Mutlu, Sayra Lotfi, Ergün Hasgül, Derya Bayrı Mengilli, Fatih Cebeci, Osman Akay, Yunus Bayram, Taner Artan, Aydın Olcay Özkan, Merve Karaman, Ozan Selçuk, Zafer Danış, Taner Artan, Beyza Erkoç.

  • Künye: Kolektif – Sosyal Hizmet Etiği, editör: Taner Artan ve Melek Zubaroğlu Yanardağ, Nika Yayınevi, inceleme, 382 sayfa, 2020

Kolektif – Yurttaşlık ve Demokrasi (2020)

Demokrasinin ön koşulu, yurttaşları eşitlikçi bir düzlemde bir araya getirmektir.

Fakat bu iki kavram arasında düşündüğümüzden çok daha çetrefilli bir ilişki vardır.

Özellikle bugün karşı karşıya kaldığımız toplumsal, ekonomik ve siyasi sorunlara demokrasi içerisinde bir yanıt bulunmadığı gibi, yurttaşlık kavramı da önemini yitirerek gündelik yaşamın tikel bir sosyalliğe dönüşüyor ve neticede de etnik gerilimler yeniden artıyor.

İşte farklı yazarların katkıda bulunduğu bu derleme de, yurttaşlık ve demokrasi arasındaki zorlu ilişkiyi çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Çalışma, hem bugünün neoliberal demokratik toplumlarını daha iyi kavramak hem de geleceğe dönük normatif bir bakış açısı edinmek açısından çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Armağan Öztürk, Doğancan Özsel, Elif Gazioğlu Terzi, A. Özgür Gürsoy, Efe Baştürk, Bartosz Płotka, İsmet Parlak, Mehmet M. Basmacı, Kemal Bakır, Zafer Yılmaz, C. Cengiz Çevik ve Thomas Aquinas.

  • Künye: Kolektif – Yurttaşlık ve Demokrasi, derleyen: Armağan Öztürk ve Doğancan Özsel, Nika Yayınevi, siyaset, 344 sayfa, 2020

Kolektif – Otoriter Neoliberalizmin Gölgesinde (2020)

Dünyada ve Türkiye’de son yıllarda muazzam dönüşüm geçiren iktidarı artık neoliberal kelimesiyle tanımlamak kifayetsiz.

Bu iktidar, yaşam alanlarını sömürgeleştirmekte her geçen gün daha bir pervasız hale geliyor, üstüne üstlük bunu yaparken, oldukları haliyle bile ihtiyaca yanıt veremeyen mevcut yasaları da ihlal etmekten çekinmiyor.

İşte bu derlemede bir araya gelen yazarlar, en hafif tabirle otoriter neoliberalizm olarak tanımlayabileceğimiz bugünkü iktidarın müştereklerimizde nasıl büyük yıkımlara neden olduğunu Türkiye özelinde ortaya koyuyor.

Otoriter neoliberalizmi, adeta en yıkıcı örneklerine tanık olduğumuz kent politikalarını merkeze alarak ve ayrıca birçok örnek üzerinden izleyen çalışma, kentsel toplumsal-mekânsal ilişkilerde piyasalaşmanın yanı sıra, derin kültürel/ideolojik dönüşümleri de amaçlayan bu yeni ekonomi-politiğin kent siyasalarını, farklı alanlar ve ölçekler arasında dolaşarak tartışıyor.

Zengin saha araştırmalarından da yararlanan kitap, sermaye birikim süreçleriyle siyasetin, mekânın, toplumsallığın ve öznelliğin ne denli iç içe geçtiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyan, muhakkak okunması gereken bir çalışma.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Deniz Ay, Ulaş Bayraktar, Ayşe Çavdar, Didem Danış, Neslihan Demirtaş-Milz, Şerife Geniş, Esra Kaya Erdoğan, Tuna Kuyucu, Faranak Miraftab, Mehmet Penpecioğlu, Tuna Taşan-Kok ve Candan Türkkan.

  • Künye: Kolektif – Otoriter Neoliberalizmin Gölgesinde: Kent, Mekân, İnsan, Nika Yayınevi, siyaset, 400 sayfa, 2020

Giorgio Agamben – Yeminin Arkeolojisi (2020)

Yemin ile kutsal arasındaki bağ nedir?

Ve bu bağlamda egemenlik, yasa, dil ve din arasında nasıl bir ilişki vardır?

Giorgio Agamben, ‘Yeminin Arkeolojisi’nde, bu girift ilişkiyi çarpıcı değerlendirmelerle izliyor.

“Yeminin vuku bulabilmesi için aslında, her şeyden önce, yaşamı ve dili, eylemleri ve sözleri bir şekilde ayırt edebilmek ve bir araya getirebilmek şarttır.” diyen Agamben, yemini, dil ile siyasal iktidarın ara kesitine yerleştirerek biyopolitika, egemenlik, yasa, din ve dil arasındaki çoklu ilişkiye özgün bir ışık tutuyor.

Düşünür ayrıca, Foucault’nun insanı “yaşayan varlık olarak, siyasetinde kendi varoluşunu, mesele eden hayvan.” şeklindeki tanımlamasını, “İnsan, dilinde kendi yaşamını mesele eden yaşayan varlıktır.” tanımlamasıyla başka bir boyuta taşıyor.

  • Künye: Giorgio Agamben – Yeminin Arkeolojisi: Dilin Kutsal Ayini, çeviren: Önder Özden, Nika Yayınevi, felsefe, 2020

Taner Akpınar – Pedagojik Tahakküm (2020)

Barış imzacılarının başına gelenlere baktığımızda da gördüğümüz gibi, üniversiteler, tarihsel süreçte büyük ölçüde egemen sınıfların tahakkümü altında güç ve iktidar ilişkilerinin yeniden üretimine katkı sunan bir işlev gördü.

Bugünkü üniversiteler de, neredeyse tümüyle egemen konumdaki yeni liberal ideolojinin tahakkümü altındadır.

Taner Akpınar’ın bu önemli çalışması ise, bu tahakkümü sosyal bilimlerdeki öğretim süreçlerini merkeze alarak inceliyor.

Akpınar, sosyal bilimlerdeki öğretim süreçlerinin, pedagojik olarak, tümüyle egemen ideolojiye göre kurgulandığını gözler önüne seriyor.

Çok değerli bir ifşa olarak okunabilecek kitap, sosyal bilim öğretimi görenlere, egemen ideolojinin hangi araçlar ve yollara başvurarak tümüyle taraflı yaklaşımını, nesnel bilimsel gerçekliğin kendisiymiş gibi aşıladığını gösteriyor.

  • Künye: Taner Akpınar – Pedagojik Tahakküm: Sosyal Bilim Öğretiminde Pedagojik Sorunlar, Nika Yayınevi, bilim, 135 sayfa, 2020

Aslıhan Burcu Öztürk – Bebekten Katile Erkeklik (2020)

Kadına yönelik şiddetteki asıl mesele, bunun yalnızca erkeğe özgü bir sorun olarak ele alınması.

Oysa bu başlı başına bir toplumsal sorundur.

Başka bir deyişle, kadına şiddet uygulayan erkek, genel anlamda içinde bulunduğu toplum tarafından biçimlendirilir.

İşte Aslıhan Burcu Öztürk’ün bu özenli çalışması da, kadına şiddet uygulayan erkeğin dünyasına mercek tutmasıyla önemli.

Öztürk’ün feminist bir yaklaşımla ördüğü çalışmasının en büyük katkısı ise, erkekliğin bu coğrafyada nasıl inşa edildiğini adeta adım adım izlemesi.

Kitap, şiddetle kuşatılan erkeğin, çocukluktan yetişkinliğe evde, okulda, işte, yatak odasında, askerde ve cezaevinde verdiği erkeklik sınavını, nasıl olup da kadını yaralayarak ve yok ederek geçmeye çalıştığını çarpıcı bir biçimde gösteriyor.

Hem şiddetin kaynağını daha iyi kavramak hem de bu konuda neler yapabileceğimizi daha iyi görmek açısından okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Aslıhan Burcu Öztürk – Bebekten Katile Erkeklik: Kadına Şiddet Uygulayan Erkekler, Nika Yayınevi, inceleme, 240 sayfa, 2020

Serter Oran – Emeğin Sokak Hali (2019)

Çok özgün bir sosyoloji ve iktisat çalışması olan ‘Emeğin Sokak Hali’, katı atık toplayıcılarının dünyasına ve yaptıkları işlerin niteliklerine iniyor.

Serter Oran, şimdiye kadar çoğunlukla yoksulluk ve kent yoksulluğu bağlamında ele alınan katı atık toplayıcılarını bu sefer daha geniş bir pencereden izliyor ve bunu yaparken de Türkiye’deki farklı alt gruplara ilişkin oldukça ilginç veri ve değerlendirmeler sunuyor.

“Kapitalist düzen katı atık toplayıcıları açısından ne gibi zorlu koşullar üretiyor?” ve “Katı atık toplayıcılarının sorunlarının toplumsal eşitlik temelli çözümü nasıl olmalıdır?” gibi önemli soruların yanıtlarını veren çalışma, aynı zamanda sorunu sınıfsal bir yaklaşımla irdeliyor ve daha da önemlisi bunu sınıf- etnisite ilişkisini merkeze alarak tartışıyor.

Katı atık toplayıcılarının dünyasına, onların sorunlarına, göç deneyimlerine, kentte tutunma çabalarına, gitmekle kalmak arasında gidip gelişlerine, hak arayışlarına ve mücadele deneyimlerine yakından bakmak isteyenlerin muhakkak ama muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Serter Oran – Emeğin Sokak Hali, Nika Yayınevi, inceleme, 300 sayfa, 2019

Faruk Ataay – Türkiye Demokrasi Tarihi (2019)

Türkiye demokrasisi kısa tarihi boyunca inişli çıkışlı bir seyir izledi.

Ülkenin yüzünü ileriye döndüğü her an, askeri veya sivil faşist iktidarlar bunun önüne geçmek için her seferinde zaten fazlasıyla partizan ve kırılgan kırılgan olan demokratik kurumları rafa kaldırdı.

Faruk Ataay’ın bu özenli çalışması ise, Osmanlı’da modernleşmenin ilk aşaması olan 1789-1839 yılları arasından bugüne uzanarak bu toprakların demokrasi serüvenini baştan sona izliyor.

Bunu yaparken, günümüz Türkiye’sinin önemli toplumsal ve siyasal sorunlarının tarihsel kökenlerini de ortaya koyan Ataay, ekonomik, toplumsal, yönetimsel ve düşünsel boyutlarıyla bütünsel bir sosyal bilim perspektifinden hareket eden bir sentez geliştirmiş.

Kitap, Osmanlı’nın ilk modernleşme sürecinden başlayarak Tanzimat’a ve oradan da kronolojik şekilde I. Meşrutiyet ve II. Abdülhamit dönemine, II. Meşrutiyet dönemi ve İttihat ve Terakki Fırkası’na, Balkan Savaşları’ndan Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyetin kuruluşu ve tek parti dönemine, çok partili hayata geçiş ve Demokrat Parti dönemine, 27 Mayıs darbesinden 12 Mart darbesine, 12 Mart darbesinden 12 Eylül’e darbesine, 12 darbesinden sonra neoliberalizme geçişe, neoliberalizmin 90’lar boyunca yaşadığı kriz ve bu süreçteki koalisyonlar dönemine ve nihayet AKP dönemine uzanıyor.

Kitap, Türkiye demokrasisinin sancılı tarihsel gelişimini incelemekle kalmıyor, daha da önemlisi, demokrasinin hep kısıtlı kalmasının ve yaşanan krizlerle sık sık kesintiye uğramasının nedenlerini de açık bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Faruk Ataay – Türkiye Demokrasi Tarihi, Nika Yayınevi, tarih, 248 sayfa, 2019

Kadir Cangızbay – Siyasal İslam (2019)

Siyasal İslam’ın bütün karanlığıyla üzerimize çöktüğü, tam anlamıyla bir “modern Ortaçağda” yaşıyoruz.

Peki, siyasal İslam’ı ortaya çıkaran koşullar nedir ve günümüz dünyasında onu hangi bağlamda okumak gerekir?

İşte Kadir Cangızbay’ın elimizdeki çalışması, bir asalak olarak nitelediği siyasal İslam’ın tam olarak ne manaya geldiğini çok yönlü bir bakışla ortaya koyan, konu hakkında bir başvuru kaynağı.

Siyasal İslam’ı doğuran koşullar, laiklik, bilim, Aydınlanma ve Cumhuriyet gibi yakıcı konu ve kavramları bu bağlamda irdeleyen Cangızbay, bütün toplumu her taraftan kuşatmış bu karanlığın dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

Kitaptan iki alıntı:

“İster İslâm olsun, ister Hıristiyanlık veya herhangi başka bir din, referansı insan-üstü bir varlık, vaadi de hayat-ötesi bir dünya olan her türlü ideoloji, insanı ‘insanlığa karşı suç’ niteliğindeki caniliklere sürükler, bu tür canilikleri meşrulaştırmaya yönelik en elverişli düşünsel zemini ve doktrinsel dayanağı oluşturur.”

“Âmiyâne tabiriyle ‘allahsız’ neo-liberalizmin en elverişli aletleri, Allah’ı ‘öbür dünya’ya sürgün eden siyasal İslâmcılar olacaktır: İnsan-üstü bir referansa dayanarak biz insanlar üzerinde tahakküm kurma peşindeki ‘can’ düşmanı yaratıklar karşısında yapmamız gereken, ‘inanmak’ın insanın ‘bilgi öznesi’ olmaktan vazgeçmesine tekabül eden bir zül olduğunu haykırmak olmalıdır. Bunun ardından gelecek olan ise, ‘cihat’ ve ‘fetih’ diyenin gözü başkalarının vatanında, topraklarında, malında mülkünde, çoluğunda çocuğunda, karısında kızında olup, kafasında vatan kavramı, ruhunda da vatan sevgisi bulunmayan, molekülü vatandaş olan res-publica’da yaşama hakkı bulunmayan bir asalak olduğunu en açık-seçik biçimde yüzüne vurmaktır.”

  • Künye: Kadir Cangızbay – Post-Modern Pre-Modern’i Öpüyor: Siyasal İslam, Nika Yayınevi, siyaset, 360 sayfa, 2019

Rümeysa Akgün – Adam Öldüren Kadınlar (2019)

Türkiye’de kadın cinayetleri sınır tanımıyor ve bu durum, gittikçe büyüyen devasa bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Erkek şiddetinin pervasızlığı, toplumun duyarsız kaldığı ve devlet kurumlarının da yeteri kadar koruma sağlamadığı kadınları da kendilerini şiddete başvurarak savunmaya sevk ediyor.

Ç.K.ve N. Y. gibi, eşini öldüren birçok kadın bu durumun somut örneği olarak karşımızda duruyor.

İşte Rümeysa Akgün’ün bu kitabı, şu an adam öldürme suçundan cezaevlerinde yaşayan kadınların tanıklıklarını ilk elden vermesiyle çok önemli ve değerli bir çalışma.

Her şeyden önce, kadınları bu suçu işlemeye sevk eden asıl dinamikleri daha iyi kavramamızı sağlamasıyla büyük öneme haiz kitap, bunun yanı sıra kadınların cezaevi yaşamlarını, cezaevlerinden önceki hayatlarını, ataerkinin kadın üzerinde kurduğu muazzam baskıyı ve kadınların bu baskıya nasıl yanıt verdiklerini aydınlatıyor.

Kitabın bize anlattığı acı gerçek ise, tamı tamına şudur: Kadınların başvurduğu şiddet aniden belirivermiş değil.

Bu, toplumun ve siyasi erkin dönüşümüyle iç içe, kökenleri derinlere uzanan ve üstelik acil çözüm bulunmadığı halde önü alınamayacak denli ciddi bir sorundur.

Kitaptan iki alıntı:

“Kız olduğumuz için baskı gördük. Bir şeyi fazla yiyemiyorsun, bir yere gidemiyorsun. Kız çocuğu bu kadar yemez, kız çocuğu her yere gitmez diye sürekli engellendik. Ama erkek kardeşime her şey serbestti. Bu durum bende kıskançlık oluşturdu. Ben de köşelerde onu sıkıştırıp vururdum.”

“Olay günü eşim beni dövdü. Ölmüş anneme küfretti. Zoruma gitti. Aramızda münakaşa başladı ve beni dövdü. Bir ara elinden kurtulup diğer odaya kaçtım. Tüfek vardı. Elinden kurtuldum öldürdüm. Bir anda olay oldu. Daha önce öldürmeyi hiç düşünmedim. Çok kötü dövmüştü.”

  • Künye: Rümeysa Akgün – Adam Öldüren Kadınlar, Nika Yayınevi, kadın, 194 sayfa, 2019