Kolektif – Kavramsal Ritimler (2021)

Edebiyat ile felsefe arasında sıkı bir ilişki vardır.

Bu nitelikli derleme de, filozofların kullandıkları kavramları merkeze alarak, filozofların edebiyata yönelik tutumlarını ve kendi düşünceleriyle edebiyat arasında nasıl bağ kurduklarını aydınlatıyor.

Felsefe edebiyatın yerini alamaz; edebiyat da felsefenin yerini tutamaz.

Edebiyat bir şey yapar, etkileri vardır; bazı sonuçlar doğurur, felsefe bu sonuçların ne olduğunu, böylelikle edebiyatın ne olduğunu anlamak ve açıklamak ister.

Fakat aslında bu, felsefenin daima önünde duran zor bir meseledir.

Zira edebiyatın sonsuz evreninde hep keşfedilecek başka yollar, anlaşılmayı bekleyen başka sonuçlar var olacaktır.

İnsana dair kavranabilir ve hissedilebilir olanı arayan bu iki faaliyet arasındaki bağlar, her zaman kavramların gücüyle eleştirel bir biçimde tartışılmayı bekleyecektir.

Elinizdeki derlemede, edebiyat ile felsefe arasındaki ilişkiler filozofların edebiyata yaklaşırken kullandıkları kavramlar merkeze alınarak tartışmaya açılmaktadır.

Derlemede bir araya getirilen metinler, filozofların edebiyata yönelik tutumlarının ne olduğunu, kendi düşünceleriyle edebiyat arasında nasıl bir bağ kurduklarını ve bu bağın genel olarak felsefe ile edebiyata yönelik kavrayışları ya da kabulleri ne şekilde değiştirdiğini göstermektedir.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Ömer Küçük, Sercan Çalcı, Burcu Canar, Hakan Yücefer, P. Burcu Yalım, Emre Koyuncu, Mustafa Demirtaş, Uğur Ermez, Özgür Taburoğlu, Zeliha Dişçi ve Yüce Aydoğan.

  • Künye: Kolektif – Kavramsal Ritimler, editör: Mustafa Demirtaş, Nika Yayınevi, inceleme, 316 sayfa, 2021

Kolektif – Vazgeç(me)mek (2021)

Türkiye’nin siyasi durumu, hepimizi vazgeçmek ya da vazgeçmemek, direnmek ya da kabullenmek arasında bir tercih yapmaya zorluyor.

Siyasal tarihi bir duygular tarihi olarak okuyan bu derleme, vazgeç(me)meyi doğuran siyasi ve kültürel iklimi derinlemesine analiz ediyor.

Vazgeçme – vazgeçmeme hâl ve pratiklerinin güncel ve tarihsel örneklerine, tercihleri doğuran koşullara, bunların ortaya çıkma biçimlerine ışık tutulan derleme, bu iç içe geçmiş ve bazen biri diğerinin yerine geçebilen ikili yönelimin çok katmanlı boyutlarının değerlendirildiği makalelerden oluşuyor.

Konu edilen tercihlerin nedenleri olduğu kadar bunları doğuran ortam ve koşulların da değerlendirildiği metin boyunca kolektif eylemden siyasal davranışın kültürel arka planını oluşturan geleneklere, yaygın kültürel eğilimlerden kişiye özel tutumlara kadar vazgeçme-vazgeçmeme süreçleri farklı deneyimler üzerinden inceleniyor.

Siyasal tarihin bir duygular tarihi olarak da okunabileceğinin, çoğunlukla kurumsal yüzleri öne çıksa da öfkenin, mücadele ve umudun, korkunun, neşenin ve iyimserliğin bu tarihin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğinden hareket eden makalelerde vazgeçme ve vazgeçmenin nasıl ve nerelerde mümkün olduğu, bu iki tercihin temel dinamikleri ve kırılma anları tartışılıyor.

Kadim bir mesele olan vazgeçme ve vazgeçmeme hallerinin çok katmanlı ve çoğunlukla karmaşık dinamikleri incelenirken, metinlerin arka planında direnmenin, dayanışmanın ve özgürlük alanları açma mücadelesinin bitmediği inancı yer alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yücel Demirer, Deniz Parlak, Füsun Üstel, İlkay Özküralpli, Evin Sevgi Baran, Geran Özdeş Çelik, Gökçe Zeybek Kabakcı, Kadir Dede, Burcu Karakaş, Çiğdem Toker, İrfan Aktan, Aksu Bora, Behçet Çelik, Gaye Boralıoğlu, Mehtap Ceyran, Didem Dayı, Meral Camcı, Mine Gencel Bek, Özlem Şendeniz ve Nilgün Toker.

  • Künye: Kolektif – Vazgeç(me)mek, derleyen: Yücel Demirer ve Deniz Parlak, Nika Yayınevi, siyaset, 220 sayfa, 2021

Kadir Dede – Edebiyatın Ulusu Ulusun Edebiyatı (2021)

Cumhuriyetin ilk yıllarında yayımlanmış romanların ulus inşasında ne gibi roller üstlendiği hakkında nitelikli bir inceleme.

Kadir Dede, romanın modernleşme ve milliyetçilikle olan karmaşık ilişkisini aydınlatıyor.

‘Edebiyatın Ulusu, Ulusun Edebiyatı’, Ziya Gökalp’in betimlemesinden aldığı ilhamla 1923-1938 yılları arasında yayımlanmış romanların Türk ulusunun inşası doğrultusunda yüklendiği rolleri bir yandan ulus inşasına dair kuramsal tartışmalar diğer yandan romanın modernleşme ve milliyetçilikle olan karmaşık ilişkisi ışığında ele alıyor.

Bir “hayali cemaat” olarak Türk ulusunun yaygınlaşmasında, bireyler için kurgulanan bir kimliğin okura ulaşmasında ve milliyetçiliğe ilişkin fikirlerin kitleselleşmesinde pay sahibi olan eserleri aynı zamanda edebi olan politiktir iddiasının dayanakları olarak tartışıyor.

Dede, romanlarda yer bulan “biz” ve “öteki” kategorilerine kim ya da ne olduğunu bilmeyen bir kitleye “Türk” olduğunu göstermenin bir aracı olarak yaklaşırken, metinlerin nihai olarak ulus inşa süreçlerinin kritik ancak gölgede kalan bir boyutuna katkı sağladığını; bir hakikat etkisi yaratacak bir biçimde ulusun kökenini oluşturan “hikâye”yi vücuda getirdiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Kadir Dede – Edebiyatın Ulusu Ulusun Edebiyatı: Erken Cumhuriyet Döneminde Ulus İnşası ve Roman, Nika Yayınevi, inceleme, 320 sayfa, 2021

Kolektif – Salgın Halleri (2021)

‘Salgın Halleri’, Covid-19’un ortaya çıkardığı çok katmanlı eşitsizliklerin harika bir dökümü.

Derlemede, pandeminin gündelik hayatın dönüşümündeki etkilerinden eğitim üzerinde yarattığı kırılganlıklara ve işçi sınıfı üzerindeki derinleşen eşitsizliklere kadar pek çok konu tartışılıyor.

Covid-19, hızlı bulaş riski, yayılma kapasitesi ve dirençli varyantları sebebiyle tüm dünyayı kısa sürede etkisi altına aldı.

Bu beklenmedik ve endişe verici gelişme, küresel ticaret ve ulaşım ağlarındaki yoğunluk, siyasal öngörüsüzlük, sağlık hizmetleri ve altyapısındaki yetersizlikler gibi faktörlerin eklenmesiyle toplumsal hayatın her alanında giderek derinleşen bir krize dönüştü.

Sadece dünyanın her köşesinden milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine yol açmadı.

Küresel ölçekte yaşanan istihdam kaybı, olağanüstü hâl kapsamında uygulanan sokağa çıkma yasağı, seyahat engeli gibi kısıtlamalar ve aksayan eğitim faaliyetleri milyarlarca insanın hayatına ket vurdu.

Hal böyleyken, salgını kontrol altına alabilmenin yollarını araştırmak kamu sağlığı açısından ne kadar önemliyse, salgının sosyo-politik ve ekonomik alandaki tezahürlerini sorgulamak da bu süreçte ortaya çıkan ve pekişen toplumsal eşitsizlikleri anlamak açısından o kadar önemli.

‘Salgın Halleri’, salgının bir anda ve tüm çıplaklığıyla ortaya saçtığı bu çok katmanlı eşitsizlikleri mercek altına almasıyla önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ebru Kayaalp Jurich, İbrahim Burhan Işık, Mehmet Barış Kuymulu, Onur Bilginer, Bahar Aykan, Duygu Hatıpoğlu Aydın, Aksu Akçaoğlu, Can Özen, Yeşim Mutlu, Zafer Ganioğlu, Önder Küçükural, Etrit Shkreli, Hatice Yaprak Civelek, Gökten Doğangün ve Canan Balan.

  • Künye: Kolektif – Salgın Halleri: Covid-19 ve Toplumsal Eşitsizlikler, derleyen: Bahar Aykan ve Onur Bilginer, Nika Yayınevi, siyaset, 480 sayfa, 2021

Aziz Şeker – Kadın Roman Kahramanları (2021)

Erkek egemenliği her alanda olduğu gibi edebiyatta da baskındır.

Pek çok roman, daha çok erkek kahramanlarıyla öne çıkar.

Öte yandan, az da olsa sıra dışı kadın roman kahramanlar da vardır.

İşte Aziz Şeker de bu çalışmasında, kadın roman kahramanlarını toplumsal cinsiyet ve edebiyat sosyolojisi bağlamında inceliyor.

Burada karşımıza, Dostoyevski’nin Sonya’sından Tolstoy’un Anna’sına ve Dolli’sine, Stendhal’in Madam de Rênal’inden Vedat Türkali’nin Nermin’ine, Halide Edip’in Rabia’sından Fakir Baykurt’un Irazca’sına ve Flaubert’in Emma’sına pek çok kadın roman kahramanı çıkıyor.

  • Künye: Aziz Şeker – Kadın Roman Kahramanları: Toplumsal Cinsiyet, Edebiyat Sosyolojisi ve Roman Okumaları, Nika Yayınevi, inceleme, 196 sayfa, 2021

 

Hikmet Kuran – Şehir Hakkı (2021)

Kentler bugün, sermayenin yeniden üretiminin bir aracına dönüştü.

Hikmet Kuran da, Henri Lefebvre’in özgün kent hakkı kavramından yola çıkarak kentlere yeniden sahip çıkmamıza olanak sağlayacak devrimci bir perspektifin olanakları üzerine düşünüyor.

Kapitalist üretim tarzında sermaye-mekân etkileşiminin işleyişine yönelik çarpıcı çözümlemeleri ve isabetli öngörüleri Lefebvre’i özgün bir noktaya taşıdı.

Örneğin şehir ve kent arasında tanımladığı ve çözümlediği ayrım, kapitalizmin kent sorunsalına tüm boyutlarıyla temas eder.

Kullanım değeri ve sahiplenmeye endeksli, belirlenim, tahakküm ve sömürü süreçlerinden bağımsız bir nitelik arz eden ‘şehir’ ile söz konusu süreçlerin küresel ölçekte somutlaştığı ve özgün nitelikleri yok ettiği, tüm unsurlarıyla sermayenin yeniden üretiminin bir aracına dönüşen ‘kent’ arasındaki bu ayrım, bu anlamda dikkat çekicidir.

İşte Lefebvre’in şehir hakkı olarak kavramsallaştırdığı çözüm arayışı, tam da bu ayrım üzerinden somutluk kazanmasıyla çok önemli.

Bu bağlamda şehir hakkı kavramsallaştırması, hem üretim ilişkilerinin ürettiği/yeniden ürettiği ve ekonomik, toplumsal, siyasal ve mekânsal düzlemde gözlemlenen sorunları anlamlandırma hem de bunları ve bir bütün olarak kapitalist üretim ilişkilerini ortadan kaldıracak devrimci dönüşümü formüle etme açısından kilit bir unsur olarak ön plana çıkar.

Kuran da bu çalışmasında, şehir hakkı kavramının kapitalizmi aşmaya koşullu bir devrimin kuramsal yol haritasına karşılık geldiğini savunuyor.

Bu iddiasını da Lefebvre’in mekân-sermaye, gündelik hayat ve toplumsal mücadele pratiklerine yönelik öne sürdüğü argüman ve kavramsallaştırmalara dayandırıyor.

Kuran bunu yaparken de, özellikle neoliberal politikalarla daha da görünür hâle gelen, Lefebvre tarafından başarıyla öngörülen ve çözümlenen, şehrin özgün nitelikleri ile kapitalizme içkin temel yasalar arasındaki çatışma noktalarını aydınlatıyor ve şehir hakkının gerçekleşmesinin kapitalist üretim ilişkilerinin ortadan kalkması anlamına geldiğine yönelik iddiayı kuramsal ve pratik boyutlarıyla gerekçelendiriyor.

  • Künye: Hikmet Kuran – Şehir Hakkı: Neoliberal Kentleşme ve Sınıf Mücadelesi, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 296 sayfa, 2021

Selman Saç – Jean Jaurès (2021)

Fransız sosyalizminin kurucularından Jean Jaurès, bugünkü toplumsal mücadeleler için bize nasıl yol gösterebilir?

Selman Saç bu özgün çalışmasında, bizde pek bilinmeyen büyük militan ve entelektüel Jaurès’in fikirlerini güncel bir bakışla yorumluyor.

1859-1914 yılları arasında yaşamış Jaurès, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında yürütülen toplumsal mücadeleler ve teorik tartışmalar söz konusu olunca ilk akla gelen isimlerdendir.

Selman Saç da çalışmasında, Jaurès’in fikirleri ve yaşadığı dönemi çok yönlü bir biçimde ele alıyor, dönemin sosyalist dünyasının (Marksist ve Revizyonist) belli başlı tartışmalarını pratik meseleler etrafında ortaya koyuyor.

Kitabın en önemli katkılarından biri ise, Jaurès ve yaşadığı dönemdeki tartışmalardan yola çıkarak insan hakları, adalet, laiklik ve sosyal haklar gibi, günümüzdeki belli mücadele alanlarını sorunsallaştırması.

  • Künye: Selman Saç – Jean Jaurès: Cumhuriyetçi Sosyalizmin İmkânı, Nika Yayınevi, siyaset, 280 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu – Ayrım (2021)

Pierre Bourdieu’nün ‘Ayrım’ı, günümüz sosyal bilimler alanı açısından çağdaş bir klasiktir.

Kitap, farklı sınıfların kültürel beğenileri ve kültürel tüketim yatkınlıklarına getirdiği özgün kuramsal çerçeveyle göz dolduruyor.

Sınıfsal perspektif ile kültürel analizi bir araya getiren ve sınıfsal tahakkümün kültürel mekanizmalarını ifşaya soyunan Bourdieu’nun çalışmasını özgün kılan başlıca husus, sınıf mücadelesinin gizil bir boyutuna, kültürel tüketimin çok değişkenli ve müphem karakterine odaklanması.

Bu çalışma ile Bourdieu, sınıf savaşının gizil bir boyutuna, kültürel tüketimin çok değişkenli ve müphem karakterine eğilerek, felsefe tarihinin en muamma sorularından birine, yargının kökeni ve işleyişi sorusuna sosyo-tarihsel ve ampirik bir cevap sunmuş oluyor.

Beğeniyi bireyselliğe indirgemeden, onu toplumsal ihtiyacın form değiştirmiş tezahürü olarak görerek beğeninin yaşam tarzını art de vivre olarak dayatmada, konumsallıkları muhafaza etmede ve sınıf mücadelesinde bir koza tahvil etmede ne denli hayati olduğunu saptıyor.

‘Ayrım’, gerek analizlerinin gücü gerekse Bourdieu’nün modelinin dayandığı kuramsal temellerle, özellikle günümüzün hiyerarşik toplumlarında beğeni yargısının kritik sınıfsal niteliğini kavramak bakımından klasikleşmiş bir başvuru kaynağı olmaya devam ediyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Ayrım: Beğeni Yargısının Toplumsal Eleştirisi, çeviren: Günce Berkkurt ve Derya Fırat, Nika Yayınevi, sosyoloji, 652 sayfa, 2021

Suat Taşkesen – Aidiyet Siyaseti (2021)

Aidiyet siyaseti “biz ve onlar” sınırlarını inşa eder, fakat asıl mahareti bu sınırları sürekli biçimde yeniden üretmesidir.

Suat Taşkesen, aidiyet ve sosyal dışlanma süreçlerinin yanı sıra aidiyet siyasetinin kapsamlı bir analizini ortaya koyuyor.

Söz konusu sınırları koruma ve yeniden üretme arzusu ve zorunluluğunun aidiyet siyasetinin varlık koşulu olduğunu belirten Taşkesen, aidiyet siyasetinin modern dünyadaki sosyal ve siyasal yaşantımızı nasıl derinden etkilediği üzerine çok yönlü bir şekilde düşünüyor.

Taşkesen’e göre aidiyet siyaseti, birey ve gruplar olarak ortaya koyduğumuz siyasal tutumlarımız, eğilimlerimiz ve davranışlarımız, insan doğasındaki aidiyet ihtiyacıyla sıkı ilişki içindedir.

  • Künye: Suat Taşkesen – Aidiyet Siyaseti: İçerilme, Dışlanma, Siyasal Tercihlerimiz, Nika Yayınevi, siyaset, 232 sayfa, 2021

Susan Buck-Morss – Günümüzde Devrim (2021)

Dünya çapında otoriter, faşist iktidarların at koşturduğu bugün, güçlü devrimci tahayyülleri nasıl oluşturabiliriz?

Susan Buck-Morss, hem bunun yollarını anlatıyor hem de siyasal sorumluluklarımızı üstlenmemizin bu süreçte neden hayati derecede önemli olduğunu ortaya koyuyor.

İçinde yaşadığımız zorlu zamanlarda özellikle okunmayı hak eden ‘Günümüzde Devrim’, özgürlük, özgürleşme, siyaset ve geleceğimiz üzerine derinlemesine düşünmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Susan Buck-Morss – Günümüzde Devrim, çeviren: Onur Yıldız, Nika Yayınevi, siyaset, 120 sayfa, 2021