Ernő Rubik – Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat (2022)

Dünyanın en popüler bulmacası olan Rubik Küpü’nün yükselişine dair eşsiz bir kitap.

Bu bulmacanın mucidi Ernő Rubik, anılarını ve icadıyla ilişkisini anlattığı kitabıyla karşımızda.

‘Küp’, gezegenimizin en ikonik bulmacası olan Rubik Küpü’nün inzivadaki mucidi Rubik’ten öğrendiklerine, merakına ve keşiflerine dair benzersiz bir ilk kitap.

Ernő Rubik bulmacalara gönlünü kaptırdığında henüz bir çocuktu.

Zaman içerisinde bulmacaların insanların odaklanmasını, merak duygusunu, keşifçi ruhunu geliştirdiğini de fark etti.

İcat edildiği 1974’ten bugüne tüm dünyayı saran ve popüler kültürün ayrılmaz bir öğesi hâline gelen küp de onun için yalnızca bir bulmaca değil, aynı zamanda bir yaratıcılık makinesiydi.

‘Küp’te Rubik yalnızca bu büyülü bulmacayı yaratma macerasını değil, her daim amatör bir ruha sahip olmanın sırlarını da açıklıyor, bir yandan da keşif süreci olmaksızın sorunların çözülemezliğini tartışıyor.

‘Küp’, yalnızca bu bilge ve mütevazı mucidin zihnine değil, bulmacanın kendisine de doğrudan bir bakış sunuyor.

  • Künye: Ernő Rubik – Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat, çeviren: Sinan Gürtunca, İthaki Yayınları, bilim, 216 sayfa, 2022

Henry David Thoreau – Walden (2022)

‘Walden’, doğaya ve sade yaşama övgü niteliğinde bir başyapıttır.

Henry David Thoreau bu klasikleşmiş yapıtında, Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük kulübesindeki deneyimlerini paylaşıyor.

Thoreau, 1845 yılında Concord, Massachusetts’teki evinden ayrılarak Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük bir kulübeye yerleşir.

Bu ormanda iki sene boyunca tek başına yaşar, başka insanlara muhtaç olmadan hayatta kalmayı, yaratıcı ve ahlaki ilhamlarını doğrudan doğadan almayı öğrenir.

Günlük olarak tuttuğu bu eser, yalnızca bir anı değil, aynı zamanda felsefi bir tez ve ekolojik bir manifesto niteliğindedir.

Walden, Thoreau’nun iç dünyasını yansıtmakla kalmaz, dünyaya, sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerle ilişkimize, gerçekten özgür bir birey olmanın anlamına ve insanın Doğa ile olan iletişiminin özüne dair en etkileyici eserlerden biridir.

Kitaptan bir alıntı:

“Ormana gitmemin nedeni, bilerek yaşamak, yaşamın sadece temel gerçekleriyle yüzleşmek, bana öğreteceği şeyleri öğrenip öğrenemeyeceklerimi görmek ve yaşamamış olduğumu ancak ölüm geldiği zaman fark etmemek içindi.”

  • Künye: Henry David Thoreau – Walden: Yahut Ormanda Bir Yaşam, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 336 sayfa, 2022

Nick Montgomery ve Carla Bergman – Neşeli Militanlık (2022)

Siyaset yapış biçimimizi içinden çıkılmaz bir kısırdöngüye çeviren sekter radikalizmin alternatifi nedir?

Nick Montgomery ve Carla Bergman dostluğa, özgürlüğe, sevgiye, yakınlığa, özene, güvene ve sorumluluğa neşeli bir militanlığın, direnişin imkânları üzerine düşünüyor.

Montgomery ve Bergman, ‘Neşeli Militanlık’ta, zamanımızın tükenmişlik, kaygı, şüphe, ahlâkçılık, utanç gibi güçsüzleştirici eğilimleri derinleştiren boğucu atmosferinde, gerçekten etkili ve gerçekten insanlara iyi gelecek bir direnişin yolunu yordamını arıyorlar.

“Sekter radikalizm” dedikleri tutuma karşı, neşeli militanlığı öneriyor yazarlar.

Onlara göre sekter radikalizm, radikal politikayı ortak ve güçlendirici bir süreç olmaktan çıkartarak rekabetçi bir performansa dönüştürüyor; insanları “kendini diğerlerinden daha radikal hissetmenin memnuniyeti” ile “yeterince radikal olmamanın üzüntüsü” arasında savurup duruyor.

Buna alternatif olarak önerdikleri neşeli militanlığı, dostluğa, özgürlüğe, sevgiye, yakınlığa, özene, güvene, sorumluluğa değer veren ve insanı “hissedebilir ve yeni şeyler yapabilir hale getiren” bir aktifleşme olarak düşünüyorlar.

Neşeden doğan gücün dönüştürücülüğüne inanarak, militan bir neşeyle yazılmış bir kitap.

  • Künye: Nick Montgomery ve Carla Bergman – Neşeli Militanlık: Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek, çeviren: Gülnur Elçik, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022

Elizabeth Tasker – Gezegen Fabrikası (2022)

Yirmi yıl önce güneş sistemi dışındaki gezegenlerin araştırılması sadece bilimkurgu yazarlarının ilgi alanına giriyordu.

Oysa bugün astronominin en hızlı genişleyen alanlarından biri haline geldi.

Bugüne dek binlerce “ötegezegen” keşfedildi ve sayıları hızla artıyor.

Yeni keşfedilen bu dünyalar en fantastik bilimkurgu kitaplarında hayal edilenlerden çok daha yabansı.

Aralarında bir yılı Dünya zamanıyla birkaç hafta süren, Jüpiter’den büyük gaz devleri de var, iki güneşli karasal gezegenler de.

Hatta bazılarının güneşi bile yok!

Katran okyanuslarıyla kaplı elmas mantolu gezegenler mi ararsınız, yoksa bir yarımküresi sürekli kış, diğer yarımküresi sürekli yaz olanlar mı?

Tüm yüzeyi okyanuslarla örtülü su dünyaları mı, yoksa tamamen magma deniziyle örtülü volkanik dünyalar mı?

Böylesi bir çeşitliliğin keyfi daha başlangıç.

‘Gezegen Fabrikası’ bu gezegenlerin öyküsünü anlatıyor.

Bilinen sayısız komşu yıldız var ve bunların her birinin çevresinde ötegezegenler dönüyor.

Bu olasılıklar arasında bizim gezegenimize benzeyen bir dünya, ikinci bir Dünya bulunması mümkün mü?

Ne dersiniz?

  • Künye: Elizabeth Tasker – Gezegen Fabrikası: Ötegezegenler ve İkinci Bir Dünya Arayışı, çeviren: Mehmet Emin Özel, Say Yayınları, bilim, 416 sayfa, 2022

Noam Chomsky ve James Kelman – Fikirler Neden Önemlidir? (2022)

‘Fikirler Neden Önemlidir?’, filozofların hakikat arayışı üzerine incelikli bir sorgulama.

Noam Chomsky, daha iyi bir dünya için düşünme, hakikat ve şüphenin neden vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor.

Filozoflar çağlar boyunca her türlü şüphenin gölgesinin ötesinde doğru olduğunu görebilecekleri o şeyi aramakla meşguller.

Rene Descartes’ı Cogito, Ergo Sum’a (düşünüyorum öyleyse varım), tamamıyla itimat edebileceğini düşündüğü dünyaya dair bir ifadeye götüren bu arayıştı.

Düşündüğü şeyin önemi yoktu, düşünüyor olması önemliydi; hakikat buydu.

Bu tek temelden yola çıkarak Tanrı’nın varlığını kanıtlamak için devam etti.

Öncesindeki yıllar Avrupa için zor geçmişti; pek çok diğer insan arasında Galileo, Kepler, Copernicus hâkim olan eski öğretilerle, özellikle de dünyayı kâinatın merkezi olarak ele alanlarla bağdaşmayan, fiziki dünyaya dair şeyler keşfediyorlardı.

Bu modern akıl yürütme biçiminin kilise üzerindeki etkileri, zamanın dini otoritelerine göre oldukça açıktı.

Zulmün tarihi muhtemelen yanlış öncüllerinin savunusunun tarihidir.

Herhangi bir diktatörlüğün güç elde etmek için yaptığı ilk hareket, bu güce karşı meydan okumanın ötesinde bir güç hakkına sahip olmaktır.

Bu, çeşitli yöntemlerle elde edilir; bunlardan biri, hakkın yalnızca yasayla ya da silah gücüyle değil, gerçek bir “doğal olgu” olarak, yani yalnızca sıradan insanların erişemeyeceği bir yasa olarak tesis edilmesidir.

Böylece kralların ilahi hakkı ve dini liderlerin yanılmazlığı ortaya çıkar.

Daha az bariz olan yöntem ise hakkı Anayasa’da ifade etmek ve Anayasa’ya karşı yapılacak tüm karşı çıkışların “anayasaya aykırı” varsayılacağını ilk prensip olarak kabul etmektir.

  • Künye: Noam Chomsky ve James Kelman – Fikirler Neden Önemlidir?: Düşünce ve İfade Arasında Bir Ömür Yatar, çeviren: Mustafa Kemal Coşkun, Scala Yayıncılık, felsefe, 290 sayfa, 2022

Carl Seelig – Robert Walser ile Yürüyüşlerimiz (2022)

Carl Seelig’in Robert Walser ile yürüyüşlerine dair kayıtları, gerek bu iki yazarın bir parçası olduğu İsviçre edebiyatında, gerek dünya edebiyatında benzersizdir.

Walser, ellinci doğum gününden sonra yazmayı bırakmış ve yaşamını bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde sürdürmüştü.

Ona ve eserlerine destek olmak isteyen Seelig, Walser’i hastanede sık sık ziyaret eder, böylece “birlikte yürümek” alınyazıları haline gelir.

1936’dan 1956’ya dek çıktıkları yürüyüşlerdeki hayat, edebiyat ve siyaset üzerine konuşmalarından süzülen notlar, dünyaya sırt çevirecek kadar “hassas” ve “suskun” bir yazarın portresini çizer.

Bu notlardan hareketle Percy Adlon’un yazıp yönettiği Der Vormund und sein Dichter filmi de büyük ilgi toplamış, 1979’da iki Adolf Grimme Ödülü’ne layık görülmüştü.

  • Künye: Carl Seelig – Robert Walser ile Yürüyüşlerimiz, çeviren: Aysin Önen, Everest Yayınları, anı, 148 sayfa, 2022

Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar (2022)

Göç, insanlık tarihiyle yaşıttır.

Üç yazarlı bu enfes kitap, hem göçlerin geçmişte toplumları nasıl kökten dönüştürdüğünü gösteriyor hem de dünyanın geleceğini nasıl etkileyeceği konusunda ufuk açıcı öngörüler sunuyor.

Dünya halklarının yeniden birbirine bağlanması ve karışımının, birçok toplumda hakim normlara ve pratiklere meydan okuduğu, dinamik bir küresel entegrasyon çağında yaşıyoruz.

Dağılma ve bütünleşme aynı anda ve iç içe gerçekleşen süreçler.

Kültürel kodlar buna uyum sağlıyor.

Yeni ekonomiler açığa çıkıyor.

Yenilikler büyüyor.

Toplumsal kurumlar ayak uydurma mücadelesi veriyor.

Birçok kişi için göçle bağlantılı güçlükler, post-modernizm, çok kültürlülük ve arzu uyandırıcı kozmopolitanizm çağımızın karakteristik özellikleridir.

Bazıları insanların ortak yanlarının daha çok olduğu hayali bir geçmişe özlem beslemektedirler.

Bugün beşeri hareketlerin ölçeği, hızı ve yoğunluğu belki daha büyük olsa da, göç alışkanlıkları ve yıkıcı etkileri insanlık kadar eskidir.

Yabancılar, her zaman kendilerini benimseyen toplumların muhalefetiyle karşılaşmışlardır.

Bununla birlikte tarihin yönü, topluluğun sınırlarında bitmek bilmez bir genişlemeye işaret etmektedir.

Kültürel ve politik hudutlarımız yavaş yavaş geri çekilmiştir.

  • Künye: Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar: Göç Dünyamızı Nasıl Şekillendirdi ve Geleceğimizi Nasıl Tanımlayacak?, çeviren: Akın Emre Pilgir, Gav Perspektif Yayınları, inceleme, 358 sayfa, 2022

Alper Tüydeş – Türkiye’nin Göçmen Kuşları (2022)

Bu coğrafyanın birbirinden görkemli kuşları hakkında aydınlatıcı bilgiler barındıran, her kitaplıkta bulunması gereken bir eser.

Alper Tüydeş’in albümünde, Sarı Kuyruksallayan, Küçük Halkalı Cılıbıt, Boyunçeviren, Arıkuşu, Kocagöz ve Gökkuzgun’a Türkiye’nin neredeyse bütün göçmen kuşları arz-ı endam ediyor.

Hayatımıza renk katan göçmen kuşlarının ülkemizin birçok yerinde gözlemlenebileceğinden haberiniz var mıydı?

Göçmen kuşlar aslında her yerdeler.

Göç ediyorlar ama göç ederek ülkemizi terk eden bir türün yerini, her zaman başka bir tür dolduruyor.

Yılın belli zamanlarında, yaşamını devam ettirmek için yaşadığı yerden uzak diyarlara uçmak zorunda olan kuşlara “göçmen kuş” diyoruz.

Bu yer değiştirmenin sebepleri arasında besin bulma, üreme, sıcaklık durumu gibi çeşitli etkenler var. Kuş türlerine göre göç hareketinin zamanı da değişiyor.

Mesela bazı kuşlar ülkemize yazın gelirken bazıları ise sadece kışı bizimle geçiriyor.

Bunun dışında, bahar ve sonbahar aylarındaki göçleri sırasında kısa bir mola vermek için ülkemize uğrayan göçmen kuş türleri de var.

Göç genellikle bir yerden başka bir yere yapılan tek yönlü bir yolculuk anlamına gelse de bu kitapta yer alan kuşlar için göç, yaşamları boyunca farklı zaman dilimlerinde tekrarlanan bir döngü ve Türkiye, onlar için bu döngünün tamamlanmasında önemli bir durak.

Bu kitap, göç rotalarına ülkemizi de katan kuş türlerinden birkaçının en temel özelliklerini öğrenip onları yakından görebilmemize olanak sağlıyor.

  • Künye: Alper Tüydeş – Türkiye’nin Göçmen Kuşları, Vakıfbank Kültür Yayınları, doğal yaşam, 92 sayfa, 2022

Kolektif – Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (2022)

Osmanlı için sık sık hoşgörü toplumuydu denir.

Bu önemli derleme, Osmanlı’da da dini ve toplumsal grupların nasıl bir ötekileştirme, düşmanlık ve nefretin nesnesi olduklarını ortaya koyuyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çokdinli, çokdilli ve çokuluslu yapısından bahsedilirken genellikle “hoşgörü,” “toplumsal huzur” ya da “uyum içinde birlikte yaşayabilme” gibi olumlu kavramlar kullanılır.

Peki sahiden de durum bu kadar tozpembe miydi?

Gerçekten Osmanlı toplumunun önemli belirleyici bir özelliği hoşgörü ve uyum içinde olması mıydı?

Hakan T. Karateke, H. Erdem Çıpa ve Helga Anetshofer’in derlediği ve birçok tarihçinin katkı sunduğu, ‘Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (16.-18. Yüzyıllar)’, bu romantik bakış açısına daha realist yaklaşımlar geliştiriyor.

Yazarlar, dinî ve toplumsal grupların, milliyetçi ideolojilerin yayılmasından önce de, “öteki” ve “yabancı” gibi görülenlere karşı duyduğu tahammülsüzlüklerin yaygınlığına dikkat çekiyor.

Kökleşmiş önyargıların ötesinde, güncel gerilimler, toplumsal ve ekonomik dalgalanmalardan beslenebilen farklı olumsuzluklara işaret ederek, “Osmanlı Barışı”nın çok daha karmaşık bir şekilde tanımlanması gerektiğini ileri sürüyorlar.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: H. Erdem Çıpa, Jane Hathaway, Baki Tezcan, Bilha Moor, Hakan T. Karateke, Vjeran Kursar, Konrad Petrovszky, Faika Çelik, İpek Hüner-Cora, Emin Lelić, Michael D. Sheridan ve Helga Anetshofer.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (16.-18. Yüzyıllar), derleyen: Hakan T. Karateke, H. Erdem Çıpa ve Helga Anetshofer, çeviren: Alptuğ Güney, İletişim Yayınları, tarih, 395 sayfa, 2022

Nastassja Martin – Vahşi Hayvanlara İnanmak (2022)

‘Vahşi Hayvanlara İnanmak’, insan ile insandışının diyalog kurduğu çarpıcı bir metin.

Yüzünü paramparça eden bir ayının saldırısından kurtulduktan sonra geçirdiği dönüşümü bizimle paylaşıyor.

Antropolojik bir araştırma için ormanın derinliklerinde, doğayla mümkün olduğunca iç içe yaşayan anlatıcı, 25 Ağustos 2015’te, Rusya’nın Kamçatka bölgesinde bir ayıyla karşı karşıya gelir ve iki dünya arasındaki sınırlar çöker.

Bu karşılaşma ondan yüzünün yarısını almakla kalmaz, efsane gerçekle, geçmiş şimdiki zamanla buluşur.

Bölge halkı için o artık bir “miedka”, yani iki dünya arasında yaşayan yarı insan yarı ayıdır.

Kuzey Kutbu halkları konusunda uzman bir antropolog olan Nastassja Martin, yüzünü paramparça eden ayının saldırısından kurtulduktan sonra geçirdiği dönüşümü anlattığı bu sıra dışı kitapta, hayvanda ötekilik gören natüralizmden son derece uzak, farklı bir yüzleşme deneyimi sunuyor.

  • Künye: Nastassja Martin – Vahşi Hayvanlara İnanmak, çeviren: Gülce Bacalan, Can Yayınları, anlatı, 120 sayfa, 2022