Jennifer Anna Gosetti-Ferencei – Hayal Gücü (2025)

Jennifer Anna Gosetti-Ferencei bu eserinde hayal gücünü yalnızca zihinsel bir süs değil, insan deneyimini kuran temel bir yeti olarak ele alıyor. Hayal gücü, algı ile düşünce arasında kurduğu köprü sayesinde bireyin dünyayı anlamlandırma biçimini derinden etkiliyor. Yazar, bu yetinin sanatsal yaratıcılıktan bilimsel keşfe, etik yargıdan öznel deneyime kadar geniş bir alanda işlev gördüğünü vurguluyor ve hayal gücünün yaşamın her boyutuna yayılan dinamik bir süreç olduğunu gösteriyor.

‘Hayal Gücü: Kısa Bir Giriş’ (‘Imagination: A Very Short Introduction’), hayal gücünün felsefe tarihindeki konumunu izleyerek antik dönemden modern düşünceye uzanan tartışmaları ele alıyor. Kant, Sartre ve Heidegger gibi düşünürlerin yaklaşımlarını karşılaştırırken, hayal gücünün pasif bir temsil değil, dünyayı yeniden kuran aktif bir güç olduğunu savunuyor. Bu güç, bireyin olasılıkları görmesini, empati geliştirmesini ve kendini aşan anlam alanları yaratmasını sağlıyor.

Gosetti-Ferencei, hayal gücünün bedensel deneyimle sıkı bir ilişki içinde olduğunu belirtiyor. Duyular, mekân ve zaman algısı bu yetiyle birleşerek özgün bir bilinç alanı oluşturuyor. Böylece hayal gücü, gerçeklikten kopan bir kaçış değil, gerçekliğin daha derin ve zengin bir kavrayışına açılan yaratıcı bir kapı olarak değerlendiriliyor.

Yazar, modern dünyada hayal gücünün teknoloji ve görsel kültürle nasıl yeniden biçimleniyor olduğunu da tartışıyor. Dijital imgelerle kuşatılan bireyin, imgeleri tüketmekle kalmayıp onları üretme ve dönüştürme kapasitesini koruması gerektiğini savunuyor. Hayal gücü, burada eleştirel düşünceyle birleşerek edilgenliği aşan bir yaratım alanı açıyor ve bireyin kendi varoluşunu anlamlı biçimde kurmasına aracılık ediyor. Bu nedenle eser, hayal gücünü bireysel özgürlüğün ve kültürel yenilenmenin vazgeçilmez bir kaynağı olarak konumlandırıyor.

  • Künye: Jennifer Anna Gosetti-Ferencei – Hayal Gücü: Kısa Bir Giriş, çeviren: Bülent O. Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 136 sayfa, 2025

Oğuz Tekin – Roma ve Bizans Dünyasında Para (2025)

Oğuz Tekin’in ‘Roma ve Bizans Dünyasında Para: Tarihi Sikkelerden Okumak’ adlı çalışması, sikkeleri yalnızca birer ekonomik nesne olarak değil, Roma ve Bizans dünyasının siyasetini, kültürünü, inançlarını ve toplumsal yapısını anlamamıza yardımcı olan birer tarihsel belge olarak ele alıyor. Yazar, MÖ 4. yüzyıl sonlarında Roma’da sikke basımının başlamasından, XI. Konstantinos döneminin son Bizans sikkelerine kadar uzanan yaklaşık 1800 yıllık geniş bir zaman dilimini kapsayan bir panorama sunuyor.

Kitap, Roma devletine ait sikkelerden Roma kolonilerinin bastığı örneklere, imparatorluk egemenliği altındaki kentlerin yerel sikkelerinden Bizans döneminin karakteristik tiplerine uzanan dört ana başlık etrafında şekilleniyor. Bu çeşitlilik, Akdeniz dünyasını yönlendiren devletlerin ekonomik tercihlerinden dinsel sembollerine, mitolojik anlatılarından siyasi propaganda yöntemlerine kadar birçok dinamiği gözler önüne seriyor. Zengin görsel malzeme eşliğinde sunulan bu içerik, hem meraklı okuyuculara hem de konuya akademik ilgi duyanlara dönemin atmosferini canlı biçimde hissettiriyor.

Tekin’in çalışması yalnızca sikkeleri tanıtmakla kalmıyor; üzerlerindeki tasvirlerin, lejantların, sembollerin ve mitolojik göndermelerin nasıl okunabileceğini de adım adım açıklıyor. Böylece numismatik alanında temel metodolojiye ihtiyaç duyan tarih ve arkeoloji öğrencilerine pratik bir rehber sunuyor. Tasvir tiplerini yorumlama, sembolleri teşhis etme ve kronolojik bağlam kurma gibi araştırmacılar için kritik beceriler, kitabın önemli katkılarından biri olarak öne çıkıyor.

Sonuç olarak eser, Roma ve Bizans dünyasını paranın dili üzerinden anlamaya davet eden; siyaset, ekonomi, kültür ve dinin kesiştiği noktaları somut buluntularla aydınlatan kapsamlı bir başvuru kaynağı ortaya koyuyor.

  • Künye: Oğuz Tekin – Roma ve Bizans Dünyasında Para: Tarihi Sikkelerden Okumak, Koç Üniversitesi Yayınları, arkeoloji, 724 sayfa, 2025

Tristram D. Wyatt – Hayvan Davranışı (2025)

Tristram D. Wyatt’ın bu kitabı, hayvan davranışlarını açıklarken biyolojik, evrimsel ve çevresel etkenlerin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Wyatt, davranış bilimini yalnızca gözleme dayalı bir alan olarak değil, aynı zamanda hayvanların hayatta kalma stratejilerini, iletişim biçimlerini ve sosyal yapılarının evrimini inceleyen bütüncül bir disiplin olarak ele alıyor. Bu çerçeve, hem genetik mirasın hem de çevresel uyaranların davranış üzerindeki etkilerini anlamaya imkân tanıyor. ‘Hayvan Davranışı: Kısa Bir Giriş’ (‘Animal Behaviour: A Very Short Introduction’), farklı türlerde öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini, içgüdü ile deneyimin hangi noktalarda birleştiğini ve hayvanların değişen koşullara göre davranışlarını nasıl dönüştürdüğünü tartışarak davranışın dinamik niteliğini ön plana çıkarıyor.

Wyatt, iletişim kavramını merkeze alarak hayvanların sesler, kimyasal sinyaller, jestler ve görsel işaretler yoluyla bilgi aktardığını açıklıyor. İletişimin yalnızca eş bulma ya da alan savunma gibi işlevlerle sınırlı olmadığını; aynı zamanda işbirliği, çatışma çözümü ve topluluk içi düzenin sağlanması için de kritik olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, hayvan davranışının karmaşık sosyal örgütlenmelerle nasıl bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bazı türlerde ebeveyn bakımının, grup hâlinde avlanmanın ya da hiyerarşik yapılanmaların evrimsel açıdan nasıl avantaj sağladığı örneklerle ele alınıyor. Böylece kitap, hayvan topluluklarının yaşam stratejilerini geniş bir ekolojik ve evrimsel bağlama yerleştiriyor.

Eserde ayrıca insan etkisinin hayvan davranışlarını nasıl dönüştürdüğü de tartışılıyor. Kentleşme, habitat kaybı, ışık ve ses kirliliği gibi modern çevresel değişimler, birçok türün alışkanlıklarını yeniden şekillendiriyor. Wyatt, bilimsel araştırmaların bu dönüşümleri anlamak ve türlerin uyum kapasitesini değerlendirmek için neden kritik olduğunu gösteriyor. Kitap genel olarak, hayvan davranışlarının neden ve nasıl sorularına yanıt ararken okuyucuyu hem biyolojik ilkeleri keşfetmeye hem de diğer canlılarla paylaşılan dünyanın karmaşıklığını düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Tristram D. Wyatt – Hayvan Davranışı: Kısa Bir Giriş, çeviren: Nıvart Taşçı, Koç Üniversitesi Yayınları, zooloji, 176 sayfa, 2025

Çiğdem Kafescioğlu – Konstantinopolis (2025)

Çiğdem Kafescioğlu bu çalışmasında, kentin Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan dönüşümünü kültürel etkileşimler bağlamında inceliyor. ‘Konstantinopolis: İstanbul İmparatorluk Başkentinde Mekânın ve İmgenin Yeniden İnşası’ (‘Constantinopolis/Istanbul: Cultural Encounter’), İstanbul’un yalnızca bir başkent değil, farklı uygarlıkların, inançların ve sanat geleneklerinin kesişim noktası olduğunu gösteriyor. Kafescioğlu, Bizans mirasının Osmanlı döneminde tamamen yok edilmediğini, aksine yeni iktidar yapısı içinde yeniden yorumlanarak yaşatıldığını vurguluyor.

Eserde, Bizans mimarisi ile Osmanlı üslubunun iç içe geçtiği yapılar, şehir planındaki değişiklikler ve kamusal alanların yeniden işlevlendirilmesi ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Kafescioğlu, Ayasofya’dan Topkapı Sarayı’na, surlardan camilere uzanan mimari dönüşümleri, hem siyasi güç gösterisi hem de kültürel sürekliliğin ifadesi olarak yorumluyor. Kentin çok dinli ve çok etnik yapısının, ticaret ağlarının ve diplomatik ilişkilerin şehir dokusuna nasıl yansıdığını da inceliyor.

Yazar, Osmanlı İstanbul’unun yalnızca geçmişi devralan değil, aynı zamanda onu dönüştüren yaratıcı bir merkez olduğunu savunuyor. Bu süreçte görsel kültür, el sanatları, yazılı kaynaklar ve seyyah anlatıları üzerinden, kentin kimliğinin sürekli yeniden üretildiğini gösteriyor. Kitap, İstanbul’u tarihin belirli bir dönemine sıkıştırmadan, onu bir kültürel karşılaşmalar ve müzakereler alanı olarak ele alıyor. Böylece okuyucu, kentin çok katmanlı geçmişini, estetik ve politik bağlamıyla birlikte kavrıyor.

  • Künye: Çiğdem Kafescioğlu – Konstantinopolis: İstanbul İmparatorluk Başkentinde Mekânın ve İmgenin Yeniden İnşası, çeviren: Ayşen Gür, Koç Üniversitesi Yayınları, mimari, 336 sayfa, 2025

Kolektif – Erken Çocuklukta Okuryazarlık Deneyimi (2025)

Ev, bir çocuğun dünyayı ilk deneyimlediği, alışkanlıklarının kök saldığı temel mekânı oluşturuyor. Fransız düşünür Gaston Bachelard’ın da belirttiği gibi, ev yalnızca barınak değil, aynı zamanda çocuğun zihinsel ve duygusal gelişiminde belirleyici bir evren olarak işlev görüyor. Bu kitap, erken çocukluk döneminde okuryazarlık deneyimlerine odaklanırken, ev ortamının çocuğun gelişimindeki etkisini disiplinler arası bir perspektifle ele alıyor. Evde kurulan etkileşimler, yürütülen faaliyetler ve edinilen deneyimler, yalnızca öğrenme sürecini değil, aynı zamanda çocuğun yaşamla kurduğu ilişkiyi de şekillendiriyor.

Yazarlar, erken okuryazarlığı dar bir eğitim süreci olarak tanımlamanın ötesine geçiyor. Bunun yerine, çocukların yaşadığı ev ortamlarının zenginliğini, ebeveynlerle kurulan ilişkileri ve günlük hayatın içindeki rutinleri merkeze alarak daha kapsayıcı bir anlayış geliştiriyor. Okuryazarlık, yalnızca kitapla kurulan bir ilişki değil, aynı zamanda konuşma, dinleme, gözlemleme ve hayal etme gibi pek çok becerinin geliştiği bir kültürel alan olarak görülüyor. Bu açıdan bakıldığında, evde geçirilen her an, çocuğun öğrenme potansiyeline katkı sunan birer gelişim fırsatı olarak değerlendiriliyor.

Kitap, erken okuryazarlık deneyimlerinin akademik başarıdan sosyal-duygusal gelişime, dil becerilerinden iletişim yeteneklerine kadar geniş bir yelpazede nasıl etkiler yarattığını ortaya koyuyor. Ailelerin ve eğitimcilerin çocukların gelişimine nasıl katkı sunabileceğine dair somut öneriler sunarken, aynı zamanda toplumsal sorumluluk bilincini de besliyor. Bilimsel verilere dayalı bu kapsamlı kaynak, çocuklara bilgi ve deneyim zenginliği kazandırmak isteyen herkes için yol gösterici bir rehber niteliği taşıyor.

  • Künye: Kolektif – Erken Çocuklukta Okuryazarlık Deneyimi, derleyen: A. Beyza Ateş, Koç Üniversitesi Yayınları, eğitim, 216 sayfa, 2025

Mariana Mazzucato – Misyon Ekonomisi (2025)

Mariana Mazzucato bu kitabında, kamusal ve özel sektör iş birliğini, büyük ve cesur “misyonlar” etrafında yeniden düşünmeyi öneren bir çalışma. ‘Misyon Ekonomisi: Kapitalizmi Değiştirmek İçin Cüretkâr Bir Rehber’ (‘Mission Economy: A Moonshot Guide To Changing Capitalism’), 1960’lardaki Apollo Ay inişi projesi gibi büyük ölçekli ve iddialı misyonların, sadece teknolojik ilerlemeyi değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve toplumsal fayda sağlamadaki potansiyelini vurguluyor. Kitap, günümüz kapitalizminin karşı karşıya olduğu iklim krizi, sağlık eşitsizlikleri ve dijital bölünme gibi büyük sorunların üstesinden gelmek için, hükümetlerin piyasaları sadece “düzeltici” bir rol üstlenmek yerine, piyasaları “şekillendiren” ve yeniliği yönlendiren cesur aktörler olması gerektiğini savunuyor.

Mazzucato, devletin inovasyondaki ve değer yaratmadaki rolünün genellikle göz ardı edildiğini veya küçümsendiğini belirtiyor. Özel sektörün risk alıcılığı ve yenilikçiliği yüceltilirken, devletin uzun vadeli ve riskli yatırımlarının (temel bilim araştırmaları, altyapı projeleri) çoğu zaman görmezden gelindiğini iddia ediyor. Kitap, devletin sadece pazar başarısızlıklarını düzeltmekle kalmayıp, aynı zamanda yeni pazarlar yaratma ve toplumsal hedeflere ulaşmak için iddialı hedefler belirleme yeteneğine sahip olduğunu gösteren örnekler sunuyor.

‘Misyon Ekonomisi’, bu “Ay Atışı” (Moonshot) zihniyetini, günümüzün küresel zorluklarına uygulamayı hedefliyor. Sadece iklim değişikliğiyle mücadele etmek gibi büyük hedefler belirlemekle kalmayıp, aynı zamanda bu hedeflere ulaşmak için kamu ve özel sektör arasında dinamik bir iş birliği çerçevesi oluşturulmasını öneriyor. Bu iş birliği, risk ve ödüllerin daha adil paylaşılmasını, kamu yararına odaklanmayı ve inovasyonun toplumsal hedeflere hizmet etmesini sağlamayı amaçlıyor. Kitap, daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve amacına yönelik bir ekonomi yaratmak için pratik bir yol haritası sunuyor.

  • Künye: Mariana Mazzucato – Misyon Ekonomisi: Kapitalizmi Değiştirmek İçin Cüretkâr Bir Rehber, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 240 sayfa, 2025

Kevin McCain – Bilimin Dünyayı Açıklayışını Anlamak (2025)

Kevin McCain’in bu kitabında, bilimin doğasını ve dünyayı nasıl açıklayabildiğini felsefi bir bakış açısıyla inceliyor. ‘Bilimin Dünyayı Açıklayışını Anlamak’ (‘Understanding How Science Explains the World’), bilimin sadece olguları sıralamakla kalmayıp, aynı zamanda olayların nedenlerini anlamamıza ve dolayısıyla daha kapsamlı bir dünya görüşü oluşturmamıza nasıl yardımcı olduğunu tartışıyor. McCain, bilimsel açıklamaların temel bileşenlerini, onların yapısını ve geçerliliğini ele alarak, okuyucunun bilimin gücünü ve sınırlarını daha iyi kavramasını sağlıyor. Bilimsel bilginin nasıl üretildiği, test edildiği ve zamanla nasıl geliştiği üzerinde duruyor.

Yazar, bilimsel açıklamalarda nedenselliğin merkezi rolünü vurguluyor. Olayların neden-sonuç ilişkileri içinde nasıl anlaşıldığını, bilimsel yasaların bu ilişkileri nasıl genellediğini ve teorilerin bu yasaları nasıl bir araya getirdiğini ayrıntılı bir şekilde açıklıyor. Kitap, farklı bilim dallarındaki (fizik, biyoloji, sosyal bilimler vb.) açıklama türleri arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları da tartışıyor. Bilimsel modellerin, hipotezlerin ve deneylerin, dünyayı anlamamızdaki rollerini pratik örneklerle pekiştiriyor.

McCain, bilimin sadece fiziksel dünyayı değil, aynı zamanda karmaşık fenomenleri, örneğin insan davranışlarını veya ekonomik sistemleri nasıl açıklayabildiğine dair felsefi tartışmalara da giriyor. Bilimsel açıklamanın sadece basit bir tanımlama olmadığını, aksine derinlemesine bir kavrayış sağladığını ve bu kavrayışın teknolojik gelişmelere ve toplumsal ilerlemeye nasıl zemin hazırladığını ortaya koyuyor. Bilimin sağladığı bu “anlama” halinin epistemolojik değeri üzerinde duruyor.

Kitap, bilim felsefesi alanındaki temel tartışmaları, örneğin açıklama kavramını, bilimsel realizmi ve antirealizmi, tümevarım ve tümdengelim gibi yöntemleri de ele alıyor. McCain, bu felsefi konuları hem felsefe öğrencileri hem de bilimle ilgilenen genel okuyucular için anlaşılır bir dille sunuyor. Bilimsel açıklamaların doğruluğunu değerlendirme kriterlerini ve bilimsel teorilerin neden kabul edildiğini veya reddedildiğini inceliyor.

Sonuç olarak bu kitap, bilimin sadece olgusal bilgi yığını olmadığını, aksine dünyayı anlama biçimimiz üzerinde derin etkileri olan güçlü bir açıklama aracı olduğunu gösterir. Kevin McCain, bu eseriyle bilimin metodolojisini, felsefi temellerini ve dünya görüşümüzü nasıl şekillendirdiğini açıklayarak, okuyucuya bilimin sunduğu zenginlikleri keşfetme fırsatı sunar.

  • Künye: Kevin McCain – Bilimin Dünyayı Açıklayışını Anlamak (Yaşamın Esasları 3), çeviren: Nurettin Elhüseyni, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2025

Edward O. Wilson – Karıncaların Dünyası (2025)

Edward O. Wilson’ın kaleme aldığı ‘Karıncaların Dünyası’ (‘The Ants’), karıncaların dünyasına dair kapsamlı ve detaylı bir rehber niteliğinde. Kitap, bu küçük ama son derece karmaşık sosyal böceklerin biyolojisi, ekolojisi ve evrimine dair bugüne kadar edinilmiş tüm bilimsel bilgiyi bir araya getiriyor.

Yazar, karınca türlerinin şaşırtıcı çeşitliliğini, yaşam döngülerini, üreme stratejilerini ve dünya üzerindeki yayılımlarını bilimsel bir titizlikle ele alırken, aynı zamanda okuyucuya anlaşılır ve sürükleyici bir anlatım sunuyor.

Kitap, karınca kolonilerinin inanılmaz organizasyon yapısına, iş bölümüne ve karmaşık iletişim sistemlerine odaklanıyor; feromonlar aracılığıyla nasıl haberleştiklerini, yiyecek kaynaklarını nasıl bulduklarını ve düşmanlara karşı nasıl organize olduklarını ayrıntılarıyla açıklıyor.

‘Karıncaların Dünyası’, karıncaların ekosistemdeki kritik rolünü de vurguluyor; toprağın havalandırılmasından tohumların dağıtımına, zararlı böceklerin kontrolünden diğer canlılarla olan simbiyotik ilişkilerine kadar birçok alanda ekolojik dengeye olan katkılarını gözler önüne seriyor.

Yazar, karıncaların toplumsal yapılarının, kraliçe, işçi ve erkek karıncalar arasındaki hiyerarşinin, yuva yapımındaki mühendislik becerilerinin ve beslenme alışkanlıklarının detaylı bir resmini çiziyor. Kitap, karıncaların evrimsel geçmişini de inceleyerek, milyonlarca yıldır nasıl hayatta kaldıklarını ve farklı ortamlara nasıl adapte olduklarını anlatıyor.

Wilson, karıncaların davranışlarını, genetik yapılarını ve çevresel etkileşimlerini bilimsel araştırmalar ve gözlemlerle destekleyerek, okuyucuya bu minik canlıların dünyasına derinlemesine bir bakış açısı sunuyor.

Eser, sadece entomoloji (böcek bilimi) alanında çalışanlar için değil, aynı zamanda doğa bilimlerine ve ekosistemlerin karmaşıklığına ilgi duyan herkes için temel bir kaynak niteliğinde.

Karıncaların, insan toplumlarına benzer ancak çok daha eski ve kendine özgü sosyal yapılarıyla, doğanın en başarılı organizmalarından biri olduğunu gösteren ‘Karıncaların Dünyası’, biyolojik çeşitliliğin ve evrimin büyüleyici bir örneğini sunar.

  • Künye: Edward O. Wilson – Karıncaların Dünyası, çeviren: Alp Akoğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 184 sayfa, 2025

Markus Wissen, Ulrich Brand – Emperyal Yaşam Tarzı (2025)

Markus Wissen ve Ulrich Brand’ın bu kitabı, günümüzdeki ekolojik ve sosyal krizin temelinde yatan “emperyal yaşam tarzını” analiz ediyor. ‘Emperyal Yaşam Tarzı: Gündelik Yaşam ve Kapitalizmin Ekolojik Krizi’ (‘Imperiale Lebensweise. Zur Ausbeutung von Mensch und Natur im globalen Kapitalismus’), küresel Kuzey’de ve giderek artan bir şekilde küresel Güney’deki belirli kesimlerde benimsenen bu yaşam tarzının, zengin ülkelerin refahını, gezegenin diğer bölgelerindeki doğal kaynakların ve emek gücünün sömürülmesine borçlu olduğunu savunuyor. Bu yaşam tarzı, yüksek tüketim, yoğun enerji kullanımı ve atık üretimiyle karakterize edilir ve gezegenin biyofiziksel sınırlarını aşan bir büyüme modeline dayanır. Kitap, bu yaşam tarzının sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel boyutları olduğunu, belirli tüketim kalıplarını ve beklentilerini toplumun geneline yayarak hegemonik bir statü kazandığını vurguluyor.

Wissen ve Brand, küresel kapitalizmin, bu emperyal yaşam tarzını sürdürmek için sürekli olarak yeni sömürü alanları yaratmak zorunda kaldığını, bunun da hem insanların hem de doğanın aşırı yüklenmesine yol açtığını belirtiyor. Örneğin, otomobil kullanımı, et tüketimi ve dijital cihazların yaygınlaşması gibi günlük pratiklerin, küresel tedarik zincirleri aracılığıyla uzak coğrafyalardaki ekolojik yıkım ve insan emeği sömürüsüyle doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyorlar. Bu durum, “dışsallaştırma” olarak adlandırılan bir mekanizmayla işler; yani, bu yaşam tarzının olumsuz sonuçları, genellikle az gelişmiş ülkelere veya toplumun en kırılgan kesimlerine yüklenir. Kitap, mevcut sistemin sürdürülemezliğini ve toplumsal-ekolojik bir dönüşümün gerekliliğini tartışarak, daha dayanışmacı ve adil bir yaşam tarzına geçiş için alternatif yolların keşfedilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu dönüşümün, mevcut üretim ve tüketim kalıplarını kökten değiştirmeyi, küresel eşitsizlikleri azaltmayı ve doğayla uyumlu yeni ilişkiler kurmayı içerdiğini savunurlar. Kitap, okuyucuları, bireysel pratiklerini sorgulamaya ve daha geniş çaplı kolektif eylemlerle bu emperyal yaşam tarzına karşı koymaya davet eden kritik bir perspektif sunuyor.

  • Künye: Markus Wissen, Ulrich Brand – Emperyal Yaşam Tarzı: Gündelik Yaşam ve Kapitalizmin Ekolojik Krizi, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, ekoloji, 288 sayfa, 2025

Peter Fleming – Karanlık Akademi (2025)

Peter Fleming’in ‘Karanlık Akademi: Üniversiteler Nasıl Ölür’ (‘Dark Academia: How Universities Die’) adlı kitabı, günümüz üniversite sistemindeki derin sorunları ve neo-liberal politikaların akademik dünyaya etkilerini eleştirel bir mercekten inceliyor. Fleming, modern üniversitelerin ticari işletmelere dönüşmesini, akademik özgürlüklerin kısıtlanmasını, araştırma ve eğitimin ticarileşmesini, öğretim üyelerinin ve öğrencilerin karşılaştığı baskıları detaylı bir şekilde analiz ediyor. Kitap, üniversitelerin bilgi üretme ve yayma misyonundan uzaklaşarak, daha çok piyasa odaklı bir modelde işleyen, rekabetçi ve giderek daha acımasız bir kuruma dönüştüğünü savunuyor. Yazar, akademik yaşamın “karanlık” yönlerini, yani artan iş güvencesizliğini, aşırı iş yükünü, tükenmişliği ve psikolojik sorunları gözler önüne seriyor.

Fleming, üniversitelerde yükselen yönetişim çılgınlığını ve sayılara, performans göstergelerine dayalı değerlendirme sistemlerini eleştiriyor. Bu sistemlerin, gerçek akademik değere odaklanmak yerine, niceliksel hedeflere ulaşma baskısı yarattığını ve bu durumun akademik kaliteden ödün verilmesine yol açtığını iddia ediyor. Kitap, “öğrenci müşteri” anlayışının eğitim kalitesini düşürdüğünü, öğrencilerin de bu sistem içinde birer tüketici gibi konumlandığını ve eğitimin derinliğini kaybettiğini vurguluyor. Ayrıca, üniversitelerin toplumsal sorumluluklarını yerine getirmekte yetersiz kaldığını ve kapitalist sistemin bir uzantısı haline geldiğini öne sürüyor. Akademik personelin artan denetim, bürokrasi ve idari baskı altında ezildiğini, bunun da yaratıcılığı ve eleştirel düşünceyi körelttiğini belirtiyor.

‘Karanlık Akademi’, üniversitelerin karşı karşıya olduğu varoluşsal krizi radikal bir biçimde ortaya koyuyor. Fleming, akademik özgürlüğün, eleştirel düşüncenin ve etik değerlerin aşındığı bir ortamda, üniversitelerin aslında “ölmekte” olduğunu iddia ediyor. Kitap, bu durumun sadece akademisyenleri veya öğrencileri değil, tüm toplumu derinden etkileyecek sonuçları olacağını vurguluyor. Modern üniversiteye dair yaygın algıları sarsan ve geleceği üzerine düşündüren, ufuk açıcı bir eleştirel analiz sunuyor.

  • Künye: Peter Fleming – Karanlık Akademi: Üniversiteler Nasıl Ölür, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 224 sayfa, 2025