Peter Frase – Dört Gelecek (2022)

Küresel iklim krizi, akıl almaz boyutlardaki gelir eşitsizliği, sosyal medya “beğeni”lerinin yönettiği bir toplumsal hiyerarşi, otomasyonun hızla devreden çıkardığı insan emeği, gittikçe askerileşen polis güçleri, vatandaşlarını gözetleyen devletler, insansız hava araçları, başka bir gezegene taşınma hazırlıkları…

Peter Frase, bu çağ manzarasının içinden çıkarılabilecek gelecek senaryoları üzerine düşünürken hem sosyal bilimlerden hem de edebi ütopya ve distopyalardan faydalanıyor.

Yeryüzünün kaynaklarını bütün insanların adil bir şekilde paylaşmasının sağlandığı bir tür sosyalizm mi, bir avuç zenginin daha da zenginleşip büyük insan kitlelerinin daha da yoksullaştığı bir barbarlık düzeni mi?

Fredric Jameson, “Bugün dünyanın sona erdiğini hayal etmek, kapitalizmin sona erdiğini hayal etmekten daha kolay,” demişti.

‘Dört Gelecek’, ikincisinin o kadar da zor olmadığını gösteriyor.

  • Künye: Peter Frase – Dört Gelecek: Kapitalizmden Sonra Hayat, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 123 sayfa, 2022

Kenneth Catania – Muhteşem Adaptasyonlar (2022)

Yüzyıllarca bayağı köstebek deyip geçtik, toprak solucanlarıyla aralarındaki mücadelenin tam bir kedi-fare oyunu olduğunu göremedik.

Hele burunlarının ucunda yıldız şekilli uzantılar taşıyan kuzenlerine hiç mi hiç anlam veremedik.

Bunların yıldız burunlu köstebeği ava ulaşma hızı konusunda Guiness Rekorlar Kitabı’na sokacağını aklımızın ucundan dahi geçirmedik.

Dokunaçlı yılanbalıkları avlanırken balığın bir sonraki adımını tahmin ediyor olamazdı; geleceği öngörmek insanlara mahsustu.

Ya da küçücük bir su soreksinin avının üzerine atılması saniyenin ellide biri kadar sürecek değildi ya…

Bir hayvan varmış, modiye kasları sayesinde elektrik üretip avını serseme çeviriyormuş desek, güler geçerdiniz.

Fakat macera dolu bu filmin her sahnesi gerçek!

Hamamböceğiyle şövalyevari bir dövüş sergileyen, zehriyle iradesini esir alan, onu bir oyuğa sürükleyip larvasına yem eden zümrüt yabanarısı da öyle.

Kendini “tuhaf uzantıların araştırmacısı” olarak tanımlayan Kenneth Catania, ‘Muhteşem Adaptasyonlar’da hem doğanın ürettiği akıl almaz çözümlerle nefesimizi kesiyor, hem de tarihsel figürlerin, ilginç geleneklerin ve inanılmaz hayvanların buluştuğu deneylerini adım adım sunarak bizi “bilim insanı olmak için ne harika bir çağda olduğumuza” ikna ediyor.

  • Künye: Kenneth Catania – Muhteşem Adaptasyonlar: Yıldız Burunlu Köstebekler, Elektrikli Yılanbalıkları ve Evrimin Açıklığa Kavuşmuş Birtakım Gizemleri, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 228 sayfa, 2022

Can Nacar – Osmanlı İmparatorluğu’nda Emek ve İktidar (2022)

Osmanlı’da büyük bir tütün endüstrisi, on binlerce tütün işçisi vardı.

Can Nacar’ın bu özgün çalışması, Osmanlı tütün işçilerinin işverenleri, devlet ve toplumla olan dinamik ilişkilerini gözler önüne sermesiyle çok önemli.

‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Emek ve İktidar’, 1872-1912 yılları arasında tütün işçilerinin çalışma deneyimlerine ve bu bağlamda işyeri yöneticileri ve devletle olan ilişkilerine odaklanıyor.

On binlerce kişinin çalıştığı Osmanlı tütün endüstrisi, ele alınan dönemde imparatorluk çapında hızla büyürken tütün mağazaları ve fabrikaları birçok işçi eylemine sahne oldu.

Kitap, bu eylemler ile ilgili detaylı bir analiz sunarak işçilerin daha iyi çalışma ve yaşam koşulları sağlamak için verdikleri çetin mücadeleyi ortaya koyuyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nda emek ve sermaye arasında değişen güç ilişkileri ve bu ilişkilerde devlet aktörlerinin oynadığı rol hakkında değerli bilgiler sunan çalışma, Osmanlı ve İngiliz arşiv belgelerinin ve süreli yayınların da içinde olduğu birincil kaynaklara dayanmasıyla da ayrıca önem arz ediyor.

Bunun yanı sıra Osmanlı işçilerinin duygularına, kaygılarına, umut ve öfkelerine ilgi çekici bir pencere açan kitap, Osmanlı sosyal tarihçiliği alanında önemli bir yapıt.

  • Künye: Can Nacar – Osmanlı İmparatorluğu’nda Emek ve İktidar: Tütün İşçileri, İşyeri Yöneticileri ve Devlet 1872-1912, çeviren: Ali Karatay, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2022

Jerry Brotton – Sultan ve Kraliçe (2022)

Kraliçe I. Elizabeth, 16. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak Türk, Arap ve Müslüman dünyasıyla yakından ilgilenmeye başlamıştı.

Jerry Brotton, eşi görülmemiş bu siyasi, ekonomik, askeri ve ticari ilişkilerin dinamiklerini ayrıntılı şekilde ortaya koyuyor.

Katolik güçlerin I. Elizabeth’e karşı düzenlediği komploları ve suikastları, 1570 yılında Papa’nın onu aforoz etmesi izledi.

Hem ülke içinde hem de ülke dışında Katolik güçlerin kuşatması altında kalan Elizabeth “düşmanımın düşmanı dostumdur” düsturuyla hareket ederek, İspanya’nın başını çektiği Katolik devletlerle çatışma halinde olan Müslüman devletlerle modern çağlara kadar eşi benzeri görülmeyecek siyasi, ekonomik, askeri ve ticari ilişkiler ve ittifaklar kurdu.

Bu tarihler aynı zamanda İngiltere’nin İslam dünyasıyla kültürel etkileşimler içine de girmeye başladığı tarihlerdi.

İngiltere bu süreçte Babıâli’yle anlaşmalar imzaladı.

Kraliçe, Sultan’ın kendisine eşitiymiş gibi muamele etmemesine aldırmadan Sultan’la, statü farkına bakmadan Sultan’ın eşi Haseki Safiye Sultan’la mektuplaştı.

Sultan’a zamanı için teknoloji harikası bir kurmalı saat-org hediye etti.

Fas krallarından elçiler kabul etti. Hatta Katolik Hıristiyanlara karşı kullanmaları için Müslüman devletlere mühimmat desteği sağladı.

Bu yeni ilişkiler ve ittifaklar İngiliz toplumunda Müslümanlara dair farkındalığı artırdı ve bu farkındalık, oldukça karışık ve kafa karıştırıcı bir şekilde olsa da, başta Shakespeare’in ‘Othello’ ve ‘Venedik Taciri’ eserleri olmak üzere, o dönem üretilen çok sayıda kültürel ürüne yansıdı.

Brotton’ın ‘Sultan ve Kraliçe’ adlı çalışması, İngiltere’nin bu dönemde Türk, Arap ve Müslüman dünyasıyla kurduğu ilişkilerin sanılandan daha dostane ve çok daha kapsamlı olduğunu, Elizabeth İngiltere’sinin siyasetini, ekonomisini, ticaretini ve çehresini ciddi ölçüde etkilediğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Jerry Brotton – Sultan ve Kraliçe: Elizabeth’in İslam Dünyasıyla İlişkilerinin Anlatılmamış Hikâyesi, çeviren: Ali Karatay, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 344 sayfa, 2022

Antonios Botonakis, Christian Troelsgård ve Nikos Maliaras – Bizans’ın Sesi (2022)

‘Bizans’ın Sesi’, Bizans dönemi müzik aletleri ve bunların törenlerdeki kullanımları üzerine eşsiz bir çalışma.

Kitap, yüzden fazla renkli görsel ve çizimler barındırmasıyla da ayrı bir değere sahip.

‘Bizans’ın Sesi’, Bizans dönemi müzik aletleri ve bunların törenlerdeki kullanımları üzerine eşsiz bir çalışma.

Kitap, yüzden fazla renkli görsel ve çizimler barındırmasıyla da ayrı bir değere sahip.

‘Bizans’ın Sesi’, Bizans Dönemi müzik aletlerine dair makalelerden, görsellerden ve resimli bir sözlükten oluşan bir çalışma.

Kitapta, dönemin görsel kaynakları ve edebiyatındaki temsillerinden yola çıkarak Orta ve Geç Bizans dönemlerindeki müzik aletleri ve bunların törenlerdeki kullanımlarının ele alındığı makalelerle beraber yüzden fazla renkli görsel yer alıyor.

Kitabın yazarları, Bizans kaynaklarında müzik aletlerini araştırarak bunların Bizans kültürünün belirli alanları için taşıdıkları önemi değerlendiriyorlar.

Bu yayın için özel olarak hazırlanan Bizans müzik aletlerine ilişkin bir sözlük ve eşlik eden çizimler de bu konuda önemli bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Antonios Botonakis, Christian Troelsgård ve Nikos Maliaras – Bizans’ın Sesi: Bizans Müzik Aletleri, hazırlayan: Antonios Botonakis ve Merve Özkılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 128 sayfa, 2022

Metin Ahunbay – Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları (2022)

Güneydoğu Anadolu’nun erken ortaçağ mimarisi hakkında eşsiz bir çalışma.

Önemli mimarlık tarihçilerinden Prof. Dr. Metin Ahunbay’ın doçentlik tezi olan bu çalışması, 42 yıl sonra okuyucuyla buluşuyor.

1970’li yıllarda Güneydoğu Anadolu’da çok zor olan çalışma koşullarında uzun süre alanda çalışarak gerçekleştirmiş olduğu bu yapıt, bugün bile yeterince bilinmeyen bölgenin erken ortaçağ mimarisi açısından değerli bir kaynak, bir mimari envanter sunuyor.

‘Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları’ konulu çalışma, Ahunbay’ın 1974-1978 yılları arasında, Mardin çevresinde yürüttüğü araştırmalara dayanıyor.

Geç Antik, Erken Hıristiyan ve Ortaçağ anıtlarıyla ilgilenen Ahunbay, doçentlik çalışması kapsamında Tur Abdin bölgesinin 20. yüzyıla erişen askeri ve dini yapılarını incelemiş; 19. yüzyılda bölgeye gelen yabancı gezginlerin notlarını da dikkate alarak, mevcut durumlarını belgeleyip, yorumlamış.

Bölgenin Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırında olması, yüzyıllar boyu bölgede yaşanan etkileşimler mimari tasarım ve bezeme ayrıntılarına da yansımış.

Kiliseler, manastırlar, mezar anıtları bu ilginç bölgenin zengin kültür mirasının değerli bileşenleridir.

Tipolojik açıdan değerlendirilmeleri ayrıca önemli.

  • Künye: Metin Ahunbay – Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları, Koç Üniversitesi Yayınları, mimari, 192 sayfa, 2022

John Ehrenberg – Sivil Toplum (2022)

Sivil toplum, çağdaş siyasi meselelere çözüm getirebilir mi?

John Ehrenberg, sivil toplum hareketinin eşitsizliklere karşı mücadelede neden hayati derecede önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

Toplulukların çözüldüğü, siyasete yönelik ilgisizliğin her geçen gün arttığı bir ortamda kamusal yaşamı yeniden canlandırmak mümkün mü?

‘Sivil Toplum’ kitabında, sivil toplumun hem yararlarını hem de sınırlarını inceleyen Ehrenberg, kavramın siyasal ve kuramsal evrimini özetlerken, akademik ve kamusal söylemdeki yerini de tanımlıyor.

Aristoteles’ten ve Aydınlanma filozoflarından Black Lives Matter ve Occupy hareketlerine kadar her dönemde önemli yansımaları olan sivil toplum kavramının çağdaş siyasal meselelere dair neler sunabileceğini araştıran Ehrenberg, 11 Eylül, küresel finans krizi, ekonomik eşitsizlik ve hızla gelişen teknolojiler gibi olayların çağdaş sivil toplumla ilişkimizi nasıl şekillendirdiğini çarpıcı bir dille ortaya koyuyor.

Giderek artan eşitsizliklere karşı harekete geçme çağrısında bulunan ‘Sivil Toplum’, siyasal yaşamın temel bir öğesine dair kapsamlı bir bakış sunuyor.

  • Künye: John Ehrenberg – Sivil Toplum: Bir Fikrin Eleştirel Tarihi, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 312 sayfa, 2022

Carlos Gutiérrez-Jones – İntihar ve Bilimkurgu (2022)

Bilimkurgu edebiyatının başyapıtlarını intihar, kriz, nükleer imha ve yapay zekâ gibi temalar bağlamında okuyan özgün bir inceleme.

Carlos Gutiérrez-Jones, çok farklı kriz halleri hakkında düşünme imkânı veriyor.

Gutiérrez-Jones, çağdaş bilimkurgu yapıtlarından oluşan malzemesinde, psikolojinin karanlık tarafındaki intihar krizlerinin nasıl yorumlandığını inceliyor.

Sadece kriz anlarındaki intihar eğilimleri değil, dibe vurmalar, kendine zarar verme örüntüleri, yeniden başlatma imkânları gibi geniş çaplı olasılıkları bilimkurgu edebiyatının bazı başyapıtları ve yakın dönem sinemanın ses getirmiş iki filmi üzerinden ele alıyor.

Böylece Viktorya döneminde Darwin’in yarattığı kaygılardan uzay çağındaki nükleer imha tehdidine, yapay zekânın gelişiminden bilinçaltının sibernetik istilasına ve oyunlaşan dünyada şirketlerin egemenliğinden ufuktaki ekolojik felakete ve biyoterörizmin yükselişine çok farklı kriz halleri hakkında düşünme imkânı veriyor.

İlk bölümün odaklandığı ‘Dr. Moreau’nun Adası’nda, H.G. Wells Darwin’in evrim kuramının doğurduğu krize ve insan özgücülüğe meydan okumasına yanıt veriyor.

Stanislaw Lem’in ‘Solaris’ine ayrılan ikinci bölüm, yazarın bilimin gelişmesine dair, kaçınılmaz gibi görünen ve yabancı yaşamla teması son derece sorunlu bir hale getirebilecek bir önyargı, bir insanbiçimcilik olarak ifadesini bulan, derin kuşkuculuğunu ele alıyor.

Üçüncü bölüm yapay zekâlarla paylaşılan bir dünyada insanlığın statüsüne dair kaygıları işleyen bir romanı, William Gibson’ın ‘Neuromancer’ını inceliyor; burada Gibson özellikle bu tür zekâların yaratıcılarından ne tür düşünce alışkanlıklarını almış olabileceklerini soruyor.

Dördüncü bölüm yakın tarihli iki filmi, Christopher Nolan’ın Başlangıç’ını (Inception) ve Rian Johnson’un Tetikçiler’ini (Looper) analize tabi tutuyor.

Margaret Atwood’un ‘Deli Adem’ üçlemesini inceleyen beşinci bölüm, yazarın kıyamet sonrası tahayyülünün modern çevreci hareketin gelişmesinde önemli bir rol oynayan Malthusçu dinamiklerin kapsamlı bir eleştirisini ortaya koyduğunu savunuyor.

  • Künye: Carlos Gutiérrez-Jones – İntihar ve Bilimkurgu, çeviren: Barış Cezar, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 216 sayfa, 2022

Yonca Köksal Özyaşar – Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu (2022)

Tanzimat reformlarının eyalet/vilayet yönetimi üzerindeki etkileri hakkında çok değerli bir çalışma.

Yonca Köksal Özyaşar’ın incelemesi, Tanzimat reformlarını hem tarihe hem de sosyal bilimlere katkıda bulunmak üzere değerlendirmesiyle önemli.

Osmanlı tarihçileri Tanzimat’ı uzun süre yukarıdan aşağı bir bakış açısıyla çalıştı; buna göre imparatorluk başkenti İstanbul’da planlanan politikalar, vilayetlere ve merkezden uzaktaki nüfusa dayatılıyordu.

Bu bakış açısı son yıllarda, tarihçilerin farklı toplumsal aktörlerin devletin reformlarına nasıl karşılık verdiğini çalışmak için vilayetlere yoğunlaşmasıyla değişti.

‘Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu’, Tanzimat reformlarının eyalet/vilayet yönetimi üzerindeki etkilerini araştırarak vilayetler arasındaki çeşitliliği ve elbette âyan, aşiret reisleri, tüccarlar ve zaman zaman devletin iktidarını zayıflatan, fakat başka zamanlarda da devletle el ele çalışan tüm diğer yerel aracıların önemli rolünü inceliyor.

Derin bir arşiv araştırmasına dayanan çalışma, Tanzimat reformlarını hem tarihe hem de sosyal bilimlere katkıda bulunmak üzere değerlendiriyor; her ikisi de Osmanlı devletinin merkezi bölgeleri olan Ankara ve Edirne’den bakışla.

Kitaptan bir alıntı:

“Aynı Tanzimat politikaları iki bölgede de uygulanmış, fakat reformlar farklı sonuçlar vermişti. (…) Bu iki Osmanlı vilayetinde Tanzimat uygulamalarını karşılaştırmak bazı sorular doğurur: Tanzimat süresince devletle toplumsal aktörler arasında ne tür etkileşimler vardı? Bu etkileşimler reformların sonucunu nasıl etkiledi? Bu ilişkiler ve reformlar üzerindeki etkileri bize devletlerin dönüşümü hakkında ne söylüyordu? Söz konusu soruların cevapları sadece Edirne ve Ankara vilayetlerindeki toplumsal ve ekonomik değişiklikleri anlatmakla kalmaz, aynı zamanda merkeziyetçilik / ademimerkeziyetçilik, devlet kontrolü ve imparatorluğun çöküşü gibi kanıksanmış kavramları yeniden düşünmemize neden olurlar.”

  • Künye: Yonca Köksal Özyaşar – Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu: Ankara ve Edirne’den Bakış, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 232 sayfa, 2022

M. Sinan Niyazioğlu – İroni ve Gerilim (2022)

İkinci Dünya Savaşı, Ankara’da ayrı, İstanbul’da ise bundan apayrı bir psikolojiyle algılandı.

Sinan Niyazioğlu, o süreci yansıtan propaganda ürünlerini inceleyerek bu farklılığın arkasındaki dinamikleri aydınlatıyor.

Başka bir deyişle ‘İroni ve Gerilim’, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’deki savaş algısını ve bu algının İstanbul ve Ankara’da nasıl ayrıştığının süreç ve biçimlerini dönemin propaganda ürünlerinin görsel rehberliğinde okuyor.

Savaş yıllarında tek parti rejiminin kitle algısını nasıl yönettiğini, ülke içinde tasarlanan, basılan ve dolaşıma sokulan askeri albümler, resmî bültenler, halkevi yayınları, posta pulları, popüler kültür ve karikatür dergilerinin yüzeylerinde yer alan propaganda imgelerinin bütünsel yapısında ve bir o kadar etkileyici ve eklektik kurgusunda inceliyor.

Aynı adlı sergiden yola çıkılarak hazırlanan bu yayın, örneklerini sıkça izlediğimiz İkinci Dünya Savaşına dair yıkım, soykırım veya cephelerdeki sıcak savaş görüntülerine yer vermeyi, okura savaşın kendisini tekrar göstermeyi veya yeniden izletmeyi hedeflemiyor.

Bilakis savaşın kendisinden öte, savaşa girmeyen Türkiye’deki savaş algısına odaklanıyor.

Sınırları dışında cereyan eden küresel savaşı kimi zaman temkinle, kimi zaman da endişe ve gerilimle izleyen Türkiye’deki savaş algısını, bu algıyla gelişen resmi söylemi, toplumsal psikolojiyi ve siyasal dönüşümü tahlil ediyor.

‘İroni ve Gerilim’, Ankara’nın aktif tarafsızlık politikasıyla İstanbul’daki savaş psikolojisi arasındaki ilişkiyi, önce kenetlenme, ardından çözülme sürecini yansıtan propaganda ürünleriyle ele alıyor; sonuç bölümünde ise, 1950 Seçimleri’yle iktidara gelen Demokrat Parti’nin seçim kampanyasında kullandığı, savaş paranoyasından kurtulmuş, geleceğine güvenle bakan “Yeni Türkiye” söylemini yansıtan imaj ve temsillerle okuru buluşturuyor.

  • Künye: M. Sinan Niyazioğlu – İroni ve Gerilim, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2021