Kolektif – İnsan Hakları, İnsan Haysiyeti ve Kozmopolit İdealler (2016)

İnsan haklarını, insan haysiyeti ve kozmopolitlik kavramlarıyla ilişkilendirerek tartışan makaleler.

Etik normlarla ilişkili bir insan hakları anlayışının imkânları, devlet merkezli insan hakları yaklaşımının sıkıntıları, yeni bir insan hakları savunma hattı kurma ve daha fazlası, burada.

  • Künye: Kolektif – İnsan Hakları, İnsan Haysiyeti ve Kozmopolit İdealler, derleyen: Matthias Lutz-Bachmann ve Amos Nascimento, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları

Gül Özateşler – Çingene (2016)

2010’da Manisa’nın Selendi kasabasında bir grup, Çingenelere saldırdı.

Bu olay, tam da Gül Özateşler’in, Çingenelerin 1970’te Çanakkale’nin Bayramiç kasabasında zorla yerinden edilmelerini araştırdığı bir döneme rastlar.

İşte eldeki kitap, bunun gibi olaylar üzerinden Türkiye’de Çingenelere yönelik yaftalama ve dışlayıcı şiddetin toplumsal dinamiklerini irdelemekte.

  • Künye: Gül Özateşler – Çingene, Koç Üniversitesi Yayınları

Joe Herbert – Testosteron (2016)

Testosteron hormonunun doğasını açıklayan bir çalışma.

Üremenin temel bileşenlerinden olan bu hormonun yapısına, memelilerde ve bilhassa insanlardaki işleyiş biçimine, erkek davranışlarındaki rolüne, kadınları nasıl etkilediğine ve hormonun saldırganlık, rekabet ve risk almakla ilişkisine daha yakından bakmak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Joe Herbert – Testosteron, çeviren: Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları

Gerard Russell – Unutulmuş Krallıkların Vârisleri (2016)

Ortadoğu’nun yok olan dinlerine bir yolculuk.

Uzun yıllar bölgede bulunmuş Gerard Russell, Halaçlar, Koptlar, Samiriyeliler, Dürziler, Zerdüştiler, Yezidiler ve Mandayalar gibi bölgenin kadim dinlerini, bunların toplumsal tabanlarını, ritüellerini ve tarih içinde geçirdikleri dönüşümleri aydınlatıyor.

  • Künye: Gerard Russell – Unutulmuş Krallıkların Vârisleri, çeviren: Aylin Kayapalı, Koç Üniversitesi Yayınları

Nebi Sümer, Melike Sayıl ve Sibel Kazak Berument – Anne Duyarlığı ve Çocuklarda Bağlanma (2016)

Bağlanma kuramı, erken dönemde ebeveyn-çocuk ilişkisinin duygusal gelişim üzerindeki etkisini anlamak amacıyla John Bowlby tarafından geliştirilmişti.

Anne duyarlığını ve çocuklarda bağlanma düzeyini Türkçeye uyarlayan bu kitap da, bağlanma kuramının özünü oluşturan erken döneme odaklanıyor.

  • Künye: Nebi Sümer, Melike Sayıl ve Sibel Kazak Berument – Anne Duyarlığı ve Çocuklarda Bağlanma, Koç Üniversitesi Yayınları

Eric R. Kandel – Sanatta ve Beyin Biliminde İndirgemecilik (2020)

Sanat ve bilimde ortak bir zemin nasıl bulunabilir?

Nobel Ödüllü Eric Kandel, hem bilimin insan algısının karmaşıklıklarını nasıl keşfedebileceğini hem de bilimin harika sanat eserlerini algılamamıza, takdir etmemize ve anlamamıza nasıl yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Bilimin bir sanat eserini deneyimleme ve anlamlandırmadaki etkisini sorgulayan Kandel, hafızanın nörobiyolojik temellerini ortaya koyan çalışmalarını bu kez sanata uyguluyor ve bu bağlamda öznel dünyalarını renk, biçim ve ışığa damıtan modern sanatçıların nörobilimsel analizini yapıyor.

Kandel ayrıca, resim sanatının Turner, Monet, Kandinsky, Schoenberg ve Mondrian’ın eserlerinden Pollock, de Kooning, Rothko, Louis, Turrell ve Flavin’in soyut dışavurumculuğuna ulaşmak için nasıl bir indirgemeci yaklaşım içinde olduğunu ayrıntılarıyla aktararak, bu yolculuğun sonunda Katz, Warhol, Close ve Sandback’in eserlerini analiz ediyor.

  • Künye: Eric R. Kandel – Sanatta ve Beyin Biliminde İndirgemecilik: İki Kültür Arasında Köprü Kurmak, çeviri: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 216 sayfa, 2020

Robert Pogue Harrison – Gençleşme (2016)

Anne veya babanızın lise fotoğraflarındaki hallerinin, sizin lise fotoğraflarınızdaki halinizden daha yaşlı göründüğünü fark etmişsinizdir.

Robert Pogue Harrison da, bu beklenmedik gençleşme olgusunu irdeliyor.

Yaşlı olduğumuz halde, modern dönemlerin dış görünüş ve zihniyetimizle bizi nasıl genç gösterdiğini görmek isteyenlere.

  • Künye: Robert Pogue Harrison – Gençleşme, çeviren: Merve Pehlivan, Koç Üniversitesi Yayınları

Ken Richardson – Zekânın Bilimi ve İdeolojisi (2020)

Zekâ tanımlanmış, doğuştan gelen ve testlerle ölçülebilen bir özellik midir?

Ken Richardson, zenginlerin zekâları sayesinde servet biriktirdikleri, yoksulların da söz konusu zekâdan yoksun oldukları için yokluk içinde bulundukları iddialarına dayanak oluşturan siyasi ve “bilimsel” tezlerle kıyasıya hesaplaşıyor.

Richardson, zekâ üzerine yapılan benzer çalışmalarının aksine, zekâyı aramaya sinir sisteminin mikro patikalarında başlıyor.

Zekânın değişken çevrelere uyum sağlayan, esnek, işbirliği ve iletişime önem veren özelliklere sahip olduğunu gösteren Richardson, genlerin efendi konumunu yitirdiği, işbirliği ve kültürün sonuç değil bağlama dönüştüğü bir bilişsel evrim ortamında, sinir sistemimizin de diğerlerinin sinir sistemine öylesine bağlandığını ve sınıflı, hiyerarşik mevcut toplum kadar olası bir başka seçeneğin daha ufukta belirdiğini söylüyor.

Bu seçeneği katılımcı, eşitlikçi, kapısı herkese açık bir dünya olarak kavramsallaştıran yazar, buradan hareketle genetiğe ve beyne yönelik indirgemeci bakışı sorguluyor.

“Önümüzdeki görev zorlu, fakat insanlık tarihi bu tür ideolojilerin alaşağı edildiği örneklerle dolu!” diyen Richardson, zekâ konusunda kaderciliği ve karamsarlığı defetmeye yardımcı olacak sağlam bir alternatif sunuyor.

  • Künye: Ken Richardson – Zekânın Bilimi ve İdeolojisi: Genler, Beyin ve İnsanın Potansiyeli, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 360 sayfa, 2020

Sue Donaldson ve Will Kymlicka – Zoopolis (2016)

Hayvan haklarını temel adalet ve insan haklarıyla ilişkilendiren önemli bir tartışma.

Sue Donaldson Donaldson ve Will Kymlicka, hayvan haklarına yeni bir perspektif kazandırma amacıyla, ilkin siyasal topluluğun doğasını açıklıyor, ardından ona içkin vatandaşlık, adalet ve insan hakları fikirlerini hayvan hakları alanına uyarlıyor.

  • Künye: Sue Donaldson ve Will Kymlicka – Zoopolis, çeviren: Mine Yıldırım, Koç Üniversitesi Yayınları

Mark Fisher – Tuhaf ve Tekinsiz (2020)

Tuhaf ya da tekinsiz olanı nasıl tanımlarız?

Hiçbir şey olmaması gerekirken bir şeylerin olması mı?

Yoksa bir şeyler olması gerekirken hiçbir şeyin olmaması mı?

AKP’li Ali İhsan Yavuz, İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi gündemdeyken “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey oldu” diyerek aslında hangi derin felsefi soruna parmak basmıştı? (!)

Bize garip olanı çağrıştıran tuhaf ve tekinsiz, Mark Fisher’e göre, birbiriyle yakından ilişkilidir ve daha da önemlisi, 20. yüzyıla damgasını vuran birer üretim biçimidir, yani film ya da kurgu biçimi, kavrayış biçimi, hatta nihayetinde bir var olma biçimidir.

Fisher bunu yaparken de, H.P. Lovecraft, H.G. Wells, M.R. James, Christopher Priest, Joan Lindsay, Nigel Kneale, Daphne du Maurier, Alan Garner ve Margaret Atwood gibi yazarlar ile Stanley Kubrick, Jonathan Glazer, David Lynch ve Christopher Nolan gibi yönetmenlerin eserlerini derinlemesine irdeleyerek tuhaf ve tekinsiz olan üzerine derinlemesine bir felsefi sorgulamaya girişiyor.

  • Künye: Mark Fisher – Tuhaf ve Tekinsiz, çeviren: Berkan M. Şimşek, Koç Üniversitesi Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2020