Annemarie Schimmel — Batı Doğu Yakınlaşmaları (2026)

Annemarie Schimmel’in bu eseri, Avrupa ile İslam dünyası arasındaki ilişkiyi yalnızca savaşlar ve siyasi çatışmalar üzerinden değil; bilim, sanat, edebiyat, mimari, müzik ve tasavvuf gibi kültürel alanlar üzerinden inceleyen kapsamlı bir medeniyet tarihidir. Schimmel, Doğu ile Batı’yı birbirine kapalı iki dünya olarak değil, yüzyıllar boyunca karşılıklı etkilenerek gelişmiş iki büyük kültürel havza olarak ele alıyor.

Kitabın ilk bölümünde Avrupa’nın İslam dünyasıyla temasının tarihsel seyri anlatılıyor. Erken Orta Çağ’dan itibaren Akdeniz, yalnızca ticaretin değil, fikirlerin de dolaştığı bir alan hâline geliyor. Sicilya ve Endülüs üzerinden Arapça bilimsel ve felsefi miras Avrupa’ya aktarılıyor; matematik, astronomi, tıp ve Aristoteles yorumları Latin dünyasında yeni düşünsel ufuklar açıyor.

Haçlı Seferleri yalnızca askeri çatışmalar değil, aynı zamanda kültürel temaslar da yaratıyor. Ramon Lull gibi düşünürler Hristiyanlık ile İslam arasındaki entelektüel ilişkiyi anlamaya çalışırken, Moğol dönemi Avrupa’nın dünya tasavvurunu genişletiyor. Osmanlı’nın yükselişiyle birlikte “Türk sorunu” Avrupa siyasetinin merkezine yerleşse de, diplomatik ilişkiler ve seyahatnameler sayesinde karşılıklı gözlemler derinleşiyor.

Schimmel, özellikle seyahatnamelerin ve tercüme faaliyetlerinin önemini vurguluyor. Busbecq ve Olearius gibi seyyahlar Osmanlı toplumunu Avrupa’ya tanıtırken, Kur’an tercümeleri ve Arapça çalışmaları İslam’a dair ilk sistemli bilgilerin oluşmasına katkı sağlıyor. ‘1001 Gece Masalları’nın Avrupa hayal gücünü nasıl etkilediği, Doğu’nun romantik ve egzotik bir imgeye dönüşmesinde oynadığı rol de ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Herder, Goethe, Hammer-Purgstall, Rückert ve Platen gibi Alman düşünür ve şairleri üzerinden Doğu’nun Avrupa edebiyatındaki yankıları gösteriliyor. Goethe’nin ‘Doğu Batı Divan’ı, Schimmel’e göre, Doğu ile Batı arasında estetik ve manevi bir yakınlaşma arayışının en güçlü örneklerinden biridir.

İkinci bölümde İslam medeniyetinin sanatsal ifade biçimleri inceleniyor. Camiler, türbeler, saraylar ve gündelik yaşam nesneleri yalnızca mimari yapılar değil, aynı zamanda bir dünya görüşünün taşıyıcıları olarak yorumlanıyor. Hat sanatı, resim, şiir ve müzik, İslam kültürünün estetik duyarlılığını yansıtan temel alanlar olarak öne çıkıyor. Schimmel özellikle dil ve şiirin İslam dünyasında taşıdığı merkezi role dikkat çekiyor; Arapça, Farsça ve Türkçe şiir geleneklerinin Avrupa’da bıraktığı izleri de takip ediyor.

Çevirmenin önsözünde vurgulandığı gibi eser, “medeniyetler çatışması” fikrinden çok “medeniyetler arası etkileşim” fikrine dayanıyor. Schimmel, Doğu ve Batı kavramlarını katı coğrafi sınırlar olarak değil, farklı estetik ve zihinsel ufukların karşılaşması olarak yorumluyor. Bu nedenle kitap, İslam ile Avrupa arasındaki ilişkinin yalnızca siyasi rekabetten ibaret olmadığını; ortak bir Akdeniz dünyası içinde bilgi, sanat ve düşünce alışverişiyle şekillendiğini gösteriyor.

‘Batı Doğu Yakınlaşmaları’ (‘West-östliche Annäherungen’), Avrupa ile İslam dünyası arasındaki uzun tarihsel ilişkiyi çatışma merkezli anlatıların ötesine taşıyarak, ortak mirası ve karşılıklı etkileri görünür kılan bir kültür tarihi çalışması. Schimmel, okuru yalnızca geçmişi öğrenmeye değil, medeniyetlerin birbirini nasıl algıladığını ve dönüştürdüğünü yeniden düşünmeye davet ediyor.

Annemarie Schimmel — Batı Doğu Yakınlaşmaları: Avrupa’nın İslam Dünyası ile Buluşması
Çeviren: Mahmut Kamadan • Albaraka Yayınları
Tarih • 200 sayfa • 2026

Hartmut Rosa — Rezonans (2026)

Modern insanın dünyayla kurduğu ilişkinin neden zayıfladığını ve bu kopuşun nasıl aşılabileceğini tartışan kapsamlı bir çalışmadır. Hartmut Rosa, modern toplumun temel dinamiğini “hızlanma” ve sürekli artış mantığı üzerinden açıklayarak, bu sürecin insanın dünyayı deneyimleme biçimini kökten dönüştürdüğünü gösteriyor.

Rosa’ya göre modern yaşam, verimlilik, kontrol ve genişleme üzerine kurulu olduğu için insan ile dünya arasındaki ilişki giderek araçsallaştı. Daha fazla şeye ulaşma, daha hızlı yaşama ve daha çok deneyim biriktirme arzusu, paradoksal biçimde derin bir yabancılaşma yarattı. İnsan, doğayı, nesneleri ve hatta diğer insanları işlevsel ölçütlerle değerlendirmeye başladı; böylece dünya ile kurulan bağ yüzeyselleşiyor ve duygusal derinliğini yitirdi.

Rosa’nın geliştirdiği “rezonans” kavramı, bu yabancılaşmaya karşı bir alternatif olarak ortaya çıkıyor. Rezonans, insanın dünya ile tek yönlü bir hâkimiyet ilişkisi kurması yerine, karşılıklı bir etkileşim içinde bulunmasını ifade ediyor. Bu ilişki biçiminde birey yalnızca dünyaya yönelmez; aynı zamanda dünyadan etkilenir, değişir ve dönüşür. Sanat, doğa, din, sevgi ya da anlamlı toplumsal ilişkiler, rezonansın mümkün olduğu alanlar olarak öne çıkıyor.

‘Rezonans: Dünya ile İlişkinin Sosyolojisi’ (‘Resonanz: Eine Soziologie der Weltbeziehung’), tatmin edici bir yaşamın daha fazla deneyim biriktirmekten değil, bu tür derin ve dönüştürücü ilişkiler kurmaktan geçtiğini savunuyor. Bu nedenle modernliğin krizini yalnızca bireysel bir sorun olarak değil, yapısal bir ilişki biçimi sorunu olarak ele alıyor.

Genel olarak kitap, insan ile dünya arasındaki ilişkinin hâkimiyet ve kontrol üzerinden değil, açıklık, duyarlılık ve karşılıklılık üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiğini ileri sürüyor. Bu yönüyle eser, modern yaşamın hız ve verimlilik baskısı içinde kaybolan anlam arayışına güçlü bir sosyolojik çerçeve sunuyor.

Hartmut Rosa — Rezonans: Dünya ile İlişkinin Sosyolojisi
Çeviren: Mahmut Kamadan • Albaraka Yayınları
Sosyoloji • 672 sayfa • 2026