Panos Karnezis – Doğum Günü Partisi (2008)

Panos Karnezis’in ‘Doğum Günü Partisi’, tüm kahramanlarını ve olay örgüsünü bir güne sığdırmasıyla dikkat çekiyor.

Roman, Marko Timoleon isimli karakterinin, hamile olduğunu öğrendiği kızı Sofia için düzenlediği doğum günü partisinde geçer.

Timoleon’un asıl amacıysa, ilişkisini onaylamadığı kızını, çocuğunu aldırmasına ikna etmektir.

Fakat parti esnasında Timoleon’un öğrendiği bir ayrıntı, hiçbir şeyin bildiği gibi olmadığını gösterecektir.

Kurgu, özellikle Timoleon tiplemesiyle öne çıkıyor. Zira geri dönüşlerle beslenen roman, Timoleon’un İzmir’den Buenos Aires’e, New York’tan Londra ve Paris’e uzanan maceralı hayatıyla demlenmiş ilginç kişiliğini hikâye ediyor.

  • Künye: Panos Karnezis – Doğum Günü Partisi, çeviren: Kıvanç Güney, Merkez Kitaplar, roman, 240 sayfa

Jay Parini – Son İstasyon (2008)

Jay Parini’yi, daha ziyade John Steinbeck, Robert Frost ve William Faulkner gibi ünlü yazarlara dair biyografileriyle biliriz.

Yazarın ‘Son İstasyon’ başlıklı bu nitelikli romanında da, biyografi yazarlığının vermiş olduğu zenginliği görmek mümkün.

Tolstoy’un ölmeden önceki son yılında yaşadıklarını hikâyenin merkezine alan Parini, ünlü yazar hakkında hüzünlü bir çerçeveyle örülmüş pek çok biyografik ayrıntı sunuyor.

Parini’nin, Tolstoy’un, eşi Sofya Andreyevna’nın, doktorunun, çocuklarının, arkadaşı Çertkov’un ve sekreteri Bulgakov’un günlüklerinden, mektuplarından ve gerçek olaylardan yararlanarak yazdığı roman, Tolstoy’un son yılına ve genel olarak da onun özgün dünyasının nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Jay Parini – Son İstasyon, çeviren: İlknur Özdemir, Merkez Kitaplar, roman, 304 sayfa

Mehmet Murat Somer – Buse Cinayeti (2008)

  • BUSE CİNAYETİ, Mehmet Murat Somer, Merkez Kitaplar, roman, 207 sayfa

Mehmet Murat Somer’in ikinci romanı olan ‘Buse Cinayeti’, aşk-siyaset-şantaj üçgenindeki ilişkileri hikâye ediyor. Gündüzleri bilgisayar programcılığı yapan, geceleri de bir travesti kulübü işleten Burçak, bir gün, çalışanlarından Buse’nin öldürüldüğünü öğrenir. Bu cinayetin peşine düşen Burçak, öldürülen Buse, ya da eski adıyla Kız Fevzi’nin oldukça karmaşık ilişkiler içinde olduğunu öğrenir. Büyük bir siyasi partinin önde gelen isimlerinden olan bir erkekle aşk yaşayan Buse, bu nedenle öldürülmüştür gibi görünmektedir. Onu öldürenlerin asıl amacı ise, siyasetçiye şantaj yapmaktır. Somer’in ‘Peygamber Cinayetleri’nden hatırlanacak isimsiz dedektifi burada yeniden karşımıza çıkacak ve cinayetin ardındaki gizleri çözmeye çalışacaktır.

 

Andrew Gross – Mavi Bölge (2008)

  • MAVİ BÖLGE, Andrew Gross, çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu, Merkez Kitaplar, roman, 320 sayfa

Andrew Gross’un macera-gerilim yönleriyle öne çıkan ‘Mavi Bölge’si, başkahramanı Kate Raab’ın, ailesinin karanlık geçmişini keşfedişini hikâye ediyor. Parlak bir kariyerin ilk basamaklarına adım atmış Raab, sevgi dolu bir ailede yaşıyor ve yakın zamanda, âşık olduğu adamla evlilik yapmayı planlıyordu. Günün birinde, Raab’ın babası, FBI tarafından gözaltına alınır. Ailesiyle beraber zorunlu olarak tanık koruma programına alınan Raab, kendini uyuşturucu karteliyle FBI arasında yaşanacak bir mücadelenin ortasında bulur. İster istemez bu mücadelenin tarafı olmak zorunda kalacak Raab, üzerine titrediği ailesiyle hayatını adadığı kariyerini korumaya çalışacaktır.

 

James Lasdun – Yedi Yalan (2007)

  • YEDİ YALAN, James Lasdun, çeviren: Ayşen Anadol, Merkez Kitapçılık, roman, 195 sayfa

yedi-yalan

James Lasdun’un ‘Yedi Yalan’ı, kahramanı Stefan Vogel’in hayatını belirleyen yalanları hikâye ediyor. Doğup büyüdüğü Doğu Almanya’dan Amerika’ya kaçan Vogel, burada anılarını yazmaya karar verir. Fakat anlatacakları, hayatının gerçekleri değil, kendisinin ve sevdiklerinin hayatını sarmalayan, hatta kaderlerini belirleyen yalanları olacaktır. Vogel bu aşamada, daha çocukken söylediği ilk yalandan itibaren, hayatının yalanlardan ve onların korkunç sonuçlarından oluşan bir oyun olduğunu görecektir. Lasdun’un kurgusunun temelinde, hem Doğu Almanya’daki komünist rejimin hem de Amerika’daki kapitalizmin vaat ettiği sözde özgürlüklerin yarattığı hayal kırıklığı vardır.

Robert Louis Stevenson – İntihar Kulübü (2007)

  • İNTİHAR KULÜBÜ, Robert Louis Stevenson, çeviren: Emre Ağanoğlu, Merkez Kitaplar, öykü, 104 sayfa

intihar-kulubu

‘İntihar Kulübü’, ‘Kremalı Turtalı Genç Adamın Öyküsü’, ‘Hekim ile Saratoga Sandığının Öyküsü’ ve ‘Faytonlu Macera’ isimli üç öyküden oluşuyor. Türkçeye ilk kez çevrilen bu öyküler, Viktorya dönemi Londra’sında geçiyor. Bu dönemde kendi yaşamlarına son verecek kadar cesur olmayan insanlar ‘İntihar Kulübü’ adında bir kulüp kurarlar. Her gece, toplantılarında bir katil ve maktul seçerler. Fakat bu durum, genç bir Amerikalı’yla Britanya İmparatorluğu’nun subaylarından birinin de devreye girmesiyle büyük bir kovalamacaya dönüşecektir. Bohemya Prensi Florizel ve hizmetkârı Albay Geraldine de öyküde karşımıza çıkacak diğer önemli karakterler.

Anne Brontë – Agnes Grey (2007)

  • AGNES GREY, Anne Brontë, çeviren: Azize Bergin, Merkez Kitaplar, roman, 212 sayfa

agnes-grey

Anne Brontë’nin, klasikler arasında yerini almış olan ‘Agnes Grey’ isimli bu romanında, Viktorya dönemi İngiltere’sinde, bir mürebbiyenin toplumsal sınıflar arasına sıkışmış yaşamı ve buna karşı verdiği mücadele anlatılıyor. Bu anlatımda, yazarın hayat hikâyesinden izler bulmak da mümkün. Viktorya döneminin katı disiplini içinde yetişen bu kadın öğretmenin yaşadıkları, aynı zamanda entelektüel yoğunluk, duygusal açlık ve ahlaki sorumluluk arasında kurulmaya çalışılan bir dengeye de atıfta bulunuyor. Kadınların kamusal alana dâhil olmaya çalışması, bunu yapmaya çalışırlarken de karşı karşıya kaldıkları toplumsal baskı, Agnes Grey karakterinde simgeleşiyor.

Umut Dağıstan – Üst Kattaki Cinler (2007)

  • ÜST KATTAKİ CİNLER, Umut Dağıstan, Merkez Kitaplar, roman, 265 sayfa

ust-kattaki-cinler

Umut Dağıstan’ın ‘Üst Kattaki Cinler’i, modern zamanların bireye dayattığı yalnızlığı, parçalanan ilişkileri ve tüm bunların gölgesinde kalmış insanları hikâyeleriyle yol alıyor. Kurgunun merkezinde, yaşamını evinin üst katındaki çalışma odasında geçiren, bugün ölüm döşeğinde olan bir baba ile onu son yolculuğuna uğurlamaya gelen, uzun zaman önce birbirlerinden kopmuş üç kardeş yer alıyor. Kardeşler, bir yandan baba evine bu zamansız dönüşte babalarıyla sevgi dolu ama mesafeli ilişkilerini sorgularken, diğer yandan da kendi hayatlarının açmazları, iletişimsizlikleri ve yalnızlıklarıyla hesaplaşmaya girişeceklerdir. Roman, bu öykü çerçevesinde, dağılan ailelere ve modern hayatın sıkıntılarına odaklanıyor.

Nazlı Eray – Sis Kelebekleri (2007)

  • SİS KELEBEKLERİ, Nazlı Eray, Merkez Kitaplar, roman, 314 sayfa

sis-kelebekleri

Nazlı Eray’ın ‘Sis Kelebekleri’ otobiyografik özellikler barındırıyor. Romanda, hastalık sürecinde yaşama ve düşlerine sarılan, iyileşme yolunda günden güne adımlar atarken yaşam serüveninden kopmayan bir kadının hikâyesi anlatılıyor. Sinop Cezaevi’nde yaşananlar, kentteki bir otel odasında geçenler ve Mamak çöplüğünden yeraltı insanlarının dünyasına açılan bir yarık, kahramanımızın hikâyesi etrafında dönen başlıca olaylar. Yine roman kahramanının, bir yandan hastalığıyla savaşırken, öte yandan da dedesi Tahir Lütfü Tokay’ın izini sürmesi, romanın sürükleyici bir diğer konusunu oluşturuyor. Roman, olay örgüsüne paralel, düşle gerçeğin iç içe geçtiği bir dünya tasavvur ediyor.

Uzodinma Iweala – Sınırsız Canavarlar (2007)

  • SINIRSIZ CANAVARLAR, Uzodinma Iweala, çeviren: Kıvanç Güney, Merkez Kitaplar, roman, 135 sayfa

sinirsiz

Nijeryalı bir ailenin oğlu olarak 1982 yılında dünyaya gelen Uzodinma Iweala, genç yaşına rağmen, şu ana kadar birçok ödül almış bir yazar. Yazarın ilk romanı olan ‘Sınırsız Canavarlar’ da, 2006’da Barnes&Noble Ödülü, ilk romanlara verilen Los Angeles Times Sanat Ödülü ve Sue Kaufman Ödülü’nü kazanmıştı. Iweala’nın kurgusu, isimsiz bir Afrika ülkesinde, vahşi bir savaşın içine çekilmiş olan çocuk askerleri hikâye ediyor. Bu çocuklardan biri olan Agu, korkunç bir iç savaşın içinde karşılaştığı açlık, şiddet, tecavüz ve ölümle dolu bu dünyada hayatta kalma mücadelesi verecektir. Iweala, çocuk kahramanı Agu’nun gözünden savaşın korkunçluğunu anlatıyor.