Kolektif – Değişen Sinema Değişen Seyirci (2025)

Sinema festivallerinin dünyasına ışık tutan ‘Değişen Sinema Değişen Seyirci, Film Festivalleri ve Alternatif Arayışları’ adlı kitap, sinema ve izleyici alışkanlıklarındaki dönüşümü, özellikle de film festivallerinin bu değişimdeki rolünü derinlemesine inceliyor.

İşçi Filmleri Festivali’nin yirminci yılı vesilesiyle Önder Özdemir’in editörlüğünde hazırlanan bu çalışma, sinema teknolojilerindeki yeniliklerin 2000’li yıllardan itibaren sinema salonlarını ve film izleme biçimlerini nasıl etkilediğini ele alıyor. Kitaba katkıda bulunan çeşitli yazarlar, Türkiye ve dünyadaki film festivallerini farklı açılardan değerlendirerek, küreselleşme ve festivalizm kavramları üzerinden neoliberal kültür endüstrisinin hegemonyasına karşı “alternatif” bir festival anlayışının olasılıklarını sorguluyorlar. Ayrıca, Türkiye’deki film festivallerinin değişen yapısı, festivallerde sıklıkla göz ardı edilen emek, festivallerdeki sansür mekanizmaları ve hem festivallere uygulanan hem de festivallerin uyguladığı sansürün çeşitli örnekleri de kitapta detaylı bir şekilde inceleniyor. Okuyucular, sinema salonlarının yaşadığı krizi ve bu krize alternatif çözüm arayışlarını, farklı coğrafyalardaki festivalleri, dünyadaki festivallerin organizasyon yapılarını, Türkiye’deki seyircinin dönüşen profilini ve festival düzenleyicileri ile yönetmenlerin bu konudaki görüşlerini bu kitapta bulacaklar.

2006 yılında yarışmasız, ücretsiz ve sponsorsuz olma prensibiyle yola çıkan ve tamamen gönüllülerin çabasıyla hayata geçirilen İşçi Filmleri Festivali, sinemanın sadece bir sanat formu değil, aynı zamanda bir dayanışma ve mücadele aracı olduğunu vurguluyor. Bu özelliğiyle, bu tür bağımsız festivaller, büyük sermaye gruplarının desteğiyle düzenlenen ve birbirine benzeyen festivallerden ayrışıyor. Devletten destek ve büyük şirketlerden sponsorluk alarak zaman zaman seçkilerinde oto sansür uygulayan festivallerin aksine, İşçi Filmleri Festivali gibi bağımsız oluşumlar, özgür bir platform olmayı hedefliyorlar. Bu amaçla yalnız değiller; Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED), Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, Hangi İnsan Hakları? Film Festivali ve Pembe Hayat KuirFest gibi festivaller de daha fazla görünürlük kazanmalı ve daha geniş kitlelere ulaşmalı. İşte bu kitap da bu hedefe hizmet ediyor. İçindeki yazılar, Türkiye ve dünyadaki film festivallerini çeşitli yönleriyle ele alarak, bağımsız festivallere, bağımsız sinemalara ve alternatif sinema arayışlarına dikkat çekiyor.

Bu kitabın, genellikle az bilinen, görünmeyen, ana akım film endüstrisinin temsilcisi olmayan film festivallerinin daha fazla tanınmasına katkıda bulunarak önemli bir boşluğu doldurması bekleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Önder Özdemir, Ali Karadoğan, Aslı Daldal, Aydan Çelik, Aydın Çam, Emine Uçar İlbuğa, Eren Odabaşı, Fatma Edemen, Hakan Erkılıç, Lalehan Öcal, Senem A. Duruel Erkılıç, S. Serhat Sertel, Sonay Ban, Steve Zeltzer, Tuncer Mert Aydın.

  • Künye: Kolektif – Değişen Sinema Değişen Seyirci, hazırlayan: Önder Özdemir, Nota Bene Yayınları, sinema, 400 sayfa, 2025

Marc Edelman, Saturnino M. Borras Jr. – Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri (2025)

Marc Edelman ve Saturnino Borras’ın bu çalışması, küresel tarım hareketlerinin doğuşunu, gelişimini ve siyasi etkilerini çok yönlü inceliyor. ‘Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri’ [‘Political Dynamics of Transnational Agrarian Movements (Agrarian Change & Peasant Studies’)], neoliberal politikaların tarım üzerindeki dönüştürücü etkilerine karşı oluşan ulusötesi çiftçi ve köylü hareketlerinin sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmadığını, gıda egemenliği, toprak reformu, çevresel adalet ve demokratik katılım gibi geniş bir siyasi mücadele yürüttüğünü savunuyor. Kitap, bu hareketlerin farklı ulusal ve bölgesel bağlamlarda nasıl örgütlendiğini, hangi stratejileri benimsediğini ve uluslararası düzeyde nasıl ittifaklar kurduğunu detaylıca ele alıyor.

Edelman ve Borras, ulusötesi tarım hareketlerinin başarısının sadece yerel mücadelelerin gücüne değil, farklı aktörler arası etkileşimlere, bilgi ve kaynak paylaşımına ve ortak siyasi gündemlerin oluşmasına bağlı olduğunu vurguluyor. Yazarlar, bu hareketlerin uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları ve diğer sosyal hareketlerle kurduğu karmaşık ilişkileri inceleyerek, küresel siyaset üzerindeki etkilerini değerlendiriyor. Kitap ayrıca, ulusötesi tarım hareketlerinin karşılaştığı zorlukları, içsel bölünmeleri ve devletlerle olan mücadelelerini de ele alarak, bu hareketlerin gelecekteki potansiyelleri ve sınırlılıkları üzerine eleştirel bir bakış sunuyor. Kitap, küresel tarım politikaları, sosyal hareketler ve uluslararası ilişkiler alanlarına ilgi duyanlar için önemli bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Marc Edelman, Saturnino M. Borras Jr. – Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri, çeviren: Didar Kalafat, Nota Bene Yayınları, tarım, 200 sayfa, 2025

Mustafa Sönmez – Sona Doğru AKP (2025)

Mustafa Sönmez, 1970’ten itibaren Türkiye ekonomisinin nabzını tuttuğu uzun soluklu iktisat kariyerinde bu kez odağına AKP’nin iktidar yolculuğunu alıyor. Yazarın AKP üzerine derinlemesine çalışmaları, bu kitabında yeni bir boyut kazanıyor: Sönmez, AKP’nin ekonomi politikalarını salt iktisadi bir çerçevede ele almakla kalmıyor, bu politikaların aslında daha büyük bir amaca, “İslamo-faşist” bir rejim inşasına hizmet eden bir araç olduğunu savunuyor. Bu bakış açısıyla kitap, ekonomi tartışmalarının ötesine geçerek siyasi bir analiz sunuyor.

AKP’nin yaklaşık çeyrek asırlık geçmişini bir bütün olarak değerlendiren bu eser, iktidarın ideolojik hedeflerine ulaşmak için neoliberal politikaları nasıl ustaca kullandığını, yeri geldiğinde bu rotadan neden saptığını ve bu sürecin kaçınılmaz olarak yol açtığı ekonomik zorlukları ve potansiyel bir iflas senaryosunu gözler önüne seriyor. Kitabın güncelliğini ve önemini artıran bir nokta ise, yazarın muhalefetin bu karmaşık tablo karşısında nasıl bir strateji izlemesi gerektiğine dair yaptığı kritik vurgular.

Türkiye tarihinde büyük bir kırılma yaratan 19 Mart 2025 sürecini de değerlendiren çalışma, sadece geçmişi ve bugünü değil, aynı zamanda geleceğe dair de önemli ipuçları sunarak okuyucuyu Türkiye’nin siyasi ve ekonomik geleceği üzerine düşünmeye davet ediyor. Sönmez’in bu kitabı, AKP’nin iktidar serüvenini anlamak ve geleceğe yönelik çıkarımlar yapmak isteyen herkes için ufuk açıcı bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Mustafa Sönmez – Sona Doğru AKP: Erdoğan’ın 3 Devri, Nota Bene Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2025

Ulises A. Mejias, Nick Couldry – Veri Gaspı (2025)

Ulises A. Mejias ve Nick Couldry’nin ‘Veri Gaspı: Büyük Teknolojinin Yeni Sömürgeciliği ve Onunla Nasıl Mücadele Edilmeli?’ (‘Data Grab: The New Colonialism of Big Tech and How to Fight Back’) adlı kitabı, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama uygulamalarını modern bir sömürgecilik biçimi olarak ele alıyor. Kitap, bu şirketlerin kişisel verileri nasıl topladığını, işlediğini ve kullandığını, bunun bireylerin ve toplumların üzerindeki etkilerini ve bu duruma karşı nasıl mücadele edilebileceğini inceliyor.

Mejias ve Couldry, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama uygulamalarının, sömürgeciliğin tarihsel pratikleriyle benzerlikler taşıdığını savunuyorlar. Sömürgecilikte olduğu gibi, bu şirketler de kaynakları (bu durumda kişisel verileri) ele geçiriyor, işliyor ve kâr elde etmek için kullanıyorlar. Ancak, bu yeni sömürgecilik biçimi, daha karmaşık ve görünmez bir şekilde işliyor. Bireylerin çoğu zaman verilerinin nasıl toplandığının ve kullanıldığının farkında olmadıkları gibi, bu şirketlerin gücüne karşı koymakta da zorlanıyorlar.

Kitapta, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama uygulamalarının bireylerin mahremiyetini, özerkliğini ve eşitliğini nasıl tehdit ettiği detaylı bir şekilde anlatılıyor. Bu şirketlerin algoritmaları ve yapay zekâ sistemleri, bireylerin davranışlarını tahmin etmek, tercihlerini etkilemek ve hatta kararlarını yönlendirmek için kullanılıyor. Bu durum, bireylerin özgür iradelerini kısıtlayarak demokratik süreçleri de olumsuz etkiliyor.

Mejias ve Couldry, bu yeni sömürgecilik biçimine karşı koymak için bireylerin, sivil toplumun ve devletlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguluyorlar. Bireylerin veri mahremiyetine daha fazla önem vermesi, sivil toplumun farkındalık yaratması ve devletlerin daha sıkı düzenlemeler getirmesi gerekiyor. Kitapta, veri kooperatifleri, açık kaynaklı yazılımlar ve dijital okuryazarlık gibi alternatif yaklaşımlar da ele alınıyor.

Sonuç olarak, ‘Veri Gaspı’, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama uygulamalarının tehlikelerine dikkat çeken ve bu duruma karşı nasıl mücadele edilebileceğine dair önemli öneriler sunan bir eserdir. Kitap, dijital çağda bireylerin ve toplumların karşı karşıya olduğu zorlukları anlamak ve bu zorluklara karşı koymak için değerli bir kaynak niteliğindedir.

  • Künye: Ulises A. Mejias, Nick Couldry – Veri Gaspı: Büyük Teknolojinin Yeni Sömürgeciliği ve Onunla Nasıl Mücadele Edilmeli?, çeviren: Demir Barlas, Nota Bene Yayınları, siyaset, 293 sayfa, 2025

E. E. Evans-Pritchard – Azandelerde Cadılık, Kehanetler ve Büyü (2024)

Evans-Pritchard’ın bu kitabı, sosyal antropolojinin klasiklerinden biridir.

Kitap, Afrika’nın Azande halkının büyü, kahinlik ve sihir inanç sistemlerini derinlemesine inceleyerek, bu inançların günlük yaşamları üzerindeki etkilerini ve toplumsal işlevlerini ortaya koyuyor.

Azande halkı için büyü, doğal olayların ve olumsuzlukların ana nedenidir.

Büyü, bir kişinin başka bir kişiye zarar vermek için kullandığı gizli bir güç olarak görülür.

Büyücülük, kalıtsal bir özellik olarak kabul edilir ve toplum içindeki çatışmaları açıklamak için kullanılır.

Azande’lerde kahinler, büyücülüğü tespit etmek ve suçluları belirlemek için kullanılan önemli bir araçtır.

Kahinler, özel ritüeller ve nesneler kullanarak geleceği görme ve gizli bilgileri ortaya çıkarma yeteneğine sahip olduklarına inanılır.

Azande’lerde sihir, büyücülüğe karşı korunmak ve istenmeyen olayları önlemek için kullanılan bir araçtır.

Sihirli ritüeller ve nesneler, büyücülüğün kötü etkilerini bertaraf etmek amacıyla kullanılır.

Evans-Pritchard, bu inanç sistemlerinin Azande toplumunda önemli bir sosyal işlev gördüğünü savunur.

Büyü inancı, insanların yaşadıkları olumsuzlukları anlamlandırmalarına ve toplumsal uyumu sağlamalarına yardımcı olur.

Kahinlik ise toplumsal çatışmaları çözmek ve suçluları belirlemek için bir mekanizma sunar.

Evans-Pritchard, bu çalışmasıyla sosyal antropolojideki bilimsel yöntemlerin gelişmesine önemli katkılar sağladı.

Azande toplumunu objektif bir şekilde inceleyerek, büyü ve sihir gibi konuların kültürel bir bağlamda nasıl anlaşılması gerektiğini gösterdi.

Kitap, farklı kültürlerin farklı inanç sistemlerine sahip olabileceği ve bu inanç sistemlerinin o kültürün üyeleri için anlam taşıdığı fikrini destekliyor.

Evans-Pritchard’ın bu çalışması, büyü ve sihir üzerine yapılan sonraki çalışmalara ilham kaynağı oldu.

Evans-Pritchard’ın kitabı, sosyal antropolojide büyü ve sihir üzerine yapılan en önemli çalışmalardan biridir.

  • Künye: E. E. Evans-Pritchard – Azandelerde Cadılık, Kehanetler ve Büyü, çeviren: Çağlar Enneli, Nota Bene Yayınları, antropoloji, 352 sayfa, 2024

 

Mehmet Süreyya Karakurt – Türkiye’de Sağ ve Solun Oluşumu ve 1975-80 “Sivil” İç Savaşı (2024)

Türkiye’de sağ ve sol belirgin olarak 1950’ler sonrasında oluştu.

Bu oluşum süreci aynı zamanda “Soğuk Savaş”ın en etkili sürdüğü yıllara denk geldi.

1980’e kadar sonraki 30 yıl boyunca da ülke siyaseti soğuk savaşın izlerini çok derinden hissetti.

Bu kitap Osmanlı’daki modernleşme ataklarından başlayarak ve esas olarak 1950’ler sonrası sağın ve solun oluşum süreçlerini incelikle ele alıyor.

Aktörlerin ideolojik politik gelişim evrelerini, ayrışmaları, yeniden biçimlenişleri analiz ediyor.

Bu ilk oluşumların zirve noktası 1975-80 dönemidir.

Bu dönem bugüne kadarki gelişmeleri çok derinden etkilemesine rağmen daima gölgede bırakılan bir dönem oldu.

1975-1980 arası, toplumun her kesimini, coğrafyanın her köşesini kapsayan yaygın çatışma ortamı ile Türkiye için özel bir dönemdir.

Bu çatışmalar son derece etkili sonuçlar da yaratmış, sağ cenahın muharip aktörünü dünyanın en güçlü, en kitlesel faşist hareketlerinden biri haline getirirken, sol cenahta da son derece kitlesel bir radikal silahlı sol hareket ortaya çıkarmıştır.

Bu çatışma ortamının sonu ise, Türkiye’nin siyasi hayatını kökten değiştiren, etkisi bugün bile derin şekilde hissedilen bir askeri darbe ile geldi.

Askeri darbenin etkileri öyle etkili oldu ki bütün dikkatler oraya odaklandı, onu ortaya çıkaran ortamın kendisi ikinci plana düştü.

Bugün bile bu olayların ne olduğu, neyin ürünü olarak ortaya çıktığı, nasıl bir gelişim seyri izlediği vb. konusunda bir iki istisna dışında bir anlatım bulunmuyor.

Olayların değerlendirmesi konusunda da fikirler birbirinden radikal şekilde ayrışıyor.

Kimileri bu olayları anarşi ve terör olarak görmeye meyilli iken, kimilerine göre bunlar sağ-sol çatışmasıydı.

Kimilerine göre ise o dönemde Türkiye’de bir iç savaş yaşandı.

Bu kitap bu yıllarda Türkiye’de bir iç savaş yaşandığı tezini gerekçelendirmeye, aktörleri, nedenleri ve dinamikleri ile sürecin genel bir resmini çizmeye çalışıyor.

Fakat bu iç savaşın, alışılmış örneklerin dışında “sivil” bir karakter taşıdığını ileri sürüyor ve bütün bunların gerisinde de iç politikanın soğuk savaşlaştırılmasının yattığını göstermeye çalışıyor.

  • Künye: Mehmet Süreyya Karakurt – Türkiye’de Sağ ve Solun Oluşumu ve 1975-80 “Sivil” İç Savaşı, Nota Bene Yayınları, siyaset, 486 sayfa, 2024

Kıvanç Eliaçık – Orta Doğu’da İşçiler ve Sendikal Hareket (2024)

Yaklaşık 150 yıllık bir zaman dilimini ve iki kıtaya yayılan geniş bir coğrafyayı anlatan bu kitap Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki işçilerin ve sendikal hareketin durumunu inceliyor.

Bölgenin tarihini jeopolitik gelişmeler, savaşlar, siyasetçiler, anayasalar veya uluslararası anlaşmalar üzerinden okumuş olabilirsiniz.

Bu kez, Arap Dünyası’nı grevler, iş kanunları, sendika liderleri veya sıradan işçilerin deneyimleri üzerinden anlatan bir kitapla karşı karşıyasınız.

Türkiye ve Arap Dünyası arasındaki tarihi, kültürel, siyasi ve ekonomik bağlar sürekli konuşulsa da bölgedeki işçi hareketleri hakkında bilgi oldukça sınırlıdır.

Kitabın amacı bu konudaki şaşırtıcı benzerlikleri aktarmak ve ilham veriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Tunus’ta sendikalar ülkenin bağımsızlığında ve demokratikleşmesinde kilit bir rol oynadılar. Böylece Nobel Barış Ödülü’nü kazandılar. Mısır’da devlet kontrolündeki sendikaların gücüne rağmen bağımsız sendikaların grevleri Arap Baharı’nın habercisi oldu. Filistin’de sendikalar önce İngiliz Mandasına sonra İsrail’e karşı verilen ulusal mücadelenin önemli bir aktörü oldular. Lübnan sendikaları, farklı mezhep ve etnik kökenlerden işçileri bir araya getirerek ülkede önemli bir istisna oluşturdu. Sendikaların tarihsel konumu Suriye Savaşı’nı ve bölgenin geleceğini anlamak için önemli ipuçları vermektedir. Cezayir’de demokratikleşme ve laiklik tartışmalarını, Irak’ta işgalleri ve yeniden inşa süreçlerini, Körfez sermayesinin dönüşümünü veya mültecilerin koşullarını yorumlayabilmek için sendikaları ve işçi hareketlerini anlamak gerekir.”

  • Künye: Kıvanç Eliaçık – Orta Doğu’da İşçiler ve Sendikal Hareket, Nota Bene Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2024

Roberto Esposito – Communitas (2024)

Çağdaş siyaset felsefesinin kurucu isimlerinden Roberto Esposito bu eserinde topluluk kavramının ayrıntılı bir soy kütüğüne girişiyor.

Hobbes, Rousseau, Kant gibi modernliğin temellerini oluşturan isimlerin eserlerinde derinlere dalan ve yeni bir topluluk anlayışının ana hatlarını Heidegger ve Bataille’ın kavramsal analizleriyle çizmeye koyulan Esposito aynı zamanda liberal bireyciliğin geniş çaplı bir eleştirisini sunuyor.

Zira topluluğu felç eden, onun biçimini bozup rayından çıkaran bu bireyciliğin bizzat kendisi.

Bugün kan kaybeden, can çekişen ve hatta ölmekte olan topluluk düşüncesini yeniden canlandırmak için onu karşılıklı bir armağan etme ve sorumluluk ilişkisi olarak düşünerek etik ve politik bir dayanışma zeminine yeniden oturtmak gerekiyor.

Communitas bu doğrultuda ilerleyen, bireyciliği zayıflatırken ortaklığı güçlendirip çoğaltmaya yönelen kuvvetli bir felsefi çaba, kudretli bir kuramsal girişim…

  • Künye: Roberto Esposito – Communitas: Topluluğun Kökeni ve Kaderi, çeviren: Onur Kartal, Nota Bene Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2024

Dan McQuillan – Yapay Zekâya Direnmek (2024)

Her ne kadar doğuşu 2. Dünya Savaşı yıllarına uzansa da, yapay zekânın gündelik hayatımıza girişi yeni yeni başlıyor.

Bunun sonuçlarının ne ve nasıl olacağına dair tartışmalar da hızla gündemi kaplamaya başladı.

Bu durum bazı yönleriyle 1990’lı yılların başlarında bilgisayarın gündelik hayata girişine benzer boyutlar taşıyor.

Üretimin esnekleştirilmesi ve hızlandırılması, toplumun sosyolojik olarak değişimi, işçi sınıfının iç bileşiminin değişimi, finansallaşmanın gündelik hayatımıza dâhil olması, bilginin metalaştırılması gibi çok önemli değişimler ve tartışmalar bu teknolojik atakla birlikte o yıllarda gündemi işgal etmişti.

Yaklaşık 30-35 yıl sonra, şimdi de yapay zekâ benzer şiddette bir dizi değişim ve tartışmayı beraberinde getirecek gibi duruyor.

Yakın zamanda yapay zekânın işlevleri, onunla neler yapılabileceği ve ortaya çıkabilecek “olumlu” değişikliklere dair bir dizi kaynak yayımlandı, sosyal mecralarda çeşitli görüşler yer aldı.

Ancak yapay zekânın eleştirel bir gözle bütünsel bir değerlendirmeye tabi tutulduğu çok az çalışma mevcut.

Dan McQuillan, ‘Yapay Zekâya Direnmek’ ile tam da bunu yapmaya çalışıyor.

Yazar, bununla da yetinmeyerek yapay zekânın olumsuz yönlerinin tarihsel izlerini sürüyor ve faşizmden aldığı miraslarla başa çıkabilmek için neler yapılabileceğine ilişkin bir bakış açısı üretmeye girişiyor.

Artık yapay zekâ her yerde var olacak.

Fakat bununla birlikte yapay zekâ topluma düzeltilemeyecek şekilde zarar verme potansiyelini de barındırıyor.

Yapay zekâ, mevcut krizlerimizi ele almaya yardımcı olmak yerine, insanların yaşam şanslarını sınırlayan bölünmelere neden olabiliyor ve hatta toplumsal sorunlara faşizan çözümler önerebiliyor.

Bu kitap, yapay zekânın derin öğrenme teknolojisinin ve siyasi etkilerinin bir analizini sunuyor ve küresel kemer sıkma politikalarından aşırı sağın yükselişine kadar çağdaş siyasi ve toplumsal akımlarla nasıl yankılandığının izini sürüyor.

Dan McQuillan, bu eserinde önemli bir çağrı dile getiriyor.

Yazar, bildiğimiz hâliyle yapay zekâya direnmemiz ve algoritmik optimizasyon yerine ortak faydaya öncelik vererek onu yeniden yapılandırmamız gerektiğini yüksek sesle vurguluyor.

  • Künye: Dan McQuillan – Yapay Zekâya Direnmek: Antifaşist Bir Yaklaşım, çeviren: Diyar Saraçoğlu, Nota Bene Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2024

David J. Lorenzo – Dünyanın Sonundaki Kentler (2024)

‘Dünyanın Sonundaki Kentler’, bugünün kaotik dünyasında yeniden revaçta olan distopya, distopik bilim kurgu gibi türler ile bunlardan uzak durmaya çalışan geniş kitlelere hitap eden ütopyacı edebiyatı kıyaslamalı biçimde ele alıyor.

Dünyanın kaotik dönemlerindeki toplumsal karamsarlık, distopyaların yaygın okunmasına neden olur.

Buna karşın, böylesi atmosferlerden çıkış için siyaset anlayışımızı yeniden düşünme ihtiyacı göz önüne alındığında, başlı başına ütopya okumak için bir sebep ileri sürülebilir.

Kısacası, bunlardan biri, diğeri olmaksızın düşünülmemelidir.

More’un ‘Ütopya’sı, Zamyatin’in ‘Tek Devlet’ini ortaya çıkarabilir.

Bellamy’nin yaratımı bizi Neville’in tasvir ettiği gayrimedeni koşullara götürebilir.

Dolayısıyla ne ütopyalar sadece uzak ve mükemmel toplumlara ilişkindir ne de distopyalar sırf gelecekteki cehennem çukurlarına.

Bu kitapta yazarın amacı okuyucuları bu sorular hakkında yeniden düşünmeye teşvik etmek.

Nerede durduğumuzun, hangi varsayımlara sahip olduğumuzun, hangi analizleri kabul ettiğimizin, en çok neden korktuğumuzun ve en çok neyi arzuladığımızın farkında olmak…

Çünkü bu farkındalık içinden geçmekte olduğumuz türden kaotik bir dünyada sahip olunacak çok değerli bir bilgidir.

Kitap çeşitli yönleriyle ütopyaları ve distopyaları ele alan diğer çalışmalardan farklılaşan özgül niteliklere sahip.

Bu eserleri siyasi literatür çatısı altında analiz eder; yani bunları siyasi felsefenin örnekleri olarak tartışır.

Her eserin böyle bir yaklaşımla mümkün olandan çok daha fazla tartışılmasını sağlar.

Çalışma, eserlerin bir seçkisi olmadığı gibi, onlardan uzun pasajlar da içermiyor.

Her eserin mesajını çözmeye uğraşmak için yola çıkıyor.

Bunu yaparken, çok çeşitli bağlamlarda yazılmış ve ortaya konulmuş eserleri kapsıyor, çok farklı mesajlar içeriyor ve apayrı felsefeleri ortaya çıkarıyor; hem ünlü hem daha az bilinen eserlere değiniyor.

Ayrı bölümlerde yer verilmiş ve bağımsız olsalar da bu eserlerin tartışmasının çiftler halinde okunması amaçlanıyor: ‘Pines Adası’ ile ‘Ütopya’, ‘Hiçbir Yerden Haberler’ ile ‘Geriye Bakış’ ve ‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ ile ‘Biz’.

  • Künye: David J. Lorenzo – Dünyanın Sonundaki Kentler: Güncel Sorunlar Karşısında Distopya ve Ütopyalar, çeviren: Nahit Bingöl, Nota Bene Yayınları, inceleme, 264 sayfa, 2024