Izabela Wagner — Bauman (2025)

Izabela Wagner bu biyografide Zygmunt Bauman’ın yaşamını, düşünsel üretimiyle iç içe geçen tarihsel kırılmalar üzerinden anlatıyor. Bauman’ı yalnızca “akışkan modernite” kavramının yaratıcısı olarak değil, 20. yüzyılın şiddet, sürgün ve ideolojik çatışmaları içinde şekillenmiş bir entelektüel olarak konumlandırıyor. Kişisel deneyimlerin teorik yönelimleri nasıl beslediğini ayrıntılı biçimde gösteriyor.

‘Bauman’ (‘Bauman: A Biography’) Bauman’ın Polonya’daki gençliğinden başlayarak savaş yıllarını, antisemitizmle yüzleşmesini ve komünist rejimle kurduğu karmaşık ilişkiyi izliyor. Akademik kariyerinin erken dönemlerinde Marksizmle kurduğu bağın zamanla nasıl dönüştüğünü, siyasal hayal kırıklıklarının düşüncesine nasıl yansıdığını ortaya koyuyor. 1968 sonrası sürgün deneyimi, Bauman’ın aidiyet, belirsizlik ve modernlik eleştirisini derinleştiriyor.

Wagner, Bauman’ın İsrail ve İngiltere’deki akademik hayatını, üretkenliğini ve uluslararası etkisini ayrıntılandırıyor. “Akışkan modernite”nin yalnızca teorik bir kavram değil, yaşanmış güvencesizliklerin düşünsel bir ifadesi olduğunu vurguluyor. Bauman’ın popülerlik kazanırken akademiyle ve eleştirmenleriyle yaşadığı gerilimlere de yer veriyor.

Bu biyografi, Bauman’ın düşüncelerini tarih dışı soyutlamalar olarak değil, yaşam deneyimleriyle örülü bir bütün olarak okuyor. Wagner, düşünürün çelişkilerini, sessizliklerini ve dönüşümlerini gizlemeden aktarıyor. Kitap, Bauman’ı anlamak isteyenler için hem entelektüel bir harita hem de 20. yüzyıl Avrupa tarihine açılan eleştirel bir pencere sunuyor.

Izabela Wagner — Bauman
Çeviren: Özlem Kırtay, Burak Yılmaz • Lejand Yayınları
Biyografi • 544 sayfa • 2025

David Lindley – Belirsizlik (2025)

David Lindley’nin bu kitabı, modern fiziğin temelini sarsan büyük tartışmayı anlatıyor. Kuantum mekaniğinin doğuşunda yalnızca yeni bir teori değil, gerçekliğin nasıl anlaşılacağına dair bir savaş ortaya çıkıyor. Lindley, Einstein, Heisenberg ve Bohr’un fikir çatışmalarını bir bilim tarihi anlatısından çok, entelektüel bir dram olarak aktarıyor.

Albert Einstein, evrenin kesin yasalara göre işlediğine inanıyor. Ona göre doğada belirsizlik yok; belirsiz görünen şeyler yalnızca henüz açıklayamadığımız ayrıntılardan kaynaklanıyor. Bu yüzden kuantum kuramındaki “olasılıklı” yapıya direniyor, bilimin temelinin rastlantılara bırakılamayacağını savunuyor.

Werner Heisenberg ise atom altı dünyayı inceledikçe, ölçümün kendisinin gerçekliği etkilediğini fark ediyor. Formüle ettiği belirsizlik ilkesi, doğanın özünde tam bir kestirilebilirlik olmadığını gösteriyor. Bu, bilginin sınırlarının sadece teknik değil, ontolojik bir mesele olduğunu ortaya koyuyor.

Niels Bohr, iki uç arasında bir köprü kuruyor. Ona göre parçacıkların davranışı gözlemden ayrı düşünülemiyor. Tamamlayıcılık ilkesi ile gerçekliği tek bir tanımın kuşatamayacağını, farklı koşullarda farklı biçimlerde ortaya çıktığını açıklıyor. Böylece bilginin, gözlemci ile doğa arasındaki etkileşimde kurulduğunu savunuyor.

Lindley, bu fikir çatışmasını kişisel ilişkiler, bilimsel gurur, felsefi kaygılar ve dönemin politik atmosferiyle iç içe anlatıyor. Kuantum mekaniğinin kabulüyle birlikte bilimin “kesinlik” ideali yıkılıyor; yerine olasılıkların yön verdiği bir evren tasavvuru yerleşiyor.

‘Belirsizlik: Einstein, Heisenberg, Bohr ve Bilimi Kurtarma Mücadelesi’ (‘Uncertainty: Einstein, Heisenberg, Bohr, and the Struggle for the Soul of Science’), bilginin sınırlarının genişlediği kadar belirsizleştiğini de hatırlatıyor. Bilim, hakikati sabitlemek yerine, onun değişen doğasını anlamaya çalışıyor. Einstein “Tanrı zar atmıyor” diye ısrar ediyor ama Heisenberg ve Bohr’un açtığı yol, modern fiziğin geleceğini belirliyor. Bu kitap, bilimin ruhunun nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

  • Künye: David Lindley – Belirsizlik: Einstein, Heisenberg, Bohr ve Bilimi Kurtarma Mücadelesi, çeviren: Özlem Kırtay, Fol Kitap, bilim, 240 sayfa, 2025

Thomas Meyer – Hannah Arendt Kimdi? (2025)

Thomas Meyer’in ‘Hannah Arendt Kimdi?’ adlı kitabı, 20. yüzyılın en etkili siyaset düşünürlerinden biri olan Hannah Arendt’in yaşamını, düşünsel gelişimini ve entelektüel mirasını kısa ama yoğun bir biçimde anlatıyor. Meyer, biyografik anlatıyı felsefi çözümlemeyle iç içe geçirerek Arendt’in fikirlerinin hangi tarihsel ve kişisel koşullarda biçimlendiğini gösteriyor.

Kitap, Arendt’in Almanya’daki gençlik yıllarından başlıyor: Martin Heidegger’le kurduğu entelektüel ve duygusal ilişkinin, onun düşünsel yöneliminde yarattığı derin etkiyi tartışıyor. Nazi rejiminin yükselişiyle birlikte Arendt’in ülkesinden kaçışı, Paris ve ardından ABD’deki sürgün yaşamı, Meyer’in “düşüncenin köksüzleşmesi” dediği bir temaya dönüşüyor. Bu deneyim, Arendt’in sonraki çalışmalarında —özellikle ‘Totalitarizmin Kaynakları’, ‘İnsanlık Durumu’ ve ‘Kötülüğün Sıradanlığı: Eichmann Kudüs’te’— merkezi bir yere sahip olan özgürlük, eylem, yargı ve kötülük kavramlarının temelini oluşturuyor.

Meyer, Arendt’in felsefi tutumunu bir “düşünme cesareti” olarak tanımlar. Arendt için düşünmek, yalnızca anlamak değil, itaatsizliğin bir biçimidir. Yazar, onun totalitarizm eleştirisini günümüz siyasal atmosferiyle ilişkilendirerek, bireyin sorumluluğunun ve politik katılımın önemini vurgular. Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı, burada ahlaki kayıtsızlığın modern toplumlarda nasıl kök saldığını açıklayan bir uyarı olarak öne çıkar.

Kitap, ne akademik bir monografi ne de sıradan bir biyografi. Thomas Meyer, Arendt’in fikirlerini sade ama derin bir dille aktararak, düşünürün çağını aşan sorularını yeniden güncelliyor: “Özgürlük nedir?”, “Eylem ne zaman politikleşir?”, “İnsan, düşünmeyi bıraktığında neye dönüşür?”

  • Künye: Thomas Meyer – Hannah Arendt Kimdi?, çeviren: Özlem Kırtay, Ebubekir Demir, Lejand Yayınları, biyografi, 136 sayfa, 2025