Thomas Baier — Roma Edebiyatı Tarihi (2025)

Thomas Baier’in bu kitabı, Latin edebiyatını kronolojik bir dizin olarak değil, Roma toplumunun siyasal, kültürel ve düşünsel dönüşümleriyle iç içe gelişen canlı bir gelenek olarak ele alıyor. Baier, edebiyatı yalnızca metinler toplamı değil, Roma dünyasının kendini ifade etme biçimi olarak okuyor.

‘Roma Edebiyatı Tarihi’ (‘Geschichte der römischen Literatur’), erken dönem Roma yazınından başlayarak Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerine uzanıyor. Yunan edebiyatıyla kurulan yoğun etkileşim, Roma’nın kültürel kimliğini şekillendiren temel unsur olarak ele alınıyor. Plautus ve Terentius’un komedileri, Ennius’un epik denemeleri ve edebiyatın kamusal yaşamla kurduğu ilişki, Roma edebiyatının erken yönelimlerini ortaya koyuyor.

Cumhuriyet’in son döneminde Cicero’nun hitabeti ve felsefi metinleri, Catullus’un lirik şiiri ve Caesar’ın tarih yazımı üzerinden edebiyatın siyasetle olan bağı tartışılıyor. Augustus dönemi ise Vergilius, Horatius ve Ovidius aracılığıyla Roma edebiyatının “klasik” çağı olarak ele alınıyor; bu metinlerin imparatorluk ideolojisiyle kurduğu karmaşık ilişki vurgulanıyor.

İmparatorluk döneminde Seneca, Lucanus, Tacitus ve Juvenalis gibi yazarlar üzerinden edebiyatın eleştirel ve karamsar tonları öne çıkarılıyor. Baier, bu dönemde edebiyatın hem iktidarla uyum içinde hem de ona mesafeli biçimler üretebildiğini gösteriyor. Geschichte der römischen Literatur, Roma edebiyatını estetik, politik ve toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alan, Latin edebiyatına bütünlüklü bir giriş sunan kapsamlı bir çalışma niteliği taşıyor.

Thomas Baier — Roma Edebiyatı Tarihi
Çeviren: Bilge Enç · Runik Kitap
İnceleme · 144 sayfa · 2025

Edward S. Casey – Mekânın Kaderi (2025)

Edward S. Casey’nin bu kitabı, “mekân” kavramının Batı felsefesi tarihinde nasıl arka plana itildiğini ve buna rağmen düşüncenin merkezinde nasıl varlığını sürdürdüğünü inceleyen kapsamlı bir çalışma. Casey, mekânın yalnızca fiziksel bir arka plan değil, insan deneyimini kuran temel bir boyut olduğunu savunuyor.

‘Mekânın Kaderi’ (‘The Fate of Place’), Antik Yunan’dan başlayarak Aristoteles, Platon ve Stoacılar üzerinden mekân anlayışını ele alıyor; ardından Ortaçağ düşüncesi ve erken modern felsefeye geçiyor. Descartes’la birlikte mekânın “uzam”a indirgenmesi, Newtoncu mutlak uzay fikri ve Kant’ın mekânı zihnin apriori bir formu olarak tanımlaması, Casey’nin eleştirel biçimde tartıştığı kırılma noktaları arasında yer alıyor. Bu süreçte mekân, giderek soyutlaşıyor ve yaşantıdan koparılıyor.

Casey, modern felsefenin zamanı merkeze alırken mekânı ihmal ettiğini ileri sürüyor. Husserl, Heidegger ve Merleau-Ponty gibi fenomenologlar aracılığıyla mekânın yeniden düşünceye dâhil edilişini inceliyor. Özellikle “yer” kavramı üzerinden, beden, bellek ve deneyim arasındaki ilişkileri vurguluyor; insanın dünyayla kurduğu bağın her zaman belirli yerler üzerinden kurulduğunu gösteriyor.

‘Mekânın Kaderi’, mekânın felsefede kaybolan bir kavram değil, bastırılmış bir konu olduğunu öne sürüyor. Kitap, modern dünyanın yer duygusunu aşındıran soyutlaşmasına karşı, düşünceyi yeniden deneyime, bedene ve yaşanılan yerlere bağlama çağrısı yapıyor. Bu yönüyle eser, felsefe, mimarlık, coğrafya ve kültürel çalışmalarla ilgilenenler için temel bir referans niteliği taşıyor.

  • Künye: Edward S. Casey – Mekânın Kaderi: Felsefi Bir Tarih, çeviren: Abdullah Başaran, Runik Kitap, felsefe, 582 sayfa, 2025

Peter Hoffmann – Hitler’e Suikast Girişimi ve Stauffenberg (2025)

Peter Hoffmann’ın bu kitabı, 20 Temmuz 1944’te Adolf Hitler’e düzenlenen suikast girişiminin merkezinde yer alan Claus von Stauffenberg ve onun ailesi üzerinden, Nazi Almanyası’nda ahlak, inanç ve direnişin sınırlarını derinlemesine inceliyor. Hoffmann, bu çalışmasında yalnızca Stauffenberg’in siyasi eylemini değil, onun düşünsel köklerini, entelektüel çevresini ve aristokratik dünyasını da tarihsel bağlamı içinde çözümlemeye girişiyor.

‘Hitler’e Suikast Girişimi ve Stauffenberg: Bir Subayın Hayatı, Siyaseti ve Son Günleri’ (‘Claus Schenk Graf von Stauffenberg und seine Brüder’), Stauffenberg kardeşlerin —Claus, Berthold ve Alexander’ın— çocukluklarından itibaren Almanya’nın savaş öncesi kültürel atmosferine nasıl dâhil olduklarını anlatıyor. Yazar, özellikle Claus’un gençlik yıllarında şiir, sanat ve Katolik mistisizmiyle iç içe bir duyarlılığa sahip olduğunu, fakat bu entelektüel birikimin giderek sorumluluk duygusuna ve politik eyleme dönüştüğünü gösteriyor. Hoffmann’a göre Stauffenberg’in Hitler’e karşı çıkışı, ani bir isyan değil, vicdanla ideoloji arasındaki uzun bir hesaplaşmanın sonucuydu.

Eserde, suikast girişimi yalnızca bir askerî operasyon olarak değil, ahlaki bir manifesto olarak ele alınıyor. Stauffenberg’in rejime olan bağlılığını terk edişi, savaşın yıkıcılığı karşısında insanlık onurunu savunma arayışına dönüşüyor. Hoffmann, arşiv belgeleri, mektuplar ve tanıklıklardan yola çıkarak, onun “ihanet” olarak damgalanan eylemini bir vicdanın zorunlu başkaldırısı olarak yorumluyor.

Ayrıca kitap, Stauffenberg ailesinin entelektüel çevresi, Stefan George gibi düşünürlerle olan ilişkileri ve Nazi ideolojisine mesafeli duruşları üzerinden, dönemin Alman aristokrasisinin iç çelişkilerini de gözler önüne seriyor.

Kitap, tarihsel bir biyografi olmanın ötesinde, etik sorumluluk ile siyasi cesaretin kesişiminde bir vicdan hikâyesi anlatıyor.

  • Künye: Peter Hoffmann – Hitler’e Suikast Girişimi ve Stauffenberg: Bir Subayın Hayatı, Siyaseti ve Son Günleri, çeviren: Ayşe Çevik, Runik Kitap, tarih, 104 sayfa, 2025

Heinz Heinen – Helenizmin Tarihi (2025)

 

Hellenistik dönem, MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender’in seferleriyle başlayan ve Kleopatra’nın ölümüne kadar uzanan tarihsel bir dönüşüm süreci olarak tanımlanıyor. Heinz Heinen, bu süreçteki siyasi, kültürel ve toplumsal değişimleri detaylı bir çerçevede inceliyor. ‘Helenizmin Tarihi: Büyük İskender’den Kleopatra’ya’ (‘Geschichte des Hellenismus: Von Alexander bis Kleopatra’), yalnızca bir kronoloji sunmakla kalmıyor; imparatorlukların kuruluş mantığını, güç ilişkilerini ve kültürler arası etkileşimi analiz ediyor.

İskender’in fetihleriyle Yunan kültürü geniş bir coğrafyaya yayılıyor, fakat bu yayılma basit bir aktarım değil; yerel geleneklerle kaynaşarak yeni bir sentez doğuruyor. Bu dönemde Doğu ve Batı’nın karşılaşması, bilim, felsefe ve sanat alanında eşsiz bir yaratıcılık ortamı oluşturuyor. İskender sonrası kurulan Seleukos, Ptolemaios ve Antigonid hanedanlıkları, yalnızca askeri güçleriyle değil, şehirleşme ve ekonomik yapılarıyla da öne çıkıyor. Heinen, bu krallıkların birbirleriyle olan rekabetini ve ittifaklarını, Akdeniz’in siyasal dengelerini belirleyen faktörler olarak değerlendiriyor.

Kitap, aynı zamanda Hellenistik çağın gündelik yaşamına da ışık tutuyor. Ticaretin genişlemesi, para ekonomisinin gelişimi, kozmopolit şehirlerin doğuşu ve kültürel melezleşme, bu dönemi bir “erken küreselleşme” evresi hâline getiriyor. Stoacılık ve Epikürcülük gibi felsefi akımların yaygınlaşması, bireysel mutluluk arayışının öne çıkmasını sağlıyor. Ancak bu kültürel canlılık, sürekli savaşlarla gölgeleniyor ve Roma’nın yükselişiyle sona eriyor.

Heinen’in çalışması, Hellenistik dönemi yalnızca İskender’den Kleopatra’ya kadar uzanan bir siyasi hikâye olarak değil; aynı zamanda kültürel çeşitlilik ve karşılaşmaların şekillendirdiği dinamik bir çağ olarak yorumluyor. Bu bakış, Antik Çağ tarihine farklı bir derinlik kazandırıyor.

  • Künye: Heinz Heinen – Helenizmin Tarihi: Büyük İskender’den Kleopatra’ya, çeviren: Tuna Akçay, Runik Kitap, tarih, 116 sayfa, 2025

Bruno Reudenbach – Ortaçağ Sanatı 1 (2025)

Bruno Reudenbach bu kitabında, 800-1200 yılları arasında Avrupa’da gelişen Orta Çağ sanatını derinlemesine inceliyor. Dönemin sanatsal üretimleri, sadece estetik kaygılarla değil, dinî ve siyasal yapıların etkisiyle biçimleniyor. Kitap, Karolenj Rönesansı’ndan Romanesk mimariye uzanan süreçte sanatın nasıl bir anlam dünyası yarattığını ortaya koyuyor. Reudenbach, mimariden el yazması süslemelerine, heykelden metal işçiliğine kadar pek çok alanda Orta Çağ’ın görsel kültürünü detaylı örneklerle analiz ediyor.

Eserde, Karolenj ve Otton dönemlerinin sanatsal yenilikleri üzerinde duruluyor. Bu yeniliklerin, hem Roma geleneğiyle hem de Hristiyan inançlarıyla kurduğu bağ vurgulanıyor. Özellikle manastır kültürünün sanat üzerindeki belirleyici rolü dikkat çekiyor. ‘Ortaçağ Sanatı 1: 800’den 1200’e’ (‘Die Kunst des Mittelalters, Band 1: 800–1200’), katedrallerin mimari dili, ikonografik düzenlemeler ve kutsal mekânların sembolik anlamları üzerinden Orta Çağ zihniyetini anlamaya çalışıyor. Bu dönemde sanat, yalnızca süsleme değil, inançların somut bir temsil biçimi olarak işlev görüyor.

Reudenbach ayrıca, feodal yapının, haçlı seferlerinin ve kültürel etkileşimlerin sanatı nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Doğu-Batı ilişkileri, İslam sanatıyla karşılaşmalar ve ticaretin etkisiyle Avrupa’da yeni estetik anlayışların ortaya çıkışı detaylandırılıyor. Böylece sanat, yalnızca bir estetik üretim değil, sosyal, politik ve dini değişimlerin aynası olarak görülüyor. Kitap, zengin görselleri ve analitik yaklaşımıyla Orta Çağ sanatını anlamak isteyen araştırmacılar ve sanat meraklıları için kapsamlı bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Bruno Reudenbach – Ortaçağ Sanatı 1: 800’den 1200’e, çeviren: Ömer İpek, Runik Kitap, sanat tarihi, 134 sayfa, 2025

Wolfgang Reinhard – Modern Devletin Tarihi (2025)

Wolfgang Reinhard, modern devletin ortaya çıkışını ve gelişimini tarihsel bir perspektiften inceliyor. ‘Modern Devletin Tarihi’ (‘Geschichte des modernen Staates’), devletin sadece bir yönetim aygıtı değil, aynı zamanda toplumsal düzenin temel taşı olduğunu vurguluyor. Reinhard, modern devletin kökenlerini Orta Çağ sonrasındaki Avrupa’da arıyor ve feodal yapılardan merkezi otoriteye geçişin ardındaki dinamikleri açıklıyor.

Yazar, orduların profesyonelleşmesi, mali sistemlerin güçlenmesi ve bürokratik yapının oluşmasıyla devletin nasıl kurumsallaştığını gösteriyor. Bu süreçte savaşların belirleyici etkisine dikkat çekiyor; çünkü savaş, devletin hem örgütlenmesini hem de finansal yapısını biçimlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor. Vergi toplama mekanizmaları, kamu idaresi ve hukuk sistemleri modern devletin doğuşunda kilit rol oynuyor.

Kitap sadece Avrupa’ya odaklanmıyor, aynı zamanda farklı coğrafyalarda devlet biçimlerinin nasıl şekillendiğini tartışıyor. Kolonyalizm, sanayileşme ve ulus devletin yükselişi gibi olgular, modern devletin küresel ölçekte yayılmasını sağlıyor. Reinhard, bu gelişmelerin sadece siyasal değil, ekonomik ve kültürel boyutlarını da değerlendiriyor.

Son bölümde ise modern devletin günümüzde karşılaştığı meydan okumalar ele alınıyor. Küreselleşme, ulusüstü yapılar ve teknolojik dönüşümler, klasik devlet anlayışını sorgulayan yeni dinamikler yaratıyor. Wolfgang Reinhard, devletin geçirdiği dönüşümleri tarihsel bağlamda anlamak isteyenler için kapsamlı ve ufuk açıcı bir rehber sunuyor.

  • Künye: Wolfgang Reinhard – Modern Devletin Tarihi: Başlangıçtan Günümüze, çeviren: Tuna Sena Kara, Runik Kitap, tarih, 126 sayfa, 2025

Hanns J. Prem – Aztekler (2025)

Hanns J. Prem’in bu eseri, Aztek uygarlığını tarihsel, kültürel ve dinsel boyutlarıyla bütünlüklü biçimde inceleyen akademik bir çalışma. ‘Aztekler: Bir Mezoamerika Uygarlığı’ (‘Die Azteken: Geschichte, Kultur, Religion’), yalnızca Azteklerin yükselişi ve çöküşünü değil, aynı zamanda onların dünyayı nasıl algıladıklarını, toplumsal yapılarının nasıl işlediğini ve tanrılarla ilişkilerini nasıl kurduklarını da ortaya koyuyor.

Prem, kitabına Azteklerin kökenleriyle başlıyor. Nahua halklarının Orta Meksika’ya göçleri, Tenochca adıyla tanınan Azteklerin 14. yüzyılda Tenochtitlán kentini kurmaları ve burada merkezi bir güç haline gelmeleri ayrıntılarıyla anlatılıyor. İttifaklar, savaşlar ve haraç sistemine dayalı bir imparatorluk inşa eden Aztekler, askeri gücün yanı sıra dini ideolojilerini de yayarak hâkimiyet kurmuşlardır. Özellikle Güneş Tanrısı Huitzilopochtli adına yapılan insan kurbanları, bu ideolojinin en çarpıcı örneklerinden biridir.

Kitapta Aztek toplumunun çok katmanlı yapısına da değiniliyor. Soylular, rahipler, tüccarlar, zanaatkârlar ve köylüler arasında net bir iş bölümü vardır. Eğitim sistemleri, tapınak mimarisi, takvimleri ve yazı sistemleri gibi alanlardaki gelişmişlikleri, Azteklerin karmaşık ve organize bir uygarlık olduğunu gösteriyor. Prem, özellikle dini törenlerin toplumsal düzenin sürdürülebilirliği için ne denli merkezi bir rol oynadığını vurguluyor.

Son bölümde ise İspanyol fatih Hernán Cortés’in gelişiyle başlayan yıkım süreci ele alınıyor. Azteklerin direnişi, yerli müttefiklerin rolü ve salgın hastalıkların etkisiyle imparatorluk çöker. Ancak Prem, bu çöküşün ardından Aztek mirasının tamamen yok olmadığını, halk belleğinde ve kültürel pratiklerde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Bu kapsamlı eser, yalnızca bir uygarlığın tarihini anlatmaz; aynı zamanda güç, inanç ve kültür arasındaki derin bağları anlamamıza olanak tanıyor.

  • Künye: Hanns J. Prem – Aztekler: Bir Mezoamerika Uygarlığı, çeviren: Sevgi Tuncay, Runik Kitap, tarih, 138 sayfa, 2025

Wolfgang Kemp – Fotoğrafın Tarihi (2025)

Wolfgang Kemp’in bu kitabı, fotoğrafın teknik bir buluş olmaktan çıkıp modern sanatın, belgelemenin ve görsel kültürün temel yapı taşlarından biri hâline gelme sürecini tarihsel bir çizgide anlatıyor. ‘Fotoğrafın Tarihi: Daguerre’den Gursky’ye’ (‘Geschichte der Fotografie: Von Daguerre bis Gursky’), 19. yüzyıl başlarında Louis Daguerre’in dagereotipiyle başlayan serüveni, 20. yüzyılın sonlarında Andreas Gursky’nin dijital manipülasyonla geniş ölçekli çalışmalara imza attığı dönemlere kadar izliyor.

Kemp, tarihsel anlatısını sadece kronolojik değil, aynı zamanda tematik bir yaklaşımla kuruyor. Fotoğrafın icadı, başlangıçta bilimsel bir araç ve belgeleme yöntemi olarak görülürken; kısa sürede sanatçılar, gazeteciler, politik aktörler ve toplumun çeşitli kesimleri için vazgeçilmez bir anlatı biçimi hâline gelir. Fotoğrafın hakikatle ilişkisi, belge niteliği, estetik işlevi ve ideolojik araç olarak kullanımı, kitabın temel tartışma eksenlerini oluşturuyor.

Yazar, Julia Margaret Cameron’un duygu yüklü portrelerinden, August Sander’in toplumsal tipolojilerine; Man Ray’in sürrealist deneylerinden, Robert Capa’nın savaş karelerine; Cindy Sherman’ın kimlik oyunlarından, Andreas Gursky’nin devasa dijital kompozisyonlarına uzanan geniş bir fotoğrafçı yelpazesi sunuyor. Her bir sanatçının teknik ve estetik tercihleri, dönemin kültürel bağlamıyla birlikte değerlendiriliyor.

Kemp’in kitabı, aynı zamanda fotoğraf kuramına dair temel tartışmalara da yer veriyor. Walter Benjamin’in “mekanik yeniden üretim” düşüncesinden Roland Barthes’ın “punctum ve studium” kavramlarına kadar birçok kuramsal yaklaşım, görsel örneklerle birlikte işleniyor. Bu sayede kitap, yalnızca görsel bir tarih anlatısı değil, aynı zamanda görme biçimlerimize dair eleştirel bir rehber sunuyor.

‘Fotoğrafın Tarihi’, hem görsel hafızayı şekillendiren ustaları hem de teknolojik ve sosyo-politik dönüşümleri takip ederek, fotoğrafın geçmişten bugüne taşıdığı estetik, etik ve ideolojik yükleri derinlemesine inceliyor. Görsel kültürle ilgilenen herkes için kapsamlı ve düşündürücü bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Wolfgang Kemp – Fotoğrafın Tarihi: Daguerre’den Gursky’ye, çeviren: Ahmet Can Akyol, Runik Kitap, fotoğraf, 126 sayfa, 2025

Michael Sommer – Antik Çağ’da Ekonomi (2025)

Michael Sommer’in bu eseri, Antik Akdeniz dünyasının ekonomik yaşamını tarihsel, toplumsal ve coğrafi bağlamlarıyla birlikte ele alarak kapsamlı bir perspektif sunuyor. ‘Antik Çağ’da Ekonomi’ (‘Wirtschaftsgeschichte der Antike’), Antik Yunan’dan Roma İmparatorluğu’na kadar uzanan geniş bir zaman aralığında, ekonominin nasıl işlediğini, kimlerin üretici ve tüketici olduğunu, hangi yapıların ekonomik faaliyetleri belirlediğini sorguluyor. Bu eser, modern ekonomi anlayışını doğrudan uygulamak yerine, antik dünyaya özgü ekonomik mantığı anlamayı amaçlıyor.

Yazar, öncelikle Antik Çağ’da ekonominin modern anlamdaki piyasa odaklı bir sistemden ziyade, büyük ölçüde yerel, kendine yeterli ve statü temelli olduğunu vurguluyor. Tarım, ekonominin temelini oluşturur; toprak sahibi aristokratlar, köle emeğiyle üretim yapar. Para kullanımı, vergilendirme, ticaret ağları ve emeğin organizasyonu gibi unsurlar antik şehirlerin büyümesiyle birlikte çeşitlenir, ancak bu süreçler genellikle siyasi ve toplumsal hiyerarşilerin gölgesinde gelişir.

Sommer ayrıca, antik dünyadaki ticaretin sınırlı ama etkili olduğunu, özellikle liman kentlerinde ve kolonilerde dışa açık ekonomik yapıların oluştuğunu belirtiyor. Roma İmparatorluğu döneminde bu yapılar daha kurumsallaşmış, taşımacılık ve vergi sistemleri sayesinde geniş bir ekonomik ağ inşa edilmiştir. Ancak bu ağlar, üretimden çok kaynak aktarımı ve yeniden dağıtım temelli bir ekonomi yaratmıştır.

Kitap, ekonomik davranışların sadece maddi değil, aynı zamanda kültürel ve politik etkenlerle şekillendiğini göstererek antik ekonomi tarihine bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Sommer’in çalışması, geçmişin ekonomi anlayışını modern kategorilerle değil, kendi zamanının dinamikleriyle anlamaya yönelen tarihsel bir duyarlılıkla kaleme alınmış. Bu yönüyle eser, Antik Çağ’ın ekonomik dokusunu sade ama derinlemesine bir şekilde aktaran önemli bir başvuru kaynağıdır.

  • Künye: Michael Sommer – Antik Çağ’da Ekonomi, çeviren: Tuna Akçay, Runik Kitap, tarih, 124 sayfa, 2025

Werner Huss – Kartaca (2025)

Werner Huss’un bu kitabı, antik dünyanın en güçlü ve gizemli uygarlıklarından biri olan Kartaca’nın kapsamlı bir tarihini sunuyor. ‘Kartaca: Bir Akdeniz İmparatorluğu’ (‘Geschichte der Karthager’), Fenike kökenlerinden başlayarak, Kartaca’nın Akdeniz’de nasıl büyük bir ticaret ve deniz gücü imparatorluğu haline geldiğini detaylı bir şekilde inceliyor. Yazar, şehrin kuruluş efsanelerinden başlayarak, siyasi yapısını, ekonomik faaliyetlerini ve kültürel özelliklerini arkeolojik bulgular ve antik metinlerden elde edilen bilgiler ışığında analiz ediyor. Kartaca’nın coğrafi konumunun ve denizcilik becerilerinin, onu Akdeniz ticaretinde kilit bir aktör haline getirdiğini vurguluyor.

Kitap, Kartaca’nın siyasi ve askeri tarihine geniş yer veriyor. Özellikle, Roma ile olan rekabeti ve Pön Savaşları, eserin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Hannibal Barca gibi efsanevi liderlerin stratejileri ve savaşların dönüm noktaları titizlikle ele alınıyor. Huss, bu savaşların sadece iki büyük güç arasındaki mücadele olmadığını, aynı zamanda farklı siyasi, kültürel ve askeri sistemlerin çarpışması olduğunu gösteriyor. Roma’nın yükselişiyle birlikte Kartaca’nın karşılaştığı zorluklar, askeri dehası ve nihayetindeki yıkımı, objektif bir tarihçi bakış açısıyla sunuluyor.

Huss, Kartaca toplumunun katmanlarını, dinini, sanatsal üretimini ve günlük yaşamını da okuyucuya aktarıyor. Kartaca’nın tanrılarına olan inançları, tapınma ritüelleri ve özellikle çocuk kurban etme iddiaları gibi tartışmalı konular da bilimsel bir dille ele alınıyor. Yazar, bu konulardaki mitleri ve gerçekleri ayırt etmeye çalışarak, Kartaca’nın Batı dünyasındaki algısının nasıl şekillendiğine dair derinlemesine bir analiz sunuyor. Ayrıca, Kartaca’nın sömürgecilik faaliyetleri ve geniş Akdeniz ağı boyunca kurduğu ticaret kolonileri de detaylıca işleniyor.

Kitap, Kartaca’nın tarım ve sanayideki gelişimini, madencilik faaliyetlerini ve kölelik sistemini de inceliyor. Kentin güçlü donanması ve lejyonlarının, imparatorluğunun genişlemesinde ve korunmasındaki rolü vurgulanıyor. Huss, Kartaca’nın hem askeri hem de ticari alandaki inovasyonlarını ve bu özelliklerin Akdeniz tarihinde bıraktığı izleri ortaya koyuyor.

Huss’un bu eseri, Kartaca’yı sadece Roma’nın ezeli düşmanı olarak değil, kendi içinde zengin ve karmaşık bir uygarlık olarak görmemizi sağlıyor. Kapsamlı araştırmaları ve derinlemesine analizleriyle bu çalışma, antik tarih meraklıları ve Fenike-Kartaca uygarlığı üzerine çalışan araştırmacılar için vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde. Kartaca’nın yükselişini ve düşüşünü, döneminin sosyo-ekonomik ve politik koşulları bağlamında anlamak için temel bir referans.

  • Künye: Werner Huss – Kartaca: Bir Akdeniz İmparatorluğu, çeviren: Hülya Yavuz Akçay, Runik Kitap, tarih, 110 sayfa, 2025