Kolektif – Vergi Devletlerinin Yükselişi (2022)

Yok ÖTV’si, KDV’si, yok MTV’si…

Halk vergiler altında eziliyor.

Vergiler, “modern devleti” oluşturan fabrika niteliğindeki ekonomik sistemlerin en önemli dişlisidir.

Hollanda’dan Osmanlı İmparatorluğu’na, Japonya’dan Hindistan’a 1500 ila 1914 yıllar arasında Avrasya’da şekillenen Vergi Devletlerini inceleyen bu kitap, bir dizi karmaşık tarihî soruna yeni cevaplar arıyor.

Her devlet hakkında o konunun en büyük iktisat tarihçisinin bir bölüm kaleme aldığı bu kitapta, Vergi Devletlerinin öne çıkan özellikleri, rekabet teknikleri, bunun Avrupa’nın genişlemesine ve uluslararası ticarete etkileri gibi konular ele alınıyor ve küreselleşmenin nasıl bir süreçle işlediği gözler önüne seriliyor.

Karşılaştırmalı bir çerçevede tüm Vergi Devletlerini inceleyen kitap, sürecin dünya tarihi için nasıl merkezi bir konum üstlendiğini ortaya koyuyor ve modernleşmenin ne şekilde vuku bulduğunu devletlerin hazine politikaları üzerinden ele alıyor.

Ülke-vaka çalışması şeklinde dizayn edilen 18 yazının yer aldığı bu kitapta Şevket Pamuk, John F. Richards, Luciano Pezzolo ve Kent G. Deng gibi dünyanın en büyük iktisat tarihçilerinin çığır açan yazıları bulunuyor.

  • Künye: Kolektif – Vergi Devletlerinin Yükselişi: Alternatif Bir Dünya Tarihi, editör: Bartolomé Yun-Casalilla, Patrick K. O’Brien ve Franciso Comín Comín, çeviren: Nihat Bulut, Selenge Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2022

John William Henry Walden – Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları (2022)

Doğaları gereği Yunanlar konuşkan insanlardı ve ilk zamanlardan itibaren hitabet sanatı onlar arasında çok değer görmüştü.

Öte yandan Yunanların zindelik ve ahenk duyguları da oldukça gelişmişti.

Sanat ve edebiyatın en mükemmel olduğu eski günlerde ozan, filozof, tarihçi ya da bir hatip, iletmek istediği mesajı sadece uygun bir biçimde iletmeyi yeğlemez, bunu yaparken kelimelerini ve düşüncelerini de özenle seçerdi.

Söylevin iki kısmının birbirleriyle uyumsuz olmasına izin verilmezdi, kelimelerin ve düşüncelerin özenle seçilmesinde Yunan edebiyatının mükemmelliği yatmaktaydı.

Ancak zaman geçtikçe insanlar dildeki olasılıkları gitgide daha fazla anlamaya, dille yapılabilen birçok ilginç şeyi merak edip gözlemlemeye başladı.

Daha sonra insanlar edebî üsluplarını istedikleri şekilde geliştirmeye başlayınca uyum ve ahenk ortadan kayboldu.

Artık kelimelerin ve düşüncelerin özenle seçiminde, nezaket ve zarafetin dışında mükemmellik aranmıyordu.

Harvard Üniversitesi’nde Eski Yunanca ve Latince dersleri veren John William Henry Walden’ın kaleminden çıkan bu kitap, Antik Yunanistan olarak tanımlanan coğrafyada eğitimin tüm kademelerine odaklanıyor.

Okulun ve üniversitenin müstakil terimler olarak kullanıldığı eserde, giriş niteliğinde de olsa ilk ve ortaöğretim kademeleriyle ilgili bilgiler veriliyor.

Fakat büyük bir kısmında yükseköğretim ya da yazarın kendi ifadesiyle “üniversite” eğitimi üzerinde duruluyor.

Bilindiği üzere bir okulu ya da üniversiteyi oluşturan en önemli figürler öğrenciler ve öğretmenlerdir.

Dolayısıyla kitabın merkezinde bu iki figür bulunuyor.

Serhat Pir Tosun’un çevirdiği ‘Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları’ adlı eserde öğrencilerin aldığı dersler, öğretmenlerin öğretim metotları, öğrenci-öğretmen ilişkisi gibi birçok konu ele alınıyor, bunları aktarırken de dönemin yazarlarından kısa alıntılar sunuluyor.

Bu alıntılarda öğrencilerin pedagogla ilişkisi, öğrencilere yapılan kabul törenleri, mahkemelerdeki davalar gibi birçok ilginç olayın renkli betimlemeleriyle karşılaşıyoruz.

  • Künye: John William Henry Walden – Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları, çeviren: Serhat Pir Tosun, Selenge Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2022

Robert B. Marks – Modern Dünyanın Kökenleri (2022)

Bu sürükleyici kitap, 1400 yılından günümüze modern dünyanın kökenlerine dair küresel bir anlatı sunuyor.

“Batı’nın yükselişini” modern dünyanın ortaya çıkışıyla bağdaştıran çok sayıda çalışmanın aksine; Asya, Afrika ve Yeni Dünya gibi marjların dışında kalan bölgeleri odağına alıyor.

Çevre tarihi disiplininden de yararlanan bu sıra dışı tarih araştırması coğrafya, tarih ve insan ilişkisinin aktörleri arasında dengeli bir anlatı sunuyor.

Robert B. Marks modern dünyanın destanını ekoloji tarihiyle harmanlayarak günümüze ulaştırıyor.

Batı’nın gerçekten yükseldiğini mi yoksa bunun bir mit mi olduğunu sorguluyor, toplumlar arasında ortaya çıkan uçurumu derinlemesine inceliyor, nüfusu medeniyet için bir aktör olarak değerlendiriyor,

Moğolların ve Osmanlıların modern dünyanın kökenlerindeki rollerini ortaya koyuyor.

Sadece bununla kalmayan Marks, Birleşik Devletler’in 21. yüzyılda nasıl ve niçin süper güç hâline geldiğine dair yeni yaklaşımlar sunuyor.

‘Modern Dünya’nın Kökenleri’, Asya’nın yeniden dirilişine, insanların çevreyle kurduğu, geçtiğimiz yüzyılların politik ve ekonomik dönüm noktalarını uzun vadede gölgede bırakan ve büyük ölçüde değişen ilişkisine dikkat çekiyor.

“Çoğu zaman yokmuş gibi davranıyoruz, ancak nüfus artışı, Çin ve Hindistan’ın hızlı sanayileşmesi ve fosil yakıtların kullanımı, henüz bilinmeyen korkunç çevresel sonuçlarıyla yaklaşıyor.”

  • Künye: Robert B. Marks – Modern Dünyanın Kökenleri: 15. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Dünya’nın Küresel ve Ekolojik Tarihi, çeviren: Ulaş Deniz Tümkaya, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2022

David A. Bell – Napoléon ve İlk Topyekûn Savaşın Hikayesi (2022)

Yirminci yüzyıl genellikle “Topyekûn Savaş Çağı” olarak görülür.

Fakat David Bell’in bu çığır açıcı kitabında da ifade ettiği gibi, topyekûn savaş mefhumunun ortaya çıkışı çok daha eski bir devirde; misket tüfeklerinin, topların ve yelkenli gemilerin damgasını vurduğu Napoléon döneminde aranmalıdır.

Bell’in kapsamlı ve kuvvetli anlatısı bizi, Batı Fransa’nın kanla sulanan tarlalarında yürütülen “imha” muharebelerinden neredeyse yıkılmaya yüz tutan İspanyol şehirlerinde gerçekleşen korkunç sokak çatışmalarına ve sadece bir gün içerisinde binlerce insanın can verdiği Orta Avrupa muharebe meydanlarına götürüyor.

Bell’e göre savaş kavramına ilişkin modern görüşlerimizin doğuşu da bu devre tekabül ediyor.

On sekizinci yüzyılın Avrupalı aydınları, savaşın uygar dünyayı terk etmeye başladığını düşünüyordu.

Bu yüzden Fransız İhtilâli sırasında patlak veren büyük çaplı muharebeleri; ebedi barışın hüküm sürdüğü çağı başlatacak “son savaşın” ve insanlığı günahlarından arındıracak yıkımın son çırpınışı olarak görme hülyasına kapıldılar.

Bu araştırmasının da göstereceği üzere böylesi görkemli bir amaca hizmet edecek savaşın, dizginlenemeyen ve merhametsizliği şiar edinen kıyametvari bir mücadeleye evirilmesi kaçınılmazdı.

O zamandan beri Batı dünyasında ebedî barış rüyası ve topyekûn savaş kâbusu iç içe girdi ve günümüze değin bu hüviyetini koruyarak geldi.

Nihayetinde Soğuk Savaş’ın akabinde “tarihi sona erdirme” umutlarının, yerini kısa süre içinde topyekûn katliam korkularına bıraktığı görüldü.

Bir tarihçinin keskin vukufiyeti ve bir gazetecinin detaycılık hususundaki ustalığını kendinde birleştiren Bell, ‘Napoléon ve İlk Topyekûn Savaşın Hikâyesi: Modern Savaş Sanatının Doğuşu’nda, Napoléon devri ile günümüz arasındaki benzerlikleri mahirane bir biçimde gün yüzüne çıkarıyor.

  • Künye: David A. Bell – Napoléon ve İlk Topyekûn Savaşın Hikayesi: Modern Savaş Sanatının Doğuşu, çeviren: Burak Yazıcı, Selenge Yayınları, tarih, 488 sayfa, 2022

Appianos Aleksandreus – Libya Hakkında (2022)

Romalılar!

Yapmayın!

Size veya çocuklarınıza karşı asla kin tutmayacak Kartaca’yı yönetenlerin, Zeus’un ve tanrılarınızın hatırına sizlere yalvarıyorum.

Bizlerle ilk zamanlarda kurduğunuz ilişkilerimizin hatırına iyi adınızı lekelemeyin.

İtibarınızı çok kötü bir eylem yaparak ve onu onaylayarak kirletmeyin.

Tarih boyunca bunu ilk yapanlar sizler olacaksınız.

Hellēnler ve barbarlar birçok savaş başlattılar ancak hiçbiri savaştan önce teslim olan, çocuklarını ve silahlarını teslim eden ve erkeklere dayatılabilen diğer bütün cezalara maruz kalan halkın kentini yok etmedi.

Sizlere tanrılardan önce edilmiş yeminleri, insanlığın değişebileceğini ve intikam tanrısı Nemesis’i hatırlatarak, adaletli davranmanız, şiddete başvurmamanız ve felaketimizi ertelemeniz için yalvarıyoruz.

Romalılar tarafından yok edilmenin eşiğine gelen Kartaca kenti sakinleri, son bir gayretle canla başla savundular kendilerini.

İmzaladıkları antlaşma şartları gereğince şehirlerini savunacak silahlardan ve donanmadan yoksun bırakılan Kartacalılar, Roma Senatosu’nun emri gereğince Kartaca’nın yerle bir edileceğini ve başka bir yere nakledileceklerini öğrendiklerinde, bu makûs kadere boyun eğmediler ve bulabildikleri her türlü aletle savunma pozisyonuna geçtiler.

Ancak bütün çabalarına rağmen yok edilmekten kurtulamadılar.

Tüm bu sürecin detayları ve Kartacalıların destansı mücadelesi, Appianos Aleksandreus’un, Sehriye Şahin tarafından Hellēnce aslından çevrilen ‘Libya Hakkında’ adlı eserinde.

  • Künye: Appianos Aleksandreus – Libya Hakkında, çeviren: Sehriye Şahin, Selenge Yayınları, tarih, 240 sayfa, 2022

Vasiliy V. Barthold – İran Tarihî Coğrafyası (2022)

Orta Asya tarihi araştırmaları denilince akla ilk gelen isim olma özelliğini koruyan Vasiliy V. Barthold, 61 yıllık ömrüne 7000 sayfayı aşan büyük bir külliyat sığdırdı.

Alanındaki öncü çalışmalarıyla şöhretini kısa sürede Rusya dışına ulaştırdı.

Eserleri İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça ve diğer pek çok dile çevrildi.

Türkistan ve Orta Çağ İslam tarihinin yanı sıra İran tarihinde de uzmanlaşan Barthold’un; ekonomi, coğrafya, mimari ve inanç üzerinden akıcı bir tarih anlatımı meydana getirdiği ‘İran Tarihî Coğrafyası’, metinde bahsedilen pek çok yeri gezen İran tarihi araştırmacısı Ömer Alkaç’ın maharetli çevirisiyle Türkçede.

  • Künye: Vasiliy V. Barthold – İran Tarihî Coğrafyası, çeviren: Ömer Alkaç, Selenge Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2022

Charles Homer Haskins – On İkinci Yüzyıl Rönesansı (2022)

Bu kitabın başlığı pek çoklarına bariz bir çelişki içeriyor gibi görünecektir.

Düşünsenize, on ikinci yüzyılda Rönesans!

Cehaletin, durgunluğun ve kasvetin hüküm sürdüğü Orta Çağ, hemen ardından gelen İtalyan Rönesansı’nın aydınlanması, gelişimi ve özgürlüğüyle taban tabana zıttır değil mi?

İnsanların bu fâni dünyanın neşesini, güzelliğini ve irfanını göz ardı edip dünyanın sunduğu felaketlere takılı kaldıkları Orta Çağ’da nasıl bir Rönesans olabilir?

Bu kitap, erken dönem aydınlanmalarının en önemlisine, genellikle Orta Çağ Rönesansı olarak adlandırılan On İkinci Yüzyıl Rönesansı’na ayrılmış.

Bu yüzyıl, pek çok açıdan ferahlığın ve canlı bir yaşamın, Haçlıların, büyümeye başlayan şehirlerin ve Batı’nın en eski bürokratik devletlerinin çağıdır.

Romanesk sanatın doruk noktasına ve Gotik’in başlangıcına tanık olmuş, yerel edebiyatlar bu çağda ortaya çıkmıştı.

Latin klasikleri, Latin şiiri ve Roma hukuku yeniden canlanmıştı.

Arap kültürünün ilaveleriyle birlikte Yunan bilimi ve felsefesinin büyük bölümü yeniden keşfedilmiş, ilk Avrupa üniversiteleri köklerini salmıştı.

Konunun duayenlerinden Charles Homer Haskins, ‘On İkinci Yüzyıl Rönesansı’ kitabıyla okuyucularını; yüksek öğrenim, skolastik felsefe, Avrupa hukuk sistemi, mimari, heykelcilik ve yerel edebiyat gibi alanlarda eşsiz bir canlanmanın görüldüğü on ikinci yüzyılda unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Künye: Charles Homer Haskins – On İkinci Yüzyıl Rönesansı, çeviren: Bağış Alper Kovan ve Dorukhan Sacit Nar, Selenge Yayınları, tarih, 296 sayfa, 2022

Árminius Vámbéry – 19. Yüzyıl Türkiyesi ve Türk Modernleşmesi (2022)

Meşhur Orta Asya seyahatiyle tanınan Árminius Vámbéry, uzunca bir süre bulunduğu İstanbul’da gerek Fransızca dersler vererek paşa konaklarında misafir kalması gerek şehirdeki ulemadan ders alması ve gerekse II. Abdülhamid’e müşavirlik yapması bakımından dikkate değer bir şahsiyet.

Bu eserinde Vámbéry İstanbul’a ilk geldiği zamanla kırk yıl sonrasını mukayese ederek Osmanlı bürokrasisini, Türk kadınlarını ve modernleşmeyi ele alır.

Genel olarak bakıldığında eserde kadınların değişimdeki rolünü, açılan kız okullarının kadınlar üzerindeki tesirini izah eder.

Batılıların Türk modernleşmesi üzerine yapılan söylemlerini haksız çıkartarak, yaklaşık yarım asırlık sürede şaşırtıcı bir dönüşüm yaşayan bir toplumu gözler önüne serer.

1898 senesinde Fransa’da yayınlanan bu risalenin bir kısmını Ceditçi aydınlardan Fatih Kerimî kısa süre içinde Tatarcaya çevirmiş ve Türk millî kimliğinin inşası için önemli bir metin olarak değer atfetmiştir.

Fakat Vámbéry’nin eşsiz risalesiyle beraber bu eksik nüsha da kenarda kalmış ve unutulmuştu.

‘19. Yüzyıl Türkiyesi ve Türk Modernleşmesi’ adıyla ilk defa Türkçeye çevrilen bu metin hem Türk kadın yazarların yazılarından hem önemli Osmanlı bürokratlarının söylemlerinden hem de yazarın kendi gözlemlerinden hareketle fikrî anlamda büyük bir dönüşüm yaşayan Osmanlı Devleti’nin on dokuzuncu yüzyıl tarihine ışık tutuyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Panislamizm, şu an için birbirine ince ipliklerle bağlı gibi görünüyor. Fakat Sünni Müslüman dünyanın manevi lideri olarak tanıdıkları halifeye karşı açık bir tehdit veya saldırı olması durumunda, bu ipler kolayca güçlü bir demet hâline gelebilir ve topyekûn bir savaşa sebebiyet verebilir.”

“Kırk sene kadar Avrupa’da yaşayıp yeniden İstanbul’a gelerek önceki dostlarım arasına girdiğim zaman, gittiğimden beri Türk kadınlarının durumlarında meydana gelen değişim ve büyük köklü devrimlerden oldukça hayrete düştüm. […] Önceki hâllerini bilen birisi için Şarklıların kalbine yerleşmiş tutuculuk ve eskilik fikrini bitirmeyi kırk sene kadar az bir sürenin nasıl olup da yeterli olduğunu görmek herhâlde şaşırmaya değerdi.”

“Nasıl ki Büyük Petro zamanında Ruslar, uzun yıllar Avrupalı valilerin ve memurların yardımını kabul ettilerse, Rusların o zamanki hâlinden daha iyi durumda olan Türkler neden aynısını yapmasınlar?”

  • Künye: Árminius Vámbéry – 19. Yüzyıl Türkiyesi ve Türk Modernleşmesi, çeviren: Murat Çaylı, Selenge Yayınları, tarih, 130 sayfa, 2022

Anonim – Öreke Sohbetleri (2022)

Doğal sebeplerle gelişen olaylara doğaüstü yorumlar yapılmasıyla oluşan batıl inançlar her toplumda kendine yer bulur.

Birbirinden kilometrelerce uzak yerlerde ve ayrı zaman dilimlerinde dahi benzer inanışlar görürüz.

Çünkü dinlerimiz, ırklarımız ve coğrafyalarımız farklı olsa da benzer olaylara, kendi kültürümüzden de bir şeyler katarak benzer yorumlar çıkartabiliyoruz.

Kara kediler, merdiven altından geçmeler, siyah kıyafetler, tuz dökmeler gibi birbirini andıran inanışlar uzar gider.

‘Öreke Sohbetleri’, alışık olduğumuz batıl inançlar konusunda daha özele inerek bizlere, 15. yüzyıl Fransız kadınlarının bakış açısına göre yüzlerce yıl doğru kabul edilen inanışları anlatır.

Korkulardan beslenen bu inanışların dönemin sosyal yapısı, dinî yaşantısı, cinsiyetlerin rolleri ve hatta felaketleri bile aynı olan Orta Çağ Avrupa’sında farklı olması beklenemez.

Bu nedenle hikâye anlatısı tarzında aktarılan bu kitapla, aslında Orta Çağ Avrupa’sındaki kadınların hayatlarına konuk oluyoruz.

Gülnur Özer’in titiz çevirisiyle okuyucuyla buluşan ‘Öreke Sohbetleri: Orta Çağ Kadınlarının El Kitabı’ adlı eseri okurken burada anlatılan inanışları ya daha önce bir yerlerden duyduğunuzu anımsayacaksınız ya da aklınızdan hiç çıkartamayacaksınız.

Kitaptan bir alıntı:

“Akşam yemeğinden sonra, saat yedi ila sekiz arasında altı hanım, düzenli olarak katılan tüm komşular ve yeni katılımcılarla birlikte bu gizemi dinlemek için buluştular. Bir yandan örekelerini eğirirken diğer yandan anlatıcıya kulak kesildiler.”

  • Künye: Anonim – Öreke Sohbetleri: Ortaçağ Kadınlarının El Kitabı, derleyen: Fouquart de Cambray, Anthoine du Val ve Jean d’Arras, hazırlayan: Paul Jannet, çeviren: Gülnur Özer, Selenge Yayınları, tarih, 118 sayfa, 2022

Walter Lord – Dunkirk Mucizesi (2022)

İngiliz askerlerinin Dunkirk’ten tahliye edilişi, İkinci Dünya Savaşı’nın en gerilimli olaylarındandı.

Bu olay, Christopher Nolan’ın ‘Dunkirk’ filmiyle yeniden gündeme geldi.

Walter Lord, Christopher Nolan’ın da filmini yaptığı bu bir haftalık süreci, hayatta kalmış yüzlerce kişiyle görüşerek gerçek hikâyesini anlatıyor.

Mayıs 1940’ta, Hitler’in blitzkrieg saldırısıyla dağılmış Fransız ve İngiliz orduları Dunkirk’e çekilmişti.

Ezici Nazi güçleri tarafından kuşatılan sahildeki 338.000 asker, Hitler ile Batı Avrupa arasında duran tek şeydi.

Onların yok edilmesi, Londra ve Paris’e giden yolun açılması demekti.

Daha fazla geri çekilemeyen Müttefik askerleri, savunma pozisyonlarını almıştı ve kurtuluşları için dua etmekten başka çareleri yoktu.

Başbakan Winston Churchill, tüm askerlerini kurtarmayı umarak 26 Mayıs’ta tahliye emrini vermişti.

İngiltere, askerlerini yüzüstü bırakmayacaktı.

Yüzlerce balıkçı teknesi, eğlence yatı ve ticari gemi, Kraliyet Donanması’na destek olmak için Kanal’a akın etti ve bir hafta içinde neredeyse ordunun tamamı güvenle İngiltere’ye tahliye edildi.

  • Künye: Walter Lord – Dunkirk Mucizesi, çeviren: Didar Arda Şen, Selenge Yayınları, tarih, 372 sayfa, 2022