Henri Pirenne – Avrupa Tarihi (2022)

Avrupa tarihini merak edenlerin muhakkak edinmesi gereken bir çalışma.

Henri Pirenne, Roma’nın yıkılışından Feodalizm’e, İslam’ın Avrupa üzerinde kurduğu baskıdan Papalık hegemonyasına kadar Avrupa tarihinin pek çok yönünü aydınlatıyor.

Büyük Orta Çağ tarihçisi Pirenne’in, Kavimler Göçü’yle başlayıp Rönesans, Reform ve XVI. yüzyıl Avrupa panoramasıyla sona eren süreç hakkında verdiği derslerden yola çıkarak hazırladığı kitabı, ilk defa 1936 yılında yayımlandı.

Birinci Dünya Savaşı’nda hapsedildiği Alman esir kampında kaleme aldığı bu çalışma, Avrupa tarihine siyasi, sosyal ve ekonomik dinamikleri göz ardı etmeksizin bir bütün olarak yaklaşıyor.

Konulara ayrıntılı ve tarafsız yaklaşımı sayesinde önce Fransa’da daha sonra tüm Avrupa’da takdir kazanan Pirenne, çalışmasında, tarih öğrencilerine dönemin net bir panoramasını sunmayı ve akademi dışı okurların kalıplaşmış ve bozuk Avrupa tarihi algılarını düzeltmeyi hedeflemişti.

Kısa zamanda birçok dile çevrilen bu eser sayesinde modern Avrupa tarihi çalışmaları şekillenmiş, yeni yaklaşımlar, Pirenne’in Avrupa tarihi tahayyüllerinin sırtında yükseldi.

Roma’nın yıkılışından Feodalizm’e, İslam’ın Avrupa üzerinde kurduğu baskıdan Papalık hegemonyasına kadar Avrupa tarihinin pek çok yönüne odaklanan bu kitap, Sinan Akbaytürk’ün özenli çevirisiyle raflarda.

  • Künye: Henri Pirenne – Avrupa Tarihi: Kavimler Göçü’nden XVI. Yüzyıla Kadar, çeviren: Sinan Akbaytürk, Selenge Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2022

Francine Hirsch – Ulusların İmparatorluğu (2022)

Bolşevikler, Rus İmparatorluğu’ndan gelen ulus meselesini nasıl çözdüler?

Francine Hirsch, çarlık dönemi etnografların ve yerel seçkinlerin, Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna sağladıkları yardımlara odaklanan, bol ödüllü bir çalışmayla karşımızda.

Bolşevikler 1917’de gücü ellerine geçirdiklerinde, pek çok farklı dilden, dinden ve milletten müteşekkil eski Rus İmparatorluğu’nun devasa topraklarında sosyalizmin kök salmasını sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

1917’den önce, halkların kendi kaderlerini tayin haklarını yücelterek her tür sömürgeciliği birer istismar aracı olarak damgalayan Bolşevikler, başa geldiklerinde işlerin böyle yürüyemeyeceğini anladılar.

Sovyet Rusya’nın Türkistan pamuğu ve Kafkasya petrolleri olmadan ayakta kalamayacağı endişesine düştüklerinde, tıpkı İmparatorluk gibi sömürgeciliğe sığındılar.

Hem olabildiğince çok bölgeyi kontrolleri altında tutmak hem de emperyalizm karşıtı duruş sergilemek isteyen Bolşevikler, ulus meselesini yeni Sovyet devletinin idari-bölgesel yapısının kapsamına almayı amaçlamışlardı.

‘Ulusların İmparatorluğu’nda, çarlık dönemi etnografların ve yerel seçkinlerin, Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna sağladıkları yardımlara odaklanan Hirsch, etnografya biliminin bu süreçte taşıdığı öneme dikkat çekiyor.

Hirsch, Sovyetlerin kontrolündeki topraklarda kolonici-iktisadi ve etnografik tanımlamalar üzerinden şekillenen; nihayetinde sosyal, iktisadi ve idari yapıların ortaya çıkışında büyük bir etkiye sahip böylesine stresli bir süreci aydınlatıyor.

Rusya ve Sovyetler Birliği tarihine büyük katkı sunan ‘Ulusların İmparatorluğu’, ayrıca etnografya ve imparatorluk kurumları arasındaki bağlantıya yeni bir perspektif katıyor.

Kitap, aralarında American Historical Association’dan Herbert Baxter Adams Prize ve ASEEES’den Wayne S. Vunich Prize’ın da yer aldığı, çok sayıda ödüle layık görüldü.

  • Künye: Francine Hirsch – Ulusların İmparatorluğu: Etnografya Bilimi ve Sovyetler Birliği’nin Ortaya Çıkışı, çeviren: Aybars Arda Kılıçer, Selenge Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2022

Baronne Durand de Fontmagne – Kırım Harbi Sonrasında İstanbul Günleri (2022)

Kırım Harbi, Avrupa’nın dengesini değiştirmeye aday bir mücadeleydi.

Bu süreçte İstanbul’a gelmiş Fransız Büyükelçisi’nin kuzeni Baronne Durand de Fontmagne’nın eldeki günlüğü ise, karakterleri ve olaylarıyla dönemin ayrıntılı bir tasvirini sunan çok önemli bir tarihi belge.

Kırım Harbi, siyasi açıdan birçok farklı meseleyi bünyesinde barındırır.

Bu sebeple, Avrupa’nın dengesini değiştiren kesin bir mücadele olarak anılır.

Savaşın sonuna doğru İstanbul’a atanan Fransız Büyükelçi Thouvenel ivedilikle İstanbul’a gelmişti.

Sefirin kuzeni Fontmagne da bu vesileyle İstanbul’a gelmiş, burada bulunduğu süre boyunca günlük tutmuştu.

İşte bu kitap, Fontmagne’nın günlüklerinden oluşuyor.

Fontmagne, İstanbul’da bulunduğu süre boyunca pek çok çevrede bulunmuş, dönemin önemli isimleriyle bir araya gelmişti.

Yabancısı olduğu bir kültürün en ince detaylarını gözlemleme fırsatı bulan Fontmagne’nin tuttuğu günlükler, yalnızca dönemin siyasi çevrelerine değil, aynı zamanda İstanbul’un güzelliklerine, tabiatına, insanlarına ve hatta çarşı pazarlarına kadar refakat eder bize.

Kitaptan iki alıntı:

“Çok güzel hatıralar götürüyorum buradan. Boğaz kıyılarında geçirdiğim yirmi iki ay boyunca önemli hiçbir olayı kaçırmadım. Tarihteki yerlerini almış ve Tanrı ömür verirse daha önemli işler yapacak olan şahsiyetleri sık sık yakından gördüm: Sultan Abdülmecid, Reşid Paşa, Âli Paşa, Fuad Paşa, Lord Stratford de Redcliffe, Mösyö Thouvenel, Baron de Prokesh, Mösyö Ferdinand de Lesseps ve daha niceleri…”

“Abdülmecid, Fransızca konuşmaktan kaçınıyor ama Fransızca konuşmaları çok iyi anlıyor.”

  • Künye: Baronne Durand de Fontmagne – Kırım Harbi Sonrasında İstanbul Günleri (1855-1858) , çeviren: İsmail Yerguz, Selenge Yayınları, anı, 232 sayfa, 2022

Marc Bloch – Büyücü Krallar (2022)

Marc Bloch’un Orta Çağ’da krallara atfedilen büyülü güçleri incelediği ve uzun zamandır çevirisi beklenen muazzam çalışması, nihayet Türkçede.

Kitap, kralların Kilise’den aldıkları güçle sıraca hastalığını nasıl iyileştirdiklerini inceliyor.

“Efendimiz Kral Louis’nin alışılmış bir mucize gerçekleştirdiğini görmedik mi? Ben kendi gözlerimle, boyunlarında ya da bedenlerinin diğer kısımlarında sıracadan mustarip şahısların, kral tarafından dokunulmak üzere etrafında toplandıklarını gördüm. Orada, onun hemen yakınındaydım ve hatta kalabalığın ona çok yaklaşmasına mâni oldum. Fakat kral, doğuştan gelen keremini onlara gösterdi; huzurlu eliyle onları kendine doğru çekti ve tevazuuyla onların üzerlerine haç işareti yaptı. Babası Philippe de cansiperane bir şekilde kendini bu haşmetli ve görkemli gücü uygulamaya adamıştı.”

Kroniklerde geçen bu mucizevî ifadeler, Orta Çağ Avrupa insanlarının kraliyete atfettikleri iyileştirici güçlerin en canlı örneklerindendir.

Bu kayıtların, Bloch titizliğiyle bir araya getirildiği ‘Büyücü Krallar’, yayınlanışından neredeyse yüz yıl sonra Fransızcadan çevrilerek ilk kez Türkiyeli okurla buluşuyor.

Yirminci yüzyılın en önemli tarihçilerinden Bloch, meslektaşı Lucien Febvre ile birlikte kurdukları dergi ve bu derginin etrafında şekillenen araştırma ekolüyle, geçtiğimiz yüzyılda tarih yazımına yön verdiler.

Bloch’un uzun yıllar süren çalışmasının ürünü olan bu kitap, bir mucizenin tarihini ve zihinlerdeki etkisini, başlangıcından bitişine kadar bin yıldan daha geniş bir zaman diliminde uzun dönemli olarak ele alır.

Eserde, kralların Kilise’den aldıkları güçle sıraca hastalığını nasıl iyileştirdikleri incelenir.

Bu özelliğiyle Orta Çağ’ı kapsayan bir kraliyet, Kilise, mucizevî iyileştirme, inanç ve zihniyet tarihi kitabıdır.

Tamamıyla birincil kaynaklara dayalı eser, tarihçiler için kaynaklarını bir araya getirme ve yorumlama konusunda bir ders niteliğinde.

  • Künye: Marc Bloch – Büyücü Krallar: Fransa’da ve İngiltere’de Kraliyetin Doğaüstü Güçleri, çeviren: Fatih Yücel, Selenge Yayınları, tarih, 452 sayfa, 2022

Willem van Ruysbroeck – Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk (2022)

Fransisken rahibi Willem van Ruysbroeck , Marco Polo’dan çok önce Moğol Asyası’nı ziyaret etmişti.

‘Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk’, Orta Asya’nın ilk bilimsel tasvirini yapması ve içerdiği antropolojik gözlemleriyle çok değerli.

1253 yılında Fransa’dan Karakurum’a uzanan macerasının ilk adımını atan Ruysbroeck, Fransa Kralı IX. Louis’nin verdiği talimatla, Tatarları Hristiyanlaştırmak için yola koyulmuştu.

İstanbul, Kırım ve Saray üzerinden Karakurum’a ulaşarak 4 Ocak 1254’te Moğol Hanı Mengü Han’ın huzuruna çıktı.

Yaklaşık altı ay Moğol başkentinde kalmasına rağmen Mengü Han’a Hristiyanlığı benimsetemeyen Ruysbroeck, Fransa’ya döndüğünde muhteşem bir yol hikâyesine sahipti.

Gezdiği şehirleri, yoldaki maceralarını ve hepsinden de önemlisi Karakurum’da gözlemlediği olayları kayda geçirerek hazırladığı ‘Itinerarium fratris Willielmi de Rubruquis de ordine fratrum Minorum, Galli, Anno gratia 1253 ad partes orientales’ adlı eserini IX. Louis’ye sundu.

Eserinde; gördüğü halkların ilginç adetlerine, inanışlarına, yiyecek içeceklerine, dolaştığı yerlerin coğrafi özelliklerine ve Moğol tarihine ilişkin ayrıntılı bilgiler veriyor.

Tüm özellikleriyle 13. yüzyıl tarihine yeni bir perspektif sunan eser, Orta Asya coğrafyasının bilimsel tasvirini de yapıyor.

Peter Jackson’ın Latinceden İngilizceye çevirdiği ve David Morgan’la beraber notlandırdığı eser, Zülal Kılıç’ın çevirisiyle okuyucuyla buluşuyor.

  • Künye: Willem van Ruysbroeck – Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk (1253-1255), editör: Peter Jackson ve David Morgan, çeviren: Zülal Kılıç, Selenge Yayınları, seyahatname, 342 sayfa, 2022

Seyfettin Kaya – Orta Çağ İslam Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri (2021)

“Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?

Ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe?”

Bu şiirin yazarı Ömer Hayyam, gök cisimlerinin Dünya’nın etrafında dönmediğini; aksine Güneş’in ve yıldızların sabit olduğunu, Dünya’nın ise kendi etrafında döndüğünü Galileo’dan yüzyıllar önce keşfetmişti.

Başkanlığını yaptığı ve dönemin birbirinden kıymetli bilim insanlarının çalıştığı İsfahan Gözlemevi, Sultan Melikşah ve Nizamü’l-Mülk tarafından destekleniyordu.

Bu sayede Ömer Hayyam ve ekibi birçok gökbilimsel keşfe öncülük etti.

Aslında benzer bir iddiayı Hayyam’dan yaklaşık yüzyıl evvel Biruni de ortaya atmıştı ancak görüşlerini okuyan İbn Sina bunları tenkit etmiş ve onu Dünya merkezli evren teorisine geri döndürmüştür.

İslâm devletleri erken dönemlerden itibaren özellikle gökbilimcileri himaye etmiş, antik bilim mirasının aktarımında çeviriye büyük önem vermiştir.

Bu mirası yüklenen Orta Çağ İslâm Dünyası, yapılan çeviriler sayesinde yeni araştırmalara kapı aralamış, bu birikimin modern bilime aktarılmasında bayraktarlık etmiştir.

Seyfettin Kaya’nın dönem kaynaklarını inceleyerek kaleme aldığı ‘Orta Çağ İslâm Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri’, Emevi ve Abbasi dönemlerinden başlayarak Selçuklu’ya kadar gökbilimlerine ışık tutuyor, öncü âlimlerin temel tezlerini ortaya koyarak Müslümanlarca kurulan rasathaneler hakkında bilgi veriyor.

  • Künye: Seyfettin Kaya – Orta Çağ İslam Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri, Selenge Yayınları, tarih, 128 sayfa, 2021

Sehriye Şahin – Appianos Aleksandreus ve Cassius Diō Cocceianus’a Göre Roma-Kartaca Savaşları (2021)

Romalılar ile Kartacalılar arasında, Kartacalıların tarih sahnesinden kazınmasıyla sonuçlanan mücadele, tam 118 yıl sürdü.

Sehriye Şahin, o dönemin en önemli kaynakları olan Appianos ve Cassius Diō’nun metinlerini merkeze alarak bu süreci çok yönlü bir bakışla izliyor.

“Bizler, tanrıların emirleriyle kurulmuş kadim bir kent hatırına, büyük şan ve şeref hatırına, tüm dünyaya yayılmış bir isim hatırına, tanrılara adanmış pek çok tapınakların hatırına yalvarıyoruz. Artık sizlere zararı dokunmayan ölülerin mezarlarını, çocuklarından gelen adaklardan mahrum etmeyin. Bizlere acıyorsanız; tapınaklarımızı, forumumuzu, meclisimize başkanlık eden tanrılarımızı koruyun.”

Kentleri yok olmanın eşiğindeki Kartacalılar, Romalılara böyle yalvarmıştı.

İki taraf arasında, yıllarca sürecek amansız bir mücadeleye dönüşen üç büyük savaşın sonunda Kartaca kenti, hem kurulduğu bölgeden hem de tarih sahnesinden silinmekle kalmadı, âdeta kökleriyle beraber kazındı.

Bu yakarıştan yaklaşık yetmiş sene evvel Annibal, İspanya ve İtalya’yı işgal etmiş, Roma’yı neredeyse yok olmanın eşiğine getirmişti.

Annibal adı Avrupa’da dehşetin sembolü olmuş, Akdeniz ile Alpleri aşarak İtalya’ya taşınan filler, Roma Senatosu’nun ve lejyonlarının korkulu rüyası hâline dönüşmüştü.

Publius Scipio Africanus, İkinci Roma-Kartaca Savaşı’nda mücadeleyi Afrika’ya taşıyarak Annibal’i etkisiz hâle getirdi.

Yarım yüzyıl sonra da Scipio Aemilianus Kartaca’yı ortadan kaldırdı.

Sehriye Şahin, Roma-Kartaca Savaşları adlı kitabında 118 yıl süren bu mücadeleyi, Roma’nın tutunma çabasını, Annibal’in Roma tarihyazımında değişen imgesini ve Kartaca’nın son direnişini dönemin önemli kaynakları arasında sayılan Appianos ve Cassius Diō’nun metinleri dışında, diğer çağdaş yazarların metinlerini de büyük bir titizlikle derleyerek bütün ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.

  • Künye: Sehriye Şahin – Appianos Aleksandreus ve Cassius Diō Cocceianus’a Göre Roma-Kartaca Savaşları, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2021

Christopher Tyerman – Bir Haçlı Seferi Nasıl Planlanır? (2021)

Orta Çağ’da bir erkeği yahut kadını Kutsal Topraklara doğru belirsiz ve tehlikeli bir yolculuğa çıkaran faktörler nelerdi?

Christopher Tyerman, bir haçlı seferinin debdebeli hazırlıkları ve maliyetini merkeze alarak Orta Çağ toplumunun doğası hakkında bizi aydınlatıyor.

Birinci Haçlı Seferi’nin ve sonraki Haçlı Seferlerinin öyküsü sıra dışıdır fakat çoğu araştırma, Papa’nın yaptığı çağrıları kısaca anlatıp hemen muharebe meydanına geçmeye çalışır.

Tyerman daha farklı bir yol izleyerek gözden kaçan bir noktaya, Haçlı Seferlerinin nasıl planlandığına odaklanıyor.

Batı Avrupa’daki topraklarını ve ailelerini terk edip Kutsal Topraklara doğru belirsiz bir geleceğe adım atan binlerce erkeğin ve kadının çabaları, bu zamana kadar yeterince araştırılmamıştı.

Bu insanların eylemleri, Orta Çağ toplumunun doğası hakkında cevaplanması zor pek çok soruyu da beraberinde getiriyor.

‘Bir Haçlı Seferi Nasıl Planlanır?’ sorusunu başlığına taşıyan çalışma, diplomasinin, iletişimin, propagandanın, iletişim araçlarının kullanımının, tıbbi bakımın, teçhizatın, yolculukların, paranın, silahların, vasiyetnamelerin, fidyelerin, hayvanların ve duanın sahip olduğu güce ışık tutuyor.

Tarihin anlaşılması büyük çaba gerektiren bu dönemine, yeni ve kuşatıcı bir bakış sunuyor.

Haçlı Seferi projeleri konusunda uzman Murat Çaylı’nın Türkçeye kazandırdığı çalışma, bir Haçlı Seferinin tüm hazırlık safhalarını mercek altına alıyor.

  • Künye: Christopher Tyerman – Bir Haçlı Seferi Nasıl Planlanır?: Yüksek Orta Çağ’da Akıl ve Dinî Savaş, çeviren: Murat Çaylı, Selenge Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2021

John Reed – Balkanlar’da Savaş (2021)

Balkan Savaşları Osmanlı için sonun başlangıcıydı.

O süreçte hem bölgeyi hem de Türkiye’yi gezerek yaşananlara yakından tanıklık etmiş gazeteci John Reed’in bu kitabı ise, yaşanan büyük yıkımı kayda alan eşsiz bir belgesel.

Gazeteci kimliğinin yanı sıra, öyküleme özelliğiyle de dikkat çeken bu eserinde Reed, yozlaşmış sistemleri, ağır aksak işleyen bürokrasileri, milletlerin başka milletlere düşmanca tavrını ve ırkçılığın nasıl da basit temellere dayandığını, savaşın bulanıklığını, hastalıktan kırılan şehirleri ve çok daha fazlasını anlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Geriye dönüp baktığımda, bana öyle geliyor ki, savaşa dair bilinmesi gereken en önemli şey; diğer halkların nasıl yaşadığı, çevrelerinin, geleneklerinin, yaptıkları ve söyledikleri şeylerin onları nasıl açıkladığıdır. Gelgelelim, insanların şiddetli kriz anlarında su yüzüne çıkan pek çok niteliği, barış zamanlarında örtülü vaziyettedir. Öte yandan, şahsi ve ırki özelliklerin çoğu, halk büyük bir kriz yaşadığında insanların içine gömülür. İşte, bu kitapta Robinson ve ben, 1915 Nisan’ından Ekim’ine kadar Balkan ülkelerinde karşılaştığımız insanlar hakkındaki izlenimlerimizi basitçe aktarmaya çalıştık.”

  • Künye: John Reed – Balkanlar’da Savaş, çeviren: Aleyna Beyhan ve Kemal Köksal, Selenge Yayınları, tarih, 252 sayfa, 2021

Martin Arnold – Vikingler: Savaş Kurtları (2021)

Tarihin en çılgın halklarından olan Vikingler üzerine rehber nitelikte bir çalışma.

Martin Arnold, Avrupa’yı kasıp kavurmuş Vikinglerin 8. ve 11. yüzyıllar arasındaki fırtınalı tarihini adım adım izliyor.

Sekizinci yüzyıl sonlarında çetin denizleri aşarak yaşadıkları soğuk coğrafyadan güneye inen Vikingler, başta İngiltere olmak üzere Batı Avrupa krallıklarına düzenledikleri saldırılar ve acımasız faaliyetleriyle Hristiyanların korkulu rüyası hâline geldiler.

İki yüzyılı aşkın devam eden işgaller sonucunda Vikinglerin önemli bir kısmı İngiltere’ye, Fransa’nın kuzeybatısına, Sicilya’ya ve İtalya’ya yerleşti.

Bazıları savaş meydanında yendikleri Hristiyanların dinini kabul etti ve Odin’den yüz çevirip İsa Mesih’e iman etmeye başladı.

Böylece, bir zamanlar korku saldıkları Hristiyan Avrupa kültürünün içinde yavaşça eridiler.

Vikinglerin bir kolu, Batı Hristiyanlığıyla etkileşim kurmak yerine Doğu Avrupa’ya yöneldi ve Hazarlar ve Müslümanlarla ticari ilişkiler tesis etti.

Bir başka kol ise daha batıya yelken açıp İzlanda, Grönland ve Kuzey Amerika’da yeni maceralara atıldı.

Arnold çalışmasında, Vikinglerin gündelik yaşamlarını, inanışlarını, efsanelerini, askeri zaferlerini ve arkalarında bıraktıkları büyük mirası, dönemin kaynakları ve arkeolojik veriler üzerinden canlı bir biçimde anlatarak 8. ve 11. yüzyıllar arasında Avrupa’yı kasıp kavuran Vikinglerin fırtınalı tarihini genel hatlarıyla sunuyor.

  • Künye: Martin Arnold – Vikingler: Savaş Kurtları, çeviren: Sıla Onat, Selenge Yayınları, tarih, 148 sayfa, 2021