Michael Rostovtzeff – Hellenistik Dünyanın Sosyal ve Ekonomik Tarihi (2024)

İskender’in Doğu’yu fethinin ortaya çıkardığı durum, daha yakın tarihte Amerika’nın keşfinden kaynaklanan durumla sık sık karşılaştırılır.

Yani eskinin ekonomik kuruluşuna yeni bir dünya açıldığı söylenir.

Bu kapsamlı ifade bir dereceye kadar yanıltıcıdır.

Köklü bir uygarlık ve son derece gelişmiş bir ekonomik eylem dünyası olan Doğu’nun, en azından beşinci ve dördüncü yüzyıllar kadar erken bir tarihte Yunanistan tarafından iyi bilindiğini unutmamalıyız.

İskender aslında ne şimdiye kadar bilinmeyen bir dünyayı keşfetmişti, ne de sahipsiz toprakları Yunanlara açarak ya da umutsuz bir direnişe rağmen barbar sakinleri daha sonra yavaş yavaş yok edilecek bir ülkeyi işgal etmişti.

İskender’in başarıları olağanüstüydü ancak Columbus ve ardıllarının başarılarından oldukça farklıydı.

İskender, bir Yunan-Doğu imparatorluğu yarattı ve böylece yüzyıllardır Pers krallarının hayalini, yani medeni Akdeniz dünyasının tüm doğu kesimini tek bir yönetim altında birleştirmeyi başardı.

Siyasal birlik İskender’in temel amacı olmamakla birlikte esas başarısıydı.

Birleşmiş bu dünyanın hedefi yalnızca Makedonlar ve Yunanlar tarafından yönetilmek değildi.

Fatihler, egemenliği Doğu’nun eski yöneticileri İranlılarla paylaşırken diğer yerli halklar da imparatorlukta uygun bir konuma sahip olacaklardı.

Dolayısıyla Doğu’nun fethi, politik, sosyal ve ekonomik sonuçları bakımından Amerika’nın keşfinden oldukça farklıydı.

Yirminci yüzyılın en büyük tarihçilerinden Michael Rostovtzeff’in; Hellenistik krallıkların güçlenmeleri, ekonomik ve sosyal durumları, uluslararası ticaret ve para sistemleri, toplumsal ve iktisadi politikaları gibi meselelere yoğunlaşıyor.

  • Künye: Michael Rostovtzeff – Hellenistik Dünyanın Sosyal ve Ekonomik Tarihi, Birinci Cilt, çeviren: Uzay Can Ardal, Selenge Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2024

Cecil Roth – Doña Gracia (2024)

Tarih, her dönemde dikkate değer isimlerle işlenir.

Bu isimlerden biri de, döneminde oldukça meşhur olmasına rağmen zaman içinde unutulan sıra dışı bir kadın, Kanuni Sultan Süleyman’ın bankerliğini de yapmış Doña Gracia Nasi’dir.

O, sadece bir banker değil, aynı zamanda diplomat, hayırsever ve Yahudi kültürün öncüsü olarak çağdaşları tarafından saygıyla anılmıştır.

Osmanlı himayesindeki Nakşa Dükü Yosef Nasi’nin teyzesi olan Beatrice de Luna olarak bilinen Gracia, yeğeni için rol model, hami ve daima ilham kaynağı olmuştu.

Gençliğindeki maceralı seyahati, Engizisyonu durdurma ve Marranoların İber Yarımadası’ndan kaçışını organize etme çabaları, önce Alçak Ülkeler’de ve sonra İtalya’da kamusal ve toplumsal ilişkilerde oynadığı önemli rol ile dikkat çeker.

Gracia, sadece ticaret dünyasında değil, aynı zamanda dünya çapındaki zulüm karşısında gösterdiği maskülen tavır ile de tanınmıştı.

1556’da Ancona’daki facia sırasında sergilediği kararlılık, onu sadece kendi zamanının değil, aynı zamanda tüm zamanların seçkin isimlerinden biri haline getirdi.

Yeğeninin hayatı boyunca yaptıkları, neredeyse tamamen ondan mülhem ve onun himayesi sayesindedir.

Zaten kendi kişiliği, onun ölümünden sonra ancak tam anlamıyla meydana çıktı.

Tarihçi Cecil Roth, özgürlük için hayatlarını tehlikeye atan, Rönesans Avrupası’nın saray ve siyasi mahfillerinde yüksek risklerle mücadele eden sıra dışı kişilerin hikâyesiyle birlikte, bu kitapta Doña Gracia’nın ilk uzun biyografisini sunuyor.

  • Künye: Cecil Roth – Doña Gracia: Osmanlı’ya Hizmet Eden Yahudi Nasi Ailesi, çeviren: Saadet Firdevs Aparı, Selenge Yayınları, tarih, 176 sayfa, 2024

Tuğba Korkmaz – İki Güneş Bir Göğe Sığmaz (2024)

Osmanlı şehzadelerinin öldürülmeleri, kendi devirlerinde hem saray çevresinde hem de halk arasında ciddi etkiler bıraktı.

Şehzadelerin bir kısmı kaza yahut hastalık neticesinde ölürken, önemli bir kısmı ise taht mücadeleleri sırasında öldürüldü.

Kaynaklarda hastalık veya kaza sebebiyle ölen Süleyman Paşa veya Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmed gibi birkaç şehzadenin psikolojik etkilerinden bahsedilmiş olmakla beraber eceliyle ölenler hakkında pek fazla malumat olmadığı bilinir.

Yaşanan acılar şehzadenin katlini isteyen padişah başta olmak üzere bu olaylara şahitlik edenleri de derin bir üzüntüye boğdu.

Şehzadelerin öldürülmesi her ne kadar siyasetin doğası olarak açıklanmış olsa da toplum bu durumdan hoşnut değildi.

Bu yüzden kronikler ve edebî eserler halkın öfke ve üzüntülerini yansıtır.

Halkın tepkisi genellikle mersiyeler ve tarihi metinlerde kendini gösterir.

Şehzadelerin ölümleri veya öldürülmeleri, halkın Osmanlı hanedanına bakış açısını gösterdiği gibi aynı zamanda ölüm algısını da yansıtıyor.

Tuğba Korkmaz, ‘İki Güneş Bir Göğe Sığmaz: Osmanlı Şehzadelerinin Katli ve Duygusal Yansımaları’ adlı çalışmasında Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 17. yüzyıla kadar şehzadelerin ölüm ve öldürülme hadiselerini ele alıyor.

  • Künye: Tuğba Korkmaz – İki Güneş Bir Göğe Sığmaz: Osmanlı Şehzadelerinin Katli ve Duygusal Yansımaları, Selenge Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2024

Niccolò Machiavelli – Veba Mektubu (2023)

Veba, Antik Çağlardan beri yazarlar tarafından ele alınan bir konu olsa da, Erken Rönesans döneminde trajedinin simgesi hâline geldiğini görüyoruz.

Bunda Avrasya ve Kuzey Afrika’yı kasıp kavuran ‘Kara Ölüm’ün payı elbette büyük.

İlk zamanlar çok can alıp büyük sıkıntılara yol açmasına rağmen ilerleyen süreçte Avrupa’nın birçok noktasına daha iyi yaşam koşulları ve refah getirdi.

Bu argüman biraz daha ileri taşınacak olursa, Kara Ölüm’ün Rönesans’ın ve Reform’un yapı taşlarını oluşturduğu bile söylenebilir.

Boccaccio ve Machiavelli gibi yazarların veba üzerine kaleme aldıkları çalışmalar bu konuya olağanüstü bir edebî ilgi çekti.

Ne var ki Boccaccio, dikkatleri vebadan kaçırmak için komedik unsurlar kullanırken, Machiavelli ise tam tersine vebanın yıkımını bir espriye dönüştürür.

O, vebanın kol gezdiği Floransa’nın komik-grotesk bir temsilini öyle orijinal sonuçlarla ortaya koyar ki, bu mektubu kendi türünde küçük bir başyapıt hâline gelir.

Tarih boyunca kimileri tarafından Machiavelli’ye kimileri tarafından da Strozzi’ye atfedilen bu eser, son zamanlarda araştırmacılar tarafından öne sürülen kanıt ve argümanlarla Machiavelli’nin başyapıtlarından biri olarak kabul görmüştür.

Hakan Sönmez’in Floransa’da yaptığı arşiv çalışmalarından sonra ilk defa Türkçeye çevirdiği ‘Veba Mektubu’ (Epistola della peste), hem vebanın hikâyesini hem de Machiavelli’nin Kara Ölüm karşısında takındığı tavrı okuyucuyla buluşturuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Ah zararlı çağ! Ah acıklı mevsim! Bir zamanlar vatandaşların sık sık bir araya geldikleri meydanlar ve pazarlar şimdi toplu mezarlıklar ve aşağılık hırsızlıkların yeri hâline geldi. İnsanlar tek başına dolaşmaya çıktıklarında, onlara arkadaşları yerine bu vebaya yakalanmış insanlar musallat oluyor. Akrabalardan biri diğeriyle karşılaştığında, ağabey kardeşiyle, hatta karı kocasıyla karşılaştığında güvenli bir mesafede duruyor. Daha ne olsun? Anne babalar kendi çocuklarından iğrenip onları terk ediyorlar. Kiminin çiçekleri, kiminin güzel kokulu otları, kiminin süngerleri, kiminin baharatlıkları, kiminin elinde ya da daha doğrusu burnunda tuttuğu çeşitli baharat topakları var; üstelik önlemler sadece bunlardan ibaret.”

  • Künye: Niccolò Machiavelli – Veba Mektubu (Epistola Della Peste), çeviren: Hakan Sönmez, Selenge Yayınları, mektup, 72 sayfa, 2023

Cornelius Tacitus – Germania-Agricola (2023)

Ünlü Romalı hatip Cornelius Tacitus’un kariyeri Vespasianus döneminde başladı, Titus ve Domitianus dönemlerinde kesintisiz olarak devam etti.

Yaşadığı sürede Roma İmparatorluğu’ndaki bazı değişimlere şahit oldu.

Örneğin Roma kenti önemini kaybetmeye başlamıştı.

Çünkü imparator, şehre artık her zamankinden daha az sıklıkta ve artık bir ev sahibi olarak değil de bir ziyaretçi gibi geliyordu.

Dolayısıyla Tacitus’un eserleri bu değişimin izlerini yansıtır.

Bu kitapta, Begüm Kaynakoğlu’nun özverisiyle Tacitus’un ‘Agricola’ (De vita et moribus Iulii Agricolae) ve ‘Germania’ (De origine et situ Germanorum) adlı eserlerinin Latince çevirileri sunuluyor.

‘Germania’da; bölgenin konumu, halkların kökenleri, inanışları ve tüm Germen kabileleri arasındaki ortak gelenekler anlatılmakta, ayrıca kabileler arasındaki farklılara değiniliyor.

Agricola kısmında ise ‘Agricola’nın hayatı, Britannia’daki askerî başarıları, Britannia’nın doğası ve tarihi ele alınmaktadır.

  • Künye: Cornelius Tacitus – Germania-Agricola, çeviren: Begüm Kaynakoğlu, Selenge Yayınları, tarih, 200 sayfa, 2023

Ulrich Trumpener – Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu 1914-1918 (2023)

  • Birinci Dünya Savaşı arifesinde ve savaş esnasında Berlin, Bâbıâli’nin kendi politikalarını oluşturmasında mutlak söz sahibi miydi?
  • Almanlar, Osmanlı silahlı kuvvetlerini ne derece kontrol ediyorlardı?
  • Almanların Türk topraklarındaki ekonomik gücünün boyutu ve savaş boyunca temin ettikleri kazanç neydi?
  • Reich Hükûmeti’nin ve Alman ekonomik çıkarlarının Osmanlı İmparatorluğu’na istinaden geliştirdikleri uzun vadeli planlar nelerdi?

Türkiye’de 120 yılı aşkındır Alman nüfuzunun boyutları tartışılıyor.

Almanların Osmanlı İmparatorluğu üzerinde gerçekten de pek çok eserde iddia edildiği kadar etkili ya da baskın olup olmadığını sorgulayan Ulrich Trumpener, ticaretten diplomasiye imparatorluğun Birinci Dünya Savaşı’ndaki serüvenini irdeliyor.

Bunun dışında yazar 1913’ten 1918’e kadar Osmanlı idaresini, İttihat ve Terakkî Fırkası’nın mahiyeti ve başarılarının içyüzüne değiniyor.

  • Künye: Ulrich Trumpener – Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu 1914-1918, çeviren: İbrahim Tolga Kara, Selenge Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2023

Einar Neumann ve Einar Wigen – Bozkır Geleneği (2023)

Einar Neumann ve Einar Wigen, milattan önce dördüncü binyıldan günümüze değin Avrasya bozkırlarındaki siyasal örgütlenmeyi kapsamlı bir şekilde izah ederek uluslararası ilişkiler çalışmalarındaki Avrupamerkezciliğe karşıt bir yaklaşım sergiliyor.

Sosyal teorinin yanı sıra çeşitli arkeolojik ve tarihî ikincil kaynaklardan yararlanan yazarlar, ‘bozkır geleneği’ olarak adlandırdıkları kavramın tarih öncesini, tarihini ve etkisini tartışıyorlar.

Ayrıca uluslararası ilişkiler perspektifinden kaleme aldıkları bu çalışmada, bozkır geleneğinin erken dönem Avrupa devlet inşasındaki rolünü teferruatlı bir şekilde ele almalarının yanı sıra Türkiye ve Rusya gibi devletlerdeki siyasetin, bozkır geleneğinin giderek daha da baskınlaşan Avrupa geleneği ile melezleşmesi kapsamında nasıl anlaşılacağını açıklıyorlar.

Ozan Çiftci’nin titiz çalışmasıyla dilimize kazandırılan ‘Bozkır Geleneği: Ruslar, Türkler ve Avrupa Devlet İnşası’ adlı eser, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi çalışmalarında oldukça gölgede kalmış bir fenomen olan bozkır siyasal geleneğine ışık tutarak, bu geleneğin günümüz Türkiye ve Rusya’sında politikayı hâlâ etkileyen kalıntılar olarak varlığını sürdürdüğü iddiası bağlamında oldukça başarılı ve son derece ilgi çekici bir anlatı sunuyor.

  • Künye: Einar Neumann ve Einar Wigen – Bozkır Geleneği: Ruslar, Türkler ve Avrupa Devlet İnşası: MÖ 4000’den MS 2018’e, çeviren: Ozan Çiftçi, Selenge Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2023

Kolektif – Modern Avrupa’nın Ekonomik Tarihi (2023)

Avrupa’ya kimlik kazandıran en başat unsur ekonomidir.

Ekonominin seyri modern Avrupa’nın kökeninde yer bulmuş, demografiden sanata kadar sayısız alanı değiştirerek modernizmin inşaatındaki harç hâline gelmiştir.

Stephen Broadberry ve Kevin H. O’Rourke editörlüğünde hazırlanan ‘Modern Avrupa’nın Ekonomik Tarihi (1700-1780)’ bu bilinçle derlenmiş göz alıcı bir çalışma.

Sanayi Devrimi’nden başlayan kitap, Avrupa’nın ekonomik tarihini topyekûn bir Avrupa üzerinden inceliyor; verileri, ülkelerden ziyade konulara göre tasnif ediyor.

İngiltere’de ortaya çıkan ve 1870’e kadar Batı Avrupa’nın diğer bölgelerine yayılan modern ekonomik büyümenin dünyaya armağan ettiği dönüşüm; Avrupa’daki ekonomik modelleri temayüz ettiren koşullar, ekonominin imparatorluklara ve diğer devletlere etkileri, demografik başkalaşım, yaşam standartlarının şekillenmesi, tarımsal, ticari ve endüstriyel ilişkiler…

Bunlar, elinizdeki kitabı vücuda getiren patikalardan sadece birkaçı.

Kitabı oluşturan her bölüm Avrupa’nın üç ana bölgesini kapsayacak şekilde uluslararası alanda uzman akademisyenlerin elinden çıktı.

Ticaret, kentleşme, toplam ekonomik büyüme, başlıca tarım ve sanayi, hizmet sektörleri, gelir dağılımı ve yaşam standartlarının gelişimi gibi konulara yeni bir bakış geliştiren bu eserde ortaya konan veriler, mümkün olduğunca grafikleştirilmiş ve her kesimden okuyunun anlayabileceği bir görünüme kavuşturulmuş.

Onur İşci ve Barış Tunçtekin’in titiz çevirisiyle Türkçeleştirilen eser, modern Avrupa’yı ekonomi üzerinden okumak için tam bir başucu kitabı.

  • Künye: Kolektif – Modern Avrupa’nın Ekonomik Tarihi (1700-1870), 1. Cilt, editör: Stephen Broadberry ve Kevin H. O’Rourke, çeviren: Onur İşci ve Barış Tunçtekin, Selenge Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2023

Kolektif – Süryaniler (2023)

Orta Doğu’nun kadim Hristiyan cemaatlerinden Süryaniler, günümüzün alışılageldik Hristiyanlığına alternatif duruşları ve kendilerine has dinî gelenekleriyle, kurumsallaştığı 6. yüzyıldan günümüze dek kimliklerini korumayı başardılar.

Süryaniliğin zamana direnişi ve canlı bir gelenek olmayı sürdürmesinin arkasında cemaatin kendi dillerini kullanarak tesis ettikleri dinî ve edebi literatür büyük rol oynuyor.

Süryaniliğin kutsal merkezlerinin yer aldığı Türkiye, büyük bir Süryani nüfusa ev sahipliği yapmaktaysa da ne yazık ki Türkiye akademisinde Süryaniyat araştırmaları bugüne kadar hak ettiği ilgiyi göremedi.

Söz konusu ihmali telafi edecek bu eserde, Süryaniyat’ın uluslararası sahadaki en önemli uzmanlarından on beşinin kaleme aldığı yazılar bir araya getirilmiş.

Kimlik, din, diğer zümrelerle ilişkiler, Akkoyunlu ya da Osmanlı gibi Türk devletleriyle münasebet bu derlemede ele alınan konulardan yalnızca birkaçı.

Türkiye’nin önde gelen Süryaniyat uzmanları Zafer Duygu, Kutlu Akalın ve Umut Var tarafından derlenen ve yayıma hazırlanan kitap, Orta Doğu’nun kadim halklarından birinin tarih boyunca oynadığı rolü gözler önüne serecek ve Süryaniler hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için başucu kitabı hâline gelecek.

  • Künye: Kolektif – Süryaniler: Kimlik, Din, Literatür, editör: Zafer Duygu, Kutlu Akalın ve Umut Var, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2023

Michael Jan de Goeje – Çingenelerin Asya’dan Göçleri (2023)

Günümüzde Romanlar olarak adlandırılan Çingeneler, kendilerine has yaşam tarzları ve kültürleriyle ilgileri üzerlerine çekseler de tarih boyunca dışlanan ve ötekileştirilen toplumlardan biri olmuşlardır.

Kapı gıcırtısına oynayan, sevgililere çiçek satmaya çalışan ve serkeşçe bir hayat süren kişiler olarak yaftalanan Çingeneleri aslında ne kadar tanıyoruz?

İşte bu kitapta; Çingenelerin göçleri, milliyetleri ve dilleri üzerinde durularak Çingenelerin köken itibarıyla Hintli Câtlardan geldikleri tarihî kaynaklardaki lengüistik verilerle ortaya konuluyor.

Sâsâniler zamanında İran’da varlık gösteren Câtların, Emevîler döneminde önce Irak’a daha sonra Suriye’ye yerleştirildiklerini belirleyen ünlü oryantalist Michael Jan de Geoje, onların Bizans hâkimiyetindeki Anadolu üzerinden Avrupa’ya geçtiklerini tarihî gelişmeler ışığında izah ediyor.

Çingenece ve Arapça olmak üzere birçok dildeki verileri âdeta dil arkeolojisi yaparak değerlendiren de Geoje, çalışmasıyla Irak, Suriye, Anadolu ve Avrupa’daki Çingenelerin kökenlerini aydınlatıyor.

İslam, Arap, Türk ve Yunan kültürleri başta olmak üzere farklı medeniyetlerin Çingeneler üzerindeki etkileri ve farklı toplumlarla Çingeneler arasındaki ilişkiler üzerinde de duran de Geoje’un ‘Çingenelerin Asya’dan Göçleri’ adlı eseri, Mustafa Daş’ın Fransızca aslından yaptığı titiz çevirisiyle artık Türkçede.

  • Künye: Michael Jan de Goeje – Çingenelerin Asya’dan Göçleri, çeviren: Mustafa Daş, Selenge Yayınları, tarih, 96 sayfa, 2023