Jacqueline Rose bu çalışmasında, şiddeti yalnızca suç ya da bireysel sapma olarak ele almıyor; onun toplumsal, siyasal ve ruhsal köklerini araştırıyor. Hannah Arendt’in düşüncelerinden hareket eden Rose, özellikle kadına yönelik şiddetin neden bu kadar yaygın ve kalıcı olduğunu sorguluyor. Ona göre şiddet yalnızca başkalarının dünyasında gerçekleşen bir kötülük değil; insanın kendi kırılganlığı, korkuları ve inkârlarıyla da ilişkilidir. Kitap da insanların şiddete izin veren düşünsel ve duygusal mekanizmaları nasıl kurduğunu sorguluyor.
Rose’un temel meselelerinden biri erkeklik ile şiddet arasındaki ilişki. Erkeklerin cinsel şiddetin failleri olma oranlarının yüksekliğini kabul ederken şiddeti erkek doğasının değişmez bir özelliği olarak açıklamayı reddediyor. Bunun yerine, kırılgan masküleniteye, güçsüzlük duygusuna ve bu duygunun inkâr edilmesine bakıyor. Erkeğin kendi savunmasızlığını kabul edememesi, bu kırılganlığı kadınlara ya da başka “ötekilere” yansıtmasına dönüşebiliyor. Cinsel taciz böylece iktidarın sergilendiği bir eylem olmanın yanı sıra, iktidar ile cinselliği birbirine bağlayarak erkeklik duygusunu kanıtlama çabası olarak ortaya çıkıyor.
Rose, kadınları yalnızca edilgen kurbanlar olarak temsil eden anlatılara da mesafeli duruyor. ‘Şiddet ve Kadına Şiddet’ (‘On Violence and On Violence Against Women’) bu yaklaşımı MeToo hareketinden trans kadınlara yönelik şiddete, aile içi şiddetten göçmen kadınların maruz kaldığı taciz ve aşağılanmaya kadar farklı örneklerde sınıyor. Rose, edebiyatı şiddetin psikolojik ve toplumsal boyutlarını açığa çıkaran bir alan olarak görüyor; Roxane Gay, Anna Burns, Hisham Matar, Han Kang ve Eimear McBride gibi yazarların metinleri üzerinden şiddetin nasıl anlatıldığına bakıyor. Oscar Pistorius davasında cinsiyet, ırk, sınıf, yas ve adaletin kesişimini sorguluyor. Güney Afrika’da Apartheid mirası, siyasal protesto, travma ve adalet arasındaki bağları izliyor; sığınmacı kadınların maruz kaldığı aşağılanma üzerinden devletin bürokratik uygulamalarının da şiddet üretebildiğini gösteriyor.
Rose’un Judith Butler, Arendt ve psikanalitik düşünceyle kurduğu ilişki, kitabın merkezindeki soruyu derinleştiriyor: İnsan zihni kendisine şiddet uygulama iznini nasıl veriyor? Şiddetin en tehlikeli biçimleri her zaman görünür olmuyor; dilde, kurumlarda, toplumsal normlarda ve inkârda da işliyor. Bu nedenle mücadele cezalarla sınırlı kalmıyor; düşünme, görme ve sorumluluk alma kapasitesini yeniden kurmayı gerektiriyor. Rose, şiddeti başkalarının sorunu olmaktan çıkarıp hepimizi içine alan bir insanlık meselesi olarak düşünmeye çağırıyor.
Jacqueline Rose — Şiddet ve Kadına Şiddet
Çeviren: Emre Uzun • Alfa Yayınları
Kadın • 376 sayfa • 2026

