İsmail Sarp Aykurt — Toplum, Tarih, Propaganda (2026)

İsmail Sarp Aykurt’un ‘Toplum, Tarih, Propaganda’ adlı çalışması, propagandayı toplumdan, sınıflardan ve ideolojilerden bağımsız, yalnızca belirli dönemlerde ortaya çıkan bir iletişim tekniği olarak ele almıyor. Propagandanın siyasal akımların sınıfsal ve ideolojik perspektifleriyle, partilerin programlarıyla ve farklı güç odaklarının çıkarlarıyla birlikte şekillendiğini savunuyor. Adı değişse, kullanılan araçlar incelse ve biçimleri dönüşse de propaganda, ikna etme, meşruiyet sağlama ve rıza oluşturma işlevini koruyor. Bu nedenle kitap, propagandayı tarihin belirli bir dönemine ya da yalnızca “kötücül” olarak tanımlanan rejimlere ait bir olgu olmaktan çıkararak, siyasetle birlikte varlığını sürdüren süreklilik taşıyan bir pratik olarak inceliyor.

Çalışmanın ilk bölümünde propaganda kavramının temel terimleri ele alınıyor. Propaganda ile siyasal iletişim ve reklam arasındaki ilişkiler ayrıştırılırken, toplum mühendisliğinin toplumsal yapıyı ve davranışları biçimlendirme iddiası üzerinde duruluyor. Siyasal ikna ve retorik, siyasetin düşünceleri ve kitleleri etkileme araçları açısından değerlendiriliyor. Bunun yanında güç zehirlenmesi ya da “Hubris Sendromu”, siyasal iktidarın kullanım biçimleriyle bağlantılı bir başlık olarak ele alınıyor. Halkla ilişkiler ve “spin doctor” kavramları, siyasal iletişimin profesyonelleşen ve algıyı yönetmeye dönük boyutlarını ortaya koyarken, kamu diplomasisi ve yumuşak güç ise devletlerin yalnızca zorlayıcı araçlarla değil, çekim ve ikna yoluyla da etkide bulunma biçimlerini gündeme getiriyor. Böylece propaganda, tek başına işleyen bir teknik olarak değil, siyasal iletişimden diplomasiye kadar uzanan daha geniş bir ilişkiler ağı içinde konumlandırılıyor.

İkinci bölüm, propagandanın tarihsel ve ideolojik zeminini oluşturan temel siyasal akımlara yöneliyor. Komünist ideolojinin ardından Sovyetler Birliği’nde Marksizm-Leninizm biçiminde kurumsallaşan ortodoksi ve Yugoslavya’daki özyönetimci sosyalizm ayrı örnekler olarak inceleniyor. Ardından liberal-kapitalist ve post-kapitalist ideolojilerin dönüşümü ele alınıyor. İtalyan faşizmi ve Alman faşizmi, yani Nasyonal Sosyalizm üzerinden faşist ideolojilerin tarihsel biçimleri değerlendiriliyor; ayrıca farklı faşist ideolojiler arasındaki varyasyonlara işaret ediliyor. Kitap burada yalnızca ideolojilerin kısa tarihlerini aktarmakla yetinmeyerek, bu siyasal akımların propaganda ile kurduğu ilişkiyi görünür kılıyor ve geçmişte ortaya çıkan ideolojik biçimlerin günümüz siyasetiyle kurulabilecek kavramsal ve organik bağlantılarını düşünmeye açıyor.

Üçüncü bölümde odak Türkiye’ye çevriliyor. Kitap, Anadolu coğrafyasının 1946 sonrasındaki siyasal tarihine propaganda açısından bakarken, seçimli dönemlerin yanı sıra seçimlerin ortadan kaldırıldığı ya da olağanüstü koşulların belirlediği dönemleri ve siyasetin sokağa taşındığı momentleri de dikkate alıyor. Demokrat Parti iktidarı, 27 Mayıs 1960, 1970-80 arasındaki sokak olayları ve 1991’de SHP örneğinde olduğu gibi farklı siyasal dönemleri afişler üzerinden kısaca hatırlatıyor. Buradaki amaç Türkiye’nin bütün seçimlerini veya bütün partilerin propaganda faaliyetlerini kapsamlı biçimde sıralamak değil; dönemin siyasal atmosferini yansıtan öne çıkan görsel kültür öğeleri üzerinden propaganda biçimlerinin nasıl değiştiğini göstermek.

Çalışmanın kapsamlı biçimde odaklandığı örnek ise 14 Mayıs 2023 seçimleri. Kitap, 2023’te mecliste yer alan ya da meclis dışında muhalefet yürüten farklı partilerin propaganda mücadelesini özellikle parti afişleri üzerinden inceliyor. Tarihsel ve temel ideolojilerden beslenen, ancak güncel siyasette farklı ideolojik açılımlarla yeniden kurulan söylemler görsel göstergeler üzerinden değerlendiriliyor. Afişlerde kullanılan imgeler, simgeler, renkler, sloganlar ve diğer görsel unsurların siyasal mesajı nasıl oluşturduğu göstergebilimsel bir analiz yöntemiyle ele alınıyor. Böylece propaganda yalnızca “ne söylendiği” üzerinden değil, “nasıl söylendiği ve hangi göstergeler aracılığıyla bir anlam dünyası kurulduğu” üzerinden de okunuyor.

Bu yönüyle ‘Toplum, Tarih, Propaganda’, propaganda kavramını tek başına tanımlamak yerine onu tarih, ideoloji, sınıf, siyasal iletişim ve görsel kültürle birlikte düşünmeyi öneriyor. Kitap, propaganda biçimleri değiştikçe kavramın da yeni görünümler kazandığını, ancak ikna, meşruiyet ve rıza üretme işlevinin süreklilik taşıdığını gösteriyor. Geçmişteki ideolojik deneyimlerden Türkiye’nin yakın tarihine ve 14 Mayıs 2023 seçimlerindeki afişlere uzanan inceleme, okura yalnızca propaganda örneklerini tanıtmakla kalmıyor; siyasal mesajların ardındaki ideolojik ve toplumsal ilişkileri çözümleyebilmek için kullanılabilecek bir bakış açısı da sunuyor.

İsmail Sarp Aykurt — Toplum, Tarih, Propaganda: Kavramlar, İdeolojiler, Propaganda Tarihi, Türkiye Örnekleri
• Sarmal Kitabevi
Siyaset • 237 sayfa • 2026