Miriam Bratu Hansen – Sinema ve Deneyim (2025)

Miriam Bratu Hansen’in ‘Sinema ve Deneyim’ adlı kitabı, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden üçünün -Siegfried Kracauer, Walter Benjamin ve Theodor W. Adorno- sinema üzerine geliştirdikleri düşünceleri derinlemesine inceliyor. Hansen, bu üç düşünürün sinemaya yaklaşımlarını, modern deneyim, algı, kitle kültürü ve sanatın rolü gibi geniş bir yelpazedeki kavramlar üzerinden analiz ediyor.

Kitap, sadece sinema teorisine değil, aynı zamanda modernite, kültür endüstrisi ve estetik üzerine yapılan tartışmalara da önemli katkılar sunuyor.

Hansen, Kracauer’in “kitle süsleri” kavramından Benjamin’in “teknik olarak yeniden üretilebilirlik çağında sanat eseri” tezi ve “aura” kavramına, Adorno’nun ise “kültür endüstrisi” eleştirisine kadar birçok önemli konuyu ele alıyor. Bu düşünürlerin sinemaya dair görüşlerini, kendi özgün düşünce sistemleri ve yaşadıkları dönemin sosyal ve politik koşulları bağlamında değerlendiriyor. Hansen, bu üç düşünürün sinemayı sadece bir eğlence aracı olarak değil, aynı zamanda modern toplumun ve bireyin deneyimini anlamak için önemli bir anahtar olarak gördüklerini vurguluyor.

Kitap, sinemanın modern deneyimi nasıl şekillendirdiğini, algı ve dikkatin nasıl değiştiğini, kitle kültürünün nasıl üretildiğini ve sanatın bu süreçteki rolünü anlamak için bu üç düşünürün sunduğu kavramsal çerçeveyi detaylı bir şekilde inceliyor. Hansen’in analizi, sinema teorisine yeni bir soluk getirirken, günümüzdeki dijital kültür ve görsel medya üzerine yapılan tartışmalara da ışık tutuyor.

“Sinema ve Deneyim’, sinemaya dair düşüncelerin sadece akademik bir ilgi alanı olmadığını, aynı zamanda modern dünyayı ve kendimizi anlamak için de önemli bir araç olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Miriam Bratu Hansen – Sinema ve Deneyim: Kracauer, Benjamin, Adorno, çeviren: Salih Furkan Sevim, Vakıfbank Kültür Yayınları, sinema, 608 sayfa, 2025

Palle Yourgrau – Zamanın Olmadığı Bir Evren (2025)

Palle Yourgrau’nun ‘Zamanın Olmadığı Bir Evren’ kitabı, 20. yüzyılın en büyük iki zihni olan Albert Einstein ve Kurt Gödel arasındaki derin dostluğu ve ortak entelektüel yolculuğunu mercek altına alıyor. Özellikle Gödel’in izafiyet teorisi üzerine yaptığı çığır açıcı çalışmaları ve bu çalışmaların zamanın doğası hakkındaki anlayışımıza nasıl meydan okuduğunu detaylı bir şekilde ele alıyor.

Kitap, Gödel ve Einstein’ın yakın dostluğu ve ortak entelektüel yolculuğuna odaklanırken, aynı zamanda Gödel’in izafiyet teorisinde zamanın doğasıyla ilgili ortaya attığı paradoksu da mercek altına alıyor. Gödel’in çalışmaları, izafiyet teorisinin bazı çözümlerinde zamanın döngüsel olabileceğini ve hatta geçmişe dönmenin mümkün olabileceğini öne sürerek büyük bir tartışma yaratmıştı.

Yourgrau, bu çığır açıcı çalışmalara rağmen Gödel’in bulgularının neden uzun süre göz ardı edildiğini de sorguluyor. Kitap, zamanın doğası, evrenin yapısı ve fizik yasalarının sınırları gibi temel felsefi sorulara da değinerek, okuyucuyu derin düşüncelere sevk ediyor.

‘Zamanın Olmadığı Bir Evren’, sadece bir bilim kitabı değil, aynı zamanda insan zihninin sınırlarını zorlayan bir felsefi yolculuk. Einstein ve Gödel’in hayatlarına ve çalışmalarına ilgi duyan herkes için bu kitap hem bilimsel hem de felsefi açıdan zengin bir deneyim sunuyor.

  • Künye: Palle Yourgrau – Zamanın Olmadığı Bir Evren: Gödel ve Einstein’ın Unutulan Mirası, çeviren: Mustafa Bayrak, Vakıfbank Kültür Yayınları, bilim, 264 sayfa, 2025

Joseph Frank – Dostoyevski Üzerine Dersler (2024)

Joseph Frank, Rus edebiyatının en önemli isimlerinden Fyodor Dostoyevski üzerine yaptığı kapsamlı çalışmalarıyla tanınan bir akademisyen.

‘Dostoyevski Üzerine Dersler’ adlı bu eserinde, Frank, Dostoyevski’nin eserlerini ve düşüncelerini detaylı bir şekilde analiz ederken, aynı zamanda yazarın yaşadığı dönemin sosyal, siyasi ve kültürel atmosferini de gözler önüne seriyor.

Kitap, Dostoyevski’nin romanlarının tematik yapısı, karakterleri, dil kullanımı ve dönemin Rusya’sı üzerindeki etkileri gibi konuları ele alır.

Frank, Dostoyevski’nin romanlarını sadece edebi metinler olarak değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rusya’sının aynası olarak da görür. Bu sayede, okuyucu hem Dostoyevski’nin eserlerinin derinliklerine inme fırsatı bulur hem de Rusya’nın o dönemdeki karmaşık siyasi ve sosyal yapısını daha iyi anlar.

Frank, Dostoyevski’nin romanlarında sıklıkla yer alan temaları (din, özgür irade, suç ve ceza, insanın iç çatışmaları) detaylı bir şekilde inceler. Yazarın, karakterlerinin psikolojilerini ne kadar başarılı bir şekilde ortaya koyduğunu ve okuyucuda derin izler bırakan bu karakterlerin nasıl yaratıldığını açıklar. Ayrıca, Dostoyevski’nin dilinin zenginliği ve karmaşıklığı üzerine de durur.

Kitapta, Dostoyevski’nin diğer yazarlarla ve filozoflarla olan ilişkileri de incelenir. Özellikle, Nietzsche ve Dostoyevski arasındaki benzerlikler ve farklılıklar üzerinde durulur. Frank, Dostoyevski’nin felsefi düşüncelerinin, o dönemdeki Rus entelektüel çevrelerinde büyük yankı uyandırdığını ve günümüzde bile hala güncelliğini koruduğunu vurgular.

Dostoyevski üzerine beş ciltlik bir biyografinin de yazarı olan Frank’in, Stanford Üniversitesi’nde verdiği ve ilk kez yayımlanan Dostoyevski derslerinden oluşan bu kitap bizi alışık olmadığımız bir okuma biçimine davet ediyor.

  • Künye: Joseph Frank – Dostoyevski Üzerine Dersler, çeviren: Ayhan Koçkaya, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2024

Kolektif – Osmanlı Mutfak Kültürü (2024)

Bu makale derlemesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş coğrafyasında ve farklı zaman dilimlerinde şekillenen zengin mutfak kültürünü detaylı bir şekilde inceliyor.

Makaleler, saray mutfağından halk mutfağına, klasik Osmanlı yemeklerinden modernleşmeye kadar geniş bir yelpazede konuları ele alıyor.

Osmanlı mutfağının farklı dönemlerinde ve coğrafyalarında ortaya çıkan yemek alışkanlıklarını, kültürel etkileşim ve değişimleri, temel gıdalardan lüks tüketime geniş bir yelpazede 11 makalede sunuyor.

On altıncı yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla mutfak tarihini, hem ekonomik-sosyal tarih hem de kültür tarihi perspektifinden incelemeye tabi tutan bu eser, Osmanlı mutfağının temel tüketim maddelerine, mutfaklarda kullanılan eşyalara, şiirlerde, seyahatnamelerde yeme-içme kültürünün yansımalarına ışık tutuyor.

Hem saray mutfağını hem de halkın günlük beslenme alışkanlıklarını kapsamlı bir şekilde ele alan bu derleme, yemeklerin toplumsal ilişkilerdeki rolünü ortaya koyarak, imparatorluğun zengin kültürel dokusuna dair derin bir anlayış sunuyor.

Osmanlı tarihi okurları ve günümüz mutfak mirasının köklerini merak edenler için uzun yıllar kaynak olacak bir eser.

Derleme, Osmanlı mutfak kültürünü bir bütün olarak ele alarak, tarihsel, sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarını bir araya getiriyor. Hem akademik bir çalışma hem de gastronomi meraklıları için ilgi çekici bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı Mutfak Kültürü, editör: Arif Bilgin, Ömer Faruk Can, Vakıfbank Kültür Yayınları, yemek, 344 sayfa, 2024

Michael Losonsky – Locke’tan Derrida’ya Dil Felsefesi (2024)

‘Locke’tan Derrida’ya Dil Felsefesi’, 20. yüzyıl felsefesinde dilin merkez sahneye yerleşmesi ve felsefi düşüncenin bu dönüşümle nasıl şekillendiği üzerine kapsamlı bir inceleme sunar.

Kitap, “dilsel dönüş” olarak adlandırılan bu hareketin kökenlerini, ana temalarını ve farklı filozoflar üzerindeki etkilerini derinlemesine analiz eder.

Yirminci yüzyıl felsefesinde “dilsel dönüş” olarak adlandırılan bu hareket, felsefenin geleneksel ilgi alanlarından (metafizik, epistemoloji) dilin incelenmesine doğru bir kaymayı ifade eder.

Bu dönemde filozoflar, dilin yapısı, kullanımı ve sınırlarının felsefi problemleri anlamak için anahtar olduğuna inanmışlardır.

Dilin, düşünceyi, deneyimi ve gerçekliği şekillendirmede oynadığı aktif rolü vurgulayan bu yaklaşım, felsefede yeni bir dönemi başlatmıştır.

Losonsky, dil ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi farklı filozofların perspektiflerinden inceleyerek, dilin gerçekliği nasıl inşa ettiğini ve temsil ettiğini sorgular.

Wittgenstein’ın dil oyunları kavramını merkeze alarak, dilin sosyal bir eylem olduğunu ve anlamın bağlamsal olarak üretildiğini vurgular.

Dilin bilinç oluşumundaki rolünü ve dil aracılığıyla öznel deneyimlerin nasıl ifade edildiğini inceler.

Dilin, sosyal ve politik güç ilişkilerinde nasıl kullanıldığını ve ideolojilerin üretilmesinde nasıl bir rol oynadığını analiz eder.

Kitapta incelenen filozoflar:

Ludwig Wittgenstein: Dil oyunları, dilin sınırları ve dilin sosyal doğası üzerine yaptığı çalışmalarla dilsel dönüşün en önemli figürlerinden biridir.

Martin Heidegger: Dilin varoluşçu felsefedeki yeri ve dilin dünya ile olan ilişkisini inceler.

  1. L. Austin: Dil eylemleri teorisiyle dilin sadece bilgi ifade etmek için değil, aynı zamanda eylemleri gerçekleştirmek için de kullanıldığını gösterir.

Saul Kripke: Modal mantık ve isimsel referans üzerine yaptığı çalışmalarla dilin mantıksal yapısına dair önemli katkılar sunar.

Judith Butler: Dilin cinsiyet kimliğinin inşasında oynadığı rolü ve dil aracılığıyla normların nasıl üretildiğini inceler.

  • Künye: Michael Losonsky – Locke’tan Derrida’ya Dil Felsefesi, çeviren: Selami Atakan Altınörs, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 408 sayfa, 2024

Alison Finch – Fransız Edebiyatı (2024)

Fransız edebiyatı, Avrupa kültürü üzerinde her zaman belirleyici bir etkiye sahip olmuştur.

‘Fransız Edebiyatı: Kültürel Bir Tarih’ adlı bu çalışma, edebiyatın yalnızca bir sanat dalı olmadığını, aynı zamanda toplumsal devrimler ve kültürel kimlik inşasında önemli bir rol oynadığını gözler önüne seriyor.

Alison Finch’in ayrıntılı analizleri ve açıklayıcı anlatımı, okuyucuyu Montaigne’in denemelerinden Sartre’ın varoluşçuluğuna, Rimbaud’nun şiirlerinden Beauvoir’ın feminizmine kadar geniş bir edebi yelpazede unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.

Sadece edebiyat severler için değil, Fransız kültürünü anlamak isteyen herkes için vazgeçilmez bir rehber.

Alison Finch, eserinde Fransız edebiyatını sadece metinlerin bir koleksiyonu olarak değil, aynı zamanda Fransa’nın tarihsel, sosyal ve kültürel gelişiminin bir aynası olarak sunuyor, Fransız edebiyatının nasıl bir kültürel miras oluşturduğunu ve dünya edebiyatına nasıl etki ettiğini gösteriyor.

Orta Çağ’dan günümüze kadar Fransız edebiyatının geçirdiği evreler, dönemin siyasi ve sosyal koşullarıyla ilişkilendirilerek inceleniyor.

Rönesans, Klasisizm, Romantizm, Realizm, Sembolizm, Sürrealizm ve Varoluşçuluk gibi önemli edebi akımların ortaya çıkışı, özellikleri ve temsilcileri detaylı bir şekilde analiz ediliyor.

Önemli Fransız yazarlarının hayatları, eserleri ve bu eserlerin tarihsel ve kültürel bağlamları inceleniyor.

Fransız edebiyatının Fransız Devrimi, iki dünya savaşı ve diğer önemli tarihsel olaylara nasıl tepki verdiği ve bu olayları nasıl şekillendirdiği araştırılıyor.

Fransız edebiyatında kadın yazarların yeri ve katkıları, feminist bakış açısıyla değerlendiriliyor.

  • Künye: Alison Finch – Fransız Edebiyatı: Bir Kültürel Tarih, çeviren: Makbule Oğuz, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 392 sayfa, 2024

Luiz Pessoa – Dolanık Beyin (2024)

Beyin-davranış ilişkisini inceleyen kitaplar ya tüm insan davranışlarını beyne indirgemekte ya da beynin davranışların oluşumundaki rolünü çok fazla detaya girerek anlaşılmaz kılmaktadır.

Luiz Pessoa’nın ‘Dolanık Beyin’ kitabı ise, alandaki diğer çalışmalardan ayrılan bir özelliğe sahip.

Luiz Pessoa’nın ‘Dolanık Beyin’ kitabı, insan beyninin karmaşık yapısını ve zihinsel süreçlerimizi daha iyi anlamamızı hedefleyen önemli bir çalışmadır. Kitap, algı, biliş ve duyguların birbirleriyle nasıl iç içe geçtiğini, beynin bu süreçleri nasıl koordine ettiğini ve bu etkileşimin davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğini detaylı bir şekilde inceliyor.

Pessoa, beynin sadece biyolojik bir organ olmadığını, aynı zamanda düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı şekillendiren karmaşık bir sistem olduğunu vurguluyor.

Kitap, bu üç zihinsel sürecin birbirinden bağımsız olmadığını, aksine sürekli bir etkileşim içinde olduğunu gösteriyor.

Örneğin, bir nesneyi algılama şeklimiz, o nesne hakkında sahip olduğumuz bilgi ve duygularımız tarafından şekilleniyor.

Pessoa, beynin farklı bölgelerinin birbirleriyle sıkı bir şekilde bağlantılı olduğu ve bu bağlantıların karmaşık bir ağ oluşturduğu “dolanık beyin” modelini sunuyor.

Bu model, beynin bütüncül bir şekilde çalıştığını ve farklı zihinsel süreçlerin birbirini etkilediğini gösteriyor.

Pessoa, beynin farklı bölgelerinin belirli işlevlere sahip olduğu görüşüne karşı çıkıyor ve beynin daha bütüncül bir şekilde çalıştığını savunuyor.

Kitapta, nörobilim alanındaki en güncel araştırmalara yer verilerek, okuyucuya beynimiz hakkında en son bilgilere ulaşma imkanı sunuluyor.

Pessoa, psikoloji, nörobilim, felsefe gibi farklı disiplinlerden yararlanarak beynin karmaşık yapısını daha iyi anlamamızı sağlıyor.

İnsan beyninin karmaşık ve çok katmanlı yapısına yönelik kapsamlı bir araştırma yürüten Pessoa, zihinsel süreçlerimiz ile duygusal deneyimlerimizin birbirleriyle nasıl iç içe geçtiğini ele alıyor ve beyin-davranış ilişkisi incelerken indirgemeci ve detaycı yaklaşımlardan uzak durmaya özen gösteriyor.

Pessoa’nın bu kitabı, beyin davranış ilişkisini en temelden kavramak isteyen psikiyatristler, nörologlar, nörobilimciler, psikologlar ve ilgi duyan herkes için bir kılavuz niteliğinde.

  • Künye: Luiz Pessoa – Dolanık Beyin: Algı, Biliş ve Duygu Nasıl Birlikte Örülür?, çeviren: Erol Yıldırım, Mustafa Bilici, Mahir Yeşildal, Özge Yılmaz, Vakıfbank Kültür Yayınları, bilim, 2024

Charlotte Sussman – On Sekizinci Yüzyıl İngiliz Edebiyatı (2024)

  • Tristram Shandy bir roman mıdır yoksa eğlenceli bir performans mı?
  • Pamela boş vaktini yazı yazmak için kullanabiliyorken boş vakti olmayan işçi sınıfı kadın ne zaman yazı yazabilirdi?
  • ‘Orronoko’ ile ‘Robinson Crouse’ hangi açılardan birbirine benzerler?

Bu kitap, bu tür kışkırtıcı sorulara cevap ararken aynı zamanda 18. yüzyıl edebiyatını yeni okurlarla buluşturmayı hedefliyor.

Dönemin önemli eserleri, yazarları ve tartışmalarını tanıtırken kronolojik bir inceleme yerine, kentleşme, sömürgecilik, ticaretin yaygınlaşması, kamusal alanın ortaya çıkışı ve toplumsal cinsiyet rollerindeki değişimlerin edebiyat üzerindeki etkilerini inceliyor.

On sekizinci yüzyıl Britanya’sında kadınlar ilk kez sahneye çıkarken roman edebi piyasada ön safhaya geçiyor, insanlar eşitlik fikrini tartışmaya başlıyorlar.

Sussman, eserlerin tarihsel, sosyal ve kültürel bağlamlarını da detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Defoe, Swift ve Pope gibi kanonik yazarların yanında, Charlotte Smith ve Olaudah Equiano gibi daha az bilinen isimlere de dikkat çeken bu kitap, hem öğrenciler hem de araştırmacılar için eşsiz bir başvuru kaynağı niteliğinde.

  • Künye: Charlotte Sussman – On Sekizinci Yüzyıl İngiliz Edebiyatı, 1660-1789, çeviren: Barış Arpaç, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 440 sayfa, 2024

Andrew Baruch Wachtel, Ilya Vinitsky – Rus Edebiyatı (2024)

Andrew Baruch Wachtel ve Ilya Vinitsky’nin imzasını taşıyan bu etkileyici eser, okurlara Rus kültürü ve edebiyatının tarihsel gelişimini disiplinlerarası bir bakış açısıyla sunuyor.

Korkunç İvan’dan Büyük Petro’nun reformlarına, 19. yüzyılın altın çağından Sovyet dönemine kadar uzanan bir panoramayla, edebiyatın toplumsal ve siyasi bağlamlarını derinlemesine inceliyor.

Ayrıca modernizm, avangard hareketler ve sembolizm üzerine yaptığı özgün analizlerle, edebiyatın bireysel ve ulusal kimlik inşasındaki rolünü de gözler önüne seriyor.

Dostoyevski, Tolstoy, Çehov gibi kanonik isimlerin yanında Vasili Jukovski, Andrey Bely ve Andrey Platonov gibi daha az bilinen, ancak edebiyat dünyasında büyük öneme sahip yazarları da kadrajına alarak Rus edebiyatının dönüşüm evrelerini bütüncül bir perspektifle inceleyen eser, araştırmacılar ve edebiyat tutkunları için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.

Orta çağlardan günümüze kadar Rus edebiyatının tüm önemli dönemlerini ve yazarlarını kapsayan kitap, sadece edebi metinleri değil, aynı zamanda bu metinlerin ortaya çıktığı tarihsel, kültürel ve sosyal bağlamları da inceliyor.

  • Künye: Andrew Baruch Wachtel, Ilya Vinitsky – Rus Edebiyatı, çeviren: Ali Karakaya, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 464 sayfa, 2024

Kolektif – Erken Modern Avrupa Tarihi 4. Cilt (2024)

VakıfBank Kültür Yayınları’nın ‘Erken Modern Avrupa Tarihi’ serisinin dördüncü cildi ‘Düşünce Sanat ve Kültür’, Avrupa’nın modernliğin şafağında entelektüel ve kültürel dönüşümünü merkeze alıyor.

Hümanizmin yükselişinden bilimsel devrimlerin etkilerine, politik düşüncenin evrilişinden sanat ve müzik dünyasındaki köklü değişimlere kadar geniş bir yelpazede Avrupa’nın 14. yüzyıldan 18. yüzyılın ortalarına kadar geçirdiği devinimleri takip ediyor.

Avrupa’nın düşünce dünyasında ve kültürel yaşamında meydana gelen derin değişimlerin izi, Galieo’dan Newton’a, van Eyck’ten Mozart’a, Bodin’den Rousseau’ya erken modern çağın kültür ve fikir mimarlarının eserleri, düşünce dünyaları ve modern zamana uzanan etkileri üzerinden işleniyor.

Aynı zamanda bu dönüşümlerin, toplumsal yapı ve günlük yaşam üzerindeki etkileri de dikkatle inceleniyor; bunların ne miktarda bir kırılma ya da ne denli bir devamlılık olduğu, ne oranda sadece Avrupa’ya ait oldukları ve İslam, Çin, Hint gibi kültürlerden nasıl beslendikleri, kadim eserleri nasıl yorumladıkları ve onlarla nasıl irtibatta oldukları dakik araştırma yöntemleriyle sorgulanıyor.

Erken modern dönemde, sanat, mimarî ve müzik gibi yaratıcı alanlarda yaşanan devinimler, sadece estetik anlayışı değil, aynı zamanda toplumun kendini ifade ediş biçimlerini de dönüştürmüştü.

Erken Modern Avrupa’nın entelektüel ve kültürel dinamiklerini anlamak için temel bir rehber niteliği taşıyan bu eser, serinin önceki üç cildinde olduğu gibi, okurlar için öncelikli bir başvuru kaynağı olmayı sürdürecektir.

  • Künye: Kolektif – Erken Modern Avrupa Tarihi 4. Cilt: Düşünce, Sanat ve Kültür, hazırlayan: Hamish Scott, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 344 sayfa, 2024