Seda Saraç ve Hülya Gülay Ogelman – Bağımsız Öğrenen Çocuklar (2022)

Dünyanın köklü biçimde dönüştüğü günümüzde, çocuklarımızı yarınlara nasıl hazırlayabiliriz?

Seda Saraç ve Hülya Gülay Ogelman’ın tam da bu amaçla kaleme aldığı eldeki kitap, çocukların bağımsız öğrenen olma becerilerini geliştirecek etkinlikler sunuyor.

Teknoloji gelişiyor, bilgi artıyor, meslekler dönüşüyor.

  • Peki, o zaman yarının yetişkinlerine bugün ne öğretmeliyiz?
  • Hangi bilgi ve becerileri kazandırmalıyız?

Aslında cevap çok basit.

Yeni nesillerin bu değişen koşullara uyum sağlayabilmesini istiyor isek onları,  tüm hayatları boyunca öğrenmeye devam edebilen yaşam boyu öğrenenler olarak yetiştirmemiz gerekiyor.

Diğer bir deyişle onları bir başkasına bağımlı olmadan (öğretmen, ebeveyn, işveren) kendi öğrenme sorumluluğunu alan bağımsız öğrenenler olarak yetiştirmemiz gerekiyor.

  • Ama nasıl?
  • Bir çocuğa hangi becerileri nasıl kazandırırsak bağımsız bir öğrenen olabilir?

Bu kitapta çocukların, bağımsız birer öğrenen olma yolunda sahip olmaları gereken beceriler ele alınmış ve sınıf içerisinde yapılabilecek etkinliklerden örnekler sunuluyor.

Kitapta yer alan bilgiler ve etkinlikler okul öncesi odaklı olmakla birlikte ilkokul öğretmenleri ve ebeveynler için de bir rehber olacak nitelikte.

  • Künye: Seda Saraç ve Hülya Gülay Ogelman – Bağımsız Öğrenen Çocuklar: Okul Öncesi Dönem Etkinlikleriyle Yürütücü İşlevler, Üst Biliş, Duygu Düzenleme, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 136 sayfa, 2022

Erdoğan Atmış – Rahatı Kaçan Orman (2022)

Ormanlarımız göz göre göre talan ediliyor.

Orman sorununun Türkiye’de gündem olmasını sağlamış isimlerden olan Erdoğan Atmış, yıllardır ormansızlaşmaya neden olan politika ve uygulamaları anlattığı yazı ve söyleşilerini bu kitapta bir araya getirmiş.

Politikacılar, uzun yıllar boyunca ormanlarımızı rant uğruna kurban etti.

Ormanların ölümü ekonomiye can, iktidara nefes verdi.

Ülkenin doğası ve kültürü “kalkınma” bahaneleriyle günden güne yok oluyor.

Bu eko-kıyımın önüne geçmek içinse “ağaçlandırma seferberlikleri” ilan ediliyor.

Ormancılık yönetiminin başarısızlığı ormanlarımızın rahatını kaçırdı.

İktidar; bir ağaç kesmişse on ağaç diktiğini ve ağaçlandırmada dünyada ilk üçe girdiğimizi anlatıp durdu.

Bu ifadeyi sarf edenler belli ki ormanların yalnızca ağaçtan ibaret olmadığını anlamadı.

İçerisinde canlı cansız birçok varlık barındıran ormanların da binlerce yılda hayat bulmuş doğal bir ekosistem olduğunu göz ardı ettiler.

Atmış’ın seçme yazı ve söyleşilerinden oluşan ‘Rahatı Kaçan Orman’, ormancılığımızın çekilmiş kapsamlı bir fotoğrafı olarak okunmalı.

  • Künye: Erdoğan Atmış – Rahatı Kaçan Orman: Ormansızlaşma Hakkında Yazı ve Söyleşiler, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 160 sayfa, 2022

Dieter Duhm – Tamera Ekoköyü’nün Daveti (2022)

Yaptığı pek çok sosyal ve ekolojik projeyle bilinen Dieter Duhm, Portekiz’de 1995’te açılan Tamera Ekoköyü’nün de kurucularındandır.

Duhm bu kitabında, topluluk konusundaki kırk yıllık deneyim ve düşüncelerini bizimle paylaşarak Tamera’da kurulan sistemin ne kadar hayati olduğunu açıklıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Ben bu kitabı Portekiz’deki Tamera Ekoköyü’nün sözcüsü olarak yazıyorum. Bu kitap, insanların bir arada nasıl yaşayabileceğini ve şiddetsiz bir toplumun geleceğine yönelik edinilmiş tecrübeleri kırk yıldır süren Tamera Ekoköyü projesi bağlamında anlatıyor.”

“Gelecekteki dünyanın dıştan gözlemlenebilecek ayrıntılarını değil, insanın iç dünyasının temellerini tanımlıyorum. Yani gelecekteki toplumun teknik, politik, ekonomik yüzü yerine insanın dinî, etik, cinsel, ekolojik yüzünü anlatıyorum.”

“Kültürdeki bozulmayı önlemenin ve insanlık olarak iyileşebilmenin olanaklarını göstermek için iç dünyamızda hangi katmanlara öncelik vermemiz gerektiğini göstermek istiyorum.”

“Geçen zamanla topluluğumuzla yürüttüğümüz bu çalışmanın bütün insanlığın bir çalışması hâline geldiğini düşünüyorum.”

  • Künye: Dieter Duhm – Tamera Ekoköyü’nün Daveti, çeviren: Hatice Zeynep Gürbener, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 176 sayfa, 2022

Yaacov Hecht – Demokratik Okullar (2022)

Demokratik okullar, bireye özel eğitim programlarıyla ortaya çıkar, öğretmenler ve öğrenciler kendi sorumluluklarını eşit görür.

Her çocuğa kendisi için kıymetli olan bilgiyi edinebilmesi için uygun araçlar sunar.

1987’de Dünyadaki ilk demokratik okulu açmış Yaacov Hecht’in deneyimlerinden süzülmüş bu kitap, eğitim tüm bir toplumu nasıl kökten dönüştürebileceğini gözler önüne seriyor.

Demokratik eğitimin altyapısındaki fikirleri açık ve erişilebilir şekilde yansıtan kitap, bu yöntemin eğitim aracılığıyla demokratik deneyimlerin sonraki kuşaklara aktarılmasında ne denli hayati olduğunu gösteriyor.

Artık heyecanını kaybetmiş bir eğitim sistemimiz var.

Yapılan bir çalışmaya göre öğrencilerin %98’i derslerde sıkılıyor.

Öğretmenler öğretme motivasyonlarını kaybediyor.

Liseyi bitirinceye kadar saatlerce İngilizce dersine giren öğrenciler, bir tek cümle kuramaz durumdalar.

Mevcut sistem sürdürülebilir değil.

O hâlde hep beraber arayış içinde olmalıyız.

‘Demokratik Okullar’ böyle bakınca bize fikir verebilir.

İlham almak için fırsat sunabilir.

Demokratik eğitimin başlıca amaçlarından biri, öğrencinin, hedeflerinin farkına varması için araçlar edinmesine yardımcı olmaktır.

Her çocuk, kendisi için kıymetli olan bilgiyi edinme yollarını bulmaya çalışır.

Okul ve öğretmen bu noktada onun en büyük destekçisidir.

Bu sayede öğrenme, pasif yapılan bir iş hâlinden çıkıp, öğrencinin aktif olduğu bir konuma yükselir.

Dünyadaki ilk demokratik okulun kurucusu ve müdürü Yaacov Hecht, kendi deneyimlerinden hareketle demokratik eğitimden anladıklarını özgürce paylaşıyor.

Kendisi de bir zamanlar öğrenme güçlüğü çeken yazar, yıllar sonra birbirinden farklı öğrencilerin kendilerini bulmalarına yardımcı olmak için Hadera Demokratik Okulunu inşa ediyor.

‘Demokratik Okullar’, yalnızca bir okulun bir çocuğun hayatına ne denli tesir edebileceğini anlatmıyor.

Aynı zamanda bir çocuğun bir okula neler katabileceğini de gösteriyor.

  • Künye: Yaacov Hecht – Demokratik Okullar, çeviren: Eda Askeri, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 280 sayfa, 2022

Ömer Faruk – Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp (2022)

Sürekli kriz haliyle boğuşan bugünün toplumu, artık çöpten başka bir şey üretemiyor.

Ömer Faruk da bu kitabında, çöp, sınırlar, duvarlar ve tek adamlık gibi temalardan yola çıkarak bugünkü dünyanın pek alışık olmadığımız gerçeklerini ifşa ediyor.

Faruk burada, hayata İkiz Kuleler’den, tapınaklardan, saraylardan, parlamentolardan, üniversitelerden ya da kışlalardan değil de; başlangıç ve sona, üretim ve tüketime, temiz ve kirliye, severek dokunmaya ve iğrenerek atılmaya yakından tanıklık eden vajina, penis ve anüs arasından, perineden bakmayı öneriyor.

Böylece, “aşağılama” ve “çöp”ün bize ait olduğu gerçeğini kabul edeceğimizi, içerisinde yaşadığımız için bahane de üretemeyeceğimizi belirtiyor.

Çünkü şimdiye kadar kulak verdiğimiz üretim, büyüme, tapınak, duvar, gökdelen, düzenli ordu içerisinden biçimlenen perspektif bizi “sonsuz kötülük”e ve “son”a taşıyor.

Artık aşağıladıklarımız, tükettiklerimiz ve çöp olarak yaftaladıklarımızı dikkate alarak, öngörülemeyenden söz ederek, ele geçirilemez bir “sır” edinmeye dikkat ederek düşünce ve pratik üretmemiz gerektiğinin altını çiziyor.

  • Künye: Ömer Faruk – Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp, Yeni İnsan Yayınevi, inceleme, 256 sayfa, 2022

Jerome de Groot – Tarihi Tüketmek (2022)

Son dönemde pıtırak gibi çoğalan Osmanlı yahut Selçuklu temalı dizilerden de görüleceği üzere, bugün tarih de, diğer pek çok meta gibi yoğun tüketilen bir nesneye dönüşmüş durumda.

Jerome de Groot, tarihle ilgilenen her okurun fazlasıyla ilgisini çekecek bu çalışmasında, İngiltere’yi merkeze alarak kamusal tarihi yeniden tanımlıyor ve geçmişin popüler kültürde nasıl açığa çıktığını ortaya koyuyor.

Uzun yıllar tarih; çivi yazılı tabletlerde, el yazmalarında, mezar taşlarında veya sikkelerde var oldu.

Şimdilerde müzeler, sosyal mecralar, bilgisayar oyunları ve TV dizileri tarihsel imge ve nesnelerde dolu.

Nasıl oldu da bütün bir geçmişin hikâyesi olan tarih; bu denli yaygın, harcanabilir ve erişilebilir hâle büründü?

de Groot, popüler çağda tarihin tüketim unsuru olarak seyrini bütün detaylarıyla inceliyor.

‘Tarihi Tüketmek’, geleneksel tarih yazımından farklı biçimde kaleme alınmış bir tarih anlatısı. Yazar, tarihi anlamlandırmaya çalışırken teknolojik gelişmeleri, çağdaş kültür varlıklarını ve toplum davranışlarını dikkate alıyor.

  • Künye: Jerome de Groot – Tarihi Tüketmek, çeviren: Fatma Büşra Helvacıoğlu, Yeni İnsan Yayınevi, tarih, 472 sayfa, 2022

Kolektif – Güneşin Yeniden Keşfi (2021)

Yapılardaki elektrik kullanımı dünyadaki toplam enerji tüketiminin % 40’ını oluşturmasıyla önemli bir sorun.

Bu güzel derleme de, buna alternatif olarak güneş enerjisinin neden önemli olduğunu, güneş enerjisinin yapılarda nasıl maharetle kullanıldığının kimi örneklerini açıklıyor.

Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, güneş enerjisinin önemi, tarihsel bir bakış açısıyla anlatılıyor ve yapılarda kullanabileceğimiz güneş odaklı pasif sistemler açıklanıyor.

İkinci bölüm olan “Uygulamalar” bölümünde, ilk bölümde açıklanan teknik yöntemlerle gerçekleştirilen örnekler inceleniyor.

Kitabın son bölümünde ise, farklı disiplinlerle güneşin ilişkisi inceleniyor, günümüzde gerçekleştirilen güneş enerjisine duyarlı projelerin pazarlama yöntemleri daha sonra tasarım ve sanayi iş birliğinin gerçekleştiği öğrenci projeleri anlatılıyor.

  • Güneşin sürdürülebilir geleneksel yapı tasarımındaki etkileri,
  • Geleneksel Malatya evlerinin tasarımında güneş kullanımı ve korunumu,
  • Yezd geleneksel güneş mimarisinde güneşin etkisi,
  • Ve güneş enerjisi kullanılan yapılarda satış ve pazarlama, kitapta ele alının kimi konular.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Şule Aybar, Nihal Arda Akyıldız, Tuba Nur Olğun, Ladan Sojudi, A. Selin Mutdoğan, Çağrı Bulhaz, Kutay Mutdoğan ve Gülçin Cankız Elibol.

  • Künye: Kolektif – Güneşin Yeniden Keşfi, editör: A. Selin Mutdoğan, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 248 sayfa, 2021

Vandana Shiva – Yeryüzüyle Barışmak (2021)

‘Yeryüzüyle Barışmak’, Vandana Shiva’nın kırk yıla yayılan dünya ve insan haklarını savunma mücadelesinin meyvesi.

Shiva, ekolojik ve etik sınırlara saygı duymayan, eşitsizliği, açgözlülüğü, adaletsizliği ön planda tutan yeryüzüyle savaşın dünyayı getirdiği yıkımın çarpıcı bir resmini çektiği gibi, doğada ve gıdada adaleti nasıl sağlayabileceğimizi de tartışıyor.

Sınırsız büyüme üzerine kurulu olan küresel şirket ekonomisinin, gezegene ve insanlara karşı sürekli bir savaş ekonomisi haline geldiğini ve yeryüzüyle barışmanın, günümüzde yeryüzüne ve insanlara karşı açılan savaşlara şahitlik etmek olduğunu belirten Shiva, aynı zamanda bu şahitliğin dünyanın, toprağın, suyun, ormanların, tohumların, biyolojik çeşitliliğin ve insanların haklarını savunmak için verilen mücadelelerin hikâyelerini anlatıyor.

Neoliberal ekonomik küreselleşme modeli, başka bir alternatifin olmadığı varsayımına dayanır.

Ancak yerli kültürlerde ve yerel ekonomilerde, pek çok alternatif bulunuyor.

Vandana Shiva da, bugün yaşadığımız krize çözüm olacak pek çok alternatifi bu kitabında karşımıza çıkarıyor.

  • Künye: Vandana Shiva – Yeryüzüyle Barışmak, çeviren: Tuğba Elçin, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 248 sayfa, 2021

Sepp Holzer – Permakültür Uygulamaları (2021)

Doğa bereketlidir ve çok cömerttir.

Bu kitap da, kendi bahçesini kurarak bu cömertliğe yakından bakmak isteyenler için altın değerinde bir kaynak.

Avusturya’da muhteşem bir çiftlik kurmuş Sepp Holzer, arazi düzenlemeden su yönetimine, uyguladığı özgün permakültür uygulamalarını bizimle paylaşıyor.

Doğa tüm tasarımlarında mükemmeldir.

İnsan onun efendisi değil, sadece bir parçasıdır.

Ona saygı duyulur, gözlemlenir ve onunla iş birliği yapılırsa her türlü arazide yüz güldüren sonuçlar, çiçekler, lezzetli meyve ve sebzeler olarak karşılık alınır.

Avrupa’nın ortasında, Avusturya’da Sepp Holzer, imrenilecek bir çiftlik kurdu.

Uyguladığı özgün permakültür uygulamaları, hepimize ilham ve ipuçları veriyor.

Arazi düzenleme, taraçalar, su yönetimi, mikro iklim uygulamaları, kümes hayvanları, gıda ormanı, permakültür sistemi, mantar yetiştirme, sıvı gübre yapımı, kent bahçeleri, bitkilerden insanlar için ilaç yapımı, çiftlik hayvanları ve bütüncül mera yönetimi…

Uygulamaların kimisini aynen bahçenizde tekrarlayabilirsiniz.

Salyangozla mücadele ya da bitkilerin güçlenmesi için verdiği bitkisel formüller gibi.

Bazı uygulamaların da mantığını özümseyip kendi bahçenizde yapacağınız gözlemlerle benzeri yapılar kurabilirsiniz.

Permakültür uygulamalarının en güçlü yanı, ezbere dönüşmeden bütün dünyada ve tabii bizim güzel ülkemizde de uygulanabilir olmasıdır.

Çiçekli, meyveli, mis kokulu bahçeler ya da çiftlikler kurmak için elinizdeki kitap, benzersiz bir ilham kaynağı ve bilgi deposu.

  • Künye: Sepp Holzer – Permakültür Uygulamaları, çeviren: N. Ceren Sümer Turanlıgil, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 216 sayfa, 2021

Kolektif – Mekân ve Yer (2021)

Modernleşmenin getirdiği temel kopuş yer ile mekân arasında ortaya çıkar.

Bu nitelikli derleme de, şehir ve mekân arasındaki ilişki biçimini irdelemesi ve daha da önemlisi “mekân ve yer”le ilgili kavramları yeniden tartışmaya açan makaleler barındırıyor.

Kitapta,

  • “Mekân ve yer” kavramlarının mimarlık, müzik, tiyatro resim gibi alanlarla ilişkisi,
  • Yerlerin sınırı olarak deniz ve bu bağlamda sınır kavramının anlamı,
  • Piri Reis’in kartografi ve coğrafyayla ilgili çalışmaları bağlamında köklü İslam geleneği ile 16. yüzyıl Batı bilimi arasındaki ilişki,
  • Kentin metalaşma/bölüştürme sürecini sorgulamak açısından inadına yürümenin özgürleştirici yönü,
  • Mimarinin yaşayanlara neyi hatırlattığı ve deneyimlettiği,
  • Ve Galata’nın 19. yüzyılın ortalarından başlayıp bugüne uzanan değişim süreci gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Aykut Köksal, Emre Zeytinoğlu, Önay Sözer, Atilla Yücel, Jean–François Pérouse, Aydan Balamir, İlhan Tekeli, Günkut Akın ve Ayşe Derin Öncel.

  • Künye: Kolektif – Mekân ve Yer, editör: Gülşen Özaydın ve Merve Akı, Yeni İnsan Yayınevi, kent çalışmaları, 180 sayfa, 2021