Adeline Gargam, Bertrand Lançon — Mizojini (2026)

Kadın düşmanlığının yalnızca bireysel önyargılardan ibaret olmadığını; mitoloji, din, hukuk, tıp, bilim ve kültür aracılığıyla yüzyıllar boyunca kurumsallaştırılmış tarihsel bir zihniyet olduğunu gösteren kapsamlı bir çalışma. Adeline Gargam ile Bertrand Lançon, Antik Yunan’dan günümüze uzanan geniş bir tarihsel hat boyunca, kadının neden sürekli “eksik”, “tehlikeli” ya da “denetlenmesi gereken” bir varlık olarak tasvir edildiğini inceliyor.

‘Mizojini’ (‘Histoire de la misogynie’), mizojininin yalnızca toplumsal davranışlarda değil, düşünce sistemlerinin merkezinde yer alan köklü bir yapı olduğunu ortaya koyuyor.

Eserin başlangıcında Yunan-Roma mitolojisi ile Kitabı Mukaddes’teki kadın figürleri ele alınıyor. Pandora ve Havva gibi karakterlerin, felaketin ve günahın kaynağı olarak sunulmasının Batı düşüncesinde kadınlığın suçla özdeşleştirilmesine nasıl zemin hazırladığı gösteriliyor. Özellikle Havva anlatısının, kadını baştan çıkarıcı, zayıf iradeli ve erkeği yoldan çıkaran bir figür şeklinde yeniden ürettiği vurgulanıyor. Böylece kadın bedeni ve arzusu, tarih boyunca korkulan ve kontrol edilmesi gereken bir alan haline geliyor.

Kitabın önemli bölümlerinden biri, bilimsel ve tıbbi söylemlerin kadın düşmanlığını nasıl meşrulaştırdığına odaklanıyor. Kadının “zayıf cinsiyet” olarak tanımlanması, biyolojik farklılıkların toplumsal eşitsizlik için gerekçe haline getirilmesi ve özellikle rahim etrafında geliştirilen tanımları ve histeri teorileri ayrıntılı biçimde inceleniyor. Rahmin “gezgin”, “zehirli” ya da “düşünen” bir organ gibi görülmesi, kadınların irrasyonel ve dengesiz kabul edilmesine hizmet eden uzun bir düşünsel geleneğin parçası olarak ele alınıyor. Böylece tıp ve bilim, tarafsız bilgi üretmekten çok eril tahakkümü destekleyen araçlara dönüşüyor.

Gargam ile Lançon ayrıca mizojininin gündelik kültürde nasıl yeniden üretildiğini de gösteriyor. Edebiyatta, hicivlerde, atasözlerinde ve popüler anlatılarda kadınların geveze, değişken, manipülatif ya da ahlaken zayıf figürler olarak temsil edilmesi, toplumsal algının şekillenmesinde belirleyici rol oynuyor. Hukuk sistemleri de bu kültürel yapıyı güçlendiriyor; kadınların eğitimden, mülkiyet hakkından, siyasetten ve kamusal yaşamdan dışlanması uzun süre yasalarla destekleniyor.

Kitap yalnızca baskının tarihini anlatmakla yetinmiyor; aynı zamanda buna karşı geliştirilen direniş biçimlerini de görünür kılıyor. Oy hakkı mücadelelerinden feminist hareketlere, ikinci dalga feminizmden MeToo’ya kadar uzanan süreçte kadınların bu tarihsel aşağılanmaya nasıl itiraz ettiği gösteriliyor. Ancak yazarlar, mizojininin yalnızca geçmişe ait bir sorun olmadığını, biçim değiştirerek günümüzde de sürdüğünü vurguluyor. Modern toplumların eşitlik söylemine rağmen kadın cinayetleri, çevrimiçi taciz, beden denetimi ve kültürel dışlama gibi sorunların hâlâ devam ettiğini hatırlatıyorlar.

Özetle kitap, kadın düşmanlığını münferit nefret örnekleri olarak değil, Batı uygarlığının düşünsel ve kurumsal yapısına işlemiş tarihsel bir mekanizma olarak değerlendiriyor. Mizojininin kökenlerini anlamanın, yalnızca geçmişi çözümlemek değil, günümüzde süren eşitsizlik biçimlerini fark etmek açısından da hayati olduğunu gösteriyor.

Adeline Gargam, Bertrand Lançon — Mizojini: Antikçağdan Günümüze Kadın Düşmanlığının Tarihi
Çeviren: Ecenur Değirmenci • Say Yayınları
Tarih • 296 sayfa • 2026

Published by

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

Bir cevap yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.