Francis Rocard – Mars’a Yolculuk (2022)

Mars’a insan göndermek imkânsız gibi görünebilir; fakat bugün bu heyecan verici girişim adım adım hayata geçiriliyor

Francis Rocard bu kitabında, bu projenin ne aşamada olduğu hakkında bizi ayrıntılı şekilde bilgilendiriyor.

Otomatik sondalar sayesinde bir zamanlar Mars’ın yüzeyinde akarsular, dev volkanlar bulunduğunu ve gezegenin bir zamanlar korkunç bir iklim değişimine uğradığını biliyoruz.

Peki ama Mars’taki koşullar neden Dünya’dakine benzer koşullara evrilmedi?

Evrilse yaşama ev sahipliği yapar mıydı?

Bilinmez…

Peki ya bir zamanlar yaşama ev sahipliği yapmış mıydı?

Bu da gizemini koruyan bir konu…

Bilim insanları bir yandan bu ve buna benzer daha birçok soruya yanıt bulabilmek için kızıl gezegenden Dünya’ya numuneler getirirken, öte yandan, özel sektörün de enerjisini kullanarak bambaşka bir projeyi hayata geçirmeye çalışıyor: Günün birinde Mars’a insan göndermek.

Bu çok zor bir görev.

Bir iniş aracı tasarlamak, yolcuları radyasyondan korumak, iniş yerinde yeterli kaynaklar bulmak, hiç bitmeyecekmiş gibi gelecek uzun yolculuk sırasında insan psikolojisini yönetmek…

İmkânsız görünen bir proje şu anda adım adım hayata geçiriliyor.

Rocard uzayla ilgili bu hırslı ve eşi benzeri görülmemiş girişimin panoramasını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Francis Rocard – Mars’a Yolculuk: Yüzyılın Misyonu, çeviren: Gülşah Ünal, Say Yayınları, bilim, 136 sayfa, 2022

Lucy Jane Santos – Radyum ve Radyoaktivitenin Tarihi (2022)

 

Radyumun keşfine giden süreci yakından izlemek isteyenler için şahane bir bilim tarihi çalışması.

Lucy Jane Santos, radyum ve radyoaktiviteden yana olan korkumuzu giderecek “radyoaktif” öyküsünü anlatıyor.

On dokuzuncu yüzyılın sonunda keşfedilen radyoaktif elementler arasında halkın ve girişimcilerin ilgisini en fazla çeken radyum olmuştu.

Radyum, İngiltere Kraliçesine hediye olarak sunuluyor, gece kostümlerini süslüyor, diş macunlarına karıştırılıyor, hazine avcıları onun peşine düşüyordu.

Hekimler ve girişimciler bu yeni mucizevi elementi metalaştırmak için dâhiyane yollar icat ederken, hevesli tüketiciler radyoaktif eşyaları evlerine sokmaya can atıyordu.

‘Radyum ve Radyoaktivitenin Tarihi‘, radyumlu ürünlerin fetişleştirilmesiyle başlayıp radyumun bir korku nesnesi haline gelmesiyle sonuçlanan “radyoaktif” bir öykü içeriyor.

Tarihçi Lucy Jane Santos radyumlu eşyalar üretilmesini şarlatanlık ve aptallık olarak nitelendiren eski bilim tarihi yaklaşımını reddederek radyum ve radyoaktivitenin tarihini bilim ve popüler kültür arasındaki ilişki penceresinden ele alıyor.

Bilime ve bilim öykülerine meraklı okurları fazlasıyla doyuracak cinsten bir kitap.

  • Künye: Lucy Jane Santos – Radyum ve Radyoaktivitenin Tarihi, çeviren: Mihriban Doğan, Say Yayınları, bilim, 304 sayfa, 2022

Paul Guyer – Kant (2022)

Kant üzerine yayımlanmış en kapsamlı çalışmalardan biri daha Türkçede.

Paul Guyer, Kant felsefesinde öne çıkan bütün kavramları ayrıntılı bir bakışla açıklıyor.

Guyer, Kant felsefesini anlamaya yönelik kapsamlı çalışmasının tamamen gözden geçirilmiş ve güncellenmiş bu baskısında, Kant’ın düşüncesindeki tüm ana yönlerin ve konuların anahtarı olarak filozofun en önemli kavramı olan otonomi kavramını kullanır.

Kant’ın hayatının ve zamanının son derece faydalı genel bir değerlendirmesiyle başlayan Guyer, Kant’ın en etkili ama en güç eseri ‘Saf Aklın Eleştirisi’nde uzay, zaman ve deneyimin doğası hakkındaki argümanlarını titizlikle açıklayarak onun metafiziğini ve epistemolojisini tanıtıyor.

Kant’ın ünlü transendental idealizm teorisinin açıklamasını ve eleştirisini, onun felsefesindeki bu tartışmalı öğretiden bağımsız yanıyla birlikte sunuyor.

Ardından Kant’ın ahlak felsefesini, meşhur “koşulsuz buyruğu”nu ve ödev, irade özgürlüğü ve siyasi haklar teorilerini inceliyor.

Son olarak, Kant’ın estetiğini, güzelliğin ve yücenin doğası ve bunların insan özgürlüğüyle ve mutluluğuyla ilişkisi hakkındaki argümanlarını ele alıyor, ayrıca, hem doğal tarih hem de insanlık tarihi için düşünebileceğimiz tek hedefin insan otonomisinin geliştirilmesi olduğu görüşünü de değerlendiriyor.

  • Künye: Paul Guyer – Kant, çeviren: Deniz Soysal, Say Yayınları, felsefe, 648 sayfa, 2022

G. E. R. Lloyd – Eski Yunan’da Bilim (2022)

Bu eşsiz kitap, erken Yunan biliminin derinliklerine inmek için harika fırsat.

Geoffrey Ernest Richard Lloyd’un çalışması, matematiğin astronomi bilimine olan katkısını açıklaması ve tıp ile felsefe arasındaki ilişkiyi sorgulamasıyla özellikle dikkat çekiyor.

Lloyd’un Thales’ten ‘Aristoteles’e Erken Yunan Bilimi’ ve ‘Aristoteles Sonrası Yunan Bilimi’ başlıklı iki ciltlik ‘Antik Kültür ve Toplum’ çalışmasını tek ciltte toplayan eser, Pisagorcular, Presokratik doğa filozofları, Hipokrat yazarları ve Platon aracılığı ile MÖ IV. yüzyıldan kalma bilgi, belge ve bulgular ışığında erken Yunan biliminin derinliklerine iniyor; onun gizli kalmış ve unutulmuş sırlarını gün ışığına çıkarıyor, özellikle de pozitif bilimlerin ilk çiçeklendiği alan olan matematiğin astronomi bilimine olan katkısını açıklamanın yanı sıra tıp ile felsefe arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

Lloyd ayrıca bilim ile felsefe ve bilim ile tıp arasındaki ilişkileri de tartışırken, erken dönem Yunan biliminin sosyal ve ekonomik ortamını ele alarak farklı yazar gruplarının güdülerini ve fikirlerini değerlendiriyor.

Eski Yunan’da Bilim, sadece sosyal bilimlerle ilgilenen bilim insanlarını ve serbest okuyucuyu değil, felsefe ve pozitif bilimlerle de ilgilenen herkesi bilimin geçmişi ve ilk ayak izleri konusunda bilgilendiriyor.

  • Künye: G. E. R. Lloyd – Eski Yunan’da Bilim, çeviren: Fatih Özeş, Say Yayınları, bilim, 432 sayfa, 2022

Zénaïde A. Ragozin – Asurlar (2022)

1200 yıl boyunca ayakta kalabilmiş Asurlar, Mezopotamya’nın en güçlü imparatorluklarındandı.

Zénaïde Ragozin de eldeki önemli incelemesinde, bu görkemli uygarlığın yükselişinden yıkılışına uzanan serüvenini adım adım izliyor.

Mezopotamya: Avcı-toplayıcı yaşamlarına veda eden insanların çiftçilik yaparak medeniyetler kurmaya başladıkları bu toprak parçası ‘Gılgamış Destanı’ndan Hammurabi’nin “göze göz” deyişini ortaya çıkaran ünlü hukuk kurallarına kadar dünya tarihi ve kültürüne çok önemli katkılarda bulundu.

Mezopotamya’nın hikâyesi sürekli değişen sınırlar, yükselen ve çöken imparatorluklar, savaşlar ve fetihlerle doludur.

Akad, Sümer, Babil gibi ünlü devletleri içeren bu listede en büyük şöhreti, kuşkusuz Asur imparatorluğu hak ediyor.

İnşa ettikleri imparatorluğun yükselişi ve yaklaşık 1200 yıl boyunca nasıl ayakta kaldığının hikâyesi, Ragozin’in canlı anlatımıyla gözler önüne seriliyor.

  • Künye: Zénaïde A. Ragozin – Asurlar: İmparatorluğun Yükselişinden Ninova’nın Düşüşüne Kadar, çeviren: Ekin Duru, Say Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2022

Andrew Bowie – Alman Felsefesine Giriş (2022)

Modern felsefenin temelini oluşturmuş Alman felsefi geleneği üzerine iyi bir giriş kitabı arayanlar, bu eseri kaçırmasın.

Andrew Bowie, birçok önemli Alman filozofunun yanı sıra, nispeten ihmal edilmiş başka düşünürleri de konuya dahil ediyor.

  • Alman felsefesi zihinlerde acaba neyi merkeze alır?
  • Almanlık?
  • Kıta Avrupası?
  • Rasyonalizm, idealizm, tarihsel ve diyalektik materyalizm?
  • Tüm bunların eleştirisi?

Modern ve çağdaş felsefenin merkezinde yer alan bu felsefe, Kant, Frege, Wittgenstein ve Husserl olmasaydı Anglo-Amerikan “analitik” felsefeyi, Hegel, Marx, Nietzsche ve Heidegger olmasaydı da beşeri bilimlerin temellerini ortaya koymayı mümkün kılmazdı.

Bu doğruysa şayet, Alman felsefesine hâkim olmak, beşeri bilimlerin tamamında yürütülecek teorik açıdan sağlam dayanakları araştırmak için elzemdir.

Alman felsefesi modern felsefenin temelini oluşturmaya devam ediyor.

Bowie’nin bu kısa ama yoğunluklu giriş kitabı, Alman felsefesinin “modernite”nin problemlerine verilen en aydınlatıcı karşılıklardan biri olduğu fikrini merkeze alıyor.

Bowie, birçok önemli Alman filozofun yanı sıra, nispeten ihmal edilmiş başka düşünürleri de, Friedrich Schlegel, Novalis, Schleiermacher ve Schelling’in çalışmalarını da dahil ederek Alman felsefe geleneğine ışık tutuyor.

‘Alman Felsefesine Giriş’, felsefenin toplumsal ve tarihsel gelişmeler arasındaki bağlantıyı nasıl kurduğunu açığa çıkararak bir coğrafyayla düşünceyi, mekânın sürekliliğiyle zamanın sürekliliğini bir araya getiriyor.

Özgürlük ile tarihsellik, akıl ile duygu nasıl bir araya gelir ya da gelmelerinin sürekliliği sergilenir, bu eserde Bowie, bu problemlerin satır aralarına dalarken düşünmemizin erimini genişletiyor.

  • Künye: Andrew Bowie – Alman Felsefesine Giriş, çeviren: Bilhan Gözcü, Say Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2022

Gerhard Grüßhaber – Türk Ordusunda Alman Ruhu (2022)

Alman ve Osmanlı/Türk ordusu arasındaki bilgi aktarımı üzerine çok iyi bir inceleme.

Gerhard Grüßhaber, süreci 1908 Jön Türk Devrimi ile 1938’de Atatürk’ün ölümü arasındaki 30 yıllık zaman diliminde ele alıyor.

Arşiv, yayınlanmış kaynaklar ve anılar aracılığıyla sürecin analizini yapan çalışma, aynı zamanda bu bilgi alışverişinin iki ülkenin orduları ve Türk sivil toplumu üzerindeki etkisine dair kanıtlar da sunuyor.

Gerçekten de iki ülkedeki subaylar küçük ama ülkelerinin gelişimi üzerinde etkili olmuş birer toplumsal gruptu.

Etnik açıdan heterojen bir toplum olan genç Cumhuriyet Türkiye’sinin silahlı kuvvetlerden beklentileriyle, siyasi açıdan bölünmüş olan Weimar Cumhuriyeti’nin kendi silahlı kuvvetlerinden beklentileri farklıydı.

Fakat Dünya Savaşından kaynaklanan “çelik fırtınası” iki ordunun da düşünce tarzında önemli bir etki yaratmıştı.

Bu etki sonucunda ortaya çıkan yeni liderlik monarşinin itibarını kaybetmesinden doğan boşluğu doldurmayı amaçladığını iddia ediyordu.

  • Künye: Gerhard Grüßhaber – Türk Ordusunda Alman Ruhu, çeviren: Bozkurt Leblebicioğlu, Say Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2022

Brian Clegg – Kütleçekimi Dalgaları (2022)

Kütleçekimi dalgalarının 2015’teki keşfi, bilim dünyasında devrim yarattı.

Brian Clegg de, kütleçekimsel dalgalarının evrenin evrimi, kara delikler ve karanlık madde konusunda bize neler söyleyebileceğini irdeliyor.

50 yıl süren araştırmalar 14 Eylül 2015’te meyvesini verdi, kütleçekimi dalgaları keşfedildi ve astronomide bir devrim gerçekleşti.

O güne dek, evrenin araştırılması elektromanyetik radyasyona (ışık, radyo dalgaları, X-ışınları…) bağlıydı.

Ama elektromanyetik radyasyonu durduran hiçbir engel, uzay-zamanın dokusunda yol alan kütleçekimi dalgalarını durduramıyor.

Bu nedenle optik ve radyo teleskoplardan sonra kütleçekimsel dalga teleskopları evrenin sırlarını keşfetmek için yürütülen çalışmalara büyük katkı yapacak.

İlk hedefler evrenin evrimi, kara delikler ve karanlık madde olacak.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında kuantum mekaniği araştırılırken bunun ne işe yarayacağını hiç kimse bilmiyordu.

Fakat bugün, gelişmiş ülkeler, gelirlerinin yaklaşık üçte birini kuantum mekaniğine dayalı teknolojiler sayesinde elde ediyor.

Kütleçekimsel dalga araştırmalarının ileride bilim, teknoloji ve ekonomiye neler katabileceğini şimdiden kim bilebilir?

İşte Clegg’in çalışması, tüm bu sorulara heyecan verici yanıtlar vermesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Brian Clegg – Kütleçekimi Dalgaları: Einstein’ın Uzay-Zaman Dalgaları Evrenin Sırlarını Nasıl Ortaya Çıkarıyor?, çeviren: Ege Can Karanfil, Say Yayınları, bilim, 168 sayfa, 2022

Albert Einstein – İzafiyet Teorisi: 100 Yıldönümü Basımı (2022)

Einstein’ın bilim tarihinde dönüm noktası olan ‘İzafiyet Teorisi’nin 100. yıldönümü özel baskısı…

Kitap, İzafiyet Teorisi’ni ilk elden okumak isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği çok değerli bir tarihsel belge.

Einstein genel görelilik kuramı üzerindeki çalışmasını 1915 yılında tamamladıktan sonra ‘İzafiyet Teorisi’ adlı kitabını kaleme aldı.

Sıradan okura hitap eden ‘İzafiyet Teorisi’ özel ve genel görelilik kuramları üzerine şimdiye dek yazılmış en açıklayıcı kitap olma unvanını koruyor.

Ünlü kitabın elinizdeki basımı ise Einstein’ın düşüncesinin ve eserinin evrimini günümüz bağlamında değerlendiren yorumlar içeriyor.

Yüzüncü yıldönümü basımı, Einstein’ın eserine en son bilimsel gelişmelerin ışığı altında göz atmak isteyen okur için ideal bir tercih.

  • Künye: Albert Einstein – İzafiyet Teorisi: 100 Yıldönümü Basımı, çeviren: Gülen Aktaş, Say Yayınları, bilim, 280 sayfa, 2022

James Watson, Kevin Davies ve Andrew Berry – DNA: Genetik Devriminin Öyküsü (2022)

DNA’nın keşfedilmesinde muazzam katkısı bulunan James Watson, bilim tarihine yön veren devrimci isimlerden.

Her şeyden önce harika bir bilim yazını olarak okunabilecek eldeki kapsamlı çalışma ise, DNA’nın yapısının keşfine uzanan olağanüstü yolculuğu adım adım izliyor.

Bundan neredeyse yetmiş yıl önce, o zamanlar sadece yirmi dört yaşında olan Watson, tarihin en büyük bilimsel araştırmalarından birinin gerçekleştirilmesine öncülük ederek, sonradan ekip arkadaşlarıyla “yaşamın sırrı” olarak nitelendirecekleri DNA’nın keşfine büyük katkı sağladı.

Bu keşifleri 1962 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’ne layık görüldü.

DNA, yaşama ve canlılığa dair tüm dogmaları bir kenara iterek, yaşamın sırrının kimyasal olduğunu gösteren modern genetiğin şekillenmesine önayak oldu ve insanlığı, on yıl kadar kısa bir sürede hayal dahi edilemeyecek bir yolculuğa çıkardı.

“Yaşamın sırrı” artık bir laboratuvarda, bir bilgisayar ekranında ya da elle tutulur, gözle görülür bir yerdeydi.

Bir bilim insanının doğanın harikalarına duyduğu hayranlık ve bir hümanistin derin sempatisiyle harmanlanan ‘DNA: Genetik Devriminin Öyküsü’, “benzerin benzerini doğurduğuna” ilişkin spekülatif söylemlerden Mendel’in kalıtımın temel yasalarını ortaya çıkarmasıyla başlayan ve DNA’nın yapısının çığır açan keşfiyle sonuçlanan moleküler araştırmaların ayrıntılarıyla aktarıldığı, genel okura hitap eden bir bilim tarihi anlatısı.

  • Künye: James D. Watson, Kevin Davies ve Andrew Berry – DNA: Genetik Devrimin Öyküsü, çeviren: Samet Öksüz, Say Yayınları, bilim, 504 sayfa, 2022