Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer? (2022)

Hitler kaprisli bir vejetaryendi.

Stalin’in akşam yemeği sofraları siyasi tuzakların bir parçasıydı.

Mao “devrimci” yiyeceklerden hoşlanırdı.

Çavuşesku yeme içme konusunda “hijyene” çok önem verirdi.

Bokassa’nın ziyafet sofraları Fransa krallarının soflarını aratmazdı.

Saddam Hüseyin ise tam bir mutfak şovenistiydi.

Tüm diktatörlerin beslenme alışkanlıkları kişiliklerinin ve halka bakış açılarının bir göstergesidir.

Totalitarizmin aynası olan diktatör tabakları, onların mutlak güce duydukları açlıkla birlikte, genellikle çocukluklarına dayanan endişelerini yansıtır.

‘Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?’, sağlam kaynaklara dayanarak, bizleri diktatör sofralarının tehditkâr ve bazen trajikomik atmosferine götürüyor.

Yemekler ve dekorlar değişse de korku mütemadiyen menüde kalıyor.

  • Künye: Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?, çeviren: Deniz Özel, Say Yayınları, yemek, 208 sayfa, 2022

Gavin Jackson – Tek Derste Para (2022)

Günümüz dünyasında neler olup bittiğini anlayabilmek için finansal sistemi kavramak büyük önem taşıyor.

Son yıllarda Bitcoin gibi ödeme araçları parayı kullanma şeklimizi ve aynı zamanda hükümetler ile şirketlerin harcamalarımızı takip etmek için uyguladıkları yöntemleri değiştiriyor.

Kendinize “Bu sistem nasıl işliyor sahiden biliyor muyum?” diye sorsanız yanıtınız “Evet” olabilir mi?

Financial Times’ın ekonomi ve işletme alanlarında uzmanlaşmış başyazarı Gavin Jackson ‘Tek Derste Para’da, İrlanda’daki bankacılık grevinden Batı Afrika’daki deniz kabuğu enflasyonuna kadar çeşitli tarihsel olaylardan yola çıkarak okuyuculara paranın ne olduğunu ve toplumlarımızı nasıl şekillendirdiğini açıklıyor.

“Para önemlidir. Ve neden önemli olduğunu anlamak için cevap vermemiz gereken ilk soru, paranın tam olarak ne olduğudur.”

  • Künye: Gavin Jackson – Tek Derste Para: Banka, Faiz, Yatırım, Kredi, Enflasyon, Kripto Para, çeviren: Samet Öksüz, Say Yayınları, iktisat, 392 sayfa, 2022

Michael Fossel – Telomeraz Devrimi (2022)

İnsanoğlu, yaşlanmayı evcilleştirebilir mi?

Bilimsel bir atılımın eşiğindeyiz.

Yaşlanmanın arkasında yatan biyolojik mekanizmanın nasıl işlediği anlaşıldı.

Yaşlanmayı durdurmak için ne yapacağımızı artık biliyoruz.

Bir vücut hücresi bölündüğünde telomerler yani kromozomların uç kısımları kısalır.

Telomer kısaldıkça hücrenin kendi moleküllerini onarma yeteneği azalır ve vücut hücreleri 40 ila 60 kez bölündükten sonra bölünme yetisini kaybeder, yani yaşlanır.

İnsanın yaşlanması da vücudundaki trilyonlarca hücrenin yaşlanmasının sonucudur.

Ama vücut hücrelerinin aksine üreme hücreleri ve kök hücreler yaşlanmaz, sonsuza dek bölünebilirler, çünkü telomeraz denen enzimi üretirler ve bu enzim de kısalan telomerleri tekrar uzatır, böylece hücrenin genç kalmasını sağlar.

‘Telomeraz Devrimi’, insan ömrünün uzatılmasında, yaşlanmanın durdurulmasında ve yaşlanmaya bağlı hastalıkların tedavisinde telomerazın nasıl kullanılacağını açıklıyor.

‘Telomeraz Devrimi’nde, Amin Maalouf’un ‘Empedokles’in Dostları’ adlı kitabında kurguladığı heyecan verici ütopyanın bilimsel dayanakları yer alıyor.

  • Künye: Michael Fossel – Telomeraz Devrimi, çeviren: Elanur Yılmaz, Say Yayınları, bilim, 280 sayfa, 2022

Stanley Lane-Poole – Osmanlı Tarihi (2022)

Bu özenli çalışma, bir akıncı ve fatihler topluluğu olarak kuruluşundan 15. ve 16. yüzyıllardaki yadsınamaz gücüne ve daha sonrasındaki iki yüzyıl boyunca kazanılan toprakların kaybına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun dramatik hikâyesini anlatıyor.

Stanley Lane-Poole ayrıca, Osmanlı kimliğinin doğası, Batı ile yüzleşmesi ve işbirliği hikâyelerinin yanı sıra Osmanlı edebiyatı ve yönetimi gibi alanlarda da okuyuculara doyurucu bilgiler sunuyor.

Kitap, konuya iyi bir giriş yapmak isteyenler için önemli bir kaynak.

  • Künye: Stanley Lane-Poole – Osmanlı Tarihi, çeviren: Yavuz Alogan, Say Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2022

Andrew May – Astrobiyoloji (2022)

Dünya dışı yaşam, bilim kurguda olağan bir tema, peki gerçek dünyada ciddi bir beklenti mi?

Astrobiyoloji, bilimin tam da bu soruya cevap arayan yeni dalı.

Kozmosun bir yerlerindeki yaşam olasılığı, insanoğlunun kafa yorabileceği en derin konulardan biri.

Astrofizikçi Andrew May, Yerkürede yaşamın nasıl başladığını, bunun uyarı “göstergelerini” ve bu göstergelerin Güneş Sisteminin başka yerlerinde ya da şimdilerde Kepler ve TESS görevleriyle keşfedilmekte olan “ötegezegenlerde” nasıl tespit edilebileceğini gözden geçirerek, bugünkü bilgi durumumuzu uzman bakış açısıyla sunuyor.

Kitap, yol boyunca, Fermi paradoksu ile DNA’nın ve suyun kritik rolü gibi en önemli sorunlara değiniyor.

DNA ve su “bildiğimiz şekliyle yaşam” için zorunlu, peki uzaylı yaşam için de böyle mi?

Ve büyük soru: sonuçta dünya dışı varlıkları bulduğumuzda, bize dost mu olacaklar, yoksa düşman mı?

  • Künye: Andrew May – Astrobiyoloji, çeviren: Yazgı Evrim Denizci, Say Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2022

Elizabeth Tasker – Gezegen Fabrikası (2022)

Yirmi yıl önce güneş sistemi dışındaki gezegenlerin araştırılması sadece bilimkurgu yazarlarının ilgi alanına giriyordu.

Oysa bugün astronominin en hızlı genişleyen alanlarından biri haline geldi.

Bugüne dek binlerce “ötegezegen” keşfedildi ve sayıları hızla artıyor.

Yeni keşfedilen bu dünyalar en fantastik bilimkurgu kitaplarında hayal edilenlerden çok daha yabansı.

Aralarında bir yılı Dünya zamanıyla birkaç hafta süren, Jüpiter’den büyük gaz devleri de var, iki güneşli karasal gezegenler de.

Hatta bazılarının güneşi bile yok!

Katran okyanuslarıyla kaplı elmas mantolu gezegenler mi ararsınız, yoksa bir yarımküresi sürekli kış, diğer yarımküresi sürekli yaz olanlar mı?

Tüm yüzeyi okyanuslarla örtülü su dünyaları mı, yoksa tamamen magma deniziyle örtülü volkanik dünyalar mı?

Böylesi bir çeşitliliğin keyfi daha başlangıç.

‘Gezegen Fabrikası’ bu gezegenlerin öyküsünü anlatıyor.

Bilinen sayısız komşu yıldız var ve bunların her birinin çevresinde ötegezegenler dönüyor.

Bu olasılıklar arasında bizim gezegenimize benzeyen bir dünya, ikinci bir Dünya bulunması mümkün mü?

Ne dersiniz?

  • Künye: Elizabeth Tasker – Gezegen Fabrikası: Ötegezegenler ve İkinci Bir Dünya Arayışı, çeviren: Mehmet Emin Özel, Say Yayınları, bilim, 416 sayfa, 2022

Raphael Patai ve Robert Graves – İbrani Mitleri (2022)

İbrani isminin veya İbranilerin bir kolunun adının İsrailli olarak değişmesi Yakup’un Tanrısal bir yaratıkla güreşmesinin anısınadır.

Bundan sonra İbrani adı sadece dilin ve yazının ismini tanımlamakta ve ayrıca Musa öncesi dönemin karakterine atıfta bulunmaktadır.

On dokuzuncu yüzyıldan itibaren İbrani kelimesi, Musevi ya da Yahudi gibi din çağrışımlı değil, etnik çağrışımlı bir isim olarak kullanılmaya başlandı.

İlk baskısı 1964 yılında gerçekleştirilen ‘İbrani Mitleri’, İbrani söylencelerini çeşitli kaynaklardaki halleriyle bir bir önümüze sererken aynı zamanda onları Ege, Miken ve Mezopotamya mitleriyle ilişkilendirerek çeşitli temaların farklı toplumlardaki geçişkenliğini ve deyim yerindeyse evrenselliğini vurguluyor.

Anlatımsallığın ön plana çıktığı ‘İbrani Mitleri’, Tekvin, Midraşlar, Talmud kitapları aracılığıyla destekleniyor.

Söylence ve din ilişkileri üzerine uzmanlık derecesinde çalışmalar yapan Robert Graves, bu kitabı Yahudi kültürü üzerine benzer çalışmalar yapan Raphael Patai ile birlikte hazırlamış.

‘İbrani Mitleri’, her bir mitin kökenine inerek Antik Yunan’daki benzer mitlere yaptığı göndermelerle hem bir karşılaştırmalı dinler tarihi hem de karşılaştırmalı mitler dizgesi sunuyor.

  • Künye: Raphael Patai ve Robert Graves – İbrani Mitleri: Tekvin-Yaratılış Kitabı, çeviren: Uğur Akpur, Say Yayınları, mitoloji, 400 sayfa, 2022

Alexandre Lacroix – Hiçbir Şeye İnanmadan Nasıl Yaşanır? (2022)

Hayat böyle berbat iken hakikaten neden ısrarla yaşamaya devam ediyoruz?

Alexandre Lacroix, bizi hayatın anlamı veya anlamsızlığı üzerine düşünmeye çağırıyor ve bu esnada, şüphecilikten dogmatizme kadar birçok akımı ince detayları ile açıklıyor.

Kitap, hayatın anlamına veya anlamsızlığına bambaşka bir gözle bakmaya yarayacak argümanlar içeriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Samimiyetle itiraf etmeliyiz ki Dünya üzerindeki varoluş nedenimizi bilmiyoruz. Evrenin ve yaşamın bilmecesinin çözümü insan bilmecesinin çözümünden daha gizemli.

Peki bu, umutsuzluğa düşmek için bir sebep mi?

Aksine, bu belirsizliğe güvenebiliriz.

“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir,” diyen Sokrates, “Ne biliyorum?” diye soran Montaigne bize yol gösterici oldular.

Ben de antikçağ şüphecilerinin, haksızlık yapılarak değeri bilinmeyen bu filozofların öğretilerini takip ederek zamanımıza uyarlanmış bir ahlak felsefesi geliştirmeye çalıştım.

Eserin tamamında eksiksiz şekilde açıklanan bu felsefenin dört kuralı var: Hayali bir hedef peşinde koşarak hayatını boşa harcama; asla seçim yapma; her zaman en büyük arzuna itaat et; bu dünyanın görünüşlerine elinden geldiğince hayran ol.”

  • Künye: Alexandre Lacroix – Hiçbir Şeye İnanmadan Nasıl Yaşanır?, çeviren: Hazal Çelik, Say Yayınları, felsefe, 104 sayfa, 2022

Benjamin Bikman – Neden Hasta Oluruz? (2022)

İnsülin direnci, sanayileşmiş dünyada pek çok hastalığının asıl sebebi.

Peki nasıl bu kadar yaygın hale geldi?

Bilim adamı ve patofizyoloji profesörü Benjamin Bikman ‘Neden Hasta Oluruz?’da insülin direncinin nasıl bu kadar yaygın hale geldiğini ve neden önemli olduğunu araştırıyor.

Sorunu fark etmedikçe ve gidişatı tersine çevirmedikçe kronik hastalıklar daha da yaygınlaşacaktır.

Ancak Bikman yararlı yemek önerileri, kolay egzersiz ilkeleri ve daha fazlasıyla bunu durdurmak ve önlemek için bir plan sunuyor.

Kitap, insülin direnci ve onun insan bedeninin neredeyse her sistemini nasıl etkilediği üzerine etraflı ve elzem bir el kitabı.

Kitap, sadece insülin direncinin neden ve nasıl oluştuğuna dair kolay anlaşılır bir rehber değil, aynı zamanda tedavisi için de bir rehber sunuyor.

Şu anda sanayileşmiş dünyanın başına bela olan hastalıkların çoğunun temel nedenini ve çaresini anlamak isteyenler, bu kitabı kaçırmasın.

  • Künye: Benjamin Bikman – Neden Hasta Oluruz?, çeviren: Nurdan Soysal, Say Yayınları, sağlık, 344 sayfa, 2022

Keith Cooper – Dünya Dışı Zekâ Arayışı (2022)

İnsanlar 60 yıldır dünya dışındaki uygarlıkları arıyor, fakat şimdilik ses seda yok.

Keith Cooper, dünya dışı yaşamı araştırmamızın tarihini anlatıyor, daha da önemlisi, uzaylılarla temasın olası sonuçları üzerine derinlemesine düşünüyor.

1974 yılında Porto Riko’daki dev Areciboradyoteleskobundan yıldızlara bir mesaj gönderildi.

Amaç, dünya dışı uygarlıkları varlığımızdan haberdar etmekti.

Böyle uygarlıkların var olup olmadığını elbette bilmiyoruz.

SETI (Dünya Dışı Zekâ Arayışı) Programı altmış yıldır bunu öğrenmeye çalışıyor, ama şimdiye kadar dünya dışı zekânın varlığına dair herhangi bir kanıt bulamadı.

Yıldızlar sessizliğini koruduğu için bazı araştırmacılar uzaya daha çok mesaj gönderiyor.

Orada bulunuyor olabilecek uygarlıkları kışkırtmak istiyorlar.

Ancak, “uzaylılar” ile temas ve bunun olası sonuçlarıyla ilgili yanıtlanması zor sorular var.

SETI Programı bizi bu zor sorulara yanıt bulmanın yanı sıra kendi tabiatımızla yüzleşmeye zorluyor:

Nereden geldik, nereye gidiyoruz ve kozmik bağlamda biz kimiz?

Bu kitap, dünya dışı yaşamı araştırırken yaptığımız varsayımlar üzerinde duruyor ve bu varsayımların bize kendimiz hakkında neler öğretebileceğine ışık tutuyor.

  • Künye: Keith Cooper – Dünya Dışı Zekâ Arayışı: Temas mı Kurmalıyız Yoksa Kamufle mi Olmalıyız?, çeviren: Volkan Yazman, Say Yayınları, bilim, 384 sayfa, 2022