Susan Forward ve Joan Torres – Kadınlardan Nefret Eden Erkekler ve Onları Seven Kadınlar (2022)

Aşk ve romantizm heyecan vericidir.

Özellikle de ilişkinin ilk zamanlarında.

Duygular ve arzular doruğa çıkar, göz kamaştırıcı bir ışıltı içinde kendimizi harika hissederiz.

Çoğu kişi, yaşadığı deneyimi “bulutların üstüne çıkmak” diye tarif eder.

Fakat bazen, çok geçmeden sihirli duyguların üzerine karanlık gölgeler düşer.

Ne olduğunu anlayamadan ilişkinin dengesi bozulur, çaresizlik ve öfke hüküm sürmeye başlar.

Bir kadın olarak ilişkiniz hakkında kafa karışıklığı yaşıyorsanız, kendinize şu soruları sorun:

  • Beraber olduğunuz erkek, kendisinde nasıl yaşadığınızı ve nasıl davrandığınızı kontrol etme hakkı mı görüyor?
  • Size karşı kıskanç ve sahiplenici mi davranıyor?
  • Onu memnun etmek için hayatınızdaki önemli etkinliklerden ve insanlardan vazgeçtiğiniz oldu mu?
  • Öngörülemez ani öfke patlamaları yaşıyor mu?
  • Duygularınızı değersizleştiriyor, fikirlerinizi önemsizleştiriyor mu?
  • İlişkinizde ters giden her şey için sizi mi suçluyor?
  • Onunla birlikteyken kendinizi dengesiz veya yetersiz hissediyor musunuz?
  • Ne yaparsanız yapın, ona verdiğiniz sevgi, ilgi ve desteği yeterli bulmuyor mu?
  • Kendinizi sık sık haklı olduğunuz halde özür dilerken buluyor musunuz?
  • Eğer bu soruların çoğuna evet cevabını veriyorsanız, mizojinist bir erkekle beraber olabilirsiniz.

‘Zor Bir Ailede Büyümek’ ve ‘Zor Anneler’ kitaplarından tanıdığımız Susan Forward, ‘Kadınlardan Nefret Eden Erkekler ve Onları Seven Kadınlar’da, mizojinizmin damga vurduğu yıkıcı ilişkilere sıkışmış kadınları ve erkekleri ele alıyor.

Örnek vakalar eşliğinde istismar kısırdöngüsünü kırmanın ve yaraları iyileştirmenin yollarını gösterirken, okurlarına yeniden sağlıklı ve sevgi dolu birliktelikler yaşamak için cesaret aşılıyor.

  • Künye: Susan Forward ve Joan Torres – Kadınlardan Nefret Eden Erkekler ve Onları Seven Kadınlar, çeviren: Esma Eda Tülek, İletişim Yayınları, psikoloji, 326 sayfa, 2022

Kiraz Özdoğan – Longo Maï (2022)

Longo Maï’nin kuruluş kararı, neoliberalizmin hâkim olmaya başladığı bir dönemde 18-20 Aralık 1972 tarihlerinde, on farklı Avrupa ülkesinden gelen aktivistlerin, Bâle’da yaptıkları kongrede alındı.

Fransa’da kurulan, üyelerinin tarımla ve çeşitli zanaatsal etkinliklerle uğraştığı politik ve kolektif bir eko-tarım deneyimidir.

Kitap bu topluluktaki insanların kendi aralarındaki hiyerarşiyi en aza indirme çabalarını ve tarım için seferber edilen canlılarla olan ilişkilerini, özgürlük pratiği açısından ele alıyor.

Kitabın temel sonucu, insanların bu özyönetim deneyimlerinin, diğer canlıların yönetimine dayandığıdır.

Komünü, tarım ve zanaatkârlık yaparak politik mücadeleye devam edebilecekleri ve hiyerarşik ilişkilerin olmadığı bir yapılanma şeklinde tasavvur etmişlerdi.

Bu karardan sadece altı ay sonra, Güney Fransa’da, içinde ormanın ve yerleşim yerlerinin olduğu, iki yüz yetmiş hektarlık bir araziyi satın alarak yerleşmişlerdi.

Kiraz Özdoğan, Güney Fransa’daki komünde, bizzat yaşayarak bu pratiği deneyimlemiş.

Kurucularıyla görüşmüş, yaşamını komünde sürdürenlerle birlikte yaşamış ve gelip gidenlerin görüşlerini alarak bu özgün eseri yazmış.

Çalışma, Türkiye’deki deneyimlere büyük katkı sağlayacak ve tartışmalara geniş bir açı kazandıracak türden.

  • Künye: Kiraz Özdoğan – Longo Maï: Bir Komün Deneyimi, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 272 sayfa, 2022

R. D. Laing – Bölünmüş Benlik (2022)

Yirminci yüzyılda en çok etki yaratmış psikoterapistlerden R. D. Laing’in başyapıtı sayılabilecek ‘Bölünmüş Benlik’ ilk kez yayımlandığı 1960’ta kamuyounda çığır açmış ve deliliği algılama tarzımızı büsbütün değiştirmişti.

Laing, birlikte çalıştığı hastaların vaka incelemeleri üzerinden psikozun tıbbi bir rahatsızlık değil, “bölünmüş bir benliğin,” yani içimizdeki iki persona arasındaki gerilimin sonucu olduğunu iddia etmişti: Bir yanda sahici, özel kimliğimiz, öte yandaysa dünyaya sunduğumuz sahte, “aklı başında” benliğimiz.

Kişisel yabancılaşma sorununu zengin bir varoluşçu mercekten çözümleyen ve hastayı tedavinin yeniden merkezine yerleştiren ‘Bölünmüş Benlik’, psikoterapiyle ilgilenen herkesin başucu kitaplarından biri olmaya devam ediyor.

Yazar, “ruhen rahatsız” kategorisine sorgusuz, alelacele sokulan insanların gerçekte varoluşsal bir kriz yaşadıklarını, Sartre, Heidegger, Kierkegaard gibi felsefeciler yoluyla anlaşılabileceklerini gösteriyor.

Uyum, itaat ve rekabetin normal olmanın koşulları olarak dayatıldığı bir dünyada kendi özgür seçimlerini uygulayacak yer bulamayan birey, diğer insanlarla ilişkilerinde bir sahte-benlikle hareket etmeye, içsel bir benlik geliştirmeye koyulur.

Tehlikeli ve acımasız gerçekliğin erişemediği bu içsel benlik, imkânsız bir amacın, sakat bir projenin peşinden koşar: Bedenle bağını olabildiğince aza indirgemeye çalışır.

‘Bölünmüş Benlik’, incinmiş, hırpalanmış, henüz baş edememiş, atlatamamışların, “iyi çocuk”luktan “kötü çocuk”luğa düşmüşlerin hikâyesini dürüst bir çağrıyla, eleştiri-özeleştiri gerekliliğiyle sunuyor.

  • Künye: R. D. Laing – Bölünmüş Benlik: Akıl Sağlığı ve Delilik Üzerine Varoluşçu Bir Çalışma, çeviren: Ahmet Ergün Akça, Alfa Yayınları, psikanaliz, 272 sayfa, 2022

Appianos Aleksandreus – Libya Hakkında (2022)

Romalılar!

Yapmayın!

Size veya çocuklarınıza karşı asla kin tutmayacak Kartaca’yı yönetenlerin, Zeus’un ve tanrılarınızın hatırına sizlere yalvarıyorum.

Bizlerle ilk zamanlarda kurduğunuz ilişkilerimizin hatırına iyi adınızı lekelemeyin.

İtibarınızı çok kötü bir eylem yaparak ve onu onaylayarak kirletmeyin.

Tarih boyunca bunu ilk yapanlar sizler olacaksınız.

Hellēnler ve barbarlar birçok savaş başlattılar ancak hiçbiri savaştan önce teslim olan, çocuklarını ve silahlarını teslim eden ve erkeklere dayatılabilen diğer bütün cezalara maruz kalan halkın kentini yok etmedi.

Sizlere tanrılardan önce edilmiş yeminleri, insanlığın değişebileceğini ve intikam tanrısı Nemesis’i hatırlatarak, adaletli davranmanız, şiddete başvurmamanız ve felaketimizi ertelemeniz için yalvarıyoruz.

Romalılar tarafından yok edilmenin eşiğine gelen Kartaca kenti sakinleri, son bir gayretle canla başla savundular kendilerini.

İmzaladıkları antlaşma şartları gereğince şehirlerini savunacak silahlardan ve donanmadan yoksun bırakılan Kartacalılar, Roma Senatosu’nun emri gereğince Kartaca’nın yerle bir edileceğini ve başka bir yere nakledileceklerini öğrendiklerinde, bu makûs kadere boyun eğmediler ve bulabildikleri her türlü aletle savunma pozisyonuna geçtiler.

Ancak bütün çabalarına rağmen yok edilmekten kurtulamadılar.

Tüm bu sürecin detayları ve Kartacalıların destansı mücadelesi, Appianos Aleksandreus’un, Sehriye Şahin tarafından Hellēnce aslından çevrilen ‘Libya Hakkında’ adlı eserinde.

  • Künye: Appianos Aleksandreus – Libya Hakkında, çeviren: Sehriye Şahin, Selenge Yayınları, tarih, 240 sayfa, 2022

Kemalettin Özden – Otorite ve Öteki (2022)

Kıtlık ve savaş, insan davranışlarında büyük travmalar yaratır.

Kemalettin Özden, yaşamı derinden etkileyen COVID-19 pandemi krizinin insan davranışlarında ne tür refleksleri ortaya çıkardığını ve insan doğasının karmaşık yapısının arkasında yatan dinamikleri tartışıyor.

Kitapta, otorite, iktidar ilişkileri, komplo teorilerinin beslendiği alanlar, antroposen çağı, maske kullanımının farklı anlamları, salgın filmlerinin belli başlı temaları ve Ötekileştirme kavramları üzerine bir tartışma gerçekleştiriyor.

Özden bununla da yetinmeyerek, günümüzde yaşananlardan esinlenerek gelecekte bizleri bekleyen muhtemel davranış kalıplarını belirliyor.

Yazara göre, salgın bağlamında ortaya çıkan davranışlar dar anlamda düşünülmemeli, diğer büyük felaketlerde de ortak temaları yansıtabileceği akılda tutulmalıdır.

  • Künye: Kemalettin Özden – Otorite ve Öteki: Salgın Çağında İnsan Doğası, Yeni İnsan Yayınevi, felsefe, 248 sayfa, 2022

Arthur Asa Berger – Kültür Eleştirisi (2022)

İletişim alanının önde gelen profesörlerinden, felsefi romanlarıyla da bildiğimiz Arthur Asa Berger’in ‘Kültür Eleştirisi’, kültür kavramına dair netlik kazanmak isteyen herkesin ve özellikle öğrencilerin, deyim yerindeyse, imdadına koşuyor.

Edebiyat teorisinden Marksizme, psikanalizden göstergebilim ve sosyolojiye kadar pek çok kavram bu çalışmada son derece sade ve anlaşılır bir dille çok sayıda örnekle anlatılıyor.

Kitabın meramı yazarın şu sözlerinde de ifade buluyor:

“Etrafınızdaki dünyayı farklı görmeye başladığınızda ya da bu kitapta öğrendiklerinizi medyaya, politikaya, sanata, popüler kültüre ve gündelik yaşamın çeşitli yönlerine uygulayabileceğinizi düşündüğünüzde bu yapıt amacına ulaşmış olacaktır.”

  • Künye: Arthur Asa Berger – Kültür Eleştirisi: Kültürel Kavramlara Giriş, çeviren: Özgür Emir, Alfa Yayınları, kültürel çalışmalar, 232 sayfa, 2022

Kolektif – Her Yönüyle Ekmek (2022)

Ekmek sadece ekmek değildir.

Bir besinden çok daha fazlası, bir evren algısı, uygarlık formudur.

İçinde yaşadığımız dünya bütün kültürel kodlarıyla ekmek uygarlığıdır.

İnsanlık tarihinin her anında ekmeğin biçim vermediği bir iş birliği, dönüşüm ve her şeyi içine alan bir yaşama biçimine rastlamamak mümkün değildir.

Bir toplumun mayasında ne varsa onu yansıtır ekmek.

Onu sadece besin kaynağı olarak görmek yeterli değildir.

Bazıları için kişisel bir değer bazıları için de ortak bir geleneği temsil eden sofraların vazgeçilmezidir.

Onunla birlikteliği hatırlarız, aynı lokmayı bölüşmeyi, paylaşmayı, saygının ve sabrın zahmetini.

Bazen de ekmeğin kavgasına tutuşuruz, haksızlıklara uğrasak bile ekmeğimize sahip çıkarak ona atıfta bulunuruz.

İnsanca yaşamanın, yaşam mücadelesinin, emeğin ve dostluğun sembolüdür ekmek.

‘Her Yönüyle Ekmek’, mitolojiden başlayarak ekmeğin tarihteki yerini günümüze kadar derinlemesine ele alıyor.

Ve bunların dışına çıkıyor; sosyoloji, felsefe, sanat ve edebiyattaki yansımalarını okuyucuya sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Agah Özgüç, Barışcan Ersöz, Berrin Bal Onur, Ergun Kocabıyık, Gültekin Emre, İpek Ahu Somay, İshak Sayğılı, İsmail Gezgin, Mehmet Yaşin, Nagihan Özkarabekir, Neşe Aksoy Biber, Özge Samancı, Priscilla Mary Işın ve Suavi Aydın.

  • Künye: Kolektif – Her Yönüyle Ekmek, koordinatör: Nagihan Özkarabekir, editör: Berivan Tapan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2022

Nicola di Cosmo – Antik Çin ve Düşmanları (2022)

Birinci binyılda Doğu Asya dünyası kimi zaman barış içerisinde geçinen kimi zamansa çetin savaşlarda çarpışan iki süper güç arasında bölünmüştü:

Çin ve bozkırdaki göçebe halklar.

‘Antik Çin ve Düşmanları’ bozkır halklarının Çin ile amansız mücadelesine yeniden hayat veriyor.

Çin’in ilk dönem tarihî kayıtlarından başlayarak Çinli ve Batılı tarihçiler arasında, Çin yüksek kültürünün imparatorluk öncesi dönem boyunca büyük Asya bölgesinde en yüksek medeniyet seviyesini temsil ettiği bugün genel geçer bir bilgi halini aldı.

Nicola di Cosmo ‘Antik Çin ve Düşmanları’nda bu basitleştirilmiş imgenin kökenlerini irdeleyerek, gerçekliğini ele alıyor.

Hakim Çin medeniyeti anlatısına karşı, aslında hiç de ondan aşağı tarafı olmayan göçebe gücün hakkını tekrardan teslim ediyor.

Kitap, eski Çinlilerin, egemenlik alanlarının kuzeyinde varlıklarını sürdüren gayet teşkilatlı, gelişmiş, birleşik bir siyasî yapıya sahip, yükselen güçleriyle tehditkâr halk gruplarını nasıl algıladıklarını ve onlarla nasıl ilişki kurduklarını belgeliyor.

di Cosmo kuzeyde Hsiung-nu göçebe imparatorluğu ile güneyde Çin İmparatorluğu’nun teşekkül sürecinde, bu kutuplu iki dünya arasındaki gerilimi inceliyor.

Bununla birlikte “Çin Seddi” olarak birleştirilen erken duvarların yapımı; dünya tarihindeki ilk göçebe imparatorluk olan Hsiung-nu İmparatorluğu’nun oluşumu ve Çin ordularının kuzeybatı bölgelerini ele geçirerek Orta Asya’ya, daha sonra İpek Yolu haline gelecek, yeni bir ticaret yolu açmaları dâhil olmak üzere, bölgenin önemli tarihsel olaylarına yeni yorumlar getiriyor.

‘Antik Çin ve Düşmanları: Doğu Asya Tarihinde Göçebe Gücün Yükselişi’, hem arkeolojik hem de eldeki yazılı kaynaklardan hareketle, antik Çin tarihine ve gölgede bırakılmış göçebe imparatorluğa dair yeni bir metodolojik yaklaşım getiriyor.

Antik Çin ve ötesindeki dış ilişkiler üzerine çalışanlar yahut konuya ilgi duyanlar için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Nicola di Cosmo – Antik Çin ve Düşmanları: Doğu Asya Tarihinde Göçebe Gücün Yükselişi, çeviren: Gaye Yavuzcan, Kronik Kitap, tarih, 448 sayfa, 2022

Kolektif – Emek ve Mülkiyet (2022)

Aristoteles’e göre kendi yaşamlarına hizmet eden her araç insanlar tarafından mülk edinilebilir; hatta köleleştirilmiş diğer insanlar da buna dâhildir.

Locke’a gelindiğinde mülkiyet hâlâ özgürlükle ilintili sayılmakla birlikte, emek ve çalışma değersiz olmaktan çıkmış, bizzat Tanrı tarafından herkes için emredilen şeyler hâline gelmiştir.

Ona göre emek, dünyanın ham ve insan için yararsız malzemesini değerli kılan dönüştürücü güçtür.

Rousseau uygarlığın da yozlaşmanın da başlangıcını özel mülkiyetin ortaya çıktığı âna tarihler.

Rousseau’nun tersine, Hegel, uygarlığın gelişmesi ile insanın olumlu niteliklerini gerçekleştirerek iyileşmesi arasında doğrusal bir ilişki olduğuna inanır; toplumsal yaşam içerisinde mülkiyeti en temel hak olarak görür ve mülkiyetin kaldırılması düşüncesine şiddetle karşı çıkar.

Marx’a göre insanlık tarihinin hareket ettiricisi, emeğin sorumluları ile mülkiyetin sahipleri arasındaki çelişki ve gerilimdir.

Anarşist kuramcı Proudhon’a göre emek asla mülkiyet hakkı yaratmaz; o bunu “Mülkiyet hırsızlıktır!” sözüyle ifade eder.

Bu kitapta, Platon’dan Locke’a; Hegel’den Marx’a ‘emek’ ve ‘mülkiyet’ kavramlarının felsefi soykütüğüne girişiliyor.

Filozoflar arasındaki benzerlik ve farklılıklar gösterilerek, felsefe tarihinin hem kendi içinde çelişen hem de bütünleşen yapısı açık bir dille sergileniyor.

  • Künye: Kolektif – Emek ve Mülkiyet: Aristoteles, Locke, Rousseau, Hegel, Marx, Proudhon, editör: Işıl Bayar Bravo ve Hamdi Bravo, Fol Kitap, felsefe, 184 sayfa, 2022

Wolfgang Schneider – İtalyan Faşizmi (2022)

Faşizm ilk defa İtalya’da ortaya çıktı.

Nasyonal sosyalizm de dâhil olmak üzere, Avrupa’daki hemen tüm faşist hareketler, İtalyan faşizminden ve onun “Duçe” Benito Mussolini’sinden ilham aldı.

Almanya’nın en önemli İtalya tarihi otoritelerinden Wolfgang Schieder bu çalışmasında İtalya’da faşizmin yükselişini, nasıl yönlendirildiğini ve sonuçlarını en güncel bilgiler ışığında ele alırken, faşizmin Avrupa tarihindeki önemli yerine de değiniyor.

Faşizmin siyasi bir rejim olarak yükselişi ve geniş halk kitlelerini harekete geçirmesi, Mussolini’nin “karizmatik” yönetimi ve bu yönetimin sınırlarını anlatıyor.

Schieder, faşizmin veçhelerini ve tarihini ele alırken, bu ideolojinin İtalyanların kolektif hafızasındaki yerini de sorgulayarak, geniş bir perspektif sunuyor.

Schieder, emekli modern tarih profesörüdür.

Faşizm tarihi ve nasyonal sosyalizm üzerine birçok çalışması bulunuyor.

  • Künye: Wolfgang Schneider – İtalyan Faşizmi (1919-1945), çeviren: Atilla Kurnaz, Runik Kitap, tarih, 124 sayfa, 2022