Sheila Rowbotham – Kadınlar, Direniş ve Devrim (2020)

Kadınların kurtuluşu, tüm insanların kurtuluşunu gerektirir.

Sheila Rowbotham bu önemli çalışmasında, kadınların 1600’lerden 1968’e uzanan özgürleşme mücadelesini izleyerek usta işi bir feminizm ve devrim tarihi sunuyor.

Feminizmin ve feminist yazının 17. yüzyıldan Vietnam Savaşı’na uzanan tarihinden kilometre taşlarını ele alan çalışma, bu mücadeleye yön vermiş aktörler ile devrimin başardıkları veya başaramadıklarını tartışmaya açıyor.

Rowbotham ayrıca, feminist harekete büyük katkıda bulunmuş kuramsal kitapların yanı sıra halk şarkılarındaki, şiirlerdeki, romanlardaki kadın portrelerini, özgür aşk için mücadele edenleri ve devrim, sosyalizm ve ulusal kurtuluş mücadelesi ile kadınların kurtuluş mücadelesi arasındaki ilişkileri de ele alıyor.

Mary Wollstonecraft, Flora Tristan, Margaret Fuller, August Bebel, Eleanor Marx, Olive Schreiner, Sylvia Pankhurst, Emma Goldman, Aleksandra Kollontay, Ding Ling ve Han Suyin gibi feminist harekette iz bırakmış isimler, kadınların İngiltere’deki oy hakkı mücadelesinin başarıya ulaşmasının altındaki etkenler, Fransız Devrimi’nde, Rus Devrimi’nde, Çin’de, Vietnam’da, Küba’da, Cezayir’deki kurtuluş mücadelesinde kadınların üstlendiği roller ve daha fazlası…

  • Künye: Sheila Rowbotham – Kadınlar, Direniş ve Devrim: Çağdaş Dünyada Devrimin ve Kadınların Tarihi, çeviren: Suğra Öncü, Yordam Kitap, tarih, 320 sayfa, 2020

Hans Belting – Sanat Tarihinin Sonu (2020)

Modernizmin ve tarihin sonunun ilan edilişi, tarihsel kültürümüze yön veren imge olarak sanat tarihini nasıl etkiledi?

Ortaçağ ve Rönesans sanatının yanı sıra, çağdaş sanat ve imge teorisi üzerine yaptığı çalışmalarla bildiğimiz sanat tarihçisi Hans Belting, bu soruya çarpıcı yanıtlar veriyor.

Belting, modernliğin, tarihin ve nihayet insanın sonunun ilan edildiği çağdaş zamanlarda, modernlikten beri sanata yön vermiş olan “sanat tarihi”nin de sona erdiğini savunuyor.

Yazara göre bu, sanatın ya da sanatla ilgilenen bilimin sona ermesi anlamında değil, fakat sanatta ve sanat tarihi söyleminde yerleşmiş bir geleneğin bittiğine işaret ediyor.

Sanat tarihinin kurduğu çerçeveye sığamayan çağdaş sanatın sonunda onu parçaladığını öne süren Belting, günümüzde sanat üzerine düşünmek ve yazmak için yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu savunuyor.

Bilhassa İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ve Amerika’da modernizm ve avangardın seyrini izleyerek çağdaş sanattaki gelişmelerin kökenlerini ve sonuçlarını irdeleyen Belting, yüksek/düşük kültür ayrımı, sanat eleştirisi karşısında sanat tarihi, modernizmin sanat tarihinde icat edilişi gibi konuları tartışıyor.

  • Künye: Hans Belting – Sanat Tarihinin Sonu: Modernizmden Sonra Sanat Tarihi, çeviren: Mustafa Tüzel, İletişim Yayınları, sanat tarihi, 343 sayfa, 2020

Hans Bertens – Edebi Teori (2020)

Edebi teoriye iyi bir giriş arayanlara, bu kitabı muhakkak öneririz.

Çalışma, örneğin 1930’ların ortalarından 1970’e kadar ABD’deki edebiyat eleştirisine egemen olan Yeni Eleştiri’yi çok yönlü bir şekilde incelemesiyle, aynı zamanda usta işi bir edebi teori tarihi olarak da okunabilir.

Hans Bertens, pratik eleştiriden biçimciliğe, Fransız yapısalcılığından 1970 ve 80’lerde edebiyata ağırlığını koyan sınıf, cinsiyet ve ırk kavramlarına, Derrida’nın yapısökümünden Foucault, Lacan, Fransız feminizmi ve postmodernizmin edebi teoriye katkılarına, kültürel çalışmalardan yeni tarihselcilik ve kültürel materyalizme, postkolonyal eleştiriden post-hümanizm, ekolojik eleştiri ve hayvan çalışmalarına edebi teori alanına giren hemen her konuyu çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

  • Künye: Hans Bertens – Edebi Teori, çeviren: Abdurrahman Aydın, Sel Yayıncılık, edebiyat kuramı, 258 sayfa, 2020

Robert A. Norman ve Sharad P. Paul – Son Doğal İnsan (2020)

Protezler ve lazer cerrahisi gibi teknolojiler, çok daha sağlıklı hayatlar yaşamamıza vesile oldu.

Geleceğin insanı ise, daha da gelişkin teknolojiler sayesinde, bunun gibi pek çok yapay fakat çok cazip özelliğe sahip olacak.

Robert Norman ve Sharad Paul de bu kitaplarında, kapıda bizi bekleyen büyük buluşlar ve olağanüstü değişimlerin yaratacağı geleceğin insanının nasıl bir şey olacağı, neye benzeyeceği üzerine bilimsel bir tartışma yürütüyorlar.

‘Son Doğal İnsan’, bizi bekleyen geleceğe şüpheli bakmayı da ihmal etmeden,

  • Doğal ve yapay bağlamında gelecekte insan olmanın ne ifade edeceğini,
  • Bizi bekleyen asıl tıbbi ve sosyal sorunların neler olduğunu,
  • Başarıya giden en iyi yolu seçerken odaklanmamız gereken öncelikli hedeflerin hangileri olduğunu,
  • Ve bunun gibi ilgi çekici konuları tartışmaya açıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bir gün Son Doğal İnsan’ı çok özleyebiliriz, ne var ki belki de türümüzü devam ettirmek ve daha da ileriye gitmek için gereken niteliklere ancak geleceğin değiştirilmiş insanı sahip olabilir.”

  • Künye: Robert A. Norman ve Sharad P. Paul – Son Doğal İnsan: Nereden Geldik Nereye Gidiyoruz?, çeviren: Yonca Aşçı Dalar, İş Kültür Yayınları, bilim, 200 sayfa, 2020

Jean-François Bert – Foucault (2020)

Michel Foucault’nun düşüncesi ve ona getirilen güncel eleştiriler hakkında iyi bir çalışma arayanlara bu kitabı öneriyoruz.

Jean-François Bert burada, Foucault’nun biyopolitika, söylem, episteme, norm, iktidar, özneleştirme ve hakikat gibi kavramlarını açıklıyor ve düşünürün beşeri ve sosyal bilimlerdeki etkilerini aydınlatıyor.

Bert ayrıca, Foucault’nun yapısalcılıkla olan bağını, tarihi kullanmadaki özgün yöntemini, İran Devrimi esnasında Humeyni’ye duyduğu sözüm ona hayranlığı, eleştirel söylemlerinde ortaya çıkan çelişkileri ve çalışmalarının yol açtığı kimi zaman sert olabilen eleştirilere de yer veriyor.

  • Künye: Jean-François Bert – Foucault, çeviren: Emrullah Ataseven, Sel Yayıncılık, felsefe, 127 sayfa, 2020

Lucy Cooke – Hayvanlar Âleminden Uygunsuz Gerçekler (2020)

Az enerjiyle yaşamanın kusursuz bir örneği olan tembel hayvanların olağanüstü dayanıklılığının sırrı, uyuşuk doğalarında saklı.

Bu sayede Orta ve Güney Amerika’nın son derece rekabet dolu cangıllarında hayatta kalabilmişlerdir.

Yarasa, kuş olmak isteyen bir memelidir.

Penguen, balık olmak isteyen bir kuştur.

Yılanbalığı, esrarengiz yaşam döngüsü yüzünden iki bin yıldır aranan kayıp eşey organlarıyla insanoğlunu şaşırtmaya devam ediyor.

Suaygırı, salgıladığı kızıl salgı ile kendi kendini tedavi etme yeteneğine sahiptir.

Dünyanın en büyük kuşu olan devekuşu, genel beslenmesi sindirimi zor otlarla çalılardan oluşan gayet sıra dışı bir otlak hayvanına evrilmiştir.

Göründüğü gibi evrim, akla sığmayan yaratıklar tasarlayarak bize muazzam eşek şakaları yapmış.

İşte Lucy Cooke’un ‘Hayvanlar Âleminden Uygunsuz Gerçekler’i de, hayvanların sıra dışı dünyasına açılan aydınlatıcı bir pencere.

Hayvanlar hakkındaki en büyük mitlerimize neşter vuran çalışma, onlar hakkında yanlış bilinen gerçekleri açıklıyor.

Hayvanları anlamaya çalışmanın kilit noktasının, bağlam olduğunu belirten Cooke, kitabında yukarıda saydığımıza benzer pek çok sıra dışı örnek gösteriyor.

Kitap ayrıca, tarihten günümüze, hayvanlarla ilgili gerçekleri ararken tuhaf ve genellikle yanlış yöntemlerin peşinden gitmeyi seçen bilim insanlarını anlatmasıyla da dikkat çekiyor.

Mesela, on yedinci yüzyılda gübre yığınının üzerine ördek koyarak kendiliğinden kurbağa üretmeye çalışan bir hekim vardı.

İtalyan Katolik rahip Lazzaro Spallanzani, bilim uğruna eline aldığı zalim makasıyla ya hayvan deneklerinin üzerine uygun minicik donlar kesip biçiyor ya da kulaklarını koparıyordu.

Daha yakın zamanlarda ise, örneğin yirminci yüzyılda yaşayan ve merakına uyup bir sürü fili zil zurna sarhoş ederek çılgın sonuçlar alan Amerikalı bir psikofarmakolog, bunlara verilebilecek birkaç örnek.

  • Künye: Lucy Cooke – Hayvanlar Âleminden Uygunsuz Gerçekler, çeviren: Ezgi Başer Akgürgen, Domingo Kitap, inceleme, 456 sayfa, 2020

Ian Kershaw – Nazi Diktatörlüğü (2020)

Nazi döneminin yetkin bir tarihini verdiği kadar, Nazizmin tarihçiler tarafından nasıl yorumlandığı ve açıklandığını da tartışan usta işi bir çalışma.

Hitler ve Nazi Almanya’sı hakkında araştırmalar yapan en yetkin isimlerden biri olan İngiliz tarihçi Ian Kershaw, Nazizmin özgün bir tarihsel yorumunu sunuyor.

Tarihçilerin Nazizmi açıklama sorununu irdeleyerek kitabına başlayan Kershaw, devamında da,

  • Tarihçileri ve siyaset bilimcileri tamamen ve keskin bir şekilde bölen Nazizm olgusunun tarihsel ve karşılaştırmalı olarak nasıl konumlandırılacağını,
  • Kapitalizm ve Nazizm arasındaki ilişkinin Marksist yorumlarını,
  • Üçüncü Reich iktidarında “büyük şirketler”in rolünü,
  • Hitler’in Nazizmin gelişimindeki etkisini,
  • Hitler ve Holokost ilişkisini,
  • Nazizm’in Almanya’da toplumsal bir devrim yaratıp yaratmadığını,
  • Rejime karşı Alman direnişinin nasıl değerlendirileceğini,
  • Nazizmin dış politikasının dinamiklerini,
  • Nazizm’in temelinde yatan Yahudilere karşı soykırıma karşı, zaman içinde değişen Alman tutumlarını,
  • Ve bunun gibi önemli konuları irdeliyor.

Künye: Ian Kershaw – Nazi Diktatörlüğü: Yorum Sorunları ve Perspektifleri, çeviren: Kıvanç Ulusoy, Ayrıntı Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2020

Frédéric Lenoir – Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik (2020)

Yakın zamanda Türkçeye kazandırılan ‘Spinoza Mucizesi’yle bildiğimiz Frédéric Lenoir, şimdi de bilgeliği ve bilgelik arayışını konu edindiği bir felsefi sorgulamayla karşımızda.

Şu kısacık hayatımız içinde mümkün olan en iyi ve en doğru şekilde yaşamak için neler yapmalıyız?

Lenoir, kalbimizle ve aklımızla dengeli bir biçimde yaşamayı öğrenmemizin bize bilgeliğin kapısını araladığını söylüyor.

Yazara göre, ancak bu denge sayesinde insanlığa erişebilir ve ruhumuzu gölgeleyen ve başkasıyla ilişkimizi zehirleyen kötülüklerden kurtulabiliriz.

‘Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik’, soylu, bilinçli, aydınlık, sevgi dolu, uyumlu, adil, huzurlu, neşeli ve özgür bir hayatın ne olduğu üzerine bizi derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Frédéric Lenoir – Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik, çeviren: Yusuf Yıldırım, İş Kültür Yayınları, felsefe, 112 sayfa, 2020

Dan Davies ve Deb McGregor – Yaratıcı Fen Öğretimi (2020)

 

Birçoğumuz için fen dersleri tam anlamıyla çiledir.

Tümüyle ezbere dayalıdır, yaratıcılıktan uzaktır, çok sıkıcıdır…

İkisi de alanında uzman eğitimciler olan Dan Davies ve Deb McGregor’un bu çalışmaları da, ilköğretimlere yönelik fen derslerinde merakın, gözlemenin, keşfetmenin ve sorgulamanın nasıl öne çıkarılabileceğine odaklanıyor.

Yaratıcı öğretimin çocukların dünyaya dair meraklarını nasıl harekete geçirdiğini ortaya koyan çalışma, öğretmenlerin çocukların bilimsel kavram ve becerilerini geliştirmelerine nasıl yardımcı olabileceklerini adım adım açıklıyor.

Bilimsel öğrenmeyi en üst düzeye çıkarmak için oyun, drama, tasarım, teknoloji ve beşeri bilimlerin nasıl kullanılacağı gibi çok önemli bölümler de barındıran kitapta,

  • Yaratıcı keşifte merak etmenin rolü,
  • Sorgulama ve problem çözme becerilerini ilişkilendirmek,
  • Dili fen bilimleri öğretiminde yaratıcı bir şekilde kullanmak,
  • Bilimsel ve yaratıcı süreçler arasındaki bağlantılar,
  • Yaratıcılık için yaratıcı bir öğretim nasıl yapılacağı,
  • Bilimde okul dışı uygulamaların kullanılması,
  • Ve öğrenme kuramlarının çocukların yaratıcı gelişimiyle ilişkisi gibi pek çok konu ele alınıyor.

Davies ve McGregor ayrıca, Montessori, Reggio Emilia, Orman Okulları ve Waldorf Pedagojisi gibi büyük başarı sağlamış eğitim ekollerinin deneyimlerinden de yararlanarak etkileşimli, yaratıcı bir bilim eğitiminin nasıl yapılacağını ortaya koyuyor.

  • Künye: Dan Davies ve Deb McGregor – Yaratıcı Fen Öğretimi, çeviren: Özgür K. Doğan, Çiğdem Han Tosunoğlu ve Oya Ağlarcı Özdemir, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 256 sayfa, 2020

Behrooz Ghamari – Tahran 1979: Ekber’i Hatırlamak (2020)

“1981’de tutuklandığında Mecid on altı yaşındaydı. İdam edilmeyi beklediğimiz koğuşta, bıyıklarının terlemesine ve tüylerin daha sonra gürleşip simsiyah bıyıklara dönüşmesine tanık olmuştum.”

1979 İran devriminin hemen ardından yaşananlar, Karl Georg Büchner’in Fransız Devrimi için söylediği “Devrim kendi evlatlarını yer” sözünün haklılığına verilebilecek en iyi örneklerdendir.

Sosyoloji ve tarih profesörü Behrooz Ghamari de bu kitabında, İran Devrimi’nin ardından, Tahran’daki korkunç Ev Hapishanesi’nde, koğuşlarında idam edilmeyi bekleyen siyasi mahkûmların çarpıcı öykülerini sunuyor.

Ghamari burada, Nasrullah, Ekber, Hüseyin Dayı, Ferhat, Erjeng ve Behram gibi, burada tutulan kişilerin yaşamlarından yola çıkarak siyasi mahkûmlar arasındaki ilişkileri, onların hatıralarını ve iç dünyalarını bize aktarıyor.

‘Ekber’i Hatırlamak’, hem sunduğu sıra dışı insan hikâyeleri hem de barındırdığı önemli bilgilerle, İran yakın tarihi açısından altın değerinde bir kaynak.

  • Künye: Behrooz Ghamari – Tahran 1979: Ekber’i Hatırlamak, çeviren: Kıvanç Dündar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2020