Ahmet Bozkurt — Bellek ve Labirent (2026)

İnsan geçmişini kaybettiğinde geriye ne kalır? Burhan Sönmez’in anlatılarında belleğini yitirmiş, geçmişiyle bağı kopmuş ve kimliğini yeniden kurmak zorunda kalan karakterler tam da bu sorunun çevresinde dolaşıyor. Ahmet Bozkurt’un ‘Bellek ve Labirent: Burhan Sönmez’de Trajik Görünü ve Yazı’ adlı çalışması, Sönmez’in edebiyatını bu bellek kaybı ve kendini yeniden arama deneyimi üzerinden ele alarak insanın geçmişiyle kurduğu ilişkinin kırılganlığını sorguluyor.

Bozkurt için labirent yalnızca içinde kaybolduğumuz bir mekânı ifade etmiyor. Labirent, belleğin çözüldüğü ve zamanla kurulan bağın koptuğu noktada ortaya çıkan varoluşsal bir biçim anlamına da geliyor. İnsan artık bir çıkışı değil, yitirdiği zamanı arıyor; geçmişe ulaşamadıkça bulunduğu dünya da giderek labirent haline geliyor. Bu nedenle çalışma, labirenti mekânsal bir imgeden çıkararak zaman, bellek ve özne arasındaki ilişkinin biçimine dönüştürüyor ve Umberto Eco’nun geleneksel, modern ve postmodern labirent ayrımına yeni bir boyut ekliyor.

Kitabın merkezindeki trajik görünüm de tam bu anlama geliyor. Modern insan için mesele yalnızca bir çıkış bulamamak değil, çıkışın mümkün olduğu bir geçmişe artık ulaşamamak. Bellek bir arşiv gibi geçmişi saklayan güvenilir bir depo olmaktan çıktığında öznenin kendisi de parçalanıyor. Yazı ise bu parçalanmışlığı onarmak ya da kesin bir çıkış göstermek yerine, kaybın ve çıkışsızlığın izlerini kayda geçiriyor. Böylece yazmak, unutulanı bütünüyle geri getiren bir eylem olmaktan çok, kaybolmuş olanın çevresinde dolaşma biçimine dönüşüyor.

Bozkurt, Burhan Sönmez’in eserlerini Proust, Benjamin, Kafka, Borges, Eco, Blanchot, Bergson, Sartre ve Derrida gibi farklı düşünür ve yazarların açtığı teorik güzergâhlarla birlikte okuyor. Bu karşılaşmalar üzerinden bellek ile zaman, yazı ile sessizlik, özne ile kayıp, varlık ile fazlalık arasındaki gerilimleri inceliyor. Sönmez’in anlatılarındaki firari karakterlerin ve parçalanmış geçmişlerin yalnızca bireysel hikâyeler olmadığını, modern öznenin kendisini kurma çabasındaki daha derin bir çatışmayı yansıttığını gösteriyor.

‘Bellek ve Labirent’, bu açıdan Burhan Sönmez’in edebiyatını yalnızca temaları üzerinden açıklamakla yetinmiyor; onun anlatılarında trajik deneyimin nasıl biçim kazandığını da araştırıyor. Belleğin kaybı labirenti yaratırken yazı bu labirentin duvarlarında iz bırakıyor. Çıkışın bulunamaması ise yalnızca bir başarısızlık değil, insanın kendi geçmişi, kimliği ve varlığıyla kurduğu ilişkinin temel bir koşulu…

Ahmet Bozkurt — Bellek ve Labirent: Burhan Sönmez’de Trajik Görünü ve Yazı
• Ayrıntı Yayınları
Felsefe • 144 sayfa • 2026

Published by

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

Bir cevap yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.