Hakan Özerol – Silkelenen Keriz Olmayın (2007)

  • SİLKELENEN KERİZ OLMAYIN, Hakan Özerol, Elma Yayınları, iş dünyası, 153 sayfa

silkelenen-keriz-olmayin

Hakan Özerol, ‘Silkelenen Keriz Olmayın’ isimli bu çalışmasında, küçük ve büyük ekonomi işletmelerin başarılı olabilmesi için çeşitli tüyolar veriyor. “Keriz silkeleme”, bir piyasa terimi. Bu terim, piyasanın büyük oyuncularının parasal güçlerini kullanıp, fiyatları suni olarak yukarı çekmeleri ve ardından oltaya takılarak alıma geçen küçük ve bilgisiz yatırımcılara yüksek fiyattan menkul kıymet satıp kâr etmeleri anlamına geliyor. Özerol çalışmasında, yatırımcıların şanslarını arttırmayı hedefleyen finans piyasalarda tahmin yöntemlerini veriyor. Piyasaların nasıl okunması gerektiği, faiz oranları, döviz kurları ve enflasyonun ne anlama geldiği, kitapta ele alınan birkaç konu.

James Lasdun – Yedi Yalan (2007)

  • YEDİ YALAN, James Lasdun, çeviren: Ayşen Anadol, Merkez Kitapçılık, roman, 195 sayfa

yedi-yalan

James Lasdun’un ‘Yedi Yalan’ı, kahramanı Stefan Vogel’in hayatını belirleyen yalanları hikâye ediyor. Doğup büyüdüğü Doğu Almanya’dan Amerika’ya kaçan Vogel, burada anılarını yazmaya karar verir. Fakat anlatacakları, hayatının gerçekleri değil, kendisinin ve sevdiklerinin hayatını sarmalayan, hatta kaderlerini belirleyen yalanları olacaktır. Vogel bu aşamada, daha çocukken söylediği ilk yalandan itibaren, hayatının yalanlardan ve onların korkunç sonuçlarından oluşan bir oyun olduğunu görecektir. Lasdun’un kurgusunun temelinde, hem Doğu Almanya’daki komünist rejimin hem de Amerika’daki kapitalizmin vaat ettiği sözde özgürlüklerin yarattığı hayal kırıklığı vardır.

Aldous Huxley – Cesur Yeni Dünya (2007)

  • CESUR YENİ DÜNYA, Aldous Huxley, çeviren: Ender Gürol, Zigana Yayınları, roman, 249 sayfa

cesur-yeni-dunya

Aldous Huxley’nin, karşı ütopya türünün en büyük eserlerinden sayılan ‘Cesur Yeni Dünya’sı, Londra’da 26. yüzyılda geçiyor. İnsanlarının olabildiğince sağlıklı olduğu, savaşların ve yoksulluğun olmadığı, teknolojinin en üst seviyeye vardığı ve tüm ırkların eşit olduğu bu dünyada, aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat, felsefe ve din ortadan kalkmıştır. Bu insanlar, sadece seks ile uyuşturucu kullanmakla mutlu olabilen hedonist varlıklardır. Fakat romanın başkahramanı psikolog Bernard-Marx, durumdan hiç memnun değildir. Yalnızlığı seven Marx, toplumda yaşanan hedonist aşırılıklardan uzaklaşıp kaçmak ister ve bu istek de, toplumdaki garipliklerle hesaplaşmasıyla sonuçlanacaktır.

Anita Amirrezvani – Çiçeklerin Kanı (2007)

  • ÇİÇEKLERİN KANI, Anita Amirrezvani, çeviren: Umut Uğur, ODTÜ Yayıncılık, roman, 471 sayfa

ciceklerin-kani

İranlı yazar Anita Amirrezvani’nin ‘Çiçeklerin Kanı’, özgün bir masal-roman olmasıyla öne çıkıyor. Kurgu, 17. yüzyılın İran’ında, isimsiz bir kızın hikâyesini anlatıyor. On dört yaşındaki bu kız, babasının beklenmedik ölümünden sonra annesiyle, İsfahan’da yaşayan ve Şah için halılar dokuyan üvey amcasının yanına taşınır. Burada yaşadığı zorluklar nedeniyle, gizli bir muta nikâhına, yani para için belli bir süreliğine sözleşme ile yapılan evliliğe evet demek zorunda kalır. Fakat sarı safran ve nar çiçeklerinin özünden elde edilmiş renklerle muhteşem halılar yapan genç kız, bu maharetiyle düşsel, masalsı ve mucizevi dünyasını da yaratacaktır.

Nevin Meriç – Âdâb-ı Muâşeret (2007)

  • ÂDÂB-I MUÂŞERET: OSMANLI’DA GÜNDELİK HAYATIN DEĞİŞİMİ (1894-1927), Nevin Meriç, Kapı Yayınları, inceleme, 543 sayfa

adabi-muaseret

Osmanlı’nın son dönemi, bilindiği gibi, Türkiye’nin yüzünü batıya dönme serüveninin de en doruğa ulaştığı dönemlerdendir. Bu değişimlerin önemli bir göstergesi de, âdâb-ı muâşeret, yani görgü kuralları hakkında yayınlanan kitapların çokluğudur. Bu çeviri kitapların bir ilginçliği de, Osmanlı kültüründe gerçekte karşılığı olmayan at gezintisi, akşam yürüyüşü gibi konulara yer vermeleriydi. İşte Nevin Meriç’in çalışması, temelde, yazarın 1894-1927 yılları arasında yayınlanan âdâb-ı muâşeret kitapları konusunda yaptığı araştırmalarına dayanıyor. Kitap bu yönüyle, Osmanlı modernleşmesinin pek bilinmeyen bir alanına dikkat çekmiş oluyor.

Abdülkadir Yaşargün – Direniş: 12 Mart ve Sonrası (2007)

  • DİRENİŞ: 12 MART VE SONRASI, Abdülkadir Yaşargün, Ozan Yayıncılık, tarih, 224 sayfa

direnis

2008, 1968 gençliğinin kırkıncı yıl dönümü. Kendisi de 68 hareketinden bir aktivist olan Abdülkadir Yaşargün’ün ‘Direniş: 12 Mart ve Sonrası’ isimli bu çalışması da, o dönemde yaşananlara birinci elden tanıklık ediyor. Yaşargün’ün daha önce kaleme aldığı kitaplarda olduğu gibi, bu çalışmasında da, o dönem gençlik hareketinin önemli isimleriyle birlikte içinde bulunduğu eylemleri ve bu eylemlerin Türkiye sol mücadelesini nereden nereye getirdiğini anlatıyor. Kitapta dikkat çeken örneklerden biri de Filistin. O dönem, Filistin’e büyük bir baskı uygulayan İsrail ve buna tepki göstererek Türkiyeli gençlerin Filistin’e gidişi önemli ayrıntılarla birlikte anlatılıyor.

Alan Gibbons – Minotor’un Gölgesi (2007)

  • MİNOTOR’UN GÖLGESİ, Alan Gibbons, çeviren: Gökçenur Şehirli, Popcore Yayınları, roman, 223 sayfa

minotorun-golgesi

‘Minotor’un Gölgesi’, Alan Gibbons’un ‘Legendeer’ isimli üçlemesinin ilk romanı. Ailesiyle büyük şehirden yeni taşındıkları kasabada mutsuz günler geçiren Phoenix’in hayatı, bir bilgisayar oyunu ile tamamen değişir. Bilgisayar oyunları programlayan babasının çalıştığı gizemli şirket tarafından geliştirilen bu oyun, oyuncunun sanal dünyada, mitolojik bir kahraman olarak boy gösterebileceği, “gerçeğe yakın” bir oyundur. Phoneix, sanal gerçeklik kostümünü giyerek efsaneler dünyasına yolculuklar yapar. Fakat kısa bir süre sonra, Phoneix’in oyunu, bir hayat mücadelesine dönüşecektir. Çünkü oyun, gerçek bir ölüm kalım mücadelesine dayanmaktadır.

Ahmet Efe – Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref (2007)

  • EFSANEDEN GERÇEĞE KUŞÇUBAŞI EŞREF, Ahmet Efe, Bengi Yayınları, biyografi, 341 sayfa

efsaneden-gercege-kuscubasi-esref

Daha önce yayınlanan ‘Çerkes Ethem’ çalışmasıyla hatırlanacak Ahmet Efe, ‘Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref’ isimli bu biyografik çalışmasında, yakın dönem Türkiye tarihinin ilginç ve efsaneleşen kişiliklerinden birini masaya yatırıyor. İlk olarak, bu isim hakkındaki söylentilere detaylı olarak yer veren Efe, ardından bunların büyük bir bölümünün uydurma olduğunu, belgelere dayanarak ortaya koyuyor. Söylenegeldiğinin aksine, Kuşçubaşı’nın Harbiye mezunu olmadığı, kendisinin Teşkilat-ı Mebusa’yı kurmadığı, Kurtuluş Savaşı’nda önemli bir rol üstlenmediği, 28 Ocak 1921’de Yunan hizmetine girdiği ve 150’likler listesine yanlışlıkla girmediği, Efe’nin buradaki bazı tezleri.

Sedat Özkol – Dişil Yönetişim (2007)

  • DİŞİL YÖNETİŞİM, Sedat Özkol, Resital Yayınevi, kişisel gelişim, 282 sayfa

disil-yonetisim

Sedat Özkol, ‘Dişil Yönetişim’de, kadınların iş, çalışma ve hizmet dünyasında kadın kalarak başarılı olabilmelerinin ipuçlarını sunuyor. Çalışma dünyasında erkek egemenliğinin sonuna gelindiğini savunan kitap, sıranın kadınlara geldiğini, çünkü kadınların yaşadıkları dünyaya karşı, erkekler kadar gaddar olmadığını söylüyor. Kadının dünyada genel olarak maruz kaldığı hak gaspı, kitaptaki anlatımın merkezinde yer alıyor.. Özkol, bu ayrımcılığı istatistikler ve kaynaklarla verirken, kadının iş dünyasındaki varlığının, eril anlayışa ne gibi alternatifler sunacağını da sıralıyor.

Iszak Schulhof – Avrupa’da Osmanlı Damgası (2007)

  • AVRUPA’DA OSMANLI DAMGASI, Iszak Schulhof, çeviren: Elçin Kumru, Timaş Yayınları, anı, 95 sayfa

avrupada-osmanli-damgasi

Iszak Schulhof’un ‘Avrupa’da Osmanlı Damgası’ isimli bu kitabı, kendisinin 17. yüzyıldaki Budin eyaletine dair anılarını barındırıyor. 1686’da Osmanlı hâkimiyeti altında olan, Türk ve Yahudilerin çoğunlukta yaşadığı Budin, Avusturya orduları tarafından işgal edilmişti. Şehrin düşmesinden sonra, Avusturya askerleri, şehirde büyük bir katliama girişmişti. Bu katliamı anlatan hatıratın yazarı Schulhof’un kendisi de, bir Avusturya subayının eline geçse de, bir şekilde kurtulmayı başarmıştı. Kitap, bunun dışında, Osmanlı ve Avrupa devletlerinin yönetim biçimlerini de anlatıyor.