William M. Hamlin — Montaigne (2026)

William M. Hamlin’in bu çalışması, Michel de Montaigne’in düşünce dünyasını hem tarihsel bağlamı hem de felsefi etkisi içinde yalın fakat derinlikli bir çerçevede ele alıyor. Hamlin, Montaigne’i yalnızca deneme türünün kurucusu olarak değil, modern öznenin ve kuşkucu düşüncenin şekillenmesinde belirleyici bir aktör olarak konumlandırıyor.

‘Montaigne Kısa: Merak Dolu Bir Hayat’ (‘Montaigne: A Very Short Introduction’), 16. yüzyıl Fransası’nın din savaşları, siyasal çalkantılar ve entelektüel dönüşümlerle dolu atmosferini arka plan olarak kuruyor. Bu ortamda Montaigne’in Denemeler’i yazarken hem Antikçağ düşüncesiyle hem de çağının krizleriyle diyalog kurduğunu gösteriyor. Özellikle Pyrrhoncu kuşkuculuk, Stoacılık ve Hümanizm’in Montaigne üzerindeki etkisi ayrıntılı biçimde açıklanıyor.

Hamlin, Montaigne’in “Kendimi anlatıyorum” iddiasının basit bir otobiyografik jest olmadığını vurguluyor. Kendi deneyimini merkeze alırken aslında insan doğasının değişkenliğini, bilginin sınırlılığını ve kesinliğin imkânsızlığını tartıştığını ortaya koyuyor. “Ne biliyorum?” sorusu, bu düşüncenin temelini oluşturuyor. Montaigne’in kuşkuculuğu nihilist değil; dogmatizme karşı temkinli ve ölçülü bir tutum olarak değerlendiriliyor.

Eser ayrıca Montaigne’in siyasal düşüncesine, din hoşgörüsüne ve gündelik yaşam felsefesine de değiniyor. Ölüm, dostluk, eğitim, beden, alışkanlık gibi temaların onun yazısında nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Böylece Montaigne’in felsefeyi akademik bir sistem kurmak yerine yaşama dair bir pratik olarak ele aldığını belirginleştiriyor.

Kitap, hem düşünürün yaşamını hem de fikirlerinin kalıcı etkisini anlaşılır bir dille sunuyor. Hamlin, Montaigne’i modern bireyselliğin, entelektüel özgürlüğün ve eleştirel öz-düşünümün öncülerinden biri olarak konumlandırıyor.

William M. Hamlin — Montaigne Kısa: Merak Dolu Bir Hayat
Çeviren: Aybars Arda Kılıçer • Koç Üniversitesi Yayınları
Biyografi • 160 sayfa • 2026

Francine Hirsch – Ulusların İmparatorluğu (2022)

Bolşevikler, Rus İmparatorluğu’ndan gelen ulus meselesini nasıl çözdüler?

Francine Hirsch, çarlık dönemi etnografların ve yerel seçkinlerin, Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna sağladıkları yardımlara odaklanan, bol ödüllü bir çalışmayla karşımızda.

Bolşevikler 1917’de gücü ellerine geçirdiklerinde, pek çok farklı dilden, dinden ve milletten müteşekkil eski Rus İmparatorluğu’nun devasa topraklarında sosyalizmin kök salmasını sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

1917’den önce, halkların kendi kaderlerini tayin haklarını yücelterek her tür sömürgeciliği birer istismar aracı olarak damgalayan Bolşevikler, başa geldiklerinde işlerin böyle yürüyemeyeceğini anladılar.

Sovyet Rusya’nın Türkistan pamuğu ve Kafkasya petrolleri olmadan ayakta kalamayacağı endişesine düştüklerinde, tıpkı İmparatorluk gibi sömürgeciliğe sığındılar.

Hem olabildiğince çok bölgeyi kontrolleri altında tutmak hem de emperyalizm karşıtı duruş sergilemek isteyen Bolşevikler, ulus meselesini yeni Sovyet devletinin idari-bölgesel yapısının kapsamına almayı amaçlamışlardı.

‘Ulusların İmparatorluğu’nda, çarlık dönemi etnografların ve yerel seçkinlerin, Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna sağladıkları yardımlara odaklanan Hirsch, etnografya biliminin bu süreçte taşıdığı öneme dikkat çekiyor.

Hirsch, Sovyetlerin kontrolündeki topraklarda kolonici-iktisadi ve etnografik tanımlamalar üzerinden şekillenen; nihayetinde sosyal, iktisadi ve idari yapıların ortaya çıkışında büyük bir etkiye sahip böylesine stresli bir süreci aydınlatıyor.

Rusya ve Sovyetler Birliği tarihine büyük katkı sunan ‘Ulusların İmparatorluğu’, ayrıca etnografya ve imparatorluk kurumları arasındaki bağlantıya yeni bir perspektif katıyor.

Kitap, aralarında American Historical Association’dan Herbert Baxter Adams Prize ve ASEEES’den Wayne S. Vunich Prize’ın da yer aldığı, çok sayıda ödüle layık görüldü.

  • Künye: Francine Hirsch – Ulusların İmparatorluğu: Etnografya Bilimi ve Sovyetler Birliği’nin Ortaya Çıkışı, çeviren: Aybars Arda Kılıçer, Selenge Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2022