Henry David Thoreau – Walden (2022)

‘Walden’, doğaya ve sade yaşama övgü niteliğinde bir başyapıttır.

Henry David Thoreau bu klasikleşmiş yapıtında, Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük kulübesindeki deneyimlerini paylaşıyor.

Thoreau, 1845 yılında Concord, Massachusetts’teki evinden ayrılarak Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük bir kulübeye yerleşir.

Bu ormanda iki sene boyunca tek başına yaşar, başka insanlara muhtaç olmadan hayatta kalmayı, yaratıcı ve ahlaki ilhamlarını doğrudan doğadan almayı öğrenir.

Günlük olarak tuttuğu bu eser, yalnızca bir anı değil, aynı zamanda felsefi bir tez ve ekolojik bir manifesto niteliğindedir.

Walden, Thoreau’nun iç dünyasını yansıtmakla kalmaz, dünyaya, sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerle ilişkimize, gerçekten özgür bir birey olmanın anlamına ve insanın Doğa ile olan iletişiminin özüne dair en etkileyici eserlerden biridir.

Kitaptan bir alıntı:

“Ormana gitmemin nedeni, bilerek yaşamak, yaşamın sadece temel gerçekleriyle yüzleşmek, bana öğreteceği şeyleri öğrenip öğrenemeyeceklerimi görmek ve yaşamamış olduğumu ancak ölüm geldiği zaman fark etmemek içindi.”

  • Künye: Henry David Thoreau – Walden: Yahut Ormanda Bir Yaşam, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 336 sayfa, 2022

Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling – Dünya Çağları (2022)

‘Dünya Çağları’, Schelling’in özgürlük felsefesi temalı çalışmalarının en etkileyici metinlerinden biri.

‘Dünya Çağları (Weltalter)’ taslakları, Schelling’in “özgürlük felsefesi” olarak adlandırılan ve en vurucu metinlerini ürettiği döneme aittir.

Ayrıntı Yayınları, bu dönemin ilk doruğu olan 1809 tarihli ‘İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine’yi ve eşinin ölümünden sonra kaleme aldığı 1810 tarihli ‘Clara’yı daha önce yayımlamıştı.

1811 tarihli ‘Dünya Çağları’ ile, “özgürlük felsefesi” döneminin ikinci doruğuna tırmanıyoruz.

Slavoj Žižek, bu kitap hakkında şöyle diyor:

“Bizden bağımsız” Gerçek ile tek “temas” ondan ayrılmamız ya da Heidegger’in “felaket” adını verdiği radikal yerinden oynamadır. Paradoks şudur ki, bizi “kendi içinde” Gerçek ile bağlayan şey, tam da ondan ayrı olduğumuzu deneyimlediğimiz boşluktur.

Schelling’in Dünya Çağları işte bu nedenle çok önemlidir: Bizzat mutlağın kendisindeki “yerinden oynama”nın nihai açıklamasını bize sunar.

  • Künye: Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling – Dünya Çağları, çeviren: Mehmet Barış Albayrak, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 112 sayfa, 2022

Christopher Alan Bayly – Modern Dünyanın Yeniden İnşası (2022)

İngiliz tarihçi Christopher Alan Bayly’nin ‘Modern Dünyanın Doğuşu’ adlı başyapıtı, modern tarih yazımında çığır açtı.

Bu kült yapıtın devamı niteliğinde bir şaheser olan ‘Modern Dünyanın Doğuşu’, küresel kapitalizmin eşitsizliklerini derinliğine sorguluyor. “Göz kamaştırıcı bilgi derinliğiyle uzaklık tanımayan çözümleme gücünün başyapıtı” olarak tanımlanan ilk ciltte olduğu gibi Bayly bu ciltte de iktisadi, siyasal ve toplumsal gelişmeleri, görünür görünmez karmaşıklıkları içinde, kendine özgü bağlantılı ve karşılaştırmalı bakış yöntemiyle küresel ölçekte çözümlemeyi sürdürüyor.

Devlet, sermaye, üretim, savaş, iletişim, kültürel yaşam, küresellik, yerellik temalarını yüzyılın başından beri ortaya çıkan değişimlere bağlı olarak somut biçimde irdeleyen Bayly, okura, her bir aşamada çarpıcı örneklerle donatılmış, zengin ve izlenebilir bir tarih anlatısı sunuyor.

‘Modern Dünyanın Yeniden İnşası’, olağanüstü derinlikteki yapıtlarıyla olduğu kadar seçkin bir eğitmen olarak da yaşamının son anına dek katkılarını devam ettirdiği akademi çevrelerince “benzersiz entelektüel yelpazeye sahip bir virtüöz” olarak anılan Bayly’nin modern tarih yazımına miras bıraktığı bir “son dokunuş” olarak kabul ediliyor.

Kitap, ilk bakışta yerel çatışmalar ve küçük savaşları dünya tarihinin merkezine yerleştirir görünürken temelde küresel kapitalizmin eşitsizliklerini derinliğine sorguluyor ve değişen birey ve toplum kavrayışlarına dikkat çekiyor.

  • Künye: Christopher Alan Bayly – Modern Dünyanın Yeniden İnşası 1900-2015, çeviren: Eren Buğlalılar, Ayrıntı Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2022

William C. Cockerham – Sağlığın ve Hastalığın Toplumsal Nedenleri (2022)

Toplum, sağlığımız üzerindeki en büyük tehdittir.

William C. Cockerham, sağlık sosyolojisi alanına önemli katkıda bulunan bu çalışmasında, toplumun insanın sağlıklı ya da hasta olmasında oynadığı rolü detaylı şekilde ortaya koyuyor.

Uzun yıllar boyunca sosyolojinin bir alt dalı olarak varlığını sürdüren sağlık sosyolojisi, günümüzde çok önemli bir konuma sahip.

Sağlık sosyolojisi alanında konumlanan ve William C. Cockerham tarafından yazılan bu kitap, insan hayatında belki de en önemli şey olan sağlığın korunmasında ya da yerini hastalığa bırakmasında toplumsal faktörlerin oynadığı nedensel rolü, bilimsel kanıtlarla gözler önüne seriyor.

Toplumsal yapının ve bu yapının mekanizmalarının insanın sağlıklı ya da hasta olmasında oynadığı rolü detaylı bir şekilde açıklayan bu kitap, başlıca sınıfsal konum, yaş, toplumsal cinsiyet, ırk ve etnik köken gibi biyolojik ve toplumsal olarak inşa edilmiş etkenlere odaklanıyor.

Bu etkenler aracılığıyla meydana gelen yaşam koşulları, yaşam tarzları ve sosyal sermayenin de kişinin sağlıklı ya da hasta olmasında belirleyici bir rol oynadığı ortaya konuluyor.

Sağlık sosyolojisi başta olmak üzere sosyoloji alanında yapılmış birçok kuramsal araştırmaya ve yazılmış birçok makaleye atıfta bulunan kitabın ana fikri, toplumsal faktörlerin arka planda yer almaktan ziyade insan sağlığına direkt olarak etki ettiğidir.

  • Künye: William C. Cockerham – Sağlığın ve Hastalığın Toplumsal Nedenleri, çeviren: Ercan Tugay Akı, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 368 sayfa, 2022

John Pickard – Dinsel Efsanelerin Kökeni (2022)

Dinlerin sıkı bir Marksist eleştirisi…

John Pickard, dinler ve peygamberlere dair anlatıları sorguluyor ve toplumların dizginlerini elinde tutmak açısından örgütlü dinin iktidarlar tarafından nasıl ustaca kullanıldığını da gözler önüne seriyor.

Kitap, mevcut dinler tarihi literatürüne ve tarihsel çalışmalara Marksist dünya görüşünün eleştirel gözlükleriyle bakan on yıllık bir araştırmanın ürünüdür.

Karl Kautsky’nin Hıristiyanlığın Kökenleri çalışmasından esinlenen John Pickard, çalışmasını diğer iki yaygın dini de kapsayacak şekilde genişleterek, söz konusu dinlerin temsilcisi peygamberlere ilişkin anlatıları sorgular.

Yeryüzüne dair kadim başlangıçlar ve kökler (“Başlangıçta söz vardı”) tartışmasının izini süren Pickard, Marx’ın deyişiyle, “radikal olmanın meselenin köklerini anlamaktan geçtiğinin” altını çizer.

Senkretizmin en özlü temsili, ortak köklere sahip üç semavi dinin incelenmesini, metinler arası okumaların ötesinde tarihsel materyalizmin ışığında ele alan eser, ex nihilo (hiçten var etme) mitinin her fırsatta altını oyar.

Kutsal metinleri ve dönemin diğer kaynaklarını tarihsel okumalar temelinde üretici güçlerin dinamiği ve arkeolojik bulgularla destekleyen yazar, “müjdelenen söz” çerçevesinde aşkınsal, doğaüstü olanın yüceltilip her fırsatta bedenin ve en aşağıdaki yoksulların hedef alındığını ortaya koyar.

Nitekim, zenginliğin yoksullara kısmen “pay edilmesini” ancak iman (fide¯s), yani sadakat ile bağlanma temelinde şart koşan örgütlü dinsel güçler, ilahi güçle insan arasındaki rabıtayı –“rel(l)igio”– tekellerine alıp kendilerine tabi kıldıkları ölçüde din niteliğini kazanmaktadır.

Kitap, Rabbinik hareketle başlayıp daha sonrasında piskoposluk ve İslami cemaatler yoluyla sosyal yardımlar adı altında örgütlenen geleneklerin günümüz iktidarlarının en önemli yatırımı olduğunu da gözler önüne seriyor.

Örgütlü dinlerin, sınıflı-devletli toplumların ideolojik aygıtlarına ve aynı mantıkla yanlış bilince indirgenmesi riskine dikkat çeken yazar, çözümü Faustvari bir deyişle, “başlangıçta eylem vardı” nidasıyla sokakta ve sınıf mücadelesinde arar.

  • Künye: John Pickard – Dinsel Efsanelerin Kökeni: İbrani Dinlerin Marksist Eleştirisi, çeviren: Akın Sarı, Ayrıntı Yayınları, din, 528 sayfa, 2022

Frederick C. Beiser – Aklın Kaderi (2022)

Alman felsefesinin Kant ve Fichte arasındaki dönemi hakkında harika bir inceleme.

Kitap hem Alman felsefesinin 18. yüzyılını aydınlatması hem de fikirler tarihine büyük katkıda bulunmasıyla çok değerli.

Frederick C. Beiser’in ‘Aklın Kaderi’ adlı bu çalışması, modern felsefenin en devrimci ve en verimli dönemlerinden biri olan, Kant ile Fichte arasındaki döneme adanmış.

Kant’ın muhaliflerinin onun düşünsel gelişimine olan etkisini Beiser sayesinde yeni yeni anlayabiliyoruz.

Beiser buradaki tartışmalara ve bu tartışmalarla ilgili olan karakterlere hayat vererek, günümüzdeki tartışmalarla olağanüstü paralellikler arz eden bir hikâye anlatıyor.

Düşünce tarihindeki büyüleyici bir momente bütüncül bir perspektifle bakan çalışma, Alman İdealizminin gelişimini yorumlama adına hakiki bir katkı sunuyor.

‘Aklın Kaderi’, bilhassa Kant sonrası Alman felsefe tarihine ilgili olan, ayrıca modern felsefe tarihiyle ciddi olarak ilgilenen herkesin kesinlikle okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Aklın Kaderi: Kant’tan Fichte’ye Alman Felsefesi, çeviren: Emre Bilgiç, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 496 sayfa, 2022

Adam Phillips ve Barbara Taylor – İyilik Üzerine (2022)

Bugün insanlar, çok daha menfaatçi ve daha bencil.

Adam Phillips ve Barbara Taylor, bu yabancılaşmaya ve düşmanca tutuma panzehir olarak iyiliği, cömertliği ve fedakârlığı öneriyor.

‘İyilik Üzerine’de psikanalist Phillips ve tarih bilimci Taylor, iyiliğin ortaya koyduğu memnuniyet duygusunu ve iyiliğin risklerini derinlemesine inceliyor.

Modern zaman insanlarına eylemlerin özünde düşmanca, güdülerinin ise çıkarcı algılanması gerektiği öğretildi.

Entelektüel tarihten, edebiyattan, psikanalizden ve çağdaş sosyal teorilerden yararlanan bu kitap, bağ kurmak yerine yalnızlığı nasıl ve neden tercih ettiğimizi açıklıyor.

‘İyilik Üzerine’, başkaları ile içgüdüsel ve sıcak bir özdeşleşme içerisinde yaşanan hayatın, kendimiz için seçmemiz gereken hayat olduğunu vurguluyor.

Hayrete düşürücü gözlemlerle dolu bu kısa ama önemli kitap, cömertliğin ve merhametin yaşattığı yoğun duyguları okura tekrar hatırlatıyor.

  • Künye: Adam Phillips ve Barbara Taylor – İyilik Üzerine, çeviren: Selin Siral, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 112 sayfa, 2022

Simone Weil – Felsefe Dersleri (2022)

Simone Weil’in henüz 24 yaşındayken lisede verdiği felsefe dersleri, bu kitapta.

Algı, zihin, dil, akıl yürütme, ahlak ve siyaset felsefesine odaklanan bu dersler, aynı zamanda çok iyi bir felsefeye giriş kitabı olarak da okunabilir.

Kimileri tarafından “yüzyılın en büyük mistiği”, kimileri tarafından “devrimci bir anarşist” olarak anılan Fransız filozof ve yazar Weil (1909-1943), 1933-1934 yıllarında Roanne Kız Lisesi’nde öğretmendi.

Okulun büyük binalarından uzakta, parkın köşesinde neredeyse görünmeyen küçük bir köşkte birkaç öğrenciye felsefe öğretti, bir fabrikada çalıştı, İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçilerin tarafında yer aldı ve Londra’da Gaullistlere katıldı.

Bu eserde, Weil’in öğrencilerinden biri olan Anne Reynaud- Guérithault’nun derlediği notlar sayesinde bu derslerin içeriğini öğreniyor, kısa yaşamını yoğun bir şekilde hakikat arayışına adamış olan Weil’in Sokratesçi konuşmalarını keşfediyoruz.

Algı, zihin, dil, akıl yürütmeyle ilgili problemlerden ahlak ve siyaset felsefesindeki meselelere uzanan incelemeler içeren ‘Felsefe Dersleri’, temel felsefi sorularla ilgilenen herkes tarafından okunmaya kesinlikle değerdir.

Weil, insanı kendinden mahrum bırakan inançlardan vazgeçme diyalektiğine dayanan spiritüalist bir felsefenin yazarıdır.

  • Künye: Simone Weil – Felsefe Dersleri, çeviren: Sena Selin Dizmen, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2022

William Robinson – Küresel Polis Devleti (2022)

Bugün bütün dünyada artan polis şiddetiyle karşı karşıyayız.

Bunu kontrolden çıkmış, özünde de vahşi ve baskıcı olan kapitalizmin sonucu olarak okuyan William Robinson buna karşı toplumsal bir hareketi oluşturmanın neden hayati olduğunu tartışıyor.

Eşitsizlikler gün geçtikçe artarken, insanlar da “gözden çıkarılabilir” hale gelmeye başladı.

Bugünlerde hükümetler, orantısız polis şiddeti ile nüfusun bir kısmını sistematik olarak toplumdan dışlıyor.

Robinson, bu kontrolden çıkmış sistemin doğasını ve dinamiklerini ele alırken mücadele etmek için toplumsal bir hareket oluşturmanın gerekliliğinin aciliyetini vurguluyor.

Küresel polis devleti; toplu tutuklamalar, polis şiddeti, ABD tarafından yönetilen savaşlar, göçmenlere ve mültecilere zulüm ve çevre aktivistlerinin baskılanması gibi birçok kontrol yöntemine başvuruyor.

Bu artan militarizasyona, gözetime ve toplumdan “öteki” kavramının temizlenmesine karşı çıkmak üzere toplumsal hareketler yükselişte.

Ancak bunların birçoğu, sorunun kaynağı olan küresel kapitalizmi ele almaktansa sadece toplumsal adalet kavramına değinmekle kalıyor.

Robinson, kapitalizmin ne denli baskılayıcı bir sistem haline geldiğini ortaya koyan dikkat çekici verileri kullanarak; ortaya çıkmakta olan megakentlerin, dışlananların ve ezilenlerin polis devletleriyle yüzleştiği bir savaş alanı haline geldiğini savunuyor.

Robinson, California Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olup, çalışmaları politik ekonomi, küreselleşme, Latin Amerika ve tarihsel materyalizme odaklanıyor.

Ayrıca 1980’lerde Nikaragua’da savaş muhabirliği yaptı.

Birçok kitabın yanı sıra çeşitli dergilerde ve haber sitelerinde akademik yazıların yanı sıra makaleler kaleme alıyor.

  • Künye: William I. Robinson – Küresel Polis Devleti, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2022

Ömer Albayrak – Alman İdealizminde Aşkınlık ve Tarihsellik (2022)

Alman idealizmi, Kant’a karşı ve bizzat Kant’ı kullanarak aşkınlığı ve sonsuzluğu felsefi düşünceye nasıl yeniden dahil etti?

Ömer B. Albayrak da, hem aşkınlığın Alman İdealizminde nasıl tarihselleştirildiğini hem de bunun günümüz açısından neden önemli olduğunu tartışıyor.

Kant’ın ‘Saf Aklın Eleştirisi’yle başlayan transendental felsefe, kendinden önceki metafiziği tarihe gömerken onun en temel iki kabulünü de geçersiz hale getirmişti: İnsanın mutlağı bilmeye muktedir –hatta mecbur– oluşu ve o mutlağı deneyimleyebilir oluşu.

Deneyimin ve onun bilgisinin sınırlarının dışına atılan aşkınlığın Kant’ın pratik felsefesine geri dönüşüyse ahlaki bir Tanrı’nın postülat olarak alınması biçiminde gerçekleşti.

Kant’ın yol açtığı düşünce okullarının içinde en merkezî önem taşıyanlardan biri olan Alman İdealizmi, Kant’ın çizdiği sınırların hepsini çiğneyerek ve onun düşüncesini kendilerince varabileceği en uç noktalara götürerek farklı sistemler ortaya koydu.

Bu hareketleriyle, Kant’a karşı yine Kant’ı kullanarak aşkınlığı ve sonsuzluğu yeniden felsefi düşüncenin içine geri getirdiler ve aşkınlığın modern insanın varoluşu açısından hâlâ anlamlı ve önemli olduğunu göstermeye çalıştılar.

İdealist felsefenin hareketini izleyip Hegel’e geldiğimizde bunun, aşkınlığın ve mutlağın tarihselleştirilmesi pahasına başarıldığını görüyoruz.

İşte bu kitap, aşkınlığın Alman İdealizminde nasıl tarihselleştirildiğini ve bunun günümüz açısından neden önemli olduğunu tartışmaya açmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Ömer B. Albayrak – Alman İdealizminde Aşkınlık ve Tarihsellik, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 240 sayfa, 2022