Keith Ansell Pearson – Nietzsche’yi Nasıl Okumalıyız? (2022)

‘Nietzsche’yi Nasıl Okumalıyız?’, büyük filozof Nietzsche’nin düşünce sistemine vakıf olmamızı sağlayacak, kısa ama etkileyici bir giriş.

Keith Ansell Pearson, Nietzsche’nin çok bilinen aforizmalarını da özgün bir bakışla yeniden yorumluyor.

Nietzsche’nin düşünce dünyası, yeni ve çarpıcı bir insanlık tanımının etrafında döner: Tanrı’nın ölümünü kabullenen, yaşamak sanatını ve bilimini deneyimleyen, metafizik ve ahlakî mutlak ihtiyacından azade bir insanlık.

  • Peki bu durumda nasıl yaşayacağız?
  • Neyi sevecek, neye tutunacağız?

Pearson, Nietzsche’nin ayrıksı felsefî üslubuna ve düşünce dünyasının gelişim evrelerine giriş yapıyor.

Nietzsche’nin en çok bilinen aforizmalarını yakından okuyarak onun sık sık referans verilen ve fakat sürekli yanlış yorumlanan fikirlerine ışık tutuyor.

‘Nietzsche’yi Nasıl Okumalıyız?’, felsefe tarihinin bu en tartışmalı ismini yalın bir üslupla ve sınırları belli, derli toplu bir yapı içinde sunuyor.

Nietzsche’ye göre, hayat tecrübelerimizi özümsemek için gerekli zamanı bulmakta zorlanıyoruz, düpedüz söylemek gerekirse yüreğimiz (ve kulaklarımız) ondan içre değil.

Aklımız bir karış havada yaşıyoruz, gün ortasında saatin on ikiyi vurmasıyla sıçrayarak hayretle uyanıp “Saat kaç?” diyen, kendi düşüncelerinin derinliklerine dalmış insanlar gibiyiz.

Daha sonra, zaman geçince başımızı kaşıyıp şaşkınlık ve kafa karışıklığıyla şöyle soruyoruz: “Peki o hâlde az önce yaşadığım da neydi?” ve “Ben aslında kimim?”.

İster istemez kendimize yabancıyız.

Aslında bilgiyi eve, yani aşina olduğumuz zamana ve yere geri getirmeye çalışıyoruz.

Arzumuz, yaşantılarımızda ve eylemlerimizde daima kendi yansımamızı görmek.

Aşinası olduğumuz ve omzumuza zamanın taleplerini yüklemeyecek bilgiler istiyoruz.

  • Künye: Keith Ansell Pearson – Nietzsche’yi Nasıl Okumalıyız?, çeviren: Celal Sabancı, Runik Kitap, felsefe, 127 sayfa, 2022

R. Lanier Anderson – Nietzsche’nin Felsefesi (2022)

Nietzsche felsefesinin fazlasıyla dolambaçlı ve merkezsiz olduğu düşünülür.

Lanier Anderson da bu kısa ama etkileyici kitabında, aslında Nietzsche’nin zannedilenden çok daha tutarlı ve odaklı bir filozof olduğunu ortaya koyuyor.

Modern Batı düşüncesinin enigması olan Friedrich Wilhelm Nietzsche bireycidir, perspektivisttir, elitisttir, anarşisttir, varoluşçudur, yaşamsalcıdır, nasyonalisttir, enternasyonalisttir, insanın ahlâken yükselişinin filozofudur, insanın ahlâken çöküşünün filozofudur, romantizmle postmodernizm arasında bir köprüdür; bazen de on dokuzuncu yüzyılla günümüz düşüncesi arasında köprüsüz bir uçurumdur.

Nietzsche aynı zamanda bir şairdir, denemecidir, filologdur.

Nietzsche, her hâlükârda, entelektüel radikalizmin en önemli simalarındandır.

Nietzsche ve dağınık bir görünüm arz eden eserlerinin en önemlisinin hangisi olduğu konusunda da, onun neyin filozofu olduğu konusundaki kadar renkli ve sonuçsuz bir tartışma süregidiyor.

‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’, ‘Ahlâkın Soykütüğü’ ya da ‘İnsanca, Pek İnsanca’…

Hakikaten Nietzsche’nin fikirlerinde de, eserlerinde de gerçek anlamda bir merkez bulmak hiç de kolay değildir.

Bu nedenle, yazılarının ağırlık noktasının tespit edilemeyişi ile “Nietzsche enigması” adem-i merkeziyet kavramıyla da incelenmeyi hak ediyor.

Bu çalışmada Amerikalı felsefeci Anderson, Nietzsche’yi ve ona dair süregiden tartışmaları bütüncül bir yaklaşımla ele alarak, aslında Nietzsche’nin zannedilenden çok daha tutarlı ve odaklı bir filozof olduğunu ortaya koyuyor.

‘Nietzsche’nin Felsefesi’, felsefeyle ilgilenen her seviyeden okurlar için önemli ve güncel bir kaynak.

  • Künye: R. Lanier Anderson – Nietzsche’nin Felsefesi, çeviren: Selin Dilmaç, Beyoğlu Kitabevi, felsefe, 112 sayfa, 2022

Jacques Derrida – Mahmuzlar: Nietzsche’nin Üslupları (2022)

Jacques Derrida’nın ‘Mahmuzlar: Nietzsche’nin Üslupları’, Nietzsche’nin meydan okumalarına yanıt veren kısa ama çarpıcı bir metin.

Derrida cinsellikten yazıya, doğurmadan ölüme ve hatta hava durumuna, pek çok kavram ve sorunu işe koşuyor.

Derrida ‘Mahmuzlar’da göstereni, logos ve bağıntılı hakikat kavramı ya da ilksel gösterilen kökeninden özgürleştiren, yorum, perspektif, değer biçme ve fark kavramlarını radikalleştiren Nietzsche’yle doğrudan karşılaşma arıyor.

Son derece özgün ve keskin tarzıyla cinsellik, politika, yazı, yargı, doğurma, ölüm, hatta hava durumu gibi sorunları, Nietzsche’nin modern dünyaya miras bıraktığı meydan okumalara ilişkin kapsamlı bir analizde birleştiriyor.

Nietzsche’nin yoruma açık metinlerini bir sondaj alanı olarak kullanan Derrida, Nietzsche’deki dil, üslup, varlık ve hakikat sorunlarını ele alıyor ve iç içe geçmiş bu sorunları topluca kadın olarak adlandırıyor.

Böylelikle kadın-hakikat-üslup motifleri Nietzsche-Heidegger-Derrida figürleriyle iç içe geçiyor.

‘Mahmuzlar’, Nietzsche’nin yayımlanmamış manüskrileri arasında bulunan ve editörleri tarafından Şen Bilim dönemine tarihlenen –tek başına, tırnak içinde– “Şemsiyemi unuttum” fragmanı üzerine bir tartışmayla kapanıyor. Derrida, Nietzsche’nin terekesinden özellikle seçtiği bağlamsız ama gene de esere dâhil bu fragmana odaklanarak stratejik kullanımları örnekliyor.

Çağrışımsal enerji devreye sokulduğunda, “şemsiye”nin simgesel kararsızlığı yorumun çoğulluğunu olanaklı kılıyor.

Nihayet ‘Mahmuzlar’ çok isabetli bir başlık, çünkü Derrida’nın Nietzsche’nin anlamlarına ilişkin “yapıbozumlar”ı kesinlikle daha fazla düşünmeyi ve tartışmayı teşvik edecek mahmuzlar olarak işliyor.

‘Mahmuzlar’, okuruna Derrida’nın yazılarının –özellikle “üslup sorunu” analizi için önem taşıyan yazılarının– üslup ustalığını inceleme fırsatı sunuyor.

  • Künye: Jacques Derrida – Mahmuzlar: Nietzsche’nin Üslupları, çeviren: Ali Utku ve Mukadder Erkan, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 79 sayfa, 2022

Ali Utku ve Mukadder Erkan – Derrida’nın Nietzsche’si (2022)

Jacques Derrida ile Nietzsche arasındaki güçlü etkileşim üzerine usta işi bir inceleme.

Ali Utku ve Mukadder Erkan’ın ortak çalışması, bu ufuk açıcı ilişkiyi ustaca serimliyor.

“Nietzsche” ismine ve bu isme iliştirilen otoriteye ilişkin en tutkulu sorgulama örneklerinden bazıları, Nietzsche’nin ya da Nietzsche metninin tek bir hakikati olmadığı vurgusuyla Derrida’nın yazılarında bulunabilir.

Derrida’nın kariyeri boyunca “Nietzsche” özel ismi önemli noktalarda ortaya çıkar ve Derrida’nın kendi entelektüel soykütüğünün izini sürdüğü merkezî figürlerden birini işaretler.

Nietzsche’yle doğrudan karşılaşma aradığı metinlerinde Derrida, bir yandan, artık klâsikleşen Nietzsche sorununa, özgün yorumlar getirirken, diğer yandan Nietzsche’nin ismi, imzası ve metni üzerinden genel yorum politikası, özel isim ve imza, otobiyografi, Devlet’in ideolojik aygıtı olarak öğretim kurumları ve üniversite, Heideggerci Nietzsche okuması, Nazizmin Nietzsche’yi temellüğü, üslup sorusu, Varlık sorusu, hakikat/kadın sorusu, simülasyon, ayartma, vaat, bulaşma, demokrasi/gelecek demokrasi, felsefe/gelecek felsefe, adalet, Mesihçilik/mesihsellik, yeni Enternasyonal gibi konuları tartışır.

Derrida’nın Nietzsche’yle olumlayıcı bir ortak imza sahibi olarak karşılaşmaları yapıbozumun kendi soykütüğüyle bir hesaplaşması olarak da değerlendirilebilir.

Eldeki çalışma, Nietzsche’nin isimleri, takma isimleri, eşisimleri, maskeleriyle boy ölçüşen, etkiye açık imzasını taklit ederek, kendi adına kullanarak, bir ortak imza geliştiren Derrida’nın, Nietzsche’nin korpusunda kendi söylemine bir zemin aralayan metinleri üzerinden “Derrida’nın Nietzsche’si”ni sorunlaştırıyor.

  • Künye: Ali Utku ve Mukadder Erkan – Derrida’nın Nietzsche’si: Bir Ortak İmza Geliştirmek, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 213 sayfa, 2022

Daniel W. Conway – Nietzsche’nin Politik Tahayyülü (2021)

Nietzsche’nin politik görüşlerinin evrimi üzerine eşsiz bir inceleme.

Daniel W. Conway, Nietzsche’deki politik mükemmeliyetçilikten düşünürün politik mirasına, konuyu geniş bir pencereden izliyor.

Kitap, Nietzsche’nin ilk eserlerinden başlayıp ‘Zerdüşt’e ve sonrasına uzanan geniş bir düşünsel hat üzerinden Nietzsche’nin insanın kusursuzlaşmasına dönük inancı ile politik fikirleri arasındaki değişen ilişkiyi çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Nietzsche’nin gençlik eserlerindeki büyük politik beklentilerinin giderek öznel alana sıkıştığını ve kişisel düzeyde ancak çok az kimsenin erişebileceği bir çileci etiğe bağlanmayı gerektirdiğini ileri sürüyor Conway.

Ama bu etiğin Nietzsche’nin yazılarından hiçbir zaman silinmediğini de söylüyor.

Conway, Nietzsche’nin politik özlemlerinin tam merkezinde insanın mükemmelleştirilebilirliğine ilişkin büyük bir ideal olduğunu ileri sürüyor.

Bu ideal, modernitenin alacakaranlığa gömüldüğü bir çağda, cılız da olsa Nietzsche’nin düşüncesindeki yerini korur.

Üst-insan, sanatçı ve aziz gibi Nietzscheci figürler, hep bu idealin gerçekleşeceği somut koşulları tarif edebilmek amacıyla ileri sürülen figürlerdir.

Çağdaş felsefeye baktığımızda ise, Nietzsche’nin etkisinde kalan Foucault, Haraway, Habermas ve McIntyre gibi filozofların, ya Nietzscheci etikten yana ya da bu etiğin tam karşısında konumlandıklarını görüyoruz.

Conway’in kitabı Nietzscheci etiğin ve antropolojinin çağdaş bağlamda nasıl alımlandığına ilişkin dikkate değer içgörüler sunuyor.

Nietzsche’nin bütün yapıtlarını baştan sonra kat eden kitap, siyaset felsefesi ve etik tartışmaları bağlamında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Daniel W. Conway – Nietzsche’nin Politik Tahayyülü, çeviren: Kadir Gülen, Phoenix Yayınları, siyaset, 280 sayfa, 2021

Karl Löwith – Hegel’den Nietzsche’ye (2021)

‘Hegel’den Nietzsche’ye’ ondokuzuncu yüzyıl felsefe ve düşünce tarihi üzerine yazılmış en önemli eserlerden biridir.

Karl Löwith bu klasiğinde Hegel ve Nietzsche’yi ondokuzuncu yüzyıl Alman düşüncesinin tarihinin iki ucu olarak konumlandırıyor.

Hegel ve Nietzsche yüzyılın tarihinin başı ve sonudur, ama düşüncenin kendisi söz konusu olduğunda baş ile son adeta yer değiştirir.

Karşıtlıkların evrensel uzlaşmasını temellendirmeye dönük rasyonalist çerçevenin mimarı Hegel’den, modernliğin hiçliğine karşı yeni bir başlangıcın peşinde, paradokslar ve çelişkiler karşısında asla geri çekilmeyen Nietzsche’ye kadar, düşünce hangi dönüşümlerden geçmişti?

Ondokuzuncu yüzyıl geçmişten mutlak kopuşu kadar yirminci yüzyıl üzerindeki etkisiyle anılıyorsa, Löwith’e göre, bunda en çok pay sahibi olanlar hiç şüphesiz Marx ve Kierkegaard’dır.

Bu iki düşünür, Hegel’in öne sürdüğü uzlaşmaların altında gizlenmiş olan devrimsel dönüşümlerin sonuna kadar gitmeyi tercih eder.

Löwith de, Goethe ile Hegel’in arasından geçip, Feuerbach’tan Stirner’e, Marx ve Kierkegaard’dan Nietzsche’ye ilerlerken, düşüncenin problemlerindeki dönüşümleri izliyor.

Dönüşümü en tutarlı ifadesine kavuşturmak için çırpınan bir yüzyılın ruhu daha önce belki hiç bu kadar yetkin bir biçimde ortaya konmamıştır.

  • Künye: Karl Löwith – Hegel’den Nietzsche’ye: 19. Yüzyıl Düşüncesinde Devrimsel Kopuş, çeviren: Reyhan Ay, Otonom Yayıncılık, felsefe, 504 sayfa, 2021

Paul Redding – Kıta İdealizmi (2021)

Genel eğilim, Alman felsefesinin klasik anlatımlarının Kant’la başladığı yönünde.

Paul Redding ise, Alman idealizminin öyküsünün ilk olarak Leibniz’le başladığını savunarak Kıta ve Avrupa felsefesinin kökenleri üzerine özgün bir tartışma sunuyor.

On dokuzuncu yüzyıl Alman felsefesinin klasik anlatımları genellikle Kant’la başlar ve ondan sonraki filozofları Kant idealizmine verdikleri cevaplar ışığında değerlendirir.

‘Kıta İdealizmi’nde’ Redding, Alman İdealizminin öyküsünün Leibniz’le başladığını savunuyor.

Redding, Leibniz’in Newton’la uzay, zaman ve Tanrı’nın doğası üzerine tartışmasını irdeleyerek başlıyor ve devamında Leibniz’in kendine özgü idealizm karakterine Platoncu ve Aristotelesçi unsurları dâhil etme biçimini vurgular.

Redding, Leibniz’in uzay ve zaman görüşlerine ilişkin düşüncelerinin nihayetinde Kant’ın “transendental” idealizm düşüncesini nasıl şekillendirdiğini gösteriyor.

Üstelik Redding, bir yanda Fichte, Schelling ve Hegel gibi Post-Kantçı idealistlerin, öte yandaysa Schopenhauer ve Nietzsche gibi metafiziksel kuşkucuları kapsayan her iki kanadın nihai olarak Leibniz’den türetilmiş bir idealizm biçimiyle boğuşmaya devam ettiklerini ileri sürüyor.

‘Kıta İdealizmi’, felsefe tarihinin en önemli felsefi hareketlerinden birinin yeni bir anlatımını sunmanın yanında, Kıta ve Avrupa felsefesinin kökenlerine duru ve kıymetli bir giriş imkânı yaratıyor.

  • Künye: Paul Redding – Kıta İdealizmi: Leibniz’den Nietzsche’ye, çeviren: Kenan Mutluer, Say Yayınları, felsefe, 376 sayfa, 2021

Ahmet İlhan – Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche Felsefesinde Duyguların Anatomisi ve Şiirsel İzdüşümleri (2021)

Duygular felsefesi, bilhassa son yıllarda büyük ilgi çeken konulardandır.

Ahmet İlhan da bu özenli çalışmasında Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche’nin duygu tanımlarına ve bunun şiirsel izdüşümlerine odaklanıyor.

Çalışma, bir yandan söz konusu dört büyük filozofun duygu tanımları, çözümlemeleri ve betimlemelerini aydınlatırken, diğer yandan da şairlerin güçlü sezgilerini ve yaratıcı imgelemlerini felsefenin canlı yaşam akışına çekiyor.

İlhan’ın bu kapsamlı felsefi duygu çalışmasında karşımıza,

  • Spinoza’nın, duyguların matematiksel hassasiyetle incelenebileceği, duygu tarafından motive edilen insan davranışının tamamen anlaşılabilir ve açıklanabilir olması gerektiği düşüncesi,
  • Kant’ın duygu, akıl ve eylem arasındaki bağları çözümlemeye çalışırken eylemlerimizin bilgiyle nasıl iç içe geçtiği ve eylemlerimizin duygu ile akıl arasındaki gerginliğe nasıl vesile olduğu yaklaşımı,
  • Schopenhauer’un insanın sürekli bir gereksinme “isteme” halinde kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ve acılar çekmeye yazgılı olduğu biçimindeki yaklaşımı,
  • Ve Nietzsche’nin kadim duygularımızla ilgili olarak bize inandığımız, bildiğimiz, sandığımız ve düşündüğümüz her şeyin büyük bir yanlışın parçası olabileceği ihtimalini fikri gibi pek çok ilgi çekici konu çıkıyor.

Künye: Ahmet İlhan – Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche Felsefesinde Duyguların Anatomisi ve Şiirsel İzdüşümleri, Sümer Yayıncılık, felsefe, 304 sayfa, 2021

Lucy Huskinson – Nietzsche ve Jung (2021)

Jungcu psikanaliz bağlamında, analitik psikolojinin felsefi kökenlerini araştıran özgün bir çalışma.

Lucy Huskinson, bunu yaparken Nietzsche ve Jung arasındaki ilginç bağlantıları aydınlatıyor.

‘Nietzsche ve Jung’, yirminci yüzyıldaki felsefi ve psikolojik düşüncenin iki ikon şahsiyetinin düşüncelerini ve kişiliklerini göz önünde bulundurarak, bu ikili arasındaki sıra dışı bağlantıları açığa çıkaran nitelikli bir çalışma.

Huskinson, bu iki büyük düşünürün eserlerini detaylı bir biçimde inceleyerek Nietzsche’nin düşüncesindeki karmaşık alanları aydınlatıyor ve Jung’un bu teorilere bakışındaki müphemlikleri çözümlüyor.

Jung’a göre bütünlüklü benlikteki karşıtların oynadığı rolün konumu ve çözümlemesi göz önünde tutuluyor ve Nietzsche’nin buradaki etkisinin derecesi açıklığa kavuşturuluyor.

Jungcu teoriye ve teorinin felsefi kökenlerine yönelik Jung’un Nietzsche’nin Zerdüşt’ü üzerine verdiği seminerlerle desteklenen bu titiz ve özgün çözümleme, her ikisinin teorilerine dair yeni bir yoruma götürüyor.

Nietzsche ile Jung’un zihinsel sağlık için dikkate aldıkları ölçütlere göre bu ikilinin kişilikleri değerlendirilirken, yine bu ikilinin kendilerinin bütünlüklü bir benlik sergileyip sergilemediklerini belirleme girişimi üzerinden ortak benlik modeli uygulamaya konuyor.

‘Nietzsche ve Jung’, analitik psikolojinin felsefi kökenlerini araştırarak bu alana dair anlayışımızın nasıl zenginleştirilebileceğini gösteriyor ve bütünlüklü benliğin birey olarak bizim açımızdan gerçekçi bir olasılık olup olmadığını sorguluyor.

Çalışma, Jungcu psikanalistlere olduğu kadar psikoloji, felsefe ve din üzerine çalışmalar yapanlara da etkileyici bir okuma sunacaktır.

  • Künye: Lucy Huskinson – Nietzsche ve Jung: Karşıtların Birliğinde Bütünlüklü Benlik, çeviri: Mehmet Çetin, Say Yayınları, felsefe, 376 sayfa, 2021

Friedrich Wilhelm Nietzsche – Megaralı Theognis Üzerine (2021)

Nietzsche’nin 20 yaşındayken yazdığı doktora tezi nihayet Türkçede.

Nietzsche, Yunan düşüncesinin incelenmesine adanmış kariyerinin başlangıcını oluşturan eserinde, Yunanlı lirik şair Magaralı Theognis’i derinlemesine inceliyor.

Orijinal adı ‘De Theognide Megarensi’, Nietzsche’nin o tarihe dek yaptığı en kapsamlı tahlilini gözler önüne seriyor.

Nietzsche burada, Theognis’in külliyatına ve hayatına dair bütünlükçü bir yaklaşım getiriyor.

Theognis’in yalnızca “anlaşılmaz sözler söyleyen bir şair” olduğu ve eserlerinin de bütünlükten mahrum bir “fragman derlemesi” olduğu şeklindeki yaygın kanının aksine, Nietzsche şairin eserlerinin, hayatının ve altıncı yüzyıl Megara’sındaki siyasi vaziyetin karşılaştırmalı bir şekilde incelenmesinin tutarlı bir külliyat ortaya koyduğunu göstermek ister.

Theognis’in eserleri ne basit bir “vecizeler ve aforizmalar yığını” olarak tasavvur edilebilir ne de derinliksiz bir pedagoji şeklinde anlaşılmalıdır.

Aksine Nietzsche ‘De Theognide Megarensi’de, net bir ahlak ve siyaset anlayışı ortaya koyuyor.

  • Künye: Friedrich Wilhelm Nietzsche – Megaralı Theognis Üzerine, çeviren: Yunus Emre Ceren, Dergah Yayınları, felsefe, 94 sayfa, 2021