Andreas Malm – Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır? (2022)

Andreas Malm, kömür madenlerine sabotajlar gerçekleştirmiş sıkı bir iklim aktivisti.

Malm bu kitabında da, karşı karşıya kaldığımız ekolojik çöküş sürecinde, iklim hareketinin kullandığı yöntemlerin daha da keskinleşmesi için ateşli bir çağrı yapıyor.

Diktatörleri alaşağı eden halk devrimlerinden, Apartheid karşıtı harekete ve kadınların oy hakkı için süfrajetlerin sabotajlarıyla gerçekleşen kitlesel değişimin nasıl gerçekleştiğine değin bir karşı tarih anlatımı da sunan Malm, mülkiyet yıkımının ve hayatlara zarar vermeden gerçekleştirilecek bir şiddet biçiminin stratejik olarak kabul edilmesinin devrimci değişim için tek yol olduğunu savunuyor.

Almanya ormanlarından Londra sokaklarına, İran’dan Irak çöllerine kadar yaşanan farklı eylem döngülerini kendine özgü bir anlatımla sunan Malm, pasifizm ve şiddet, demokrasi ve sosyal değişim, strateji ve taktikler ve son olarak da iklim hareketinin siyasi tavrı ve etik anlayışı üzerine hem yüreklerimize hitap ediyor hem de zihinlerimizi kurcalayan çarpıcı bir tartışma sunuyor: Sivil direniş mi, yoksa sabotaj mı? Alevler içinde bir dünyada nasıl mücadele etmeliyiz?

  • Künye: Andreas Malm – Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır?: Yanmakta Olan Bir Dünyada Mücadele Etmeyi Öğrenmek, çeviren: Kurtay Kağan Işıtan, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2022

Robin George Collingwood – Felsefi Yöntem Üzerine Bir Deneme (2022)

‘Felsefi Yöntem Üzerine Bir Deneme’, yirminci yüzyılın en önemli konularından biri olan özne meselesi ve felsefi yöntemin neliği üzerine bir tartışma yürütüyor ve felsefenin neden doğa bilimlerinden ayrı bir araştırma alanı olması gerektiğine dair bir soruşturmayı içeriyor.

‘Doğa Tasarımı’, ‘Tarih Tasarımı’ ve ‘Metafizik Üzerine Bir Deneme’ gibi eserlerinden tanıdığımız Robin George Collingwood bu denemesinde metafelsefeye katkılarını sunuyor ve felsefenin konusunu doğanın konusu haline getirmeye çalışan yirminci yüzyılın temel bir eğiliminin karşısına felsefenin özerkliği argümanını yerleştiriyor; filozofların yaptığı, sözgelimi ahlaktaki ödev ile fayda ayrımı gibi ayrımların empirik sınıflandırmalar değil de semantik ayrımlar olduğunu öne sürüyor.

Felsefi ayrımların semantik ayrımlarla bu şekilde tanımlanması felsefenin konusunun doğal konulara indirgenmesine karşı bir argüman oluşturuyor ve tüm kavramların empirik kavramlar, tüm sınıflandırmaların da empirik sınıflandırmalar olmadığı belirtiliyor.

Dolayısıyla Collingwood’un felsefenin neden kendine özgü bir konuya ve içeriğe sahip olduğu yönündeki açıklaması da radikal empirizme karşı açık bir meydan okuma teşkil ediyor.

  • Künye: Robin George Collingwood – Felsefi Yöntem Üzerine Bir Deneme, çeviren: Mehmet Çetin, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2022

Tony Blackshaw – Zygmunt Bauman (2022)

Dünyayı değiştirmek için sosyolog olan Zygmunt Bauman hakkında çok önemli bir kitap.

Tony Blackshaw, aynı zamanda Bauman’ın sosyolojisini daha iyi kavramamız için önemli ipuçları da sunuyor.

Bauman gündelik yaşamın ritmini, kendisini sosyolojik tahayyüllere kazıyan bilge ve eleştirel bir pratiğe dönüştürür.

Çoğumuz belki de Bauman’ın sosyolojisinde ele aldığı temaların çoğunu ayırt edebiliriz ama Bauman onları gerçek insanlar ve onların yaşamlarıyla ilgili anlatılara dönüştürme üstadıdır.

Bu kitap, yazarının tabiriyle “dünyayı değiştirmek için sosyolog olan” bir kuramcı hakkında.

Bauman’ın sosyolojisi yaşadığımız dünyanın karmaşıklığını tek bir modelle açıklamaya çalışmayan, insani deneyimlerin tümünü kucaklama iddiasında bulunmayan bir modernite eleştirisi.

İnsanların toplumsal ilişkilerini hem mikro hem de makro ölçekte eleştiren, aralardaki geçişleri neredeyse pürüzsüz ve ilmek ilmek dokuyan bir sosyolog Bauman.

Bu eser çalışmalarını daha iyi anlamaya, fikirlerine yeni merceklerle bakmaya, dünyamızı ve toplumumuzu eleştirel bir gözle değerlendirmeye meraklı okurlar için başucunda tutulması gereken bir çalışma.

  • Künye: Tony Blackshaw – Zygmunt Bauman, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 256 sayfa, 2022

Peter Singer – Neden Vegan? (2022)

İnsanların hayvanlar üzerindeki zulmü ırkçılık ve cinsiyetçilikle eşdeğerdir.

Üstelik hayvanlar oy kullanamaz, gösteri yapamaz; yani kendilerine yönelik kırımı protesto edemez.

Peter Singer, etik bir beslenmenin neden zorunlu olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Modern çağın en büyük ahlak felsefecilerinden biri olan Singer, ‘Neden Vegan?’da, hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğine dair cesur sorular soruyor.

İnsanın hayvanlar üzerindeki zulmünün, ırkçılık ve cinsiyetçilik gibi yanlış olduğunu savunan Singer, hayvan hakları hareketini tetiklemiş ve vegan beslenmenin yükselişine ivme kazandırmıştı.

Hayvan özgürlüğü, insanlık adına diğer özgürlük hareketlerinden daha fazla fedakârlık gerektirecektir, çünkü hayvanlar bunu kendileri için talep edemez, oy, gösteri ya da bombalarla sömürülmeye karşı protesto düzenleyemezler.

İnsan böyle içten bir fedakârlığa muktedir midir?

Kim bilir?

Eğer bu kitap önemli bir etkide bulunabilirse, insanın içinde taşıdığını düşündüğü insafsızlık ve bencillikten daha fazla bir potansiyele sahip olduğuna inanan herkesin inancını aklayacaktır.

  • Künye: Peter Singer – Neden Vegan?: Etik Beslenme, çeviren: Pınar Şengül, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 96 sayfa, 2022

Simon Kyaga – Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı (2021)

Hep söylendiği gibi, deha ile delilik arasında bir ilişki var mı?

Simon Kyaga’nın bir milyonu aşkın insanı içeren eldeki araştırması, bu soruya alabileceğimiz en sağlam ve güncel yanıtları barındırıyor.

Aristoteles ‘Problemata’da, şöyle sormuştu:

“Felsefede, siyasette, şiirde veya sanatta üstün olan kişilerin açıkça melankolik olması ve bazılarının kara safradan kaynaklanan hastalıklardan aşırı derecede mustarip olması acaba nedendir?”

Delilik ile deha arasında gerçekten ince bir çizgi var mıdır?

Çoğumuz buna inanmaya meyilli olsak da tarih bilimi bu görüşün çürütüldüğü fikirlerle dolu.

Son zamanlarda yaratıcılık ve yaratıcılıkla akıl hastalığı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda artış söz konusu.

‘Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı’ da, bu eski fikir hakkındaki mevcut bilgilere kapsamlı bir inceleme sağlıyor ve yeni deneysel bulguları sunuyor.

Şimdi, Aristoteles’in melankoli ile büyük başarılar arasında var olduğunu iddia ettiği korelasyonun doğru olduğu sonucuna kesin olarak varabilir miyiz?

Burada sunulan ve bir milyonu aşkın insanı içeren yeni araştırma bu tartışmaya bir son vermeyi ve aynı zamanda bulgularının sonuçları hakkında yeni tartışmalara kapı açmayı amaçlıyor.

  • Künye: Simon Kyaga – Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı: Mevzubahis Deli Deha, çeviren: Arlet İncidüzen, Ayrıntı Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2021

Warwick Ball – Asya’nın Geçitleri (2022)

Doğu-Batı ulaşım yollarının en ünlüsü “İpek Yolu’dur”.

Arkeolog Warwick Ball ise, bunun bir efsane olduğunu, böyle bir yola veya rotaya değinen hiçbir antik kaynak olmadığını söylüyor.

Ball, dört kitaplık kült yapıtı ‘Avrupa’daki Asya ve Batı’nın Şekillenişi’nin son cildiyle karşımızda.

Avrupa’nın doğu sınırlarının genellikle Ural Dağları boyunca uzandığı kabul edilir.

Ancak Urallar ne Himalayalar ne de Alpler veya Pireneler gibidir.

Ne “Asya’ya” bir engel vazifesi görür ne de “Avrupa’ya” bir sınır çeker.

Aksine nispeten alçak bir tepeler dizisidir ve tarih boyunca her iki taraftaki topluluklar hem ortak kimlikleri hem de ortak bir tarihi paylaşmışlardır.

Doğal engellerin yokluğunda, yapay engeller tesis edilmeye çalışılmış ama bunların çoğu sonunda uğradıkları akametleriyle kayda geçmişlerdir.

Büyük Orta Avrasya steplerinin doğu otlakları neredeyse kesintisiz bir şekilde Balkanlar’dan Moğolistan’a kadar uzanır.

Bundan dolayı Avrupa’nın geçitleri ilkçağın başından beri ardına kadar halkların yer değiştirmesine açıktır: Avrupa’nın Asya’yla en uzun “hududu” boyunca bir sınır yoktur.

Engelsiz stepler sürekli olarak Avrupa’nın kaderini şekillendirmiştir. Geçitler hâlâ eskisi gibi ardına kadar açıktır.

Dört ciltlik ‘Avrupa’daki Asya ve Batı’nın Şekillenişi’ adlı dizinin yazarı Ball, dizinin bu dördüncü cildinde de ezber bozuyor.

Bilindiği gibi Doğu-Batı ulaşım yollarının en ünlüsü “İpek Yolu’dur”.

Oysa Warwick Ball’a göre bu bir efsanedir ve böyle bir yola veya rotaya değinen hiçbir antik kaynak yoktur.

Bu terim 1877’de Richthofen Baronu unvanlı Ferdinand adlı bir Alman Orta Asya coğrafyacısı tarafından icat edilmiştir.

Ball’un, bunun gibi Amazonlar’dan Kral Arthur’un Excalibur adlı kılıcına kadar birçok efsaneyi de ele aldığı bu eseri çok önemli.

  • Künye: Warwick Ball – Asya’nın Geçitleri: Avrasya Stepleri ve Avrupa’nın Sınırları, çeviren: Ahmet Aybars Çağlayan, Ayrıntı Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2022

Şaban İba – Hüdai (2021)

68’li yılların devrimci gençlik liderlerinden Hüdai Arıkan, 30 Mart 1972’de yoldaşları Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Saffet Alp, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan ve Ahmet Atasoy ile birlikte devlet güçleri tarafından katledildi.

Şaban İba, devrim, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde iz bırakan bu önemli ismin yaşamını ve mücadelesini anlatıyor.

Bir devrimcinin yaşamı söz konusu olduğunda nasıl devrimci olduğu, kimlerden etkilendiği, kendi kulvarında nasıl yürüdüğü, hangi yol ayrımlarından geçtiği ve ondan geriye nelerin kaldığı önemlidir.

İba burada, Mahir’lerin cezaevi firarından itibaren İstanbul’da başlayan örgütsel ayrışmayı, bölünmeyi, Ankara üzerinden Karadeniz’e gidiş sürecini ve özellikle de Ünye eylemini ve Kızıldere Direnişi’ni yeniden irdeliyor.

  • Künye: Şaban İba – Hüdai: Hüdai Arıkan’ın Yaşamı ve Mücadelesi, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 208 sayfa, 2021

Claude Romano – Zamansal Macera (2021)

Hadise/vak’a, bilhassa Nietzsche’den itibaren çağdaş felsefenin asli bir konusu haline geldi.

Hadiseyi fenomenolojinin içinde hermeneutik bir bakış açısıyla ele alan Claude Romano, hadisenin ışığında dünya, zaman, öznellik ve varoluşu yeni bir yorumla anlamaya girişiyor.

Bu çalışma, 20. yüzyıla kadar felsefe tarihinde çok da önemsenmeyen, kenarda bırakılan hadise meselesine derin bir yaklaşım sunuyor.

Beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan, âniden başa gelen, vukuundan sonra farkına vardığımız, öznelliğin tahakküm edemediği, bizi sarsan ve dünyamızı yeni baştan kuran hadiseler; yani vak’a.

Geçmişte genellikle nesne veya olgu kategorilerinde düşünülmüş ve bu şekilde kendilerine özgü fenomenlikleri yok sayıldı.

Son yüzyılda Nietzsche ile başlayarak birçok düşünürün elinde çağdaş felsefenin asli bir konusu haline gelen hadise, ayrıca tarih ve antropoloji gibi beşerî bilimlerin de temel mevzularından birisi oldu.

Romano’nun eserleriyle fenomenolojinin merkezinde de önemli bir yer tutmaya başladı.

Hadiseyi fenomenolojinin içinde hermeneutik bir bakış açısıyla ele alan Romano, hadisenin ışığında dünya, zaman, öznellik ve varoluşu yeni bir biçimde anlamaya girişiyor.

Hadisenin tecrübesinin Husserl ve Heidegger’in çizdiği fenomenoloji içinde anlaşılamayacağından yola çıkarak fenomenolojiyi transendental çerçeveden uzaklaştırıp fenomenolojinin içinde “betimsel realizm” dediği bir yere varıyor.

“Fenomenoloji transendental perspektifi terk ettiği takdirde neye dönüşebilir?” sorusunun peşinden giden kitaptaki üç makalenin ilk ikisi Romano’nun hadise kitaplarının birer özeti niteliğindeyken, son makale daha güncel bir eserindeki düşüncesini yansıtıyor.

Kitabın son kısmında Romano’yla bu çeviri için yapılmış bir söyleşi yer alıyor.

Ayrıca, “Sunuş” yazısıyla Cemal Kafadar hadiseye dair zihin açıcı ve özgün bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Çağdaş Fransız düşüncesinin önemli bir sesi olan Romano kaleme aldığı ondan fazla kitabından dolayı 2020 yılında Felsefe Büyük Ödülüne (Académie française Grand prix de philosophie) layık görüldü.

  • Künye: Claude Romano – Zamansal Macera: Hadisevi Hermeneutiği Tanıtan Üç Makale, çeviren: Kadir Filiz, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 144 sayfa, 2021

Ali Kar – Anılar (2021)

Ali Kar bütün hayatını tavizsiz bir sosyalist mücadele yürüterek yaşadı.

Bu kitap da, Kar’ın ziraat teknisyenliğinden Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) yöneticiliğine ve oradan sürgüne uzanan çalkantılı hayatından çarpıcı anılar sunuyor.

Köyden ziraat teknisyenliğine, oradan köy öğretmenliğine, oradan astsubaylığa, oradan maden işçiliğine, oradan temizlik işçiliğine, oradan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) yöneticiliğine…

Sonra Kaçaklık…

Ülke dışı…

Yine işçilik…

Kar, Cem Karaca’nın şarkısındaki “işçisin sen, işçi kal” çağrısına uymuş gibi sanki bütün hayatı boyunca.

Ama o işçi “kalmakla” yetinmedi, nerede olursa olsun boyun eğmez bir işçi olarak kaldı.

Bu çalışma, Nâzım Hikmet’in dizeleriyle “kahreden ve yaratan” bir sınıfın kendi içinden çıkardığı bir işçi önderinin özyaşamöyküsü olarak okunmalı.

  • Künye: Ali Kar – Anılar: Kahreden ve Yaratan ki Onlardır, Gün Zileli ve Can Şafak, Ayrıntı Yayınları, anı, 160 sayfa, 2021

Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz – Çocuk Edebiyatı ve Felsefe (2021)

En iyi eğitim, çocuklarımıza eleştirel düşünmeyi ve sorgulamayı öğretebilen eğitimdir.

Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz, 40 çocuk edebiyatı kitabını felsefe çalışmaları penceresinden ele alarak çocuklar için felsefe çalışmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Çocukların hayata dair soruları ve mantık yürütmeleri, anlamlandırma çabaları sonsuzdur.

Dikkatli zihinlerin radarına takıldığında yetişkin dünyasına yeni kapılar açan çabalardır bunlar.

Öte yandan son yıllarda oldukça ilgi gören çocuklar için felsefe çalışmaları, çocukların bu yaratıcı anlamlandırma çalışmalarına değerli katkılar sunarak, soruların ve akıl yürütmelerin çocuk zihninde kalıcı ve zevkli bir işleme girmesini sağlıyor.

Bilican ve Yılmaz’ın hazırladığı ‘Çocuk Edebiyatı ve Felsefe’ başlıklı bu çalışma, içinde barındırdığı 40 çocuk edebiyatı kitabını felsefe çalışmaları penceresinden ele alıyor ve alanda çalışma yapan P4C eğitmenlerine ve uzmanlarına değerli bir kaynak sunuyor.

Çalışma, birlikte düşünmeye, sorgulamaya ve eleştirel düşünmeye alan açacak, bu ortamı besleyecek bir kaynak.

  • Künye: Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz – Çocuk Edebiyatı ve Felsefe: Öğretmen ve Veliler İçin P4C Uygulama Örnekleri, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2021