Kolektif – Popülizm ve Medya (2023)

 

Dünyada ve Türkiye’de otoriterleşme konusu uzun zamandır tartışılıyor.

Otoriterleşen popülist liderler medyayı etkili biçimde kullanırlar, halk adına konuşurlar ve onlar için en iyisini yaptıklarını iddia ederler.

Faşizm ve popülizmin ayrıştığı nokta seçimlerdir.

Faşizm ve popülizmin en çok kesiştiği nokta muhalefete alan bırakmamalarıdır.

Medyanın özgür olmadığı ülkelerde toplumun bilgi almak için özel olarak çabalaması gerekir ki bu eğitim seviyeleri, okuldaki ve ailedeki ideolojik şekillenme düşünüldüğünde pek de olası bir durum değil.

Bu anlamda muhaliflerin hem alternatif mecraları kullanmaları hem de karşı-propaganda yapmaları gerekiyor.

Bunları yapmaya çalışanlar da ülkelerin yapılarına göre çeşitli şekillerde devletin adli ve zor güçleri tarafından susturulmaya çalışılır.

Yasemin İnceoğlu ve Savaş Çoban’ın elinizde tuttuğunuz bu kapsamlı derleme eserinde, son zamanlarda gündemimizde epeyce yer eden “popülizmin” çeşitli alanlardaki etkileri ve hayatımıza yansımaları ele alınıyor.

  • Künye: Kolektif – Popülizm ve Medya, derleyen: Yasemin Giritli İnceoğlu, Savaş Çoban, Ayrıntı Yayınları, medya, 416 sayfa, 2023

Leo Strauss – Doğal Hak ve Tarih (2023)

Çağdaş siyaset felsefesinin köşe taşlarından biri olan Leo Strauss’un 1949’da, yani II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden kısa bir süre sonra, Soğuk Savaş kutuplaşmasının şekillenmeye başladığı bir dönemde Chicago Üniversitesi’nde verdiği altı dersin genişletilmiş versiyonu olan ‘Doğal Hak ve Tarih’ hâlâ onun en etkili yapıtı olarak kabul ediliyor.

Strauss bu klasik eserinde, doğal hak sorununu inceleyerek, Batı’nın ve Batı düşüncesinin damgasını yemiş coğrafyaların kendilerini içinde buldukları entelektüel krizin, tarihsicilik veya tarihsel yaklaşım yoluyla ortaya çıkan değer göreciliği ile karmaşık bir şekilde bağlantılı olduğunu savunur.

Bu siyasi krizler, yalnızca insanın insanlığa olan inancını değil, aynı zamanda insanlığın varlığını yok etme potansiyeli taşır ve entelektüel, ahlaki ve manevi bir krizle tamamen ilgisiz değildir.

Felsefe tarihi hakkında aynı zamanda felsefi bir araştırma olmayan hiçbir araştırma yoktur şiarıyla hareket eden Strauss’un felsefi projesi büyük oranda modern öncesi felsefeyi yeniden düşünme girişimi olsa da, bu yeniden değerlendirmenin itici gücü ve Strauss’u en çok rahatsız eden felsefi problemler kesinlikle moderndir.

Antik Yunan ve Roma’nın “doğal hak” kavramlarını –doğanın rasyonel düzenine içkin adaleti– rehabilite etmek yönündeki açık motivasyonuyla, onun görüşüne göre, yirminci yüzyıl siyasi düşüncesini karakterize eden görecilik ve tarihselciliği çürütmek üzere, işe sosyal bilim akademik disiplininin başlıca kurucularından biri olan Max Weber’in ve onun pozitivizminin bir analiziyle başlar.

Daha sonra, ona göre görüşleri belirli tarihsel bağlamların ötesinde ahlaki, politik veya bilimsel standartların olmadığı iddiasındaki tarihselci görecilikle sona eren Hobbes ile birlikte baş gösteren modern doğal hak anlayışlarını Platon ile başlayan antik kavramlarla karşılaştırır ve Rousseau, Locke ve Burke hakkında benzerine az rastlanan analizler sunar.

  • Künye: Leo Strauss – Doğal Hak ve Tarih, çeviren: Murat Erşen, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 320 sayfa, 2023

Bülent Özçelik – Yürü Bir Gerçeğe (2023)

Bu çalışma, hakikat algımızdaki parçalanmanın yarattığı siyasi ve kültürel sonuçları, “kamusal alan”, “kamusallık” ve “kamusal tartışma” gibi kavramları merkezine alarak tartışıyor.

Arendt’in, görünür olduğumuz ve birbirimizin gerçekliğine dokunduğumuz bir iletişim biçimi olarak betimlediği kamusallığın koşulları uzun zamandır yavaş yavaş ortadan kalkıyordu.

Özçelik’in vurucu bir biçimde ifade ettiği gibi, şeylerin sahtesine ya da sanal olanına, kendisinden daha fazla değer atfedildiği günümüzde, kamusal bir iletişimin koşulları iyice sarsılmış ve hatta neredeyse yok olmuş durumda.

Özçelik, böyle bir kamusal iletişimin olanaklarını zedeleyen yeni koşulları ince bir biçimde analiz ediyor.

Artık neredeyse sıradan, gündelik bir gerçeklik haline dönüşen “alternatif hakikatler”, “sahte haberler”, “yalan bildirimler”, “uydurulmuş veriler” gibi unsurların siyasetin dönüşümü ile bağlantısını gösteriyor.

Bir yandan siyasette gittikçe yükselen popülist liderler, öte yandan hakikat sonrası unsurların bombardımanına uğrayan zihinler…

Özçelik, kitabında, bu ikisinin birbirini nasıl beslediğini örneklerle etkileyici bir biçimde ortaya koyuyor.

İletişim ve internet teknolojisindeki yeni gelişmelerin, yarattığı yeni fırsatlar yanında, siyasette karşılıklı “körleşme” ve birbirine duyarsızlaşmayı nasıl körüklediğini; yalan haberin yayılmasını nasıl kolaylaştırdığını çarpıcı bir biçimde irdeliyor.

Ortak meselelerimiz konusunda tartışmamızın olanağı olan kamusal mecraların, retoriği baş tacı eden demagoglar ile düzensiz veri yığını ve sahte bilgilerle dumura uğrayan kitlelerin “ilişkisi” içinde elimizden nasıl kayıp gittiğinin hikâyesini sunuyor.

Modern zihnin temel parametrelerinin kaybolduğu, parçalı ve kaotik bir gerçeklik kavrayışına adım attığımız, “herkesin kendine ait bir hakikati” olduğu zannına kapıldığı zamanımızda, Özçelik’in yapıtı, zihinlerimizi durulaştırmak, nedenler ve sonuçlar arasındaki bağlantıları kurabilmek, kavrayışımızı zenginleştirmek ve en önemlisi kötümser olmamak için ufuk açıcı bir katkı ortaya koyuyor.

  • Künye: Bülent Özçelik – Yürü Bir Gerçeğe: Hakikat Sonrası’nı Anlamak, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2023

Çetin Balanuye – Spinoza (2023)

Spinoza adı son yıllarda hem akademik çevrelerde hem de felsefeye merak duyan genel okurlar arasında giderek daha sık duyuluyor.

Üstelik bu ilgi belli bir coğrafyaya özgü değil; Avrupa’da olduğu kadar okyanusun öte yakasında, Latin Amerika’da olduğu ölçüde Uzakdoğu’da da Spinoza üzerine yazılanların sayısındaki artış dikkat çekiyor.

Bir anlamda, bu eşsiz filozofa karşı hem yaşarken hem de ölümünden sonra uzunca bir süre devam eden peşin hükümlü ilgisizlikten dolayı bağışlanma diliyor gibiyiz.

Spinoza felsefesi ilk karşılaşmada pek çok okuru tedirgin edebilen bazı özelliklere sahiptir; orjinal eserlerin dili ya geometri soyutluğu ya da metafizik bir uzaklık içerdiği için çoğu zaman ilk denemede okunup anlaşılacak türde akıcı yapıtların filozofu değildir Spinoza.

Bununla birlikte, küçük bir yardım alarak ve makul bir dikkat göstererek okunduğunda bu büyük sistem kendini serbestçe açacak, okurla güçlü bir bağ kurmayı başaracaktır.

‘Spinoza: Bir Hakikat İfadesi’nin temel amacı bu küçük yardımı sağlamak.

Ahmet İnam, bu kitap hakkında şöyle diyor:

“Spinoza gibi felsefe tarihinin çetin ceviz bir filozofunu oldukça temiz bir Türkçeyle, çok geniş bir ufuk içinde dile getiren, üzerinde oldukça yoğun çalışılmış bir kitapla karşı karşıyayız. Spinoza’yı bu denli kapsamlı anlatan bu çalışma, ülkemizin felsefe sevdalılarının çıkabilecekleri felsefe yolculuklarında önemli bir yol arkadaşı olacaktır.”

  • Künye: Çetin Balanuye – Spinoza: Bir Hakikat İfadesi, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 240 sayfa, 2023

Adam Phillips – Değişmeyi İstemek Üzerine (2023)

Psikanalitik teorinin önemli isimlerinden Adam Phillips’in ‘Değişmeyi İstemek Üzerine’ adlı kitabı, hayatlarımızı değiştirmeye yönelik evrensel dürtüyü odağına alıyor.

Değişimle ilgili eğilimlerimizi, değişmeyi isterken gerçekte ne yönde değiştiğimizi, ne ölçüde istediğimiz yönde değişebileceğimizi keşfe çıkan iyi bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Daima değişiyoruz ve değişme şeklimizi seçmek, hatta tasarlamak istiyoruz. Değişim, siyaset veya terapi yoluyla, din veya spor yoluyla, üretkenlik veya büyüme yoluyla, ilişkiler veya ilişkilerden uzak durma yoluyla, sanat veya bilim yoluyla aranabilir. Değişimin bir arzu nesnesi olduğu aşikârdır, gerçi asıl istenen değişim, tercih edilen yönde gerçekleşecek bir değişimdir. Hayatlarımızın sürekli ileriye doğru giden bir hikâye olmasını istiyoruz. Ancak değişim, belirsiz bir arzu nesnesi olarak büyüleyici olduğu kadar dehşet verici de olabilir.

Kendimiz için isteyebileceğimiz değişim türlerini nasıl keşfedeceğiz? Ve eğer mümkünse, bu mevcut değişim biçimlerini diğer insanların bizi ikna etmeye hevesli olduğu değişimlerden nasıl ayırabiliriz?”

  • Künye: Adam Phillips – Değişmeyi İstemek Üzerine, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2023

Charles Darwin – Beagle Yolculuğu (2023)

Güney Amerika (Brezilya, Arjantin, Şili, Peru, Ekvator…), Galapagos Takımadaları, Havai, Yeni Zelenda, Avustralya gibi dünyanın birçok bölgesini dolaşarak bitki ve hayvanları toplamak, onları değerlendirerek gözlemlerini teorik bir çerçeveye oturtmak 22 yaşındaki Charles Darwin’in temel amacıydı.

Bugünün koşullarında kolaymış gibi görünen bu gezi, o günlerde büyük bir özveri gerektiriyordu.

Beş yıl süren bu gezi sırasında genç Darwin deniz tutması dahil bir dizi hastalığa katlanmak zorunda kalmıştı.

Bir yanda daha önce görmediği olağanüstü canlılarla tanışıp onları Doğa Tarihi Müzesi’nin en önemli koleksiyonu olarak derlerken, diğer yanda İspanyol işgalcilerin yerli halklar üzerindeki baskı ve katliamlarına, köleliğin iğrenç yüzüne tanık olur.

Darwin’in eserleri Türkçede ilk kez bir arada basılıyor.

Ayrıntı Yayınları, iki Pulitzer ödüllü Edward O. Wilson’un derleyerek illüstrasyonlarla zenginleştirdiği ‘Beagle Yolculuğu’ndan (1845) sonra ‘Türlerin Kökeni’ (1859), ‘İnsanın Türeyişi’ (1871) ve ‘İnsan ve Hayvanlarda Duyuların İfadesi’ (1872) kitaplarını da yayımlayarak külliyatı tamamlayıp tek bir kutu içinde okurlarla buluşturacak.

Ölümünden 123 yıl sonra büyük bilim insanına, Charles Darwin’in anısına saygıyla.

  • Künye: Charles Darwin – Beagle Yolculuğu, çeviren: Çağatay Turhan, Ozan Karakaş ve Şeyma Eren, Ayrıntı Yayınları, bilim, 400 sayfa, 2023

Donald Kalsched – Travma ve Ruh (2023)

Travmanın ruhumuz, maneviyatımız üzerindeki etkisi üzerine muhakkak okunması gereken bir eser.

Donald Kalsched’in burada klasik psikanalitik yazarların yanı sıra çağdaş sinirbilimin içgörüleriyle Jung düşüncesini birbirine bağlaması kitabın asıl özgünlüğü.

Kalsched bu kitabında psikanalitik yakınlıkta ortaya çıkan mistik ve ruhsal anları incelemeye alıyor.

Klinik örnekler, terapi diyalogları ve rüyalar üzerinden terapinin ne kadar derinleşebileceğini gösteriyor.

Travmadan sağ çıkanlar aracılığıyla, analiz edene de sıradan düzenin dışında, aydınlık ve karanlığın buluştuğu “başka bir dünya”nın kapıları aralanıyor.

Kalsched bu mito-şiirsel dünyanın, Freud’un öne sürdüğü gibi yaşamın acı gerçekleriyle mücadelemizin ürünü olan bir savunma mekanizması değil, aksine insan deneyiminin süregelen gerçekliği olduğunu savunuyor: İyileşme sürecinin bizzat merkezinde yer alan ve başka zamanlarda da tuhaf bir şekilde ona direnen bir gizem.

Bu kitap, psikanalitik çalışmanın gizemini yeniden ortaya çıkarma çabasının ürünü.

Sıradan hastaların ve sıradan psikoterapistlerin birlikte çalışarak insan ruhunun gerçekliğine ve psişenin derinliklerine bakışlarını ve deneyim aracılığıyla değişme hikâyelerini anlatıyor.

‘Travma ve Ruh’, “psişik” yönelimi olanlar da dahil, psikoterapistler, psikanalistler, analitik psikologlar ve dışavurumcu sanat terapistleri için özellikle merak uyandırıcı olacaktır.

  • Künye: Donald Kalsched – Travma ve Ruh, çeviren: Ali Oğuz Bozkurt, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 512 sayfa, 2023

Angeliki Laiou ve Cécile Morrisson – Bizans Dünyası (2023)

1204: Haçlılar Konstantinopolis’i ele geçirir; 1453: Şehir, Türklere teslim olur.

‘Bizans Dünyası’nın bu üçüncü ve son cildi işte bu iki önemli tarih aralığını kapsıyor.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun çöküşü, ileri üssü Trabzon ve komşuları Sırplar ve Bulgarların yanı sıra, IV. Haçlı Seferi sonucunda topraklarına yerleşen Latinler ile birlikte yeniden biçimleniyor.

Parçalanmış toprakların tarihi Türkler de dahil tüm bileşenleriyle anlatılıyor.

Bu dönemde küçük bir devlete dönüşen XII. yüzyılın eski büyük gücünün, önce Anadolu’da sonra da Kuzey Yunanistan’da topraklarını kaybetmesine ve 1373’ten itibaren Osmanlı sultanına tabi hale gelmesine tanıklık ediyoruz.

Konstantinopolis ve Peloponez’e indirgenmiş olan bu devletin varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği, çoğu bertaraf edilen Haçlı Seferlerinden çok, sultanın iradesine ve Cenova ile Venedik’in çıkar amaçlı desteklerine bağlı kalmıştır.

İmparatorlar tarafından Lyon (1274) ve Floransa’da (1439) onaylanan Ortodoks ve Latin Kiliselerinin Birliği, Ortodoksların çoğunluğu tarafından reddedilmiş, hiçbir etkisi olmamıştır.

Patriğin otoritesi kesin olarak imparatorunkini yenmiştir. Ancak devletin, Kara Veba ve toplumsal gerilimleri de beraberinde getiren XIV. yüzyıl ekonomik durgunluğuyla iyiden iyiye zayıflaması, bazılarının refahıyla çelişiyordu.

Zira tuhaf bir şekilde Bizans, Batı’nın ekonomik, sanatsal ve kültürel gelişimine katılmıştı.

Hatta bu gelişimi sağlamıştır: Teknikleri (ipek, cam) oraya nakledilmiş, entelektüelleri Grek mirasını yeniden keşfetmekle kalmamış, hümanistlere de aktarmış ve sanatçıları, Trecento İtalyan resmini etkilemiştir.

Bununla birlikte, IV. Haçlı Seferi’nin travması bütünleşmeyi engellemiştir.

Angeliki Laiou (1941-2008), Harvard Üniversitesi profesörü, tanınmış tarihçi, Bizans toplumu ve ekonomisi uzmanıdır.

Ölümü nedeniyle başladığı bu cildi tamamlayamamış, derleme CNRS’te emekli araştırma direktörü, iktisat ve para tarihçisi, birçok eser sahibi Cécile Morrisson’a emanet edildi.

Ele alınan ülkeler konusunda yetkin dokuz faklı yazar (Bulgar, Fransız, Yunanlı ve Sırp) bu esere katkıda bulundu.

  • Künye: Angeliki Laiou ve Cécile Morrisson – Bizans Dünyası: Bizans İmparatorluğu ve Komşuları (1204-1453), çeviren: Aslı Bilge, Ayrıntı Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2023

Iris Murdoch – Sartre (2023)

Jean-Paul Sartre’ı anlamak, içinde yaşadığımız çağa ilişkin önemli bir şeyi anlamak demektir.

Filozof, politikacı, roman yazarı olarak Sartre, derinden derine çağdaş bir kimsedir ve çağdaş olduğunun da farkındadır; çağımızın üslûbu vardır onda.

Çalışmalarının tümüne göz attığımızda, bu üslûbun Avrupa ahlak felsefesinin, metafiziğinin ve politikasının doğal bir ürünü ve sonucu olduğunu kavrarız.

Başka bir yazarda gizli kalabilen bağlantılar, Sartre’ın eserinin açık-seçikliğinde kendilerini oldukları gibi gösterirler.

Düşüncesiyle eylemini durmadan yenilenen ama belirli bir yönde ilerleyen bir sentez içinde kaynaştırmak ister Sartre.

Uyandırdığı büyük ilginin kaynağını, kavranması hayli güç felsefi düşüncelerinden çok bu düşüncelerden kaynak alan edebiyat ürünlerinde ve eyleminde gerçekleştirdiği külyutmaz ve eleştirici tutumda, yürekli ve içten davranışta aramak gerekir.

Sartre’ın romanları ve felsefesi üzerine derinlikli bir analiz.

Kitaptan bir alıntı:

“Sartre, Hegel-sonrası üç düşünce akımının kavşak noktasında bulunan bir düşünürdür. Bu üç düşünce akımı şunlardır: Marksizm, Varoluşçuluk ve Fenomenoloji. Sartre, bu üç akımın her birinin etkisini duymuş ve üç akımı da etkilemiştir.”

  • Künye: Iris Murdoch – Sartre: Romantik Rasyonalist, çeviren: Selahattin Hilav, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 112 sayfa, 2023

Cynthia Miller-Idriss – Anavatanda Nefret (2023)

ABD başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde aşırılıkçı akımlar kendilerine milyonlarca taraftar buluyor.

Komplo teorilerinden, beyaz üstünlüğüne dair tezlerden, göçmen karşıtlığından beslenen nefret suçları ve şiddet vakaları günbegün artıyor.

Hal böyle olunca aşırılıkçı akımların insanları nasıl etkilediği, hangi mecraları kullanarak toplumda yaygınlaştığı konusu ise çok önemli bir araştırma konusu haline geliyor.

Cynthia Miller-Idriss nefretin üretildiği fiziksel ve sanal alanlara merceğini doğrultuyor ve “Aşırı sağcılar nerede taraftar topluyor?” “Gençler günlük yaşamlarında aşırılıkçı mesajlarla ne zaman karşılaşıyor?” gibi sorulara cevaplar arıyor.

Özellikle toplumların marjlarındaki gençlerin çeşitli ortamlarda nasıl hedef alındığını analiz ediyor ve radikalleşmeye giden yolun ergenlik ve yetişkinlik boyunca aşırı sağcı ortamlara girip çıkmakla oluşan bir süreç olduğunu gösteriyor.

‘Anavatanda Nefret’, yarının aşırı sağcı milliyetçilerinin üniversite kampüslerinden karma dövüş sanatları salonlarına, giyim mağazalarından çevrimiçi oyun sohbet odalarına ve YouTube yemek kanallarına kadar farklı mecralarda nasıl bir araya geldiğini gözler önüne seren ufuk açıcı bir çalışma. Kitap okurları yalnızca günümüz aşırı sağının gençleri cezbettiği ve tuzağa düşürdüğü ana akım mekânlara ve alanlara götürmekle kalmıyor aynı zamanda aşırılıkçı radikalleşmeyle mücadelede kullanabileceğimiz yenilikçi stratejileri de ortaya koyuyor.

  • Künye: Cynthia Miller-Idriss – Anavatanda Nefret: Yeni Küresel Aşırı Sağ, çeviren: Behzat Hıroğlu, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2023