Kirsti Mäkinen – Kalavela (2015)

Elias Lönnrot’un 19. yüzyılda Fin halk hikâyelerinden derleyip kaleme aldığı epik destan.

Soğuk Kuzey’den sıcacık bir nefes.

Kirsti Mäkinen ise, Lönnrot’un derlediği şiirlerden yola çıkarak çocuklar için destanı nesire dönüştürmüş.

Bu muhteşem hikâye, Pirkko-Liisa Surojegin’in harikulade resimleriyle birleşince, ortaya enfes bir eser çıkmış.

  • Künye: Kirsti Mäkinen – Kalavela, resimleyen: Pirkko-Liisa Surojegin, çeviren: Riitta Cankoçak, Can Yayınları

Hürriyet Yaşar – Önce Ben Onu Öldürdüm (2009)

Hürriyet Yaşar’ın ilk öykü kitabı ‘Anlatmaya Biri Gerek’ ismini taşıyordu.

‘Bir Tersine Yürüyüş’ ve ‘Yiğit İken Ölenlere’ adlı öykü seçkilerinin de hazırlayanı olarak bildiğimiz Yaşar, ‘Önce Ben Onu Öldürdüm’ ile yine öykü türünde bir kitapla okurun karşısına çıkıyor.

Yaşar bu öykülerinde, hayatın içinden karakterleri aracılığıyla Türkiye’nin toplumsal ve siyasal ortamını hikâye ediyor.

Yazar, kitaba adını veren öyküsünde kadın-erkek ilişkilerindeki dönüşümleri hikâye ediyor.

Yaşar, birbirlerini coşkuyla seven iki insanın, evlendikten sonra ilişkilerinde yaşadıkları çıkmazlarla baş edememelerini ve bunun beraberinde getirdiği moral bozukluğunu, güzel bir Türkçeyle öykülüyor.

  • Künye: Hürriyet Yaşar – Önce Ben Onu Öldürdüm, Can Yayınları, öykü, 95 sayfa

Jenny Erpenbeck – Gidiyor, Gitti, Gitmiş (2018)

Avrupa’ya göçmen olarak gitmiş on Afrikalı, Almanya’da kendi küçük dünyasında, küçücük dertleriyle boğuşan bir adamın hayatını dönüştürür.

Sıcak bir yaz günü, on Afrikalı göçmen, Berlin’de Kırmızı Belediye Binası’nın önünde toplanarak açlık grevi yapacaklarını açıklar.

Göçmenlerin tek bir talebi vardır: İnsan yerine konmak.

O esnada emekli profesör Richard da, kendi hayatıyla ilgili yanıtlarını bir türlü bulamadığı sorularla boğuşmaktadır.

Profesörün yolu, işgal eylemi yapan bu Afrikalı mültecilerle kesişir.

Richard, kısa süren bir bocalamanın ardından bu göçmenlerin arasına katılmaya karar verir.

Yaşlı profesörün hayatında bu deneyim, ilk kez kozasının dışına çıktığı ve başka dünyalara, başka hakikatlere adım atacağı bir sürece dönüşecektir.

Jenny Erpenbeck’in güzel romanı, bu karşılaşmanın nasıl büyük dönüşümlere gebe olduğunu anlatırken Avrupa toplumunun göçmenlik konusundaki ikiyüzlü tutumunu da çarpıcı bir biçimde tasvir ediyor.

  • Künye: Jenny Erpenbeck – Gidiyor, Gitti, Gitmiş, çeviren: İlknur İgan, Can Yayınları, roman, 328 sayfa, 2018

Behçet Çelik – Kaldığımız Yer (2015)

İnsanın gündelik hayatın içindeki kimi zaman umut dolu, kimi zamansa yılgın ve bezgin hallerine inen, bunu yaparken siyasi ve toplumsal bir eleştiriyi de hikâyeye yediren, usta işi öyküler.

Behçet Çelik’in öyküleri en çok, “kaldığımız yer”i sorgulamaları, bizi konuşup hesaplaşmaya; kendimiz, hayatımız ve coğrafyamızla yüzleşmeye davet etmeleriyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Behçet Çelik – Kaldığımız Yer, Can Yayınları

Ingvar Ambjørnsen – Sezer ve Tozar: Çomar Amca’nın Mirası (2018)

Ingvar Ambjørnsen, özellikle 1986 yılında yayınlanan ‘Beyaz Zenciler’ adlı romanıyla büyük ün kazanmıştı.

Ambjørnsen şimdi de, kedisi ve köpeğinden ilham aldığı çocuklara yönelik bu seriyle karşımızda.

Serinin ilk kitabında, çirkin köpek Tozar ile karnı sürekli acıkan kedi Sezer, varlığından daha önce hiç haberleri olmayan bir amcaları olduğunu öğrenir.

Kahramanlarımız, gelen bir mektupla, bu gizemli amcadan kendilerine pansiyon miras kaldığını öğrenir.

Tozar ve Sezer bavullarını hazırlayıp yola koyulur.

Bu yolculuk, kahramanlarımıza yepyeni bir dünyanın kapılarını aralayacaktır.

  • Künye: Ingvar Ambjørnsen – Sezer ve Tozar: Çomar Amca’nın Mirası, resimleyen: Per Dybvig, çeviren: Deniz Canefe, Can Yayınları, çocuk, 88 sayfa, 2018

Delal Arya – Buzlar Şehri (2015)

Pera Günlükleri’nin dördüncü hikâyesi, kötücül tılsımlarıyla şehri ele geçirmiş “akbasan” denen buzul cadılarıyla kıyasıya bir mücadeleye girişmiş çocukların maceralarını anlatıyor.

Buzul cadıları, şehirdeki herkesi sonsuz bir uykuya yatırmıştır.

Bu büyüden yalnızca tılsımlı olan birkaç kişi kurtulabilmiştir ve bunlar, tüm şehri kurtarmak için son umuttur.

  • Künye: Delal Arya – Buzlar Şehri, Can Yayınları

Sonya O. Rose – Toplumsal Cinsiyet Tarihçiliği Nedir? (2018)

Toplumsal cinsiyet tarihçiliğinin temelindeki anafikir şudur: Kadın veya erkek olarak tanımlanmanın ne anlama geldiğinin bir tarihi vardır.

Toplumsal cinsiyet tarihçileri kadınlar ile erkekler arasındaki algılanan farklarla, ilişkilerinin yapısıyla, kadınların ve erkeklerin toplumsal cinsiyetli varlıklar olarak kendi iç ilişkilerinin doğası bağlamında zaman içindeki değişikliklerle ve tek bir toplumun geçmişteki belli bir dönemde sergilediği çeşitliliklerle ilgilenirler.

Sonya Rose da bu kitabında, toplumsal cinsiyet tarihçilerinin neler yaptıklarını araştırıyor.

Toplumsal cinsiyetin bir tarihi olmaktan ziyade, alandaki yaklaşımları ve bunların gelişimlerini konu alan ve toplumsal cinsiyet tarihçilerinin ilgi gösterdiği kimi tarihsel konuları masaya yatıran kitabın ilk bölümü, “toplumsal cinsiyet”, “tarih” ve “feminist tarih” terimlerinin temel tanımlarını sunuyor ve toplumsal cinsiyet tarihçiliğinin kadın tarihçiliğinden başlayan gelişiminin izini sürüp akademik dünya üzerindeki eşitsiz etkisini ele alıyor.

İkinci bölüm, cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki ayrımı ayrıntılandırıp beden ve cinsellik tarihlerini masaya yatırıyor.

Üçüncü bölüm, toplumsal cinsiyetin ırk ve sınıfla kesiştiği noktaları başta kölelik ve sömürgecilik olmak üzere diğer konulardan örneklerle ele alıyor.

Dördüncü bölüm, okuru erkek ve erillik çalışmalarıyla tanıştırıyor, konuya farklı yaklaşımları ele alıyor ve hem belirli bir tarihsel dönemde anlaşıldığı ve pratiğe döküldüğü çeşitli şekilleri hem de zaman içinde değişen erkeklik kavrayışlarını vurguluyor.

Beşinci bölüm, toplumsal cinsiyet tarihçilerinin, genel olarak tarihçiler için temel nitelikte olan sorunlara nasıl katkılar sunduğunu örneklendiriyor.

Özellikle de sömürge fetihleri, devrimler, milliyetçilik ve savaş konularına odaklanıyor ve 17. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan örnekleri masaya yatırıyor.

Altıncı bölüm ise, tarihte toplumsal cinsiyet araştırmalarına yaklaşımlardaki bazı ihtilafları inceliyor ve okuru yeni yönelimlerden bazılarıyla (öznelliğe psikanalitik ve diğer yaklaşımlar ile ulus ötesi ya da küresel tarihler gibi) tanıştırıyor.

  • Künye: Sonya O. Rose – Toplumsal Cinsiyet Tarihçiliği Nedir?, çeviren: Ferit Burak Aydar, Can Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 200 sayfa, 2018

Cangül Örnek – Türkiye’nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı (2015)

Türkiye’nin Soğuk Savaş koşullarındaki entelektüel iklimini kapsamlı bir şekilde inceleyen bir çalışma.

Cangül Örnek’in bu özenli çalışması, o dönemin fikir çevrelerine ve ideolojiler alanına nasıl yansıdığını, ABD’nin bu süreçte Türkiye’deki yönetici ve aydın kesimle ilişkilenme biçimlerini, Amerikan propagandasının ülkedeki antikomünizmin gelişimine etkilerini ve bütün bunların üniversitelere, özellikle de sosyal bilimlere nasıl yön verdiğinin dört dörtlük bir analizini sunuyor.

Örnek’in bu nitelikli çalışmasıyla, Halit Çelenk Hukuk Ödülü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Cangül Örnek – Türkiye’nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı, Can Yayınları

Sam Stall – Uygarlığı Değiştiren 100 Kedi (2009)

Sam Stall ‘Uygarlığı Değiştiren 100 Kedi’de, tarihte en çok adı geçen kedileri anlatıyor.

Yazar, bilim, tarih ve sanata katkıda bulunan, büyük edebiyat yapıtlarına esin kaynağı olan birçok kedinin portresini veriyor.

Stall, genel olarak gamsız, nankör ve insan ırkının ne yaptığıyla ilgilenmeyen bir hayvan olarak bilinen kedi cinsinden bazı üyelerin, kendilerine özgü yollarla yüzyıllar boyu insanlık yararına gösterdikleri çabayı, eğlenceli bir üslupla anlatıyor.

Bu çabaya, ünlü kedilerin tümünün olumlu yönde katkıda bulunduğu söylenemez.

Zira Stall, bunlardan “karşı kahramanlar” olarak tanımlanabilecek olanlarının marifetlerini aktarmayı da ihmal etmiyor.

  • Künye: Sam Stall – Uygarlığı Değiştiren 100 Kedi, çeviren: Ayşen Anadol, Can Yayınları, anlatı, 133 sayfa

Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas – Bıçkın ve Ağlak (2018)

‘Yeni Türkiye’nin Hikâyesi’ alt başlığıyla yayınlanan ‘Bıçkın ve Ağlak’, daha önce ‘Cilalı İmaj Devri’, ‘Pop Çağı Ateşi’, ‘İnternet Dolunay Cemaat’ ve ‘Yeni Şehir Notları’ gibi kitaplarında 1990’lar Türkiye’sini anlatmış Can Kozanoğlu’nun AKP iktidarının bütün yönleriyle nüfuz ettiği “yeni Türkiye”de yaşanan kültürel, toplumsal ve siyasi dönüşümü irdeliyor.

Yaklaşık bir yıl önce ‘2001: Eski Türkiye’nin Son Yılı’ adlı kitabı yayınlanan Mirgün Cabas’ın söyleşileriyle ilerleyen kitapta, ANAP’ın iktidara geldiği 1980’lerden başlayarak mafyanın popülerleşmesinden arabeskin yeniden yükselişine, sosyal medyanın önemli bir muhalif güç olarak ortaya çıkışından AKP ve Erdoğan fenomenlerine, Kürt siyasetinden Gezi direnişine, Gülen cemaatinden 15 Temmuz felaketine, akademinin dönüşümünden İstanbul’un ranta kurban edilişine ve yerel mutfaklardan çakma gurmelere pek çok konu tartışılıyor.

Can Kozanoğlu, yukarıda bahsettiğimiz 90’lı yıllar Türkiye’sine dair kitaplarına 2000’li yıllarda ara vermişti.

‘Bıçkın ve Ağlak’, bir anlamda aradaki eksik halkayı tamamlayıcı nitelikte olmasıyla çok önemli.

Dolayısıyla biz de, “Uzun bir aradan sonra, hoş geldin Can Kozanoğlu” diyoruz.

  • Künye: Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas – Bıçkın ve Ağlak, Can Yayınları, kültür, 496 sayfa, 2018