Kolektif – Sahaflar Kitabı (2022)

Son İstanbullu sahaflarla yapılmış söyleşiler barındıran, arşivlik bir çalışma.

Ağırlıklı olarak Kadıköy’deki sahaflarla yapılan bu söyleşilere Enderun Kitabevi, Sahaf Hilmi, Müteferrika Sahaf, Turkuaz Sahaf, Nigâr Sahaf, Babil Sahaf ve Bahtiyar Sahaf’tan isimler katılmış.

Sahaflar kitap üretimi ve satışı, ayrıca kitap kültürü ve sanatlarıyla iştigal eden kadim bir esnaf grubu.

Tarihî İstanbul’un ve ilim ve sanat merkezi bütün büyük şehirlerin ayrılmaz bir parçası.

Sahaf çarşıları da öyle.

Yanında yöresinde hattatlar-müstensihler, kâğıtçılar, mürekkepçiler, mücellitler, müzehhipler, kalem, divit, hokka, mistar, kalem açacağı, rih gibi yazı levazımatı yapıp satanlar gibi alt esnaf grupları var.

Her dönemde ve hemen her kültür havzasında entelektüel ve estetik bir muhit.

İlim-irfan pazarı…

Aynı zamanda sohbetin ve bitmez tükenmez kitap “dedikodu”larının mekânı.

Matbaanın, basılı eserlerin devreye girmesiyle hayli tehavvülat geçiren, zaman içinde ilgileri ve alıp sattıkları unsurlar, kullandıkları araçlar artarak, eksilerek değişen, dönüşen sahaflar bugün de İstanbul’da ve büyük şehirlerde varlıklarını sürdürüyorlar.

Kitap, son İstanbullu sahaflardan birkaçıyla, meslekleri ve meşreplerine, kitaplara, kitap muhiplerine, yazmalara, basmalara, ilim-irfan sahibi müdavimlere, kapılarına gelen kıymetli kütüphanelere, levhalara, nadir yahut imzalı risâlelere, gazete ve dergi koleksiyonlarına, hurdacılara, kaldırım sahaflarına, elbette kendi istisnai hikâyelerine dair yapılmış uzun sohbetlerden oluşuyor.

Fotoğraflar ve kitaba dair zengin görsel malzeme de onlara eşlik ediyor.

  • Künye: Kolektif – Sahaflar Kitabı: Son İstanbullu Sahaflarla Konuşmalar, hazırlayan: İsmail Kara, Filiz Dığıroğlu ve Fulya İbanoğlu, Dergah Yayınları, söyleşi, 448 sayfa, 2022

Thomas Malthus – Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme (2021)

Thomas Robert Malthus, çok tartışmalı bir isim olsa da, 18. yüzyıl sonu 19. yüzyıl başı İngiltere’sinin siyasal ve sosyal karmaşasına kendine has katkılar sunmuş bir isim.

Malthus’un en tartışmalı eserlerinin başında gelen ‘Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme’ de, yeni bir çeviriyle Türkçede.

Malthus bu eserini kaleme alırken o günün özgül koşullarını referans alıp, aklın rehberliği ile detaylı bir tartışma yürütüyor ve ekonomi politik alanında ilginç tezler ortaya koyuyor.

Malthus bunu yaparken de William Godwin ve Marquis de Condorcet gibi dönemin önde gelen düşünürlerinin fikirlerini tartışmaya açıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Doğa felsefesinde son yıllarda yankı bulan büyük ve beklenmedik keşifler; resim sanatının gelişmesinden doğan ontolojik bilginin yaygınlaşması; sorgulamaların ateşli ve özgür ruhunun, aydın ve hatta cahil dünyaya galebe çalması; göz kamaştırıcı ve şaşırtıcı siyasi konularda özellikle de siyasi ufkun muazzam bir olgusu olan, tıpkı yanan bir kuyruklu yıldızın kaderinde var olan ya yeni yaşam biçimlerine hayat vermesi ya da yeryüzündeki ürkek canlıları yok etmesinde olduğu gibi Fransız İhtilali’nin vuku bulmasındaki bütün kesişmeler, birçok aydın insanı, en önemli değişimlere gebe olan bir dönemde yaşanıldığı kanaatine götürmektedir. Bu değişimler ki bir şekilde insanlığın gelecekteki kaderini belirleyebilecek ve şekillendirebilecek olandır… Söylemek istediğim tek şey ise böylesi değişimleri, akıl yürütme hali olmadan açıklayabilmek ve ortaya çıkarabilmek imkânsızdır.”

  • Künye: Thomas Malthus – Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme, çeviren: Sevil Zengin, Dergah Yayınları, sosyoloji, 211 sayfa, 2021

Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey (2022)

Dahi müzisyen Tanburi Cemil Bey’in hayatı ve çalışmaları üzerine sağlam bir sosyolojik inceleme.

Bekir Şahin Baloğlu’nun enfes çalışmasının en özgün katkılarından biri de, Tanburi Cemil Bey’le ilgili efsanelerle hesaplaşması.

Tanburi Cemil Bey, Türk müziğinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarımında, yaptığı ses kayıtlarıyla en büyük aracılardan biri.

O, yaşadığı dönemin bir müzisyeni olmasının ötesinde, değişimin farkına varıp bu değişime besteleri, yazıları ve en önemlisi bıraktığı ses kayıtlarıyla bizatihi katkıları olmuş bir portredir.

Eski ve yeninin tam merkezinde bulunan Tanburi Cemil Bey, hem “eski”nin hem “yeni”nin göstergelerine sahip.

Bu vasfıyla Cemil Bey, geçmişte yaşamış herhangi bir tarihi karakter olarak anlaşılmamış; kimi zaman mevcut müzik mirasını muhafaza eden yönüne bakılarak geleneksel ve kimi zaman da sadece değişime yönelik tercihleri görülerek modern bir portre olarak algılanmıştı.

Bu kitap ise, Cemil Bey’in müziğinin nasıl yapıldığından çok hangi sosyolojik şartlarda yapıldığını ve sanatçının böylesi bir icraya yönelmesinin sebeplerini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte döneminin sosyokültürel atmosferinin ötesinde Cemil Bey’in, sanatın belli bir zaman ve toplumsal düzen içinde ölçülemeyen sınırsızlığına yaptığı atıfları anlamak adına kullandığı bazı müzikal unsurların analizlerine de yer verilmiş.

Dâhi müzisyen Tanburi Cemil Bey, çalışkanlığı, yaşadığı dünyayı algılayışı ve tepkileriyle; ayrıca taksimleri, eser icrası, besteleri, sahip olduğu her tür müziğe açık bakış açısı, multi-enstrümantalist vasfı, yeni enstrüman icatları gibi ortaya koyduğu yüksek müzikal başarı ile örnek bir müzisyen prototipi olarak halen yaşıyor.

  • Künye: Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey: Efsane ve Realite Arasında Bir Portre, Dergah Yayınları, biyografi, 336 sayfa, 2022

Roderic H. Davison – Osmanlı İmparatorluğu’nda Reform (2021)

Osmanlı’nın Tanzimat reformlarıyla ilgili şu ana kadar yapılmış en derli toplu ve güvenilir çalışmalardan biri.

Kitap, 1839 Gülhane Hattı Şerifi’nin ilan edilmesinden başlayarak 1856 Hattı Hümayunu ve 1876 Anayasası’na kadar olan dönemi içine alıyor.

Yazar, zengin referanslardan yararlanarak merkezi hükümeti kuvvetlendirmeye, taşra yönetimine çeki düzen vermeye, gayrimüslim azınlıkların yapısını gözden geçirmeye, hukuk, eğitim ve orduyu modernize etmeye ve tüm bir reform hareketinin doruk noktası olarak 1876 Anayasası’nın ilan edilmesine yönelik girişimleri enine boyuna inceliyor.

Davison, kullandığı geniş literatür, arşiv vesikaları ve ölçülü hükümleri ile Osmanlı tarihinin bu devresinde iç siyasi gelişme üzerinde şimdiye kadar yazılmış olan en derli toplu ve güvenilir araştırma.

On dokuzuncu yüzyılda Türk modernleşmesini çalışacaklar için altın değerinde bir kılavuz olan çalışma, Avrupa arşivleri üzerinden Tanzimat’ın hazırlanışı, ilanı ve Kanun-i Esasi’nin ilanına kadarki dönemin Batılı gözlerden bir panoramasını sunuyor.

  • Künye: Roderic H. Davison – Osmanlı İmparatorluğu’nda Reform (1856-1876), çeviren: Osman Akınhay, Dergah Yayınları, tarih, 626 sayfa, 2021

Dipesh Chakrabarty – Avrupa’yı Taşralaştırmak (2021)

Batılı düşünürler Batı dışı halkları görmezden geldikleri halde, üçüncü dünya sosyal bilimi nasıl olup da Avrupa düşüncesine bu denli derinden bağlı kaldı?

Tarihyazımında çığır açmış ‘Avrupa’yı Taşralaştırmak’, sosyal bilimlerdeki Avrupa-merkezciliğin kırılmasında büyük paya sahip.

Dipesh Chakrabarty, kapitalist modernitenin kavramlarla ördüğü soyut anlatıyı ve kronolojiyi tarihin çoklu zaman çizgilerinin içine çekerek sarsıyor.

Batı-dışı toplumların ne yaparlarsa yapsınlar noksan kaldıkları ilerleme ve medeniyet ideallerini sorguluyor, moderniteye geçiş tartışmalarını yeniden yazıyor.

Yazara göre, Avrupa’nın “insanlığın evrensel tarihi”ni temellük edişine son verip, kıtayı taşralaştırmak sosyal bilimleri ve geleceği özgürleştirecek ilk adımdır.

Chakrabarty, Avrupa’yı taşralaştırmak fikrini muazzam olgularla ve ustalıklı yeniden yorumlayarak modernite ve sömürge deneyimi hakkındaki mevcut tartışmalara büyük katkıda bulunuyor.

  • Künye: Dipesh Chakrabarty – Avrupa’yı Taşralaştırmak: Postkolonyal Düşünce ve Tarihsel Farklılık, çeviren: İlker Cörüt, Dergah Yayınları, siyaset, 420 sayfa, 2021

Michel Foucault – Kliniğin Doğuşu (2021)

Tıbbın amacı hastalığa çare bulmak değil, hastayı sağlıklı tutmaktır.

Michel Foucault, 18. yüzyıldan itibaren yerleşmeye başlayan bu geleneğin özne ve öznelliği nasıl adım adım bertaraf ettiğini gözler önüne seriyor.

Foucault bu kitabında 18. yüzyılda başlayan bir devrimi ele alıyor: Tıbbın amacı artık hastalığa çare bulmak değil, hastayı sağlıklı tutmaktır.

Galen’den o devre dek gelmiş süreklilikler yeni çağın eşiğinde ufalanıp, yeni bir düzene yer açar.

Fransız Devrimi’yle hız kazanan bu dönüşüm hastalıktan ne anlaşıldığını, semptomların nasıl okunacağını ve en önemlisi de yaşamla ölümün farkını yeniden şekillendirdi.

Doktorun gözünün gördükleri öne çıkmaya başlar; modernler bu yeni klinik bakışı patolojik anatomiyle bir araya getirerek yaşamı yeni gözlerle görmeye başlar.

Foucault’nun hocası Canguilhem’i takiple kaleme aldığı bu kavram tarihi çalışmasıyla insanın hakikatinin dönüşümüne ışık tutuyor.

  • Künye: Michel Foucault – Kliniğin Doğuşu: Tıbbi Bakışın Arkeolojisi, çeviren: İnci Uysal, Dergah Yayınları, antropoloji, 279 sayfa, 2021

Kolektif – Sosyolojinin Öncüleri (2021)

Alman Sosyoloji Cemiyeti’nin 19-22 Ekim 1910’da Frankfurt’ta düzenlenen ilk kongresindeki konuşma ve tartışmalardan harika bir seçki.

Burada Weber’den Tönnies’e, Simmel’den Sombart’a daha sonra sosyolojide birer ekol haline gelecek isimlerin makaleleri yer alıyor.

Almanya’da sosyolojinin hem epistemolojik hem de örgütsel olarak tesis edilmesi için bu kongre bir eşik oluşturur.

Ren nehrinin öte yanında doğmuş bu pozitivist icadın Durkheim ve öğrencileri elinde kat ettiği mesafe 20. yüzyıl başında inkâr edilemez bir atılım teşkil ediyordu.

Georg Simmel, Ferdinand Tönnies, Max Weber, Werner Sombart, Ernst Troeltsch ve Hermann Kantorowicz gibi felsefe, hukuk, ilahiyat gibi alanlardan gelen büyük isimlerin bu sunuşları sosyolojinin katılaşmamış, ufku açık günlerinden bir hatıra olmanın ötesinde, sosyolojinin çağdaş krizlerini aşmak için yürünmemiş yollara işaret fişekleri bırakıyor.

  • Künye: Kolektif – Sosyolojinin Öncüleri: Alman Sosyoloji Cemiyeti’nin İlk Kongresi (1910), çeviren: Özgüç Orhan, Dergah Yayınları, sosyoloji, 302 sayfa, 2021

Jacques Le Goff – Ya Paranı Ya Canını (2021)

 

‘Ya Paranı Ya Canını’, Orta Çağ’ın ekonomik ve dini yaşamı üzerine kısa fakat çok aydınlatıcı bir metin.

Jacques Le Goff, Kilise ve tefeci arasındaki çatışmayı merkeze alarak dönemin ekonomik ve dini yapılarının ruhunu ortaya koyuyor.

Dünyanın önde gelen Orta Çağ uzmanlarından olan ve Türkçeye de çok sayıda kitabı çevrilen Fransız tarihçi Le Goff, burada kapitalizmin ayak seslerine dikkat kesiliyor.

Kapitalizmin doğuşunun büyük ya da küçük anlatılarının arasında konsüllerden kilise kayıtlarına, kıssalardan vaazlara uzanan bir arkeolojik kazıya girişiyor.

Balzac’tan Dickens’a ve Gide’e kapitalist düzeni anlatan her romanda karşımıza çıkan tefeci figürünün öncülü olan; İsa’nın tapınaktan kovduğu murabahacının ve murabahanın izlerini, içinde bulunduğu ekonomik ve dinî yapılar ve pratikler içinde sürüyor.

Murabahayı tamahkârlığın cisimleşmiş hâli olarak reddeden, Tanrı’ya ait zamanı satan bir fiil olarak onu cehenneme mahkûm eden Kilise’nin Orta Çağlar boyunca bu tavrında yaşanan dönüşümleri din ve para ekonomisiyle birlikte okuyor.

Eserlerinde, bir zamanların geçirgen olmayan sınırlarla dolu Orta Çağ tasavvuruna şiddetle karşı çıkan Le Goff, elinizde tuttuğunuz bu küçük kitapta da hukuktan dinî yaşama, ekonomiden kurtuluş tasavvurlarına canlı bir Orta Çağ resmi çiziyor.

“Ya paranı ya canını” diyen Kilise’ye karşı murabahacının nasıl “hem paramı hem canımı” diyebildiğini gösteriyor.

  • Künye: Jacques Le Goff – Ya Paranı Ya Canını: Orta Çağda Ekonomi ve Din, çeviren: Enes Öztürk, Dergah Yayınları, tarih, 109 sayfa, 2021

Friedrich Wilhelm Nietzsche – Megaralı Theognis Üzerine (2021)

Nietzsche’nin 20 yaşındayken yazdığı doktora tezi nihayet Türkçede.

Nietzsche, Yunan düşüncesinin incelenmesine adanmış kariyerinin başlangıcını oluşturan eserinde, Yunanlı lirik şair Magaralı Theognis’i derinlemesine inceliyor.

Orijinal adı ‘De Theognide Megarensi’, Nietzsche’nin o tarihe dek yaptığı en kapsamlı tahlilini gözler önüne seriyor.

Nietzsche burada, Theognis’in külliyatına ve hayatına dair bütünlükçü bir yaklaşım getiriyor.

Theognis’in yalnızca “anlaşılmaz sözler söyleyen bir şair” olduğu ve eserlerinin de bütünlükten mahrum bir “fragman derlemesi” olduğu şeklindeki yaygın kanının aksine, Nietzsche şairin eserlerinin, hayatının ve altıncı yüzyıl Megara’sındaki siyasi vaziyetin karşılaştırmalı bir şekilde incelenmesinin tutarlı bir külliyat ortaya koyduğunu göstermek ister.

Theognis’in eserleri ne basit bir “vecizeler ve aforizmalar yığını” olarak tasavvur edilebilir ne de derinliksiz bir pedagoji şeklinde anlaşılmalıdır.

Aksine Nietzsche ‘De Theognide Megarensi’de, net bir ahlak ve siyaset anlayışı ortaya koyuyor.

  • Künye: Friedrich Wilhelm Nietzsche – Megaralı Theognis Üzerine, çeviren: Yunus Emre Ceren, Dergah Yayınları, felsefe, 94 sayfa, 2021

Yuzo Nagata ve Hikari Egawa – Osmanlı’nın Son Döneminde İstanbul’da Tiyatro ve Çevresi (2021)

On dokuzuncu yüzyılın sonunda İstanbul, renkli bir tiyatro çevresine sahipti.

Öyle ki, Paris, Londra, Viyana, Tokyo gibi bir “tiyatro şehri”ydi.

İki Japon araştırmacı, Yuzo Nagata ve Hikari Egawa da, Türkiye modern tiyatro tarihine çok büyük katkıda bulunuyor.

On dokuzuncu yüzyıl sonu İstanbul’unda, Batı’dan alınan tiyatro biçimleriyle geleneksel Türk tiyatrosu biçimlerinin kaynaşarak dinamik bir tiyatro çevresinin oluşturulmuştu.

Nagata ve Egawa da, bu çalışmalarında, 1881-1921 yıllarına ait yüz yetmiş tiyatro afişi ve broşürünü çeşitli tiyatro temsillerinde seyirciye sunulan oyun programlarıyla birlikte değerlendiriyor ve her bir temsilin nasıl bir manzara oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Böylece modern çağ Türk tiyatrosu tarihi araştırmalarına büyük katkı sunan yazarlar, ayrıca Türk tiyatro tarihini hem dünya tiyatro tarihi içine yerleştiriyor, hem de Japon tiyatro tarihiyle bazı noktalarda karşılaştırıp aralarındaki benzerlikleri ortaya koyuyor.

Tiyatro araştırmacılarının ve tiyatro tutkunlarının kitaplığında bulunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Yuzo Nagata ve Hikari Egawa – Bir Kentin Toplumsal Tarihi Açısından Osmanlı’nın Son Döneminde İstanbul’da Tiyatro ve Çevresi, Dergah Yayınları, 210 sayfa, 2021