Marcel Mauss – Sosyoloji Nedir? (2022)

Erken Cumhuriyet dönemi aydınlarından Sadri Etem’in 1934’teki ‘Hibe’ tercümesinden beri tanıdığımız, Durkheim’ın en sıkı ve sadık talebesi Marcel Mauss’un bu derlemede bir araya getirilen dört makalesi, yeni teşekkül etmiş “sosyoloji” bilimini tanımlama, sınırlarını çizme ve epistemolojik temellerini sağlamlaştırmayı amaçlar.

Sosyolojinin bağımsızlığını itinayla nesnesini tasvir ederek tahkim etmeye çalışan Mauss, psikolojiden hukuka rakiplerle tartışarak ilerler.

Durkheim’ın ölümünden sonra Fransız sosyolojisinin önde gelen ismi olmuş Mauss’un Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı hayal kırıklığının ve tedirginliğin izlerini sürebileceğimiz bu yazıları sosyolojinin gerekliliği, sosyoloğun “siyasi” rolünü ve bilimin barış misyonunu da irdeliyor.

  • Künye: Marcel Mauss – Sosyoloji Nedir?, çeviren: Murat Devres, Dergah Yayınları, sosyoloji, 182 sayfa, 2022

Richard Rorty – Felsefe ve Doğanın Aynası (2022)

‘Felsefe ve Doğanın Aynası’, 1979’da ilk yayınlandığında felsefe dünyasında bir bomba etkisi yarattı.

Richard Rorty, kitapta on yedinci yüzyıldan başlayarak, filozofların temsil nosyonuna yönelik hastalıklı bir takıntı geliştirdiklerini gösterdi: bu takıntı, zihni gerçekliği yansıtan bir ayna olarak tasavvur ediyordu.

Rorty’nin kitabı bu imgenin ve onu yaratan düşünce geleneğinin güçlü bir eleştirisidir.

40 yılı devirdikten sonra dahi en çok okunan kitaplardan biri olan ‘Felsefe ve Doğanın Aynası’, yirminci yüzyıl felsefesinin bir klasiği oldu, gelecek felsefeler için de kaçınılması gereken büyük yanılsamalara dair felsefi bir imkan hüviyeti kazandı.

Kitabın akademide, hem felsefe içinde hem de geniş bir disiplinler yelpazesi üstünde yarattığı etki kesintisiz biçimde devam ediyor.

Bu basım, Rorty’nin daha önce yayınlanmamış “Uzman Olarak Filozof” denemesinin yanı sıra, Funda Günsoy’un sunuş ve değerlendirmesini, filozof Michael Williams ve edebiyat uzmanı David Bromwich’in Rorty üzerine yazılarını içeriyor.

  • Künye: Richard Rorty – Felsefe ve Doğanın Aynası, çeviren: Funda Günsoy, Dergah Yayınları, felsefe, 2022

László F. Földényi – Dostoyevski Sibirya’da Hegel Okuyup Gözyaşlarına Boğuldu (2022)

“Dostoyevski Sibirya’da Hegel okuyup gözyaşlarına boğuldu.”

İnsan böyle bir cümleyi iki defa okuyor, inanamıyor.

Macar düşünür László Földényi ilk yayınlandığı günden bu yana büyük ilgi çekmiş bu denemesiyle Sibirya sürgünündeki Dostoyevski’nin Hegel’le karşılaşmasını, modern varoluşun en sert edebi eleştirisinin doğum anını ele alıyor.

Dostoyevski dünya tarihinin dışından, yani Sibirya’dan modern uygarlığın “akılcılık”ın elinde ruhsuz, somuta indirgenmiş, tekdüze, gri bir cehenneme dönüşmesini görüyor.

Dostoyevski’yi tarumar eden dehşeti Földényi, karşı-Aydınlanmacı bir hattan yorumluyor.

Földényi’nin denemesine gene Dostoyevski üzerine yazdığı iki metin eşlik ediyor: ilkinde Ölüler Evinden Anılar’ı ele alırken ikincisinde Karamazov Kardeşler’in meşhur vecizesi “Tanrı yoksa her şey mubahtır”a eğiliyor.

Cees Nooteboom, bu kitap hakkında şöyle diyor:

“Sanrılara sürükleyen bir an: ölüme mahkûm edilmiş Dostoyevski Sibirya’nın sonu olmayan boşluğuna asker olarak gönderilir, Hegel’in Tarih’in soyut inşası üzerine düşüncelerini okur; bu ne Sibirya’ya ne de Afrika’ya yer veren bir inşadır, Weltgeist’da (dünya-ruhu) nihayet bulan kutsal sonuyla camdan yapılma duygusuz bir inşadır bu, bu inşada insanlığın tüm şahsi acıları gözden yiter. László Földényi bu meseleyi öyle bir üslupla ele alıyor ki kutsalın onunla birlikte ürperiverdiğini hissedebiliyorsunuz.”

  • Künye: László F. Földényi – Dostoyevski Sibirya’da Hegel Okuyup Gözyaşlarına Boğuldu, çeviren: Nihan Soyöz ve Emre Güler, Dergah Yayınları, deneme, 62 sayfa, 2022

Maurice Maeterlinck – Gündelik Hayatın Trajedisi (2022)

‘Gündelik Hayatın Trajedisi’, insanın büyük varoluş meseleleri üzerine derinlikli bir çözümleme.

Maurice Maeterlinck, büyük maceraların trajedisinden çok daha gerçek, çok daha derin ve gerçek varlığımıza çok daha uygun bir günlük trajedi olduğunu söylüyor.

1911 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Maeterlinck gerek modernizme yön veren keskin tiyatro oyunları gerekse denemeciliğiyle 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biri.

Klasik bir üslupla, çağının ötesindeki bir modern duyuşla ele aldığı büyük varoluş meselelerinde mütevazı ve müdanasız fikri hat tutturdu.

‘Gündelik Hayatın Trajedisi’, yeni bir çeviriyle, Antonin Artaud’nun önsözüyle raflardaki yerini aldı.

Kitaptan bir alıntı:

“Hükümlerini kavrayamadığımız büyük bir yargıcın indireceği elin altında, hiçbir şey söylemeksizin yaşar ruhumuz. Fakat vereceği hesabın mahiyeti nedir? Bunu belirleyecek ahlak yasasını nerede aramalı? Düşüncelerimizin çok ötesindeki diyarlarda hüküm süren gizemli bir ahlak var mıdır? En saklı arzularımız, gözle göremediğimiz merkezi bir yıldızın güçsüz gezegenleri midir? Varlığımızın merkezinde şeffaf bir ağaç mı vardır, bütün eylem ve erdemlerimiz o ağacın kısa ömürlü çiçekleri ve yaprakları mıdır? Aslında ruhumuzun hangi kötülüğü işleyebileceğinden haberdar olmadığımız gibi, daha yüksek bir zihnin veya başka bir ruhun huzurunda ne sebeple yüzümüzün kızaracağını da bilmeyiz; gelgelelim hangimiz saf sayar kendini, hangimiz o gelecek yargıçtan korkmaz? Başka ruhlardan korkmayan bir ruh gösterebilir misiniz?”

  • Künye: Maurice Maeterlinck – Gündelik Hayatın Trajedisi, çeviren: Yunus Çetin, Dergah Yayınları, deneme, 92 sayfa, 2022

Kolektif – Sahaflar Kitabı (2022)

Son İstanbullu sahaflarla yapılmış söyleşiler barındıran, arşivlik bir çalışma.

Ağırlıklı olarak Kadıköy’deki sahaflarla yapılan bu söyleşilere Enderun Kitabevi, Sahaf Hilmi, Müteferrika Sahaf, Turkuaz Sahaf, Nigâr Sahaf, Babil Sahaf ve Bahtiyar Sahaf’tan isimler katılmış.

Sahaflar kitap üretimi ve satışı, ayrıca kitap kültürü ve sanatlarıyla iştigal eden kadim bir esnaf grubu.

Tarihî İstanbul’un ve ilim ve sanat merkezi bütün büyük şehirlerin ayrılmaz bir parçası.

Sahaf çarşıları da öyle.

Yanında yöresinde hattatlar-müstensihler, kâğıtçılar, mürekkepçiler, mücellitler, müzehhipler, kalem, divit, hokka, mistar, kalem açacağı, rih gibi yazı levazımatı yapıp satanlar gibi alt esnaf grupları var.

Her dönemde ve hemen her kültür havzasında entelektüel ve estetik bir muhit.

İlim-irfan pazarı…

Aynı zamanda sohbetin ve bitmez tükenmez kitap “dedikodu”larının mekânı.

Matbaanın, basılı eserlerin devreye girmesiyle hayli tehavvülat geçiren, zaman içinde ilgileri ve alıp sattıkları unsurlar, kullandıkları araçlar artarak, eksilerek değişen, dönüşen sahaflar bugün de İstanbul’da ve büyük şehirlerde varlıklarını sürdürüyorlar.

Kitap, son İstanbullu sahaflardan birkaçıyla, meslekleri ve meşreplerine, kitaplara, kitap muhiplerine, yazmalara, basmalara, ilim-irfan sahibi müdavimlere, kapılarına gelen kıymetli kütüphanelere, levhalara, nadir yahut imzalı risâlelere, gazete ve dergi koleksiyonlarına, hurdacılara, kaldırım sahaflarına, elbette kendi istisnai hikâyelerine dair yapılmış uzun sohbetlerden oluşuyor.

Fotoğraflar ve kitaba dair zengin görsel malzeme de onlara eşlik ediyor.

  • Künye: Kolektif – Sahaflar Kitabı: Son İstanbullu Sahaflarla Konuşmalar, hazırlayan: İsmail Kara, Filiz Dığıroğlu ve Fulya İbanoğlu, Dergah Yayınları, söyleşi, 448 sayfa, 2022

Thomas Malthus – Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme (2021)

Thomas Robert Malthus, çok tartışmalı bir isim olsa da, 18. yüzyıl sonu 19. yüzyıl başı İngiltere’sinin siyasal ve sosyal karmaşasına kendine has katkılar sunmuş bir isim.

Malthus’un en tartışmalı eserlerinin başında gelen ‘Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme’ de, yeni bir çeviriyle Türkçede.

Malthus bu eserini kaleme alırken o günün özgül koşullarını referans alıp, aklın rehberliği ile detaylı bir tartışma yürütüyor ve ekonomi politik alanında ilginç tezler ortaya koyuyor.

Malthus bunu yaparken de William Godwin ve Marquis de Condorcet gibi dönemin önde gelen düşünürlerinin fikirlerini tartışmaya açıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Doğa felsefesinde son yıllarda yankı bulan büyük ve beklenmedik keşifler; resim sanatının gelişmesinden doğan ontolojik bilginin yaygınlaşması; sorgulamaların ateşli ve özgür ruhunun, aydın ve hatta cahil dünyaya galebe çalması; göz kamaştırıcı ve şaşırtıcı siyasi konularda özellikle de siyasi ufkun muazzam bir olgusu olan, tıpkı yanan bir kuyruklu yıldızın kaderinde var olan ya yeni yaşam biçimlerine hayat vermesi ya da yeryüzündeki ürkek canlıları yok etmesinde olduğu gibi Fransız İhtilali’nin vuku bulmasındaki bütün kesişmeler, birçok aydın insanı, en önemli değişimlere gebe olan bir dönemde yaşanıldığı kanaatine götürmektedir. Bu değişimler ki bir şekilde insanlığın gelecekteki kaderini belirleyebilecek ve şekillendirebilecek olandır… Söylemek istediğim tek şey ise böylesi değişimleri, akıl yürütme hali olmadan açıklayabilmek ve ortaya çıkarabilmek imkânsızdır.”

  • Künye: Thomas Malthus – Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme, çeviren: Sevil Zengin, Dergah Yayınları, sosyoloji, 211 sayfa, 2021

Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey (2022)

Dahi müzisyen Tanburi Cemil Bey’in hayatı ve çalışmaları üzerine sağlam bir sosyolojik inceleme.

Bekir Şahin Baloğlu’nun enfes çalışmasının en özgün katkılarından biri de, Tanburi Cemil Bey’le ilgili efsanelerle hesaplaşması.

Tanburi Cemil Bey, Türk müziğinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarımında, yaptığı ses kayıtlarıyla en büyük aracılardan biri.

O, yaşadığı dönemin bir müzisyeni olmasının ötesinde, değişimin farkına varıp bu değişime besteleri, yazıları ve en önemlisi bıraktığı ses kayıtlarıyla bizatihi katkıları olmuş bir portredir.

Eski ve yeninin tam merkezinde bulunan Tanburi Cemil Bey, hem “eski”nin hem “yeni”nin göstergelerine sahip.

Bu vasfıyla Cemil Bey, geçmişte yaşamış herhangi bir tarihi karakter olarak anlaşılmamış; kimi zaman mevcut müzik mirasını muhafaza eden yönüne bakılarak geleneksel ve kimi zaman da sadece değişime yönelik tercihleri görülerek modern bir portre olarak algılanmıştı.

Bu kitap ise, Cemil Bey’in müziğinin nasıl yapıldığından çok hangi sosyolojik şartlarda yapıldığını ve sanatçının böylesi bir icraya yönelmesinin sebeplerini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte döneminin sosyokültürel atmosferinin ötesinde Cemil Bey’in, sanatın belli bir zaman ve toplumsal düzen içinde ölçülemeyen sınırsızlığına yaptığı atıfları anlamak adına kullandığı bazı müzikal unsurların analizlerine de yer verilmiş.

Dâhi müzisyen Tanburi Cemil Bey, çalışkanlığı, yaşadığı dünyayı algılayışı ve tepkileriyle; ayrıca taksimleri, eser icrası, besteleri, sahip olduğu her tür müziğe açık bakış açısı, multi-enstrümantalist vasfı, yeni enstrüman icatları gibi ortaya koyduğu yüksek müzikal başarı ile örnek bir müzisyen prototipi olarak halen yaşıyor.

  • Künye: Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey: Efsane ve Realite Arasında Bir Portre, Dergah Yayınları, biyografi, 336 sayfa, 2022

Roderic H. Davison – Osmanlı İmparatorluğu’nda Reform (2021)

Osmanlı’nın Tanzimat reformlarıyla ilgili şu ana kadar yapılmış en derli toplu ve güvenilir çalışmalardan biri.

Kitap, 1839 Gülhane Hattı Şerifi’nin ilan edilmesinden başlayarak 1856 Hattı Hümayunu ve 1876 Anayasası’na kadar olan dönemi içine alıyor.

Yazar, zengin referanslardan yararlanarak merkezi hükümeti kuvvetlendirmeye, taşra yönetimine çeki düzen vermeye, gayrimüslim azınlıkların yapısını gözden geçirmeye, hukuk, eğitim ve orduyu modernize etmeye ve tüm bir reform hareketinin doruk noktası olarak 1876 Anayasası’nın ilan edilmesine yönelik girişimleri enine boyuna inceliyor.

Davison, kullandığı geniş literatür, arşiv vesikaları ve ölçülü hükümleri ile Osmanlı tarihinin bu devresinde iç siyasi gelişme üzerinde şimdiye kadar yazılmış olan en derli toplu ve güvenilir araştırma.

On dokuzuncu yüzyılda Türk modernleşmesini çalışacaklar için altın değerinde bir kılavuz olan çalışma, Avrupa arşivleri üzerinden Tanzimat’ın hazırlanışı, ilanı ve Kanun-i Esasi’nin ilanına kadarki dönemin Batılı gözlerden bir panoramasını sunuyor.

  • Künye: Roderic H. Davison – Osmanlı İmparatorluğu’nda Reform (1856-1876), çeviren: Osman Akınhay, Dergah Yayınları, tarih, 626 sayfa, 2021

Dipesh Chakrabarty – Avrupa’yı Taşralaştırmak (2021)

Batılı düşünürler Batı dışı halkları görmezden geldikleri halde, üçüncü dünya sosyal bilimi nasıl olup da Avrupa düşüncesine bu denli derinden bağlı kaldı?

Tarihyazımında çığır açmış ‘Avrupa’yı Taşralaştırmak’, sosyal bilimlerdeki Avrupa-merkezciliğin kırılmasında büyük paya sahip.

Dipesh Chakrabarty, kapitalist modernitenin kavramlarla ördüğü soyut anlatıyı ve kronolojiyi tarihin çoklu zaman çizgilerinin içine çekerek sarsıyor.

Batı-dışı toplumların ne yaparlarsa yapsınlar noksan kaldıkları ilerleme ve medeniyet ideallerini sorguluyor, moderniteye geçiş tartışmalarını yeniden yazıyor.

Yazara göre, Avrupa’nın “insanlığın evrensel tarihi”ni temellük edişine son verip, kıtayı taşralaştırmak sosyal bilimleri ve geleceği özgürleştirecek ilk adımdır.

Chakrabarty, Avrupa’yı taşralaştırmak fikrini muazzam olgularla ve ustalıklı yeniden yorumlayarak modernite ve sömürge deneyimi hakkındaki mevcut tartışmalara büyük katkıda bulunuyor.

  • Künye: Dipesh Chakrabarty – Avrupa’yı Taşralaştırmak: Postkolonyal Düşünce ve Tarihsel Farklılık, çeviren: İlker Cörüt, Dergah Yayınları, siyaset, 420 sayfa, 2021

Michel Foucault – Kliniğin Doğuşu (2021)

Tıbbın amacı hastalığa çare bulmak değil, hastayı sağlıklı tutmaktır.

Michel Foucault, 18. yüzyıldan itibaren yerleşmeye başlayan bu geleneğin özne ve öznelliği nasıl adım adım bertaraf ettiğini gözler önüne seriyor.

Foucault bu kitabında 18. yüzyılda başlayan bir devrimi ele alıyor: Tıbbın amacı artık hastalığa çare bulmak değil, hastayı sağlıklı tutmaktır.

Galen’den o devre dek gelmiş süreklilikler yeni çağın eşiğinde ufalanıp, yeni bir düzene yer açar.

Fransız Devrimi’yle hız kazanan bu dönüşüm hastalıktan ne anlaşıldığını, semptomların nasıl okunacağını ve en önemlisi de yaşamla ölümün farkını yeniden şekillendirdi.

Doktorun gözünün gördükleri öne çıkmaya başlar; modernler bu yeni klinik bakışı patolojik anatomiyle bir araya getirerek yaşamı yeni gözlerle görmeye başlar.

Foucault’nun hocası Canguilhem’i takiple kaleme aldığı bu kavram tarihi çalışmasıyla insanın hakikatinin dönüşümüne ışık tutuyor.

  • Künye: Michel Foucault – Kliniğin Doğuşu: Tıbbi Bakışın Arkeolojisi, çeviren: İnci Uysal, Dergah Yayınları, antropoloji, 279 sayfa, 2021