Miguel Herráez – Julio Cortázar (2021)

Yirminci yüzyıl dünya edebiyatının devlerinden Julio Cortázar’ın hayatı ve yazarlık serüveni hakkında muhteşem bir biyografi.

Akademisyen, gazeteci, yazar Miguel Herráez, yazarın Brüksel’de başlayan ardından Buenos Aires ve Paris’te devam eden yaşamında ve yazarlık serüveninde soluksuz bir yolculuğa çıkarıyor.

Herráez’in saysız mektup, gazete yazısı ve birebir yapılan görüşmeleri temel alarak yazdığı bu detaylı inceleme, Cortázar’ın ailesi, öğretmenlik serüveni, aşkları, çevirmenlik kimliği, dostlukları, yolculukları, siyasal aktivizmi gibi yaşamının birçok farklı katmanına ışık tutarken bir yandan da hayatı boyunca ona hep eşlik eden edebiyatla ilişkisini de çok kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Son olarak Herráez’in, öyküleri ve romanları bugün hâlâ sayısız okuyucuya ulaşan Cortázar’ın çocukluğundan başlayıp son günlerine dek geçirdiği değişimlere odaklanıyor ve bu değişimlerin eserlerini nasıl şekillendirdiğini anlayabilmesi için okuyucuya eşsiz bir fırsat sunuyor.

  • Künye: Miguel Herráez – Julio Cortázar, çeviren: Çağla Işıl Soykan, Everest Yayınları, biyografi, 2021

Susan Sontag – Radikal İrade Üslupları (2021)

Susan Sontag’ın ne denli büyük bir denemeci olduğunu yakından görmek için bu kitap harika bir vesile.

‘Radikal İrade Üslupları’, Sontag’ın sanat, edebiyat, tiyatro ve sinemadan Vietnam Savaşı’na kadar birçok konuda kaleme aldığı denemeleri içeriyor.

Sontag kitabın ilk iki bölümünde sanatta sessizlik, edebiyatta pornografi, Cioran’ın felsefesi ve yazını, tiyatronun gelişimi ve sesli sinemanın doğuşu, Bergman, Godard ve Bresson’un sinemasına dair zihin açıcı yorumlarda bulunuyor.

Üçüncü ve son bölümdeki en hacimli denemesinde ise davet üzerine iki hafta zaman geçirdiği Vietnam’daki deneyimlerini aktarıyor.

‘Radikal İrade Üslupları’, hem radikal tavrıyla Sontag’ın sadık okurları hem de yazarla ilk defa tanışacaklar için birçok kez dönüp okunacak bir kitap.

  • Künye: Susan Sontag – Radikal İrade Üslupları, çeviren: Nuray Önoğlu, Everest Yayınları, deneme, 325 sayfa, 2021

Franco “Bifo” Berardi – Sonun Fenomenolojisi (2021)

Pandemi, insan denen hayvanın yeryüzündeki sonunu getirebilir.

Franco “Bifo” Berardi, ancak radikal ekonomik eşitlik ve kültürel özgürlükle bu gelecek perspektifinden kurtulabileceğimizi belirtiyor.

Kapsamlı bir kuramsal temel ve düşünsel arka plana sahip ‘Sonun Fenomenolojisi’, Covid-19 pandemisinin gezegeni ve üzerinde yaşayan hepimizi cevapsız sorularla baş başa bırakan belirsizlik sürecinde olup bitenleri analiz ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Sonun fenomenolojisi. İyi de neyin sonu? Bu bize bağlı, bu sana bağlı.

Hiçbir politikanın gerçekleştiremediği ve bir virüsün paradoksal biçimde uçurumun kıyısında, aynı zamanda da kurtuluşun eşiğindeki insanlığın elini uzatınca tutacağı kadar yakınına getirdiği, iki yüzyıldır beklenen ve vaat edilen bir son: Paraya ve ücretli emeğe dayalı önyargıdan kurtuluş.

Bu koşulları sağlamayı beceremezsek, o zaman sözünü etmek durumunda kalacağımız son, insanlığın sonu olacak. Paylaşılan değer olarak, duyarlılık, zekâ ve anlayış olarak insanlığın, ama aynı zamanda tür olarak da insanlığın: İnsan denen hayvanın yeryüzündeki sonu.

Bu kez işin şakası yok: Dünyanın yarısındaki orman yangınları, buzulların erimesi, Afrika Boynuzu’nda görülen çekirge istilası, silahlanma yarışı, dünyanın birçok bölgesine geri gelen açlık ve bir sağlık terörü dönemini haber veren viral pandemi.

Bütün bunlar tek bir anlama geliyor: Yokoluş gündemde ve radikal ekonomik eşitliğin, kültürel özgürlüğün, hareketlerin yavaşlığı ile düşüncelerin hızı dışında bu gelecek perspektifinden çıkışın bir yolu yok.”

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi  – Sonun Fenomenolojisi, çeviren: Bengi Oya, Mert Erarslan ve Serhan Ada, Everest Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2021

Pierre Drieu La Rochelle – Hayalet Işık (2021)

Paris’te derbeder bir hayat yaşayan Alain’in dünyasına inen çarpıcı bir roman.

Pierre Drieu La Rochelle’in, otuz yaşında intihar eden arkadaşı Jacques Rigaut’dan etkilenerek kaleme aldığı ‘Hayalet Işık’, psikanalizi ustaca kullanmasıyla da dikkat çekiyor.

La Rochelle, arkadaşının ölümünden bir yıl sonra ‘Hayalet Işık’ı kaleme almıştı.

Rigaut’nun son günleri, Rochelle’in kitabının kahramanı Alain’e esin kaynağı olur.

‘Hayalet Işık’, askerlik hizmetinden döndükten sonra derbeder bir hayat yaşamış, kadınlara ve paraya düşkün, uyuşturucuya bağımlı hale gelmiş Alain’in ışığıdır.

Bağımlılığı için tedavi gördüğü kliniğin doktoru onun artık iyileştiğinden, klinikte kalmasına gerek olmadığından emindir.

Doktorla aynı fikri paylaşmayan Alain, Paris’teki eski arkadaşlarını ziyaret etmeye karar verir.

Arkadaşları hayatla arasındaki bağı onarabilecek, ona yardım edebilecek midir?

Yeni Dalga akımının önde gelen isimlerinden Louis Malle’in 1963 yılında “Le Feu follet” adıyla sinemaya uyarladığı, 2011 yılında bu kez Joachim Trier’in Oslo, 31 Ağustos filmine ilham kaynağı olan ‘Hayalet Işık’, güncelliğini koruyan, zamansız bir anlatı.

  • Künye: Pierre Drieu La Rochelle – Hayalet Işık, çeviren: Emre Tokcael, Everest Yayınları, 112 sayfa, 2021

Rosalind E. Krauss – Modern Heykel Dehlizleri (2021)

Modern heykelin serüveni hakkında çok güzel bir çalışma.

Eleştirmen ve teorisyen Rosalind Krauss, Rodin’den günümüze usta heykeltıraşların önde gelen eserlerini, heykel sanatı sorunlarına farklı yaklaşımların ışığında inceliyor.

Krauss, Rodin’in “Cehennem Kapıları” adlı eserini gözeterek modernliğe dair ayrıntılı bir sorgulamaya girişiyor.

Sırasıyla Fütürizm, Yapısalcılık; Duchamp’ın “Hazır Yapımları”, David Smith’in “Tanktotem”i ve heykelsi gerçekliğin üstünde durduktan sonra Picabia, Calder, Oldenburg ve genç heykeltıraşlar Carl Andre, Mel Bochner, Robert Morris, Don Judd, Richard Serra, Sol LeWitt, Robert Smithson ve Michael Heizer’ın çalışmalarını derinlemesine irdeliyor.

Son derece biçimci ve analitik olan çalışma, anlatı zamanının ele alınışı, mekânın kullanımı ve gerçeküstücü heykele ilişkin oyun stratejileri gibi heykeltıraşlığa özgü düşünceler etrafında şekilleniyor.

  • Künye: Rosalind E. Krauss – Modern Heykel Dehlizleri, çeviren: Sibel Erduman, Everest Yayınları, sanat, 352 sayfa, 2021

Artun Ünsal ve Beyhan Gence Ünsal – İstanbul’un Lezzet Tarihi (2021)

Başka pek çok şeyin yanı sıra, yemek ve mutfak kültürü alanında da önemli çalışmalara imza atmış Artun Ünsal’dan bir şaheser daha.

Ünsal burada, İstanbul’un yemek kültüründe keyifli bir yolculuğa çıkıyor.

Bize bu yolculukta ise, Beyhan Gence Ünsal’ın birbirinden lezzetli tarifleri eşlik ediyor.

Yazarlar çalışmalarını, kendilerine yemek zevkleri ve damak tatlarını miras bırakmış aile büyüklerinin yanı sıra başta ünlü yazar, döneminin sayılı yemekseverlerinden ve hepsi de birer şaheser olan anı kitaplarının yazarı Refik Halit Karay ve onun izinden giden, yemek olayını sadece nefis köreltmek ya da karın doyurmak değil, ortak kültürümüzün ayrılmaz bir parçası gibi gören herkese adadıklarını belirtiyor.

‘İstanbul’un Lezzet Tarihi’, İstanbul ve mutfağı konusunda ilgi, sevgi, bilgi ve emek içeren uzun soluklu bir çalışmanın ürünü.

  • Künye: Artun Ünsal ve Beyhan Gence Ünsal – İstanbul’un Lezzet Tarihi, Everest Yayınları, yemek, 550 sayfa, 2021

Vasili Kandinski – Sanatta Manevilik Üstüne (2021)

“Renk tuş, göz ona vuran çekiç, ruh da telli bir enstrümandır.”

Vasili Kandinski bu önemli yapıtında, sanatta manevilik konusunu ve manevi bir rehber olarak sanatçıda sezginin rolünü tartışıyor.

Sanatın asıl eğiliminin insanın kalbinin derinliklerine ışık tutmak olduğunu belirten Kandinski, bu kitabının, her şeyden önce, gelecek için mutlaka gerekli olan ve sonsuz deneyimleri mümkün kılan bir yeteneği, maddi ve soyut nesnelerde manevi olanı duyumlama yeteneğini uyandırma amacını güttüğünü belirtiyor.

  • Künye: Vasili Kandinski – Sanatta Manevilik Üstüne, çeviren: Tevfik Turan, Everest Yayınları, sanat, 152 sayfa, 2021

Oktay Akbal ve Hilmi Yavuz – Sanki Her Şey Daha Dün Gibi (2021)

İki büyük ustanın, Oktay Akbal ile Hilmi Yavuz’un mektuplaşmaları, bu kitapta.

‘Sanki Her Şey Daha Dün Gibi’, Akbal ve Yavuz’un 1964 ile 1970 yılları arasındaki mektuplaşmalarını barındırıyor.

Hilmi Yavuz bu dönemde Londra’da BBC’de, Oktay Akbal da İstanbul’dadır.

Mektuplar, iki yazarın dostluklarına, hayat mücadelelerine, Dünyaya ve yazıya bakışlarına, entelektüel ilgilerine ışık tutuyor.

Kitap aynı zamanda yazıldıkları dönemin basın, politika ve edebiyat dünyasına ilişkin önemli bilgiler de barındırıyor.

  • Künye: Oktay Akbal ve Hilmi Yavuz – Sanki Her Şey Daha Dün Gibi, Everest Yayınları, mektup,168 sayfa, 2021

Geoff Dyer – Ama Güzel (2021)

‘Ama Güzel’, caz hakkında yazılmış en muhteşem kitaplardan biri.

Çağdaş İngiliz yazınının ünlü isimlerinden Geoff Dyer, cazın efsane isimlerini ve onların çalkantılı hayatlarını kurgusal ve kuramsal bir üslupla anlatıyor.

Metaforik ve şiirsel tarzını iyi yansıtan bu kitabında Dyer, fotoğraflardan ve kimi tarihsel anekdotlardan, özellikle de müzikal evrenden ona kalanlardan yola çıkarak, caz müziğin o kendine has dünyasında okurunu keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.

Bu bol tınılı anlatıda, Duke Ellington, Harry Carney, Lester Young, T. Monk, Bud Powell, Ben Webster, Chet Baker, Charles Mingus ve Art Pepper’ı gibi pek çok isim karşımıza çıkıyor.

Çalışma, hem önceki yüzyılı yakıp kavuran müzikal bir hareketin, cazın gelişimini yakından izlemeye olanak sağlaması hem de Siyah Amerikan müziğinin tarihsel bir çerçevesini sunmasıyla dikkat çekiyor.

‘Ama Güzel’, sadece caz müziğe ilgi duyanların değil bütün müzik tutkunlarının da kitaplığında bulunması gereken bir eser.

  • Künye: Geoff Dyer – Ama Güzel, çeviren: Soner Sezer, Everest Yayınları, müzik, 240 sayfa, 2021

James K. Lyon – Paul Celan & Martin Heidegger: Tedirgin Sohbet (2021)

Bir şair celladıyla hesaplaşıyor…

‘Tedirgin Sohbet’, büyük şair Paul Celan ile onun ailesini ve akrabalarını katleden Nazi iktidarına uşaklık etmiş büyük filozof Martin Heidegger arasındaki çarpıcı yüzleşmeyi aktarıyor.

1945 sonrası Avrupa edebiyatının, özellikle de Alman dilinin en sarp ve son büyük şairi olan Paul Celan, hayatını Seine Nehri sularında noktaladığı 1970 Mayısı’nın son anına dek, ailesini ve akrabalarını katledenlerle paylaştığı bir anadilde yazıyor olmanın travmasıyla yaşamıştı.

Kendisini “dünyaya fırlatılmış biri” diye niteleyen şair, Naziler eliyle kirletilmiş bir dilin Almanya’da savaştan sonra da hükmünü yürüttüğü inancıyla gönüllü ve bilinçli bir sürgün olarak Paris’te ömür sürdü.

Yazın seyri boyunca Martin Heidegger’in sanat ontolojisinden yoğun etkiler devşiren Celan, yirmi yıl boyunca bilhassa dil tasavvuruna büyük bir hayranlık beslediği düşünürü Nazi geçmişinden ötürü kamusal bir özre teşvik edebilme arzusunu taşıdı.

Hölderlin, Rilke, Trakl gibi ‘sezinç’ sahibi şairlere kuşatıcı bir bakışla eğilip felsefesinin de özünün “şiirde ve şiirle mukim” olduğunu ortaya koyan bir düşünür olarak Heidegger ise, Celan’ın şiirine on yılı aşkın bir süre boyunca büyük bir ilgi ve beğeniyle yaklaşmıştı.

Bu zaman dilimi içerisinde mektuplaşmalar ve aracılarla süren diyalog, nihayet 1967 yılında yüz yüze görüşmeye evrildi.

Paul Celan ile fenomenolojik yaklaşımıyla modern düşünceyi köklü bir biçimde etkileyip dönüştüren, Nasyonel Sosyalist Parti üyesi ve taraftarı Martin Heidegger arasında 24-25 Temmuz 1967 tarihinde Todtnauberg’te gerçekleşen buluşma, 20. yüzyıl entelektüel tarihinin dönüm noktalarından biri kabul edilmektedir.

İşte James Lyon’un çalışması, ikili arasındaki bu tarihi diyalogu adım adım izlemesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: James K. Lyon – Paul Celan & Martin Heidegger: Tedirgin Sohbet 1951 -1970, çeviren: Cem Yavuz, Everest Yayınları, inceleme, 392 sayfa, 2021