Thierry Paquot – Şehirsel Bedenler (2011)

  • ŞEHİRSEL BEDENLER, Thierry Paquot, çeviren: Zeynep Bengü, Everest Yayınları, gündelik hayat felsefesi, 135 sayfa

 

Türkçeye daha önce çevrilen ‘Lükse Övgü’ ve ‘Bir Sanattır Öğle Uykusu’ adlı kitaplarıyla bildiğimiz Thierry Paquot, ‘Şehirsel Bedenler’de, eleştirel bir gözle şehir ve beden arasındaki ilişkiye odaklanıyor. “Bedenlerimiz kentsel kurallara nasıl uyum sağlıyor?” sorusunun yanıtını arayan Paquot, mekânda bir yolculuğa çıkarak bireyin hareket halinde ya da durağan bedenini gözlemliyor. Çalışma, şehir yaşamının bedeni nasıl güçlü bir şekilde engellediğini ve bu durumda insanların, taşra hayatının aksine, şehirde kendilerini bile tanımadan, nasıl gitgide daha maddeci bir anonimlik içinde birbirlerinin yanından geçip gittiklerini ortaya koyuyor.

John Wray – Dipteki Çocuk (2011)

  • DİPTEKİ ÇOCUK, John Wray, çeviren: İmge Tan, Everest Yayınları, roman, 327 sayfa

 

John Wray ‘Dipteki Çocuk’ta, şizofren bir çocuğun, trenlerle garip ilişkisini hikâye ediyor. Romanın başkahramanı, şizofreni tanısıyla özel bir okulda kalan on altı yaşındaki William Heller’dır. Trenlere aşırı derecede tutkun olan Heller, günün birinde bulunduğu okuldan kaçarak, New York Metro istasyonuna girer. Metronun karanlık dünyasını yeryüzüne tercih eden ve bu nedenle “dipteki çocuk” olarak tanımlanan Heller, kentin altında kurulduğu söylenen mitolojik şehri aramaya koyulur. Genç adamın gerçek ve hayallerle iç içe geçmiş dünyasını anlatan romanın, hem bir dedektiflik hikâyesi, hem de bir fantastik kurgu olduğunu söyleyebiliriz.

Radi Dikici – Cumhuriyet’in Divası: Müzeyen Senar (2011)

  • CUMHURİYET’İN DİVASI: MÜZEYYEN SENAR, Radi Dikici, Everest Yayınları, biyografi, 420 sayfa

 

Müzeyyen Senar, kendine has sesi, üslubu ve kişiliğiyle, gerçek anlamda bir usta. Radi Dikici’nin ilk baskısı 2004’te yapılan ve yeni bölümler eklenerek yeniden yayımlanan elimizdeki biyografisi, Senar’ın hayatını derli toplu bir şekilde ortaya koyarken, Türkiye müziğinin Cumhuriyet sürecini de aydınlatıyor. Kitapta, Senar’ın doğumu; müziğe ilgisinin nasıl uyandığı; Üsküdar Musiki Cemiyeti’ndeki eğitimi; taş plak dönemi; radyoda, sahnede ve televizyon zamanlarında şarkı söyleme deneyimi; Atatürk’ün karşısına çıkması; Ankara Radyosu’ndaki günleri; Amerika konserleri ve Feraye-Vehbi Koç, Selahattin Pınar, Safiye Ayla ve Zeki Müren gibi tanınmış isimlerle ilişkileri anlatılıyor. Ayrıca, özel olarak hazırlanmış, Müzeyyen Senar’ın taş plaktan kaydedilmiş on beş şarkısının da, kitapla birlikte verildiğini belirtelim.

Selim İleri – Kamelyasız Kadınlar (2011)

  • KAMELYASIZ KADINLAR, Selim İleri, Everest Yayınları, inceleme, 265 sayfa

 

Selim İleri, yeni bir baskıyla yayımlanan ‘Kamelyasız Kadınlar’da, 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyıl başlarına kadar, Türkiye edebiyatının öncü isimlerinin, eserlerinde kadına nasıl yer verdiklerini inceliyor. İleri bu sorgulamayı da, Namık Kemal’in ‘Âkif Bey’ oyunu ile Samipaşazade Seza’nin ‘Sergüzeşt’ ve Halit Ziya Uşaklıgil’in ‘Aşk-ı Memnu’ adlı romanları gibi, köşe taşı olarak tanımlanabilecek üç eseri temel alarak yapıyor. Çağdaş Türkiye edebiyatında kadın karakterlerin nasıl şekillendiğini, kendine has duyarlı ve detaya inen anlatımıyla ortaya koyan İleri’nin çalışması, başka eserlere yaptığı göndermelerle de dikkat çekiyor.

Sevan Nişanyan – Şirince Meydan Muharebelerinin Mufassal Tarihçesi (2011)

  • ŞİRİNCE MEYDAN MUHAREBELERİNİN MUFASSAL TARİHÇESİ, Sevan Nişanyan, Everest Yayınları, anı, 256 sayfa

 

Sevan Nişanyan, yakın zamanda İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı Şirince Köyü’nde bulunan binalarına dair çıkan yıkım kararıyla gündeme gelmişti. Bu yıkımın büyük yankı uyandırmasının bir sebebi de, yalnızca Nişanyan Evleri’ni değil, köylüler tarafından ek yapılmış tüm evleri kapsamasıydı. Bu, hatırlanacağı gibi, Nişanyan’ın evler konusunda yaşadığı ilk sıkıntı değil. Nişanyan, Şirince’de yıkılmakta olan evleri resmi izin olmadan restore ettiği gerekçesiyle 2001 yılında da on ay hapis yatmıştı. Elimizdeki kitap, yazarın bu dönem zarfında bürokrasiyle giriştiği savaşın tarihçesi. Nişanyan, 1992’de Şirince’ye yerleşmesini, köy evlerini restore etmeye başlamasını, evlere yıkım kararının çıkmasını, kamuoyu tepkileri üzerine yıkımın durdurulmasını ve Nişanyan Evleri’nin tapusunu Nesin Vakfı’na neden bağışladığını anlatıyor.

Sandra Gregory ve Michael Tierney – Bir Kızınız Olduğunu Unutun (2007)

  • BİR KIZINIZ OLDUĞUNU UNUTUN, Sandra Gregory ve Michael Tierney, çeviren: Zehra Savan, Everest Yayınları, anı, 400 sayfa

 

İngiltere’de doğan Sandra Gregory 25 yaşındayken Tayland’a gitmiş ve burada öğretmen olarak çalışmıştı. Gregory’nin hayatı, 1993 yılında eroin kaçakçılığından hapse girip, 25 yıllık cezasının yedi buçuk yılını cezaevinde geçirmesiyle cehenneme döndü. Gregory anlık bir kararla, 89 gram eroini kaçırmayı kabul etmiş, ardından yakalanmıştı. İşte, Gregory’nin “aileme bu korkunç kararı neden aldığım sorusunun cevabını vermeye çalıştım” dediği ‘Bir Kızınız Olduğunu Unutun’ kitabı, cezaevindeki hayatına dair anılarından oluşuyor. Kitap, yazarın Tayland’dan İngiltere’ye uzanan bu trajik hikâyesinin paralelinde ailesinin yaşadıklarına da yer veriyor.

Selim İleri – Yağmur Akşamları (2011)

  • YAĞMUR AKŞAMLARI, Selim İleri, Everest Yayınları, öykü, 151 sayfa

 

‘Yağmur Akşamları’, Türkiye edebiyatının üretken kalemlerinden Selim İleri’nin sekiz öyküsünü bir araya getiriyor. İleri burada yalnızlığı, yazmayı, geçip giden günleri, hüznü ve arkadaşlığı anlatıyor. Yazar kitapta yer alan ‘Son Sayı’ isimli öyküsünde de, yalnızca on beş sayı çıkabilmiş bir öykü dergisi üzerinden yazma edimini sorguluyor. Anlatıcı, bir arkadaşının çıkardığı öykü dergisinin son sayısını yayımlayacağını öğrenir. Bu trajik bilgiyle çerçevelenen öykü, anlatıcının kendi hayatına ve yazmayla kurduğu ilişkiye dair düşünceleri üzerinden ilerler. Leyla Erbil ve Tezer Özlü de, öykünün konukları olarak okuyucunun karşısına çıkıyor.

Orhan Kemal – Grev (2007)

  • GREV, Orhan Kemal, Everest Yayınları, öykü, 224 sayfa

Orhan Kemal’in ‘Grev’inin ilk baskısı 1954 yılında yapılmıştı. Kitabın ilginç yönü, daha çok romanlarıyla bilinen Orhan Kemal’in öykülerinden oluşuyor olması. Kitapta yer alan öykülerin çoğunluğu, işçilerin dünyasını hikâye ediyor. Zor yaşam şartlarında çalışan işçilerin hikâyelerinin arkaplanında da, bu zor şartların değişeceğine dair umut ve aydınlık da dikkat çekecek derecede kendini gösteriyor. Son baskısı 1996’da yapılan ‘Grev’deki on sekiz öykü, Türkiye edebiyatının en önemli isimlerinden olan Orhan Kemal’in, son yıllarda yeniden yayımlanan külliyatına, önemli ve değerli bir katkı sunuyor.

Konstantin Konstantinoviç Vaginov – Keçinin Şarkısı (2011)

  • KEÇİNİN ŞARKISI, Konstantin Konstantinoviç Vaginov, çeviren: Kayhan Yükseler, Everest Yayınları, roman, 213 sayfa

Sıkı sansür uygulamalarına maruz kalmasına rağmen yayımlanabilen ‘Keçinin Şarkısı’, Ekim devriminden sonra hayata tutunmaya çalışan bir kesim aydının yaşadıklarını hikâye ediyor. Rus devriminin olumlu yönlerine rağmen, bilhassa Stalin döneminde artarak, aydınlar üzerinde baskı kurduğu biliniyor. Bundan ‘Keçinin Şarkısı’nın yazarı Konstantin Konstantinoviç Vaginov da nasibini aldı. İşte Vaginov’un romanı, birebir mağduru olduğu bu ortamı anlatıyor. Romanı ilgi çekici kılan hususların başında, baskıcı ortamı işlerken sembolik tarzın iyi bir örneğini vermesi. Vaginov, yaşadıklarını anlatırken, eski Roma’ya ve Yunan mitolojisine uzanıyor.

Johannes Mario Simmel – Merhaba Umut (2011)

  • MERHABA UMUT, Johannes Mario Simmel, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, roman, 520 sayfa

Gerilim edebiyatının ünlü kalemlerinden Johannes Mario Simmel ‘Merhaba Umut’ta, uyuşturucu kaçakçılarının kirli dünyasına iniyor. Romanın merkezinde, Nobel ödüllü Prof. Adrian Lindbout’un yaşadıkları yer alır. Şimdilerde saygın bir hayat sürmekte olan Lindbout, geçmişindeki kötülüklerin tümüyle üstünü örttüğünü zannetmektedir. Fakat günün birinde ortaya çıkan bir rahip, Lindbout’un karanlık geçmişini ortaya koyan bir mektup getirir. Bu mektup, Lindbout’un hafızasından ve yüreğinden tümüyle sildiğini düşündüğü günahlarının ortalığa saçılmasına vesile olacaktır. Fakat bunlarla yüzleşebilmek, profesör açısından pek kolay olmayacaktır.