Moris Farhi – Atanmış Erkek (2010)

‘Yabanda Yolculuk’, ‘Genç Türk’ ve ‘Gökkuşağının Çocukları’, Ankara doğumlu Moris Farhi’nin Türkçeye kazandırılmış kitapları.

Farhi ‘Atanmış Erkek’ adlı bu romanında ise, uzun bir ayrılıktan sonra hayatının büyük bölümünü geçirdiği İskender Adası’na dönen Osip’in kan davasıyla, töreyle hesaplaşmasını hikâye ediyor.

Osip’in babası, henüz o çocukken kan davalıları tarafından öldürülmüştür.

Fakat Osip, kanlıları onun peşini bırakmasa dahi, intikam almaktan yana değildir.

Dürüst bir hayat yaşamak, insani değerlerini korumak isteyen Osip’in hikâyesinin merkeze alındığı roman, aynı zamanda özgür aşkı ve cinselliği de tartışmaya açıyor.

  • Künye: Moris Farhi – Atanmış Erkek, çeviren: Püren Özgören, Everest Yayınları, roman, 368 sayfa

Anton Çehov – Memurun Ölümü (2010)

‘Memurun Ölümü’, öykü ve tiyatro yazınının usta ismi Anton Çehov’un bütün öykülerinin ilk cildi.

Burada bulunan ve 1880-1884 yılları arasında yazılmış altmış iki öykü, Mehmet Özgül’ün öykülerin asıllarından yaptığı çeviriyle okurların karşısına çıkıyor.

İlk öykülerini yirmi yaşlarında daha tıp fakültesi öğrencisiyken yazan Çehov, mizahi metinler yazdığı için adını Antoşa Çehonte diye değiştirmişti.

Çehov’un bu ciltte bir araya getirilen ilk öyküleri, seçkiye adını veren öyküdeki gibi, Rusya’nın taşra kentlerinde yaşayan bürokrasi sınıfını keskin bir gözlem gücüyle eleştiriyor, iğneliyor, onların gülünç taraflarını öne çıkarıyor.

  • Künye: Anton Çehov – Memurun Ölümü, çeviren: Mehmet Özgül, Everest Yayınları, öykü, 322 sayfa

Mario Levi – İçimdeki İstanbul Fotoğrafları (2019)

Öykü ve romanlarıyla bildiğimiz Mario Levi, Türkiye edebiyatının özgün kalemlerinden.

Yazar bu sefer, daha önceki eserlerinden farklı bir türde kaleme aldığı ‘İçimdeki İstanbul Fotoğrafları’yla okurun karşısına çıkıyor.

Levi, “otobiyografik kurmaca” ya da “anı/roman” olarak tanımlayabileceğimiz bu eserinde, hayatının önemli duraklarını, edebiyatın kendisi için ne anlama geldiğini, dille ve yazıyla ne gibi bağlar kurduğunu anlatıyor.

Bu anlatımın merkezinde ise, Levi’nin doğup büyüdüğü ve halen yaşadığı İstanbul yer alıyor.

Kitap, Levi’nin hayatının ve edebiyatının dönüm noktalarını barındırdığı için ayrıca dikkat çekiyor diyebiliriz.

  • Künye: Mario Levi – İçimdeki İstanbul Fotoğrafları, Everest Yayınları, roman, 375 sayfa, 2019

Recaizade Mahmut Ekrem – Araba Sevdası (2010)

Şık giyinmeye ve araba kullanmaya meraklı

Osmanlı edebiyatının önde gelen isimlerinden Recaizade Mahmut Ekrem’in ‘Araba Sevdası’, Türk edebiyatı klasiklerinin çizgiroman uyarlamalarına ilk örneklerden.

İkinci Abdülhamit dönemi İstanbul’unda geçen roman, Batı özentiliğini, cahilliği, toplumsal sorunlardan yalıtılmış, içi boş zevk anlayışını hicvediyor.

Batılılaşma hareketinin yanlış özelliklerini vurgulayan Ekrem, bunu da, biraz bildiği Fransızcasıyla çevresindekileri etkilemeye çalışan, şık giyinmeye ve araba kullanmaya meraklı Bihruz Bey karakteri üzerinden hikâye ediyor.

Fakat Batıcılığı özentiden ibaret olduğu için Bihruz Bey, her seferinde gülünç durumlara düşecektir.

  • Künye: Recaizade Mahmut Ekrem – Araba Sevdası, uyarlayan ve çizen: Betül Gönüllü, Everest Yayınları, çizgiroman, 147 sayfa

Nedim Göknil – Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum (2010)

Nedim Göknil, sahici bir Bodrum aşığı.

Göknil, elli altı yıllık serüvenini nakşettiği ‘ Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum’da, bir zamanlar ressamların, yazarların, şairlerin ve müzisyenlerin akın ettiği, günümüzdeyse kalabalığı ve gürültüsüyle her geçen gün daha da çirkinleşen Bodrum’u anlatıyor.

Göknil, çok sevdiği ve bir anlamda beraber dönüştüğü Bodrum’u yazarken, eleştirel tavrından da taviz vermiyor.

“Niye bu cenneti haritaya koyduk? Niye burayı bir İstinye Park’a; doğduğum ve büyüdüğüm ve bugün artık tanıyamadığım İstanbul’un Bebek semtine benzettik?” diye soran yazar, dünyanın ve Bodrum’un bambaşka ve tertemiz olduğu günler ile ardından şehrin yaşadığı akıl almaz dönüşüme dair tanıklığını okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: Nedim Göknil – Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum, Everest Yayınları, anı, 166 sayfa

İvan Aleksandroviç Gonçarov – Oblomov (2010)

“‘Ben niye böyleyim?’ diye sordu Oblomov ağlamamak için kendini zor tutarak ve başını yeniden yorganın altına gömdü, ‘Hak mı bu?'”

Rus edebiyatının önde gelen kalemlerinden İvan Aleksandroviç Gonçarov’un ‘Oblomov’u, yüzyıllardır edebiyatseverleri etkileyen nadide eserlerdendir, bir klasiktir.

Elimizdeki baskıyı nitelikli kılan hususlardan biri, ilk defa Rusçadan çevirilerek okurlara sunuluyor olması.

Romanın merkezinde, otuzlu yaşlarının başında, orta boylu ve hoş görünümlü olmasının yanı sıra, yüzünde neredeyse hiçbir ifadenin bulunmadığı, silik ve görüp görebileceğiniz en tembel karakter Oblomov yer alır.

Oblomov’un uyuşukluğunun, hayata dair bezginliğinin neden olduğu lanetin, lezzetli bir tarzla tasvir edildiği roman, edebiyat dünyasına en sıra dışı karakterlerden birini kazandırıyor.

  • Künye: İvan Aleksandroviç Gonçarov – Oblomov, çeviren: Sabri Gürses, Everest Yayınları, roman, 598 sayfa

F. Scott Fitzgerald – Buruktur Gece (2013)

Francis Scott Fitzgerald ‘Buruktur Gece’ başlıklı elimizdeki romanında, Caz Çağı’nın sahte ve yıpratıcı ilişkilerini gözler önüne seriyor.

Tatil için Fransız Rivierası’na gelen Rosemary Hoyt’un, burada tanıştığı bir aileyle yaşadığı ilginç olayları hikâye ediyor.

Annesiyle bölgeye gelen genç aktris Hoyt, burada Dick ve Nicole Diver çiftiyle tanışacaktır.

Bu tanışıklık derin bir arkadaşlığa dönüşecektir.

Zengin bir aile olan Diver’lar, zarafetleri ve şıklıklarıyla göz doldurmaktadır.

Fakat bu tozpembe sahnenin gerisinde, sıra dışı gerçekler yatmaktadır.

Zira Dick’in büyük çabalarla koruduğu Nicole’le olan evliliği, Rosemary isimli genç ve güzel aktrisin ısrarlı ilgisi yüzünden zarar görmeye başlar.

Rosemary’yi geride bırakıp evliliğini düzeltmeye çalışan Dick, etrafındaki insanların onda yarattığı yıkımın üstesinden gelemeyecek kadar kötü bir durumda bulur kendini.

Doktor, içinde bulunduğu ruh halinden sıyrılabilmek için çareyi yine ışıltılı hayatın büyüsünde arar.

Artık kendine toplumun en üst basamaklarında yer bulmuştur, ama bu defa da tüm ideallerini ve umutlarını kaybetmiş bir adama dönüşmüştür.

Fitzgerald, 1920’lerin yüksek burjuva hayatının, gösterişli partilerinin yarattığı yanılsamanın eleştirisini, savaşın gölgesinde birbirine tutunan Nicole ve Dick’in hayatları üzerinden sunuyor.

  • Künye: F. Scott Fitzgerald – Buruktur Gece, çeviren: Püren Özgören, Everest Yayınları, roman, 410 sayfa

Selim İleri – Oburcuk Mutfakta (2010)

‘Oburcuk Mutfakta’, Selim ileri’nin yemek-sofra anılarını anlattığı ‘Evimizin Tek Istakozu’, ‘Oburcuğun Edebiyat Kitabı’ ve ‘Rüyamdaki Sofralar’ başlıklı üç kitabını bir araya getiriyor.

Romanları, öyküleri ve gazete-dergi yazılarıyla bildiğimiz İleri, aynı zamanda bir mutfak tutkunu.

Yazarın, mutfak anılarını kaleme getirdiği ilk kitabı ‘Evimizin Tek Istakozu’, yayımlandığı zaman ilgiyle karşılanmış ve bunu, yemek kültürü konulu diğer kitapları izlemişti.

Bu kitaptaki metinler, aynı zamanda yazarın damak tadındaki yetkinliği de ortaya koyuyor.

İleri, çocukluğundan başlayarak yemek ve yemek kültürüne dair tanıklığını ve gözlemlediği birçok ayrıntıyı okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: Selim İleri – Oburcuk Mutfakta, Everest Yayınları, yemek, 638 sayfa

Tama Janowitz – Alan Kodu 212 (2010)

Hatırlanacağı gibi ‘New York Köleleri’, genç kuşak Amerikan kalemlerinden Tama Janowitz’in daha önce yayımlanmış romanlarından biriydi.

Janowitz’in yalnızca New York’luları değil, dünyadaki bütün büyük kent insanlarını ilgilendirecek tanıdık ve ilginç ayrıntıları işlediği söz konusu romanı, James Ivory tarafından filme de alınmıştı.

Elimizdeki ‘Alan Kodu 212’ başlıklı eser ise, daha çok romanlarıyla bilinen Janowitz’in denemelerini bir araya getiriyor.

Janowitz burada da, yaşadığı New York’u anlatmaya devam ediyor.

Andy Warhol, New York’un gün ve gecelerinden trajikomik yaşanmışlıklar, kendine has tarzıyla Manhattan ve eğlencelerinden, zevklerinden taviz vermeyen sosyete dünyası, denemelerde karşımıza çıkan konulardan birkaçı.

Yazar, New York’un şık ve sanatsal mekânları kadar, şehrin zorlu ve tehlikelerle dolu yönlerini de kaleme getiriyor.

  • Künye: Tama Janowitz – Alan Kodu 212, çeviren: Ünver Alibey, Everest Yayınları, deneme, 410 sayfa

Joachim Sartorius – Prens Adaları (2010)

Alman şair Joachim Sartorius ‘Prens Adaları’nı, Büyükada’da geçirdiği bir sonbahar sırasında kaleme aldı.

“Bu kitap, bir şairin Ada’nın dünyası, manzarası, ışığı ve insanları tarafından nasıl baştan çıkarıldığına dair son derece etkileyici bir aktarım.” diyerek bu mekâna duyduğu hayranlığı dile getiren Sartorius, Bizans, Osmanlı ve cumhuriyetin kuruluş döneminden kalan yapılarda incelemeler yapmış ve adada yaşayanlarla yaptığı sohbetler aracılığıyla Adalar’ın geçmişine dair ilginç ayrıntılara ulaşmış.

Kitapta Sartorius’un, Adalar’ın kozmopolit tarihine dair anlatımlarının yanı sıra, arkadaşları Sezer Duru, Orhan Pamuk ve Ara Güler’e dair hikâyeleri de yer alıyor.

  • Künye: Joachim Sartorius – Prens Adaları, çeviren: Sezer Duru, Everest Yayınları, anı, 95 sayfa