Arturo Goicoechea — Beden Konuştuğunda (2026)

Arturo Goicoechea’nın bu kitabı, modern tıbbın en karmaşık meselelerinden biri olan kronik ağrıyı nörobilimsel bir perspektifle yeniden ele alıyor. Goicoechea’ya göre ağrı her zaman bedendeki fiziksel bir hasarın doğrudan sonucu olmuyor. Çoğu durumda ağrı, beynin organizmayı korumak amacıyla geliştirdiği biyolojik bir alarm sistemi olarak ortaya çıkıyor. Ancak bu sistem bazen yanlış öğrenmeler, korkular ve tehdit algıları nedeniyle aşırı hassas hale geliyor; ortada ciddi bir doku hasarı bulunmasa bile beden gerçek bir acı hissediyor.

‘Beden Konuştuğunda’ (‘Tu cuerpo habla’) özellikle “Bütün testler normal ama hâlâ ağrım var” deneyimine odaklanıyor. Goicoechea, bu durumun hastanın ağrısını “hayal ettiği” anlamına gelmediğini vurguluyor. Ağrı tamamen gerçek; fakat kaynağı çoğu zaman hasarlı dokular değil, beynin tehlike değerlendirme biçimi oluyor. Beyin geçmiş deneyimler, toplumsal söylemler, tıbbi korkular ve öğrenilmiş savunma kalıpları üzerinden bedeni sürekli tehdit altında hissedebiliyor. Böylece organizma hipervijilans denilen aşırı tetikte olma durumuna sürükleniyor.

Goicoechea’nın en önemli kavramlarından biri “ağrı pedagojisi”. Yazara göre beynin yanlış alarm sistemini değiştirebilmenin yolu yalnızca ilaçlardan değil, bilgiden geçiyor. İnsan bedenin nasıl çalıştığını, ağrının biyolojik mekanizmalarını ve beynin koruma stratejilerini öğrendikçe korku döngüsü zayıflıyor. Çünkü kronik ağrının sürmesinde çoğu zaman korku, kaçınma davranışları ve sürekli tehdit beklentisi belirleyici rol oynuyor. Kitap bu nedenle ağrıyı yalnızca semptom olarak değil, öğrenilmiş bir biyolojik anlatı olarak ele alıyor.

Eserde migren, fibromiyalji, kronik kas-iskelet ağrıları ve açıklanamayan bedensel yakınmalar gibi durumlar da bu çerçevede değerlendiriliyor. Goicoechea, modern toplumun beden hakkındaki felaket odaklı söylemlerinin insanları kendi organizmalarından korkar hale getirdiğini savunuyor. Ağrının mutlak biçimde “hasar” anlamına geldiği inancı, beynin savunma sistemini daha da sertleştirebiliyor.

‘Beden Konuştuğunda’, kronik ağrıyı yalnızca biyomekanik bir problem değil, algı, öğrenme, korku ve nörobiyoloji arasındaki karmaşık ilişkinin ürünü olarak yorumluyor. Goicoechea, insanın kendi bedenini yeniden anlamasının, korku merkezli yaşamdan çıkıp daha özgür bir ilişki kurabilmesinin mümkün olduğunu gösteriyor. Bu yönüyle eser, ağrıya dair yerleşik düşünceleri sarsan ve nörobilim ile gündelik deneyim arasında köprü kuran dikkat çekici bir çalışma haline geliyor.

Arturo Goicoechea — Beden Konuştuğunda: Hiçbir Şeyim Yoksa Neden Ağrım Var?
Çeviren: Gonca Tanakol • Say Yayınları
Sağlık • 208 sayfa • 2026

Jose Miguel Mulet – Lezzetli Dünya Tarihi (2024)

Yemek, hayatta kalmak için gerekli olmanın ötesinde, kadim tarihin ve kültürün bir yansımasıdır; dolayısıyla her yemeğin ardında bir gelenek yatar ve her lezzet, insanlığın eşsiz bir ânını temsil eder.

Bu yüzden popüler bilim yazarı Jose Miguel Mulet tarihi yemeklerle anlatmayı tercih ediyor ve ortaya çok lezzetli bir dünya tarihi çıkıyor.

Fakat bu kitabı aynı zamanda “yemeğin tarihi” olarak okumak da mümkün.

Kitap insanın yiyecekle olan ilişkisini itinayla inceliyor, binlerce yıldan bu yana dünya halklarının kendi yemek kültürlerini nasıl geliştirdiklerini gösteriyor.

‘Lezzetli Dünya Tarihi’ varoluş ve yemek yeme arasındaki ilişkiye tartışmalı ve tamamen yenilikçi bir bakış açısıyla yaklaşan meşhur İspanyol yazar Mulet’in en iddialı projesi; mamut iliğinden fast food’a kadar her yemeğin anlattığı hikâyeyi ortaya koyuyor.

  • Künye: Jose Miguel Mulet – Lezzetli Dünya Tarihi: Tarih Öncesinden Bugüne Besinler ve Beslenme Alışkanlıkları Nasıl Değişti?, çeviren: Gonca Tanakol, Murat Tanakol, Say Yayınları, yemek, 520 sayfa, 2024