Kolektif – Türkiye’de Tarih ve Tarihçilik (2018)

Türkiye’de tarih ve tarihçilik disiplininin ortaya çıkışı, gelişimi ve güncel sorunları hakkında iyi bir derleme.

Alanında uzman yazarların katkıda bulunduğu ve Vangelis Kechriotis’in anısına hazırlanmış kitap,

  • Osmanlı’da “demokrasi” pratiklerinin tarihyazımı üzerine etkilerini,
  • Sultan Abdülhamid ve Ermeni katliamları üzerinden Türk-Ermeni çatışmasının jeneolojisini,
  • Balkan Savaşları sonrasında çocukların ekonomik alanda seferber edilmesini ve ırkçılığın bu süreçteki izdüşümlerini,
  • Parvus Efendi ve Türkiye’de “Milli İktisat”ın gelişimini,
  • Tarihsel bilinç oluşumuna örnek olarak 1915’i,
  • Mustafa Armağan ve ‘Derin Tarih’ bağlamında sağ-revizyonizmin yükselişi ve böylece bir melez söylemin nasıl inşa edildiğini,
  • Ve Yön Dergisi’nin 1964-65 Rum tehcirine yaklaşımı üzerinden Türkiye solunun azınlık meselesine bakışını irdeliyor.

Kitabın sonunda, Edhem Eldem ve Şükrü Hanioğlu ile yapılmış aydınlatıcı iki söyleşi bulunduğunu da belirtelim.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Tarih ve Tarihçilik: Kavramlar ve Pratikler, derleyen: Ümit Kurt ve Doğan Gürpınar, Heretik Yayıncılık, tarih, 312 sayfa, 2018

Samuel Alexander – Parayı Tahrif Et (2018)

Sinoplu Yunan filozof Diyojen, MÖ 412 yılında doğdu ve felsefe hayatına amaçsızca dolaşan bir dilenci olarak başladı.

Antik dünyanın en etkili Kiniği olan Diyojen, sıklıkla fıçı denilen genişçe bir varilde yaşadı, eski püskü kıyafetler giydi ve tüm felsefesini de tamı tamına bu şekilde, bütün yüklerinden arındırarak özgürleştirdi.

Samuel Alexander da bu özgün çalışmasında, Diyojen’in hayatını ve fikirlerini yeniden canlandırıyor.

Kitapta yer alan altı diyalog, 2 bin 500 yıl önce bize sesleniyor ve Diyojen’in fikirlerini bugüne uyarlıyor.

Kitap, Diyojen’in bir elinde fener diğerinde bastonla Pazar yerindeki o ünlü gezintisinden başlayarak, yine bu hikâye kadar ünlü İskender’le olan konuşmasına ve oradan da Diyojen’in kitaplarının yakılmasına ve ölümüne uzanan süreci diyaloglaştırmış.

Samuel Alexander’ın yarı-Sokratik tarzda kurguladığı bu harika diyaloglar, Diyojen’in basitlik, ölçülülük ve doğallıkla ördüğü düşünce sisteminin ne denli devrimci ve ölümsüz olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

  • Künye: Samuel Alexander – Parayı Tahrif Et: Diyojen’in Kayıp Diyalogları, çeviren: Onur İşci, Heretik Yayıncılık, diyalog, 107 sayfa, 2018

Bruno Latour ve Vincent Antonin Lépinay – Tutkulu Çıkarların Bilimi (2018)

Burada daha önce, ütopik eseri ‘Geleceğin Tarihinden Alıntılar’ yer verdiğimiz Gabriel de Tarde’ın sıra dışı fikirleri kimi sosyolog ve sosyal psikologlara esin kaynağı olmuşsa da, kendisi çağımızın ihmal edilen düşünürlerindendir.

Tarde, “İktisat antropolojisini anlamak için ilk olarak alışkanlıklarımızın bütünüyle tersine çevrilmesini kabul etmeliyiz: Ekonomi içindeki hiçbir şey nesnel değildir, hepsi özneldir,” demiştir.

Bruno Latour ve Vincent Antonin Lépinay’ın bu kısa ama etkili çalışması ise, Tarde’ın fikirlerini, ağırlıklı olarak da iktisat antropolojisine dair düşüncelerini ele almasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kitapta,

  • İktisadın doğası,
  • Sosyal Darwinizm,
  • Üretim faktörlerinin yeniden dağıtımı,
  • Sermayenin eğilimleri,
  • Kapitalist rejimin dinamikleri,
  • Ve iktisatta “Adam Smith problemi” gibi, Tarde’ın tartıştığı pek çok konu yeniden gündeme getiriliyor.

Künye: Bruno Latour ve Vincent Antonin Lépinay – Tutkulu Çıkarların Bilimi: Gabriel Tarde’ın İktisat Antropolojisine Bir Giriş, çeviren: Ekin Değirmenci, Heretik Yayıncılık, iktisat, 98 safya, 2018

Samuel Alexander – Yeteri Kadarsa Çoktur (2018)

Henry David Thoreau’nun öncü fikirleri, kapitalizm ve tüketim toplumu karşıtı düşüncenin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Öte yandan Thoreau, aynı zamanda okunması pek kolay isimlerden biri değil.

Thoreau düşüncelerini, kimi zaman ayrıca açıklanmayı gerektirecek denli zor ifade etmiştir.

İşte Samuel Alexander’ın bu önemli çalışması, Thoreau’nun iktisadi fikirlerine ve tezlerine sağlam bir giriş niteliğinde.

Kitapta,

  • Thoreau ve materyalist kültür,
  • Thoreau’nun Walden deneyimi,
  • Yaşam gereksinimleri, giyinme, barınma ve yiyecek temini gibi, Thoreau’nun alternatif iktisadında öne çıkan konular,
  • Konfor ve lükslerin aşılması,
  • Uygun teknolojinin bulunması,
  • Ve Çalışma saatlerinin düzenlenmesi gibi birçok konu açıklanıyor.

Thoreau’nun esas mesajlarını açıklayan kitap, her seviyeden okura daha basit yaşamanın yollarını anlatmasıyla her kitaplıkta bulunmayı hak ediyor.

  • Künye: Samuel Alexander – Yeteri Kadarsa Çoktur: Thoreau’nun Alternatif İktisadı, çeviren: Işıl Şeremet, Heretik Yayıncılık, iktisat, 112 sayfa, 2018

Michael Finkel – Ormandaki Yabancı: Son Hakiki Münzevinin Sıra Dışı Hikâyesi (2017)

Yirmi yıl boyunca ormanda yaşayan ve bu zaman diliminde hiçbir insanla iletişim kurmayan Christopher Knight’ın sıra dışı hikâyesi.

İçine kapanık ve zeki Knight, 1986’da Massachusetts’teki evini terk edip Maine’de bir ormanda yaşamaya başlar.

Yıllar yılları kovalar ve Knight bu esnada hiçbir insana ve doğal olarak “medeniyet”e ihtiyaç duymadan ormanında yaşamaya devam eder.

Sadece bir çadırda yaşayarak, dondurucu soğuklara, açlığa ve susuzluğa karşı yemek ve su depolamak için dâhice yollar geliştirerek ve bütün bunların da ötesinde sadece ve sadece düşüncelerinden ve ideallerinden güç alarak…

Ta ki yirmi yıl sonra, yiyecek çaldığı için tutuklanıncaya dek.

Kitap, bu olağanüstü hikâyeyi, Knight’ın ormandaki hayatına dair tasvirler ve onun uzun bir aradan sonra insanların dünyasına döndükten sonra yaşadığı karmaşalarla harmanlayarak anlatıyor.

Yalnız kalmak, toplum, yabancılaşma ve kendini gerçekleştirmek üzerine ufuk açıcı bir hikâye.

  • Künye: Michael Finkel – Ormandaki Yabancı: Son Hakiki Münzevinin Sıra Dışı Hikâyesi, çeviren: Devrim Kılıçer, Heretik Yayıncılık, roman, 231 sayfa, 2017

Thomas Kühne – Aidiyet ve Soykırım: Hitler Toplumu (1918-1945) (2017)

Nazilerin Yahudilere yönelik soykırımı, bazı kişilere göre, Adolf Hitler başta olmak üzere, kimi yönetici elitlerin çılgınlıklarından ibaretti.

Oysa tam aksine soykırım, farklı kesimlerin katkı sağladığı bir toplumsal mutabakatın ürünüydü.

Thomas Kühne’nin elimizdeki nitelikli çalışması ise, soykırımı “ulusal-kültürel kimlik inşası” bağlamında inceleyerek soykırımın toplumsal mutabakat boyutlarını açıklığa kavuşturuyor.

Yazara göre 1. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan Alman toplumu büyük bir utanç içindeydi.

Fakat bu utanç, aynı zamanda Alman toplumu üzerinde önemli bir aidiyet ve bağlılık hissiyatı da yaratmıştı.

Kühne, 1. Dünya Savaşı’nı eksen aldığı tarihsel bir perspektifle, bu utanç duygusunun, Yahudi nefretiyle birleşerek Almanların ulusal bilinçlerini kuvvetlendiren en önemli faktöre dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Soykırım çalışmaları alanındaki önemli çalışmalardan biri olan kitap, özellikle Yahudilere yönelik soykırımın Alman kimliğinin oluşmasındaki rolünü açıklığa kavuşturması ve bunun yanı sıra tüm kitlesel katliamları ve bu katliamlar sonrası kurulan toplumları anlamamızı sağlamasıyla önemli.

Kitabın, Taner Akçam’ın aydınlatıcı bir sunuşuyla açılığını da belirtelim.

  • Künye: Thomas Kühne – Aidiyet ve Soykırım: Hitler Toplumu (1918-1945), çeviren: Arlet İncidüzen, Heretik Yayıncılık, tarih, 271 sayfa, 2017

Richard Sennett ve Jonathan Cobb – Sınıfın Gizli Yaraları (2017)

Bilen bilir: Soma maden katliamı olduğunda, bir işçi ambulansa bindirilirken “Çizmeleri çıkarayım mı, sedye kirlenmesin” demişti.

Yine yakın zamanlı bir örnek daha: Maden işçileri koltuklar kirlenmesin diye bir otobüstü ayakta yolculuk etmişti.

Yalnızca bu iki örnek bile, işçinin sadece devasa bir ekonomik sömürü ve düşük ücretle değil, aynı zamanda kültürel/toplumsal kodlar, önyargılar ve ezberlerle de boğuştuğunu göstermeye yeter.

  • Bir işçi kıyafetinden ve konuşmasından dolayı küçük görülmekten korkar,
  • Nasırlaşmış ellerini saklar,
  • Üst-orta sınıftan insanların kendisini küçümsediğini bilir,
  • Çocuklarının kendisi gibi sömürülen ve ezilen bir işçi olmasından korkar,
  • Kendisini, kendisinden daha paralı kişilere “bey” demek zorunda hisseder,
  • Ve daha nicesi…

İşte Richard Sennett ve Jonathan Cobb, ufuk açıcı çalışmaları ‘Sınıfın Gizli Yaraları’nda, bunun gibi pek çok örnek eşliğinde, işçilerin, ekonomik sömürünün yanı sıra toplumsal ilişkilerinde ve gündelik hayatlarında sınıf bilincini nasıl deneyimlediklerinin izini sürüyor.

Kitap, bir sınıfa ait olmanın kültürel/toplumsal dinamikleri ve işçi sınıfından bireylerin bunu nasıl deneyimledikleri hakkında çok iyi bir sorgulama.

  • Künye: Richard Sennett ve Jonathan Cobb – Sınıfın Gizli Yaraları, çeviren: Mustafa Kemal Coşkun, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 269 sayfa, 2017

Frédéric le Play – Seçilmiş Metinler (2017)

1806-1882 arasında yaşamış, Fransız toplum mühendisi ve siyasetçi Frédéric le Play, sosyoloji tarihinde çok önemli bir isim.

Zira kendisinin, 1855’te 36 Avrupalı işçi ailesi üzerine yaptığı detaylı çalışmada kullandığı yöntemler, daha sonra yapılacak birçok çalışmaya örnek teşkil etmişti.

İşte bu kitapta bir araya getirilen metinler, le Play’in düşünce dünyasını ve sistemini kapsamlı bir biçimde ortaya koymalarıyla çok önemli.

Kitapta, le Play’in,

  • Sosyal reformlar,
  • Din,
  • Mülkiyet,
  • Aile,
  • Çalışma,
  • Çalışma alanında temel uygulamalar,
  • Ücret,
  • Tasarruf,
  • Tarım,
  • Ortaklıklar,
  • Toplumsal eşitsizlikler,
  • “Seçkin” sınıflar,
  • Hoşgörüsüzlük,
  • Bürokrasi,
  • Ve devrimin şartları gibi konulardaki görüşleri yer alıyor.

le Play’in buradaki metinleri, hem kendisinin muhafazakâr bir sosyal bilimci olarak portresini sunuyor hem de sosyolojinin Fransa’daki gelişimini gözler önüne seriyor.

Künye: Frédéric le Play – Seçilmiş Metinler, çeviren: Ahmet Kerem Yılmaz, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 272 sayfa

Hasan Münüsoğlu – Irk Lekesi (2017)

Türkiye’de antropoloji, liselerde ve üniversite hazırlık kitaplarında yakın zamanlara kadar hep “ırkbilim” olarak verildi.

Yani bu koca disiplin, bizde daha çok “kurukafacılık” ya da “kafatasçılık” olarak daraltılıp anlatıldı.

Bunun müsebbipleri, kuşkusuz “yerli ve milli” kaygı ve önceliklerini bilimin önüne koyan siyasi elitlerin bizzat kendisiydi.

Türkiye’nin önde gelen antropologlarından Tayfun Atay’ın deyişiyle, antropoloji bizde önce imal edilen, ardından ihmal edilen bir bilimdir.

İşte Hasan Münüsoğlu, elimizdeki bu önemli çalışmasında, emek verdiği bu bilim disiplininin ülkemizdeki sorunlu doğuşunu eleştirel bir bakışla irdeliyor.

Bilhassa Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde antropolojinin kurulma ve kurumlaşma sorunlarını irdeleyen çalışma, Şevket Aziz Kansu, Afet İnan, Seniha Tunakan, Muzaffer Süleyman Şenyürek ve Nermin Erdentuğ gibi isimlerin antropolojiye yaklaşımlarını ve çalışmalarını, dönem siyaseti ekseninde inceliyor.

Türkiye’nin antropoloji tarihinde “ırk lekesi”nin nasıl bulaştığını daha iyi kavramak ve bununla gerçek anlamda yüzleşmek isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

  • Künye: Hasan Münüsoğlu – Irk Lekesi, Heretik Yayıncılık, antropoloji, 214 sayfa

Nels Anderson – Hobo: Evsiz Adamın Sosyolojisi (2017)

Hobo, 20. yüzyıl Amerikan popüler kültüründe evsiz barksız, ailesiz, bağımsız olmayı tercih eden, hayatı yollarda geçen kişi anlamına geliyor.

Her yeri evi olarak belleyen bir Hobo, düzenli çalışma karşıtıdır, sömürü ilişkilerinin içine girmez ve sınırlarda yaşamayı tercih eder.

İşte, kendisi de eski bir Hobo olan Nels Anderson, bizi Hoboların ilginç dünyasına, yaşam ve çalışma düzenlerine, gündelik hayat pratiklerine daha yakından bakmaya davet ediyor.

Kitap, bu ilginç kesime içeriden bakan bir anlatı olsa da, gözlemleri, betimlemeleri ve yöntemsel, epistemolojik yaklaşımıyla Hobolar için yetkin bir sosyoloji çalışması olmasıyla önemli.

Anderson’ın bu nitelikli kent antropolojisi çalışmasının, Chicago Ekolü olarak bilinen sosyal bilim geleneğini güçlü bir şekilde etkilediğini de söyleyelim.

  • Künye: Nels Anderson – Hobo: Evsiz Adamın Sosyolojisi, çeviren: Ezgi Pınar, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 256 sayfa