Elisabeth Young-Bruehl – Çocuk Düşmanlığı (2021)

Cinsiyetçi yahut ırkçı önyargılar konusunda deneyimliyiz.

Fakat en az bunlar kadar korkunç bir gerçeklik olan çocuk düşmanlığı konusunda pek fikir sahibi değiliz.

Elisabeth Young-Bruehl, çocuk istismarından çocuk düşmanlığının ailedeki kökenlerine konuyu geniş bir çerçevede tartışıyor.

Amerikan toplumunda çocuklara karşı önyargının dinamiklerini irdeleyerek çalışmasına başlayan Young-Bruehl, utanç verici bir gerçeklik olarak, Amerika’da, dünyadaki bütün uluslardan daha yüksek sayıda çocuğun hapis yatmasını gösteriyor.

Zira yarım milyon Amerikalı çocuk şu anda çocuk hapishanelerindedir.

Yazar, çalışmasının devamında da, ailedeki, okuldaki, arkadaş çevrelerindeki, ikili ilişkilerdeki ve siyasilerin dilindeki çocuk düşmanlığı biçimlerini anlamaya, görünür kılmaya, diğer ayrımcılık biçimleriyle ilişkisini gösteriyor.

  • Künye: Elisabeth Young-Bruehl – Çocuk Düşmanlığı: Çocuklara Karşı Önyargıyla Yüzleşme, çeviren: Aksu Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 311 sayfa, 2021

Kolektif – Şiir / Mimarlık (2021)

Bazı mimari yapılar bizi o denli derinden etkiler ki, onlara sanat eseri deriz, hatta şiir gibi deriz.

“Mimarlık bina mıdır?” sorusuna “Hayır, değildir” yanıtını veren bu derleme de, mimarlığı şiir ve eleştiri olarak kavrayan özgün makaleler sunuyor.

Özellikle Rönesans’tan beri, mimarlığın binayla, inşayla ilişkilendirilmesini reddeden ve onu sanat olarak, şiir olarak, hatta felsefe olarak tasavvur edenler olmuş.

Bu retçi görüşler, mimarlığın işleve, faydaya indirgenmesine karşı çıkmışlar.

Onlara göre mimarlık, birtakım ritüellerdir, kutsal ruhlarla efsunlanarak canlanan heykellerdir, kozmik yaratıklara ev sahipliği yapan labirentlerdir, semiyotik mabetlerdir, altın çağın ütopyalarıdır…

Sonsuz bir hayal ve arzu âlemidir.

Dolayısıyla mimarlık, ancak binayı ihlal ederek mimarlık olabilir.

Mimarlığın kökeni bina-olmayandadır.

Bahar Avanoğlu, önce mimarlığı şiir ve eleştiri olarak kavrayan bu geleneğin kapsamlı bir arkeolojisini yapıyor, ardından da onun çağdaş ifadesi olan Unbuilt düşüncesine ilişkin dört metin sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: Bahar Avanoğlu, Alberto Pérez-Gómez, Norbert Miller, Raimund Abraham ve Lebbeus Woods.

  • Künye: Kolektif – Şiir / Mimarlık: Binanın İhlali, derleyen ve sunan: Bahar Avanoğlu, çeviren: Akın Terzi ve Elçin Gen, İletişim Yayınları, mimari, 247 sayfa, 2021

Julian Stallabrass – Çağdaş Sanat (2021)

 

Julian Stallabrass’tan, sanat-siyaset ilişkisi üzerine sağlam bir eleştirel analiz.

Kitap, çağdaş sanat dünyasının 1989 ve sonrasında yaşanan küresel olayların ardından devletlerin ve şirketlerin güdümünde nasıl nasıl adım adım yozlaştığını gözler önüne seriyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından devreye giren yeni dünya düzeni, sınır tanımayan bir serbest ticaret rejimini uygulamaya koyarken, çağdaş sanatı da derinden etkiler.

Sermayeyle birlikte dolaşımı serbestleşen sanat, giderek dev küresel şirketlerin, korporasyonların denetimine açılır.

Bu süreçte sanat da, sanat kurumları da temelden dönüşür: başka başka kentlerde şubeler açan müzeler giderek mağaza zincirlerini andırır; dev şirketlerin logoları ile müzelerin logoları, sanatçı isimleri ile marka isimleri, pazarlama stratejileri çerçevesinde birbirine karışır.

Dev sergiler, imajlarını tazelemek isteyen devletlere, kentsel dönüşüm projelerini satmak isteyen yerel yönetimlere aracılık eder.

Kimlik, farklılık, melezlik, “sınırların aşılması” gibi temalar etrafında örgütlenen bienaller de, yeni dünya düzeninin gösterilerinden biri olmaktan öteye gidemez; diğer sanat kurumları gibi, zamanla şirketlere özgü bir kurumsal yönetim disiplininin, “sanat yönetiminin” etkisine girer.

İşte ‘Çağdaş Sanat’ da, küreselleşmiş dünyanın kültürel çoğulluk görüntüsünün ardındaki Batı merkezli homojenliği, “sınırsız serbestlik” şiarıyla maskelenen sansür ve dışlama mekanizmalarını açıklıyor.

Çağdaş sanatın, devletlerin ve şirketlerin güdümündeki seyrini izliyor.

  • Künye: Julian Stallabrass – Çağdaş Sanat: Bir Tarihçe, çeviren: Esin Soğancılar, İletişim Yayınları, sanat, 200 sayfa, 2021

Ayşe H. Köksal – Resim ve Heykel Müzesi (2021)

Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olarak 1937 yılında kurulan Resim ve Heykel Müzesi, bugün varlıkla yokluk arasında bir yerde duruyor.

Ayşe Köksal, Cumhuriyet dönemi sanatının bu en önemli teşhir ve temsil alanının mücadelesini anlatıyor ve müzeyi nasıl yaşatabileceğimizi tartışıyor.

Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı olarak Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nde bulunan müze, Halil Edhem’in tasarımının vücuda gelmiş haliydi.

Resim ve Heykel Müzesi’nin yaşam öyküsünü anlatan bu çalışma, müzenin hayal ile hakikat arasında kalmışlığının ardındaki nedenleri araştırıyor.

Zira müze, ömrü boyunca var ile yok arasında bir yerde, arafta kaldı.

Ne var oldu, ne de yok oldu.

Resim ve Heykel Müzesi’ni özellikle sanatçıyla paylaştığı varoluş alanı üzerinden anlamayı amaçlayan Köksal, müzenin hayat hikâyesini okurken aslında sanatçının varoluş hayallerini, tahayyül ettiği müzeyi, Müze’nin hakikatinin karşısında yeniden giriştiği mücadeleleri de aktarıyor.

Köksal ardından, müzenin uzun yıllar boyunca yaşadığı arafta kalma halini ve müzeyi ihya etmek için neler yapılması gerektiğini irdeliyor.

Kitap, müzede çalışmış olan kişilerle yapılan sözlü tarih çalışmalarıyla da zenginleşmiş.

  • Künye: Ayşe H. Köksal – Resim ve Heykel Müzesi: Bir Varoluş Öyküsü, İletişim Yayınları, inceleme, 307 sayfa, 2021

Marie-France Hirigoyen – Narsisistler İktidarda (2021)

Günümüzün en büyük küresel sorunu, narsisistlerin siyaset başta olmak üzere en önemli makamları işgal etmiş olmaları.

Deneyimli psikoterapist Marie-France Hirigoyen, narsisizmi toplumsal ve kültürel bir olgu olarak irdeleyerek narsisizm kuşatmasından kurtulmayı sağlayacak çıkış yolları öneriyor.

Gittikçe daha karmaşık ve rekabetçi hale gelen günümüz toplumunda, narsisistler iş dünyasında, medyada ve siyasette, her geçen gün daha sık karşımıza çıkıyor.

Üstünlüklerini her fırsatta sergilemeyi seven, baskın ve baştan çıkartıcı karakterdeki bu kişiler, en önemli makamları işgal ediyorlar.

Bu durum bir kesimin tepkisini ve öfkesini çekse de, toplumun büyük çoğunluğu -bazen kendi çıkarları pahasına- onlara hoşgörü göstermeye devam ediyor.

Narsisizmin çağımızı bu derece etkisi altına almasını nasıl açıklamak gerekir?

Hirigoyen, ‘Narsisistler İktidarda’da şaşırtıcı araştırma verileri ve klinik gözlemler

eşliğinde, bu can alıcı soruya cevap arıyor.

Daha önce ‘Manevi Taciz: Gündelik Hayatta Sapkın Şiddet’ kitabıyla geniş okur kitlesine ulaşan yazar, sosyoloji ile psikolojinin kesişim noktasında yeşeren çözüm ihtimaline işaret ediyor ve narsisizm kuşatmasından kurtulmayı sağlayacak çıkış yolları öneriyor.

Ortak geleceğimiz üzerine kafa yoran herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“Çağdaş narsisizmi küresel olarak, kim olduğumuzu etkileyen toplumsal ve kültürel bir olgu olarak anlamak gerekir. İster psikolojik ister sosyolojik açıdan yaklaşalım, küreselleşmenin bireylerde derin bir dönüşüme yol açtığını görmeliyiz. Gerekli taviz ve kısıtlamalar üzerine kurulu, nevrozların ortaya çıkışını kolaylaştıran ataerkil bir toplumdan, bireyin özgürlüğü ve hüsrana karşı tahammülsüzlük üzerine kurulu, narsisistik kırılganlıkların telafisini zorlaştıran bir kültüre geçtik.”

  • Künye: Marie-France Hirigoyen – Narsisistler İktidarda, çeviren: Ayşen Gür, İletişim Yayınları, siyaset, 223 sayfa, 2021

Ahmet Emre Ateş – Kazma-Kürek, Defter-Kitap (2021)

Köy Enstitülerine “enstitü nostaljisi”ni aşarak bakan çalışmaların sayısı azdır.

Ahmet Emre Ateş’in bunu başarabilen bu incelemesi, Köy Enstitüleri’nin köylü eğitimi ve ulus-devlet inşasındaki yeri ve önemini yeniden değerlendiriyor.

Günümüze kadar az tartışılan bir kavram olarak romantik milliyetçilik, Köy Enstitüleri’nin üzerinden incelenmiş bir konu da değil.

Dolayısıyla, Köy Enstitüleri’nde romantik milliyetçi söylemi araştırmak ilk defa bu çalışmayla gerçekleşmiş.

Ateş’in sözlü tarih çalışmasıyla hazırladığı kitabın ilk bölümünde milliyetçilik kuramları inceleniyor.

İkinci bölümde, Türkiye’de köylü eğitimine tarihsel açıdan değiniliyor ve ardından, bu süreçleri izleyen siyasal mobilizasyon ve seküler din tartışmaları ele alınıyor.

Yazar böylelikle, Köy Enstitüleri’nin kuruluşundan önceki süreçte köylü eğitimi düşüncesinin modernleşme ve köy mobilizasyonu açısından önemini ortaya koyuyor.

Üçüncü bölümde, Köy Enstitüleri’nin tarihçesi inceleniyor ve Köy Enstitüleri’nin faaliyet ve süreçleri, yaşanan toplumsal ve siyasal olaylar ile dönemin hükümetleri ve siyasi partileri (CHP-DP) ekseninde inceleniyor.

Dördüncü bölümde ise, Köy Enstitüleri’nin eğitim programlarında ve mezunlarının anı, söyleşi ve romanlarındaki ulus-devlet inşasına ve modernleşmesine yönelik yorumlar irdeleniyor.

  • Künye: Ahmet Emre Ateş – Kazma-Kürek, Defter-Kitap: Köy Enstitüleri, Sekülarizm ve Romantik Milliyetçilik, İletişim Yayınları, inceleme, 270 sayfa, 2021

Füsun Üstel – Kültür Politikasına Giriş (2021)

Kültür politikasına sağlam bir giriş yapmak isteyenler bu kitabı muhakkak edinsin.

Füsun Üstel, kültür politikasını bir kamu politikası olarak ele alıyor ve bunu yaparken de disiplinlerarası bir yaklaşımı benimsiyor.

Kitap, altı bölümden oluşuyor.

“Kültür Politikası Nedir?” başlıklı ilk bölümde, kültür politikasının tarihsel süreç içinde ortaya çıkışı ve gelişim süreci, kapsamı, belli başlı politika modelleri ve alandaki güncel tartışmalar yer alıyor.

“Kültürel Haklar: Külkedisi mi, Zeyna mı?” başlıklı ikinci bölümde, kültür hakkı ve

kültürel hakların özellikle İkinci Dünya Savaşı ertesinde ülkelerin iç hukukunda ve uluslararası insan hakları hukukunda yer bulması, demokrasi ve/veya demokratikleşme perspektiflerinden değerlendiriliyor.

Üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümler, kültür politikası alanındaki ideal-tiplerin örneği olarak kabul edilen Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’yı inceliyor.

Bu bölümlerin her birinin farklı bir sorunsaldan hareket ettiği dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacaktır.

“Kültür Politikası Bir Fransız İcadı mı?” başlığını taşıyan üçüncü bölümde vurgu, devlet üzerine.

Başka bir anlatımla, devletin kültür ve sanat alanına müdahalesinin meşruiyeti ve gerekliliği konusunda kadim bir geleneğe sahip Fransa’da zaman içindeki dönüşümlere rağmen devam eden “kültürel devlet” olma iradesi tartışılıyor.

“‘Kültür Ulus’tan ‘Kültür Devlet’e: Almanya’da Kültür Politikaları” başlıklı dördüncü bölümün ağırlık merkezi, ulus üzerine.

Bu çerçevede Almanya’nın, her ne kadar anlamı ve yönü değişse de siyasal birliğin kurulduğu 19. yüzyıldan Nazi rejimine, merkezî bir yapıdan federalizme, bölünmeden yeniden birleşmeye ve günümüze, ulus-devlet-kültür ilişkisi değerlendiriliyor.

“Birleşik Krallık Kültür Politikaları: Mesafeli Yönetim mi, İçli Dışlı mı?” başlığını taşıyan beşinci bölümde vurgu, ekonomi üzerine.

Liberal ekonominin gerekleri doğrultusunda devletin uzun süre boyunca kültür alanına müdahaleden kaçındığı, daha sonra ise “mesafeli yönetim” olarak tanımlanan bir modelin öncülüğünü yaptığı Birleşik Krallık’ta, kültür politikasının ekonominin önemli bir bileşeni haline geliş sürecine ve bu bağlamda ortaya çıkan çeşitli tartışmalara odaklanılmış.

“Trenin Son Yolcusu: Avrupa Birliği’nde Kültür Politikası” başlıklı son bölümde ise, bütünleşme sürecinde bir “Avrupalılık kimliği”nin inşası çerçevesinde hayata geçirilen; ancak kapsayıcı ve sistemli bir politikaya dönüşmeksizin daha çok dağınık kültür projeleri düzeyinde kalan çabalar ve her birinin sorunları ele alınmış.

  • Künye: Füsun Üstel – Kültür Politikasına Giriş: Kavramlar, Modeller, Tartışmalar, İletişim Yayınları, inceleme, 380 sayfa, 2021

Linda Barış – Türkiye’de Ermeni Okulları ve Ermeni Kimliği (2021)

Türkleştirme politikalarının baskın olduğu Ermeni okullarındaki eğitim sistemi Ermeni kimliğinde nasıl karmaşalar yarattı?

Linda Barış, Ermeni okullarındaki öğrencilerin Tarih derslerindeki kitaplarda anlatılan hain Ermenileri okuduklarında neler yaşadığını ortaya koyuyor.

Kitapta, Ermeni okullarında eğitimin nasıl olduğu, derslerin nasıl işlendiği, öğretmenlerin ne şekilde görevlendirildiği, maaşlarını nereden aldıkları, müfredatın öğrencilerin etnik kimlikleri üzerindeki etkilerinin ne olduğu, öğrencilerin okullara kayıt yaptırabilmek için

Ermeni olduklarını nasıl ispatladıkları ve bunun gibi pek çok önemli konu aydınlatılıyor.

Türkiye’deki Ermeni okullarının, Ermeni kimliğinin oluşumuna nasıl bir etkide bulunduğunu anlamak açısından büyük önem arz eden Barış’ın çalışması, aynı zamanda öğrenci, öğretmen ve okul müdürleriyle yapılan görüşmelerle de zenginleşmiş.

  • Künye: Linda Barış – Türkiye’de Ermeni Okulları ve Ermeni Kimliği, İletişim Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2021

Michael Walzer – Kurtuluş Paradoksu (2021)

Ulusal kurtuluş hareketlerinin kazanımları ve paradoksları nedir?

Michael Walzer, Hindistan, İsrail ve Cezayir’i merkeze alarak ele aldığı ulusal kurtuluş hareketlerinin çıkmazlarını ve çelişkilerini gözler önüne seriyor.

Ulusu kurtaranlar, sıklıkla siyasetin bugününü etkilemiş, sembolik anlamlar edinmiş ve toplumlarının siyasi kültürü üzerinde belirleyici oldu.

Kurtarıcılar-kurtarılanlar arasındaki ilişki, bilhassa devletleşmiş ulusal kurtuluş hareketleri söz konusuysa, siyaseten ciddi bir gerilim hattı oluşturmuş, bu hareketler ve partiler farklı toplumsal grupların çeşitli meydan okumalarıyla karşılaşmıştır.

Walzer de, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan üç bağımsız devleti, Hindistan, İsrail ve Cezayir’i ele aldığı ‘Kurtuluş Paradoksu’nda ulusal kurtuluş hareketlerinin vaatlerini, kazanımlarını ve toplumları içerisindeki algılanma biçimleriyle birlikte paradokslarını, çıkmazlarını ve çelişkilerini de gösteriyor.

Ülkelerin ulusal kurtuluş tarihlerinde tekrar eden ve huzur bozucu olan bir örüntüyü tasvir ediyor.

Yazara göre bu huzur bozucu örüntü de, devlete dönüşen seküler siyasi hareketler ve yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra bunların kazanımlarına meydan okuyan dinî hareketler.

  • Künye: Michael Walzer – Kurtuluş Paradoksu: Seküler Devrimler ve Dinî Karşıdevrimler, çeviren: Zeynep Şarlak, İletişim Yayınları, siyaset, 159 sayfa, 2021

Kamran Elend – Kimliği Terennüm Etmek (2021)

Erivan radyosu Kürtçe yayını, özellikle Türkiye Kürtleri arasında birleştirici ve değiştirici bir rol oynadı.

Radyonun ortaya çıkışı ve etkilerini derinlemesine izleyen Kamran Elend, radyonun doğuştan gelen “Kürt olma” olgusundan “Kürt olma” bilincine geçilmesini sağladığını belirtiyor.

Kürt kimliğiyle Erivan Radyosu arasındaki güçlü ilişkiyi ele alan çalışma, Sovyetler’de yaşayan ve azınlık olan Kürtlerin Erivan Radyosu Kürtçe Servisi aracılığıyla Sovyetler dışındaki Kürtlere, özellikle de Türkiye’deki Kürtlere nasıl ulaştıklarını, Türkiye’deki Kürtlerin kendi sınırları dışında ama yine kendi dillerindeki bir dünyayla nasıl tanıştıklarını anlatıyor.

Bunu yaparken, belleğinde Erivan Radyosu’yla ilgili anıları olan kişilerle yaptığı görüşmelerden yararlanan Elend, sözlü tarihin değerini bir kez daha hatırlatıyor.

“Radyo”yu başlı başına ele almayı da ihmal etmeyen Elend, Sovyet Kürtlerini, dönemin siyasi koşullarını, radyonun insanlar için ne ifade ettiğini de anlatısına ekliyor.

  • Künye: Kamran Elend – Kimliği Terennüm Etmek: Erivan Radyosu Kürtçe Yayını, İletişim Yayınları, sosyoloji, 232 sayfa, 2021