Mariana Mazzucato – Girişimci Devlet (2021)

Devletin küçülmesi gerektiği tezine temelden karşı çıkan özgün bir tartışma.

University College London’da, Yenilik ve Kamu Değeri Ekonomisi Bölümü’nde ders veren Mariana Mazzucato, muazzam boyuttaki stratejik kamu yatırımları olmasaydı, bugün internetten GPS’e ve SIRI’ye kadar akıllı ürünlerden hiçbirini üretemeyeceğimizi belirterek devletin ekonomideki rolünü yeniden tartışmaya açıyor.

‘Girişimci Devlet’in çıkış noktasında, küresel düzeyde yaşanan 2008 finans krizi yer alıyor.

Krizin ardından, büyümeyi yeniden başlatmak için atılması gereken tek adımın kamu harcamalarında kesinti olduğuna dair görüşe tepki olarak kaleme alınmış.

Devletin küçülmesi gerektiğini savunanların aksine, dünyanın en etkili ekonomistlerinden biri kabul edilen Mazzucato’ya göre, muazzam boyuttaki stratejik kamu yatırımları olmasaydı, bugün internetten GPS’e ve SIRI’ye kadar akıllı ürünlerden hiçbirini üretemezdik.

Bilişim teknolojisindeki yeniliklerin yanı sıra, yeşil devrimi yaratabilecek yenilenebilir enerji çözümlerini ya da hastalıkları iyileştirecek yeni radikal ilaçların çoğunu da geliştiremezdik.

‘Girişimci Devlet’le Mazzucato, devletin ekonomideki rolüne ilişkin tartışmayı ideolojiden uzak bir yaklaşımla yeni bir çerçeveye oturtmayı ve kamu kurumlarının toplumsal ve ekonomik değişime öncülük etme rolü üzerine dinamik bir müzakere başlatmayı amaçlıyor.

Mazzucato’nun kapsamlı değerlendirmesi masallarla gizlenen bir gerçeği önümüze seriyor: Size ne anlatılırsa anlatılsın, iPhone’dan Google arama motoruna kadar dünyanın en popüler ürünlerini özel şirketlerin değil, vergi mükelleflerinin finanse ettiğini unutmayın.

  • Künye: Mariana Mazzucato – Girişimci Devlet, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 320 sayfa, 2021

Julian Stallabrass – Çağdaş Sanat (2021)

 

Julian Stallabrass’tan, sanat-siyaset ilişkisi üzerine sağlam bir eleştirel analiz.

Kitap, çağdaş sanat dünyasının 1989 ve sonrasında yaşanan küresel olayların ardından devletlerin ve şirketlerin güdümünde nasıl nasıl adım adım yozlaştığını gözler önüne seriyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından devreye giren yeni dünya düzeni, sınır tanımayan bir serbest ticaret rejimini uygulamaya koyarken, çağdaş sanatı da derinden etkiler.

Sermayeyle birlikte dolaşımı serbestleşen sanat, giderek dev küresel şirketlerin, korporasyonların denetimine açılır.

Bu süreçte sanat da, sanat kurumları da temelden dönüşür: başka başka kentlerde şubeler açan müzeler giderek mağaza zincirlerini andırır; dev şirketlerin logoları ile müzelerin logoları, sanatçı isimleri ile marka isimleri, pazarlama stratejileri çerçevesinde birbirine karışır.

Dev sergiler, imajlarını tazelemek isteyen devletlere, kentsel dönüşüm projelerini satmak isteyen yerel yönetimlere aracılık eder.

Kimlik, farklılık, melezlik, “sınırların aşılması” gibi temalar etrafında örgütlenen bienaller de, yeni dünya düzeninin gösterilerinden biri olmaktan öteye gidemez; diğer sanat kurumları gibi, zamanla şirketlere özgü bir kurumsal yönetim disiplininin, “sanat yönetiminin” etkisine girer.

İşte ‘Çağdaş Sanat’ da, küreselleşmiş dünyanın kültürel çoğulluk görüntüsünün ardındaki Batı merkezli homojenliği, “sınırsız serbestlik” şiarıyla maskelenen sansür ve dışlama mekanizmalarını açıklıyor.

Çağdaş sanatın, devletlerin ve şirketlerin güdümündeki seyrini izliyor.

  • Künye: Julian Stallabrass – Çağdaş Sanat: Bir Tarihçe, çeviren: Esin Soğancılar, İletişim Yayınları, sanat, 200 sayfa, 2021

Mariana Mazzucato – Her Şeyin Değeri (2020)

Kapitalizm, ürettiklerimize değer biçmez, onları gasp eder.

Kapitalist bir dünyada değerin gerçek anlamına ilişkin kavrayışımızı yitirmişizdir ve o nedenle de gerçek üreticiler ve onların ürettiklerinin değerini belirleyemiyoruz.

Bu işi, bizim yerimize kapitalizm üstlenir.

Peki, modern kapitalizmde, değer yaratma nasıl işler ve daha da önemlisi bu akıl ve vicdan dışı değer biçmeye nasıl bir alternatif getirebiliriz?

Değer kavramını çok yönlü bir bakışla tartışmaya açan Mariana Mazzucato, kapitalizmde esas hedefin üretmek değil, üretilen değere el koymak olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Finanstan büyük ilaç sanayisine ve enformasyon teknolojisine kadar uzanan yazar, bir zamanlar ekonomik düşüncenin ana payandası olan değer kavramının anlamının ve taşıdığı önemin yerinde yeller estiğini gösteriyor.

“Asıl zenginlik nereden kaynaklanıyor?” sorusunun yanıtını arayan Mazzucato, değeri hangi etkinliklerin yarattığını, hangilerinin gasp edildiğini ve hangilerinin tahrip edildiğini ortaya koyuyor.

Yazara göre, bu sorulara yanıt vermemiz büyük önem taşıyor.

Zira mevcut asalak sistemin yerine sürdürülebilir, ortaklaşa yaşamaya müsait bir sistem getirmenin tek yolu, bu sorulara verdiğimiz cevaplardır.

‘Her Şeyin Değeri’, bizi nasıl bir dünyada yaşamaya karar vermemiz gerektiği üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Mariana Mazzucato – Her Şeyin Değeri: Küresel Ekonomide Üretenler ve El Koyanlar, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2020

David Harvey – Kent Deneyimi (2016)

Kentin tarihsel örgütlenmesini eleştirel bir bakışla irdeleyen bir eser.

David Harvey, kapitalist gelişme tarihinde kent süreçlerinin rolünü, emek fazlalarının nasıl üretilip fiziksel ve sosyal altyapı üretiminde kullanıldığını, kentteki yerel emek piyasaları meselesini, kentin sınıfsal sınırlarını ve kentin politik stratejilerini tartışıyor.

  • Künye: David Harvey – Kent Deneyimi, çeviren: Esin Soğancılar, Sel Yayınları

Ben Clift – Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi (2019)

Karşılaştırmalı siyasal ekonomi hakkında sağlam bir analitik çerçeve arayanlara bu kapsamlı çalışmayı öneriyoruz.

Ben Clift, karşılaştırmalı siyasal ekonomiyi, siyasal ekonomi alanındaki kilit kavramlardan ve kuramsal tartışmalardan yola çıkarak açıklıyor ve böylece karşılaştırmalı yaklaşımın zaman içinde geçirdiği dönüşümü ayrıntılarıyla kayda alıyor.

Karşılaştırmalı siyasal ekonominin klasik siyasal ekonomideki kökenlerini irdeleyerek kitabına başlayan Clift, ardından karşılaştırmalı siyasal ekonominin uluslararası siyasal ekonomi, disiplinsel politika, kurumsal analiz, çıkara dayalı analiz, düşünsel analiz, devlet, kapitalizm ve refahla ilişkisini ele alıyor.

Clift ayrıca, karşılaştırmalı siyasal ekonomiyi sistematik bir şekilde uluslararası siyasal ekonomi alanına bağlayarak birbirine yakın bu iki alan arasında daha sıkı bir etkileşimi savunuyor.

Zengin kuramsal değerlendirmeler ve gözlemler barındıran çalışma, siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler alanında araştırma yapanlar ile lisans ve lisans üstü öğrencileri için önemli bir kaynak.

  • Künye: Ben Clift – Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi: Devletler, Piyasalar ve Küresel Kapitalizm, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 400 sayfa, 2019

Peter Fleming – Homo Economicus’un Ölümü (2019)

Süregelen toplumsal ve ekonomik kriz homo economicus’un çöküşüyle mi ilişkili?

Peter Fleming, yeni karanlık çağ olarak tanımladığı, tümüyle ekonomikleşmiş bu çağın yetkin bir fotoğrafını çekiyor ve homo economicus’un ekonomistler ve kapitalistler tarafından devlet, iş, hatta aile aracılığıyla toplumu yönetmek için nasıl kullanıldığını güncel örneklerle ortaya koyuyor.

Hâkim kapitalist toplumların yapısını “enkaz ekonomisi” olarak tanımlayan Fleming, neoklasik iktisatçıların rasyonel, rekabetçi ve tükenmeyen enerjisiyle ideal çalışanı temsil ettiğini söylediği homo economicus figürünün artık miadını doldurduğunu belirtiyor.

Yazar, gerçek hayatta bilişim teknolojisinin özgürleştirici etkilerini bir türlü hissedemeyen, yalnız kalmış homo economicus’un, borç yükü altında ezildiğini, güvensiz çalışma koşullarında ayakta kalmaya çalıştığını, birikim yapma hedefinden git gide uzaklaşıp artık tek derdinin çocuğunun okul masraflarını ve giderlerini karşılamak olduğunu söylüyor.

Yazar, daha iyi bir yaşam yaratmak için, hayatın tüm alanlarına sızan, dur durak bilmeyen yarışma ve biriktirme arzusuna son vermemiz gerektiğini gözler önüne seriyor.

Fleming kitabının son bölümündeyse, para saplantısı zehrinin toplumdaki tüm çatlaklara sızdığı, külliyen ekonomikleşmiş bir çağda direnme ve çatışma sorununu ele alıyor ve bu durumda neler yapabileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Peter Fleming – Homo Economicus’un Ölümü: İş, Borç ve Sonsuz Birikim Efsanesi, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 344 sayfa, 2019

David Harvey – Marx, Sermaye ve İktisadi Aklın Cinneti (2017)

Kapitalizmin iktisadı aklı dur durak bilmiyor; önüne çıkan her şeyi tuzla buz eden bir cinnet hali içinde.

Buna karşı ne yapabiliriz, elimizden gelenler nelerdir?

David Harvey’in bu kitabında gösterdiği gibi, bu konuda yapabileceğimiz ilk şey, kapitalizm hakkındaki kavrayışımızı artırmak, onun gündelik hayaten ince detaylarına sinsice sızmış egemenliği konusunda daha çok bilinçlenmektir.

Harvey, kitabında, tarihsel ve güncel gelişmelerle örülmüş bir bakışla, şu soruların yanıtlarını arıyor:

  • Sermayenin ekonomik sisteminin ardındaki mantık nasıl işler?
  • Sermaye gündelik hayatın en ince ayrıntılarına nasıl sızdı?
  • Sermayenin egemenliğine karşı örgütlenme ve direnme imkânlarımız nelerdir?

Harvey, bu sorulara yanıt ararken, Ekim Devrimi’nin 100. yılına girdiğimiz bu dönemde, bizi, geleceğe yön verebileceğimiz başkaldırıların koşul ve imkânları üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: David Harvey – Marx, Sermaye ve İktisadi Aklın Cinneti, çeviren: Esin Soğancılar, Sel Yayıncılık, siyaset, 239 sayfa

Neil Smith – Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekân Üretimi (2017)

Coğrafya, mekân, doğa, sosyal teori ve tarih alanlarında çalışmalar yürüten Neil Smith, eleştirel coğrafyanın önde gelen isimlerinden biri olarak biliniyor.

‘Eşitsiz Gelişim’ ise, Smith’in, siyasetin coğrafyasını ve coğrafyanın siyasetini konu edindiği, yakın zamana kadar aralarında ciddi anlamda ilişki gelişmemiş bu iki düşünsel geleneği birleştirdiği önemli bir kitap.

Henri Lefebvre’in ‘Mekânın Üretimi’nde bıraktığı yerden tartışmaya devam eden Smith, doğa ideolojisini, doğanın üretimini, mekânın üretimini, coğrafi farklılaşmanın ve eşitlemenin diyalektiğini, mekânsal ölçek ve sermayenin hareketlerini ve sermayenin yeniden yapılandırılmasını tartışıyor.

Sermayenin egemenliğinde coğrafi mekânın son yıllarda daha önce görülmedik ölçüde yeniden yapılandırıldığını belirten Smith, Üçüncü Dünya’nın sanayileşmesi ve yeni uluslararası işbölümünün, artan milliyetçilik ve yeni savaş jeopolitiğinin kapitalizmin coğrafyasından bağımsız gelişmeler olarak düşünülemeyeceğini söylüyor.

Coğrafi mekânın yeniden yapılandırılmasını motive eden teorik mantığı açığa çıkaran çalışma, bu yönüyle eleştirel mekân teorisine nitelikli bir örnek.

  • Künye: Neil Smith – Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekân Üretimi, çeviren: Esin Soğancılar, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 332 sayfa